Devlet Senfoni Orkestraları ve Genel Durum


Sonbahar geldi ve Senfoni Orkestralarımızın yeni sezon programları belli oldu.

Devlete bağlı 5 Senfoni Orkestrası da ellerindeki imkanlar çerçevesinde oluşturdukları sezon programlarını klasik müzik severlere sosyal medya hesaplarından ve internet sitelerinden duyurmaya başladılar. Dışarıdan son derece rutin bir iş gibi görünen, bir orkestranın senelik sezon organizasyonu aslında oldukça zor bir çalışmadır. Hele bizim ülkemizde.

Bu konuda herhangi bir araştırmam yok, ancak deneyimlerim ve tahminlerim üzerine kesinlikle söyleyebilirim ki, ülkemizde en az bütçe ile maksimum verim alınmaya çalışılan kurumlar arasında, Sanat Kurumlarımız başı çekmektedir. Bazen eldeki imkanlara rağmen ortaya çıkan sonuçlara bakınca, yapılanın gerçekte bir işletme mucizesi olduğundan bile bahsedilebilir.

Geçmişte sanat kurumlarımızın, sert şekilde eleştirilere maruz kaldıklarını sosyal medya tartışmalarında görmüştük. Birçok konuda eleştirildiler. Hatta aldıkları düşük ücretler için çok bile denildi. Bazıları, çalışmadan para kazanıyorlar iddiası ile performans sistemi gibi bence son derece yanlış uygulamaları dahi gündeme getirdiler.

Eleştiri sanatın önemli bir parçasıdır. Eğer hoşnut olunmayan veya eleştiriye açık bir durum var ise ve hele ki durum bir devlet kurumunu ilgilendiriyorsa, kafa yorulması gereken kişiler değil sistem olmalıdır. Sıkıntının asıl kaynağı her zaman sistemdir ve o sistemi yönlendirenlerdir. Eğer teşhisi doğru koyabilirsek tedavide bir sorunumuz olmayacaktır.

Hiçbir kurum bünyesine işine yaramayacak liyakatsiz bir sanatçı almak istemez. Ama buna engel olunamıyorsa sorun alınan kişide değil, alan kişilerdedir. Bunu belirleyen de sistemdir.

SINAV SİSTEMİ VE JÜRİ

Düzgün ve liyakat sahibi sanatkarlara sahip olmak ve kurumları isim haline getirmek dünyada yeni keşfedilmiş bir durum değil. Bunun için bilinen bazı sınav şekilleri vardır. Öyle perde arkasında çalmaya falan da gerek yoktur.

Basit bir örnek vermek gerekirse; bir orkestraya hangi enstrüman için alım yapılacaksa yapılsın o sınava orkestra üyelerinin tamamının katılımı sağlanmalıdır.

Zira orkestra üyeliği demek, büyük bir enstrümanın parçası olmaktır. Araya katılacak yeni parçaların, diğer parçalarla uyum sağlayıp sağlamayacağına, enstrümanın geri kalan parçalarının tümü tarafından karar verilmelidir. Bu ve benzeri çoklu jüri sisteminin uygulandığı sınavlarda asla bir kayırma veya haksızlıktan bahsedilmesi mümkün olmamaktadır. Almanya’da A ve B sınıf orkestraların neredeyse hepsi çoklu jüri sistemi ile orkestra sanatçısı seçmektedir. Yani alınacak icracı hangi enstrümanı çalarsa çalsın, tüm orkestra üyeleri sınav jürisine dahil olabilmektedir. Kısacası müzik gibi zamana karşı yapılan soyut bir sanat alanında, ne kadar çok anlayan kulak değerlendirmeye katılırsa, hata yapma payı o kadar azalacaktır. Veya liyakatsiz bir adayın tanıdık baskısı ile savunulması kişisel bazda seçiciler tarafından imkansız hale gelecektir.

Sınav sonrasında ise, kazananlar için, uzun ve detaylı bir deneme süresi de eklerseniz, kabul edilen adayın orkestraya mesleki uyumunun yanı sıra sosyal uyumunu da gözlemlemiş ve değerlendirmiş olursunuz. Bu sayede iyi bir sanat kurumu olma yolunda en önemli süreç aşılmış olacaktır. Sonradan işe yaramaz performans sistemi gibi çözümlere başvurmaya hiç gerek kalmaz.

MEVZUAT SORUNU

Elbette bu sınavlar için yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulacaktır. Ki işte kara mizah diyeceğimiz husus da burada başlamaktadır. Nedir bu husus:

Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası dışında ne İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasının ne İzmir Devlet Senfoni Orkestrasının ne Antalya Devlet Senfoni Orkestrasının ne Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının, ne de Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrasının herhangi bir hukuki mevzuatları bulunmamaktadır. Yanlış okumadınız, CSO haricinde hiçbir orkestranın kuruluş kanunu, personel kanunu, disiplin yönetmeliği ve sanatçı sınav yönetmeliği bulunmamaktadır. Onun yerine geçecek genel bir orkestra mevzuatı da bulunmamaktadır. Peki durum bu güne kadar nasıl sürdürüldü derseniz karşınıza, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün elde olan tek mevzuat ile, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası mevzuatı çıkacaktır. Tüm orkestralara da bu mevzuat uygulanmaktadır.

Bu durumun CSO hariç diğer senfoni orkestralarımız için kanunen ne kadar sıkıntılı olduğundan bahsetmeye gerek yok. Hukuken bu durumun tek bir anlamı var aslında; kağıt üzerinde sadece CSO’nun var olduğu. Diğer 4 senfoni orkestramız, maalesef kanun nezdinde yoklar.

Bazı iddialar var, “Diğer senfoni orkestraları CSO kanununa tabidir” diye. Ben çok araştırdım bulamadım. Eğer kanun veya yönetmelik olarak yazıldıysa” ki yönetmelik olamaz zira yönetmelik için ortada ilgili bir kanun olması lazımdır” bu maddeye erişimin Bakanlığın internet sitesinde mevzuat başlığı altında erişiminin sağlanabilir olması gereklidir.

Mevzuat konusu şimdilik bu kadar yeter, Gelelim senfoni orkestralarımızın mekan ve kadro durumlarına:

MEKAN VE KADROLARDA DURUM

Dünyada senfoni orkestrası denilince akla 90 ile 120 kişi arası bir icracı topluluğu gelmektedir. Bu sayılar çalınan eserin dönemi ve bestecinin isteği doğrultusunda değişkenlik gösterebilir. Bazı orkestralar ise bulundukları bölge veya şehirde hem düzenli senfoni konserleri hem de opera bale temsilleri gerçekleştirirler. O zaman bu kadro sayısı 150 ya da 160’ları bulabilmektedir. Staatskapelle Dresden gibi (toplam kadrolu 150 sanatçı).

Ülkemizde bu durumda bir orkestra olmadığı için konuyu normal ortalama bir orkestra üzerinden ele alacağım.

Yukarıda verdiğim orkestra başına 100 ila 120 sanatçı sayısı bana ait bir rakam değildir.

Yaptığım araştırmalarda belirlediğim, belli başlı 20 orkestranın ortalamasının sonucudur. Elbette kadro büyüdükçe tını zenginliği de artmakta. Ancak bu sayıda bir orkestradan bahsetmek için tınıyı ve çıkacak desibel seviyesini olumlu anlamda seyirciye yansıtacak mekan yani konser salonu ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

Konser salonları aslında orkestra sanatçılarının ikinci enstrümanıdır. Akustiği iyi bir salonda icracının enstrümanı da çalışı da büyür, tınısı zenginleşir ve seyirciye mümkün olan en iyi şekilde duyuş olanağı sağlar. Kötü bir salon ise ne kadar iyi çalarsanız çalın size ait tüm tınıyı kapatır, hatta sizden deyim yerindeyse tınınızı çalar ve akustik kalitesi(zliği) oranında seyirciye sesinizi eksik yansıtır. Bu tür salonlarda asla akustik enstrümanlarla verim alınamaz.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında hangi orkestramız hem kadro hem de salon bakımından olması gereken şartlara sahip bir bakalım.

Aşağıda güncel Devlet Senfoni Orkestralarımızın kadro sayılarını veriyorum. Elbette -/+ bir iki sayı farkı olabilir ama önemli derece de geneli etkileyecek bir hata payı bulunmamaktadır.

 

Orkestra

Sözleşmeli Sanatçı 4A

4B

Toplam

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası

99

14

113

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası

55

30

85

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası

72

15

87

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası

36

31

67

Bursa Devlet Senfoni Orkestrası

34

33

67

Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası

33

24

57

Toplam

329

147

476

Görüldüğü üzere ideal kadro sayısına sahip tek orkestramız Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası. Ondan sonra İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, üçüncü sırada İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, dördüncülüğü Antalya Devlet Senfoni ve Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestraları ve beşinciliği Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası almakta. Bu durumda görünen o ki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası haricinde ülkemizde gerçek anlamda kadro sayısı baz alındığında, seyircisine dünya standartlarında orkestra tınısı sağlayabilen bir orkestramız maalesef bulunmamakta.

Bu da demektir ki, bu ülke insanı gerçek bir büyük orkestra tınısı duyamamıştır. Bu durum günümüze kadar sürdürülmüş büyük bir ihmal ve umursamazlıktır. Bu sanatın ne kadar kişi ile yapılacağı standartlarla belli iken gereğinin yerine getirilmemesi nasıl açıklanmalıdır bilemiyorum.

Dikkat ettiyseniz yukarıda verdiğim sayısal tabloda iki farklı kadro bulunmakta. 4A ve 4B. Bu sayı ve rakamlar ne ifade ediyor. Kısaca açıklayayım.

657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda 4 rakamı Kanun maddesini, A veya B harfleri ise maddeye ait bendi belirtmektedir. Yani 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. Maddesi A ve B bentleri.

Kanunun 4. Maddesi “İstihdam şekilleri” ara başlığını taşıyor ve şu şekilde açıklıyor;

 

Madde 4 – (Değişik: 30/5/1974 - KHK-12; Değiştirilerek kabul: 15/5/1975 - 1897/1 md.)

Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.

A) Memur:

Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır.

Yukarıdaki tanımlananlar dışındaki kurumlarda genel politika tespiti, araştırma, planlama, programlama, yönetim ve denetim gibi işlerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır.

B) Sözleşmeli personel:

Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Cumhurbaşkanınca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde, ihdas edilen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir.

4B maddesinin sanatçılar için uygulaması bu hükümetin kendince büyük bir keşfi gibi lanse edilmişti. Ancak bu tamamen bir göz boyamadan başka bir şey değildir. Ücretli misafir sanatçı uygulaması yerine getirilen 4B kadrosu için, “en azında 12 ay ücret ödeniyor ve sigortaları yatıyor” denilmekte.

Kültür Bakanlığının 4B ile alım yaptığı diğer meslek gruplarına örnek vermem gerekirse bu kadronun sanatçılar için ne kadar üzücü olduğu anlaşılacaktır. Bu örnekte kaynağım, Kültür Bakanlığının 03,10.2022 tarihli duyurusu. Bu duyuruda 657 sayılı Kanunun 4 Maddesi B bendi kapsamında alınacak 400 Güvenlik Görevlisi ve 100 Temizlik Personelinden bahsetmektedir (https://pgm.ktb.gov.tr/TR-330310/4b-sozlesmeli-personel-alimi-400-koruma-ve-guvenlik-gorevlisi-ile-100-destek-personeli-temizlik-gorevlisi-yedek-adaylarina-duyuru-03102022.html) 07.11-2022 tarihinde saat 20.00’de alınmıştır.

İşte Kültür Bakanlığının sanatçılarla bir tuttuğu meslek grupları burada görülmektedir. Burada Bakanlığa 4B yerine gerçek sanatçı kadrosu olan 4A yı neden gündeme getirmediğini sormak lazım. Yukarıdaki tabloya göre 147 kişi olan bu kadro ihtiyacını karşılayamayan bir bakanlığın neyi başarabileceğini merak ediyorum. Her zaman diyorum asıl konu niyettir. Olmaması gereken bir kadro derecesini sanatçıya layık görüp bundan çıkarım sağlamak bunu dahiyane bir buluş gibi sunmak ne derece doğrudur, bunu tamamen okuyucuların vicdanına bırakıyorum

Gelelim konser salonu meselesine.

Bilindiği gibi Ankara’da yılan hikayesine dönen bir CSO Salonu ve İstanbul’da uzun süre sürüncemede bırakılan bir Atatürk Kültür Merkezi konuları vardı. Neyse ki mevcut iktidarın inşaat sevgisi ve gösteriş merakı bir işe yaradı, hem CSO Konser Salonu hem de Atatürk Kültür Merkezinin bitirilmesine vesile oldu.

CSO’nun yeni salonu akustik ve seyirci kapasitesi olarak yeterli. Ancak org yaptırılıp yerleştirilmediğinden her hangi bir orglu eserin çalınma imkanı da bulunmamaktadır. Eğer org eklenecekse halihazırda bulunan mimariye ek bir uygulama yapılması gerekeceğinden, çıkacak maliyet yeri hazır bir orgun maliyetinden yüksek olacaktır.

İDSO'NUN DURUMU

İstanbul Atatürk Kültür Merkezi mimari ve mühendislik olarak Opera ve Bale için mükemmel bir teknolojiye sahip ( döner sahnesi bulunan tek opera ve bale sahnesi ve sazı mekanik işleri henüz tamamlanma aşamasında). Ancak binanın İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası açısından büyük bir problemi var.

Binada İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası için inşa edilmiş bir sahne ve prova alanı mevcut değil. Sadece Opera ve Bale ve Tiyatro için ayrı sahneleri bulunan milyarlık yapıda, İDSO hangi sahne ne zaman müsait ise ancak o zaman konser verebilmekte. Bir senfoni orkestrası için son derece sıkıntılı bir durum. Yıkılan eski AKM’de kendine ait bir konser salonu bulanan Türkiye’nin bu değerli kurumunun yeni yerinde üvey evlat muamelesi görmesi bence kabul edilebilecek bir durum değil.

Bu proje kabul edilirken Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğü neredeydi ben şahsen çok merak etmekteyim.

İDSO’nun en basitinden bir Cumhuriyet Bayramını Kutlama Programı için dahi, (salonun Limak Orkestrasına tahsisi yüzünden) konser yapacak mekân bulamaması dışında işler şimdilik yolunda gitmekte diyelim. Provalarını Opera için hazırlanmış kayıt stüdyosunda, konserlerini ise boş sahne bulabildikleri zaman gerçekleştirebilen İDSO için bu durum uzun vadede sürdürebilir olmaktan çok uzak.

ŞANSLI İZMİR

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası da salon konusunda şanslı bir kurum. 2008 senesinde sanat hayatına katılan içerisinde bir büyük salon ve bir de oda müziği dinletileri için küçük salonu bulunan Büyükşehir Belediyesi'ne ait Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezinde faaliyetlerine devam edebiliyorlar. Her iki salonun da akustiği çok iyi. Kulağa olduğu kadar mimari olarak da göze hitap eden binanın en büyük handikabı yerinin merkeze uzak olması. Bina İzmir Büyükşehir Belediyesine ait. Bakanlığın ve doğal olarak İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nın kendi binası değil. Gerçekte misafir konumundalar.

ANTALYA DA MİSAFİR

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası da Antalya Büyükşehir Belediyesinin Atatürk Kültür Merkezinde konserlerine devam ediyor. Akustik olarak yetersiz salonda orkestra üyelerinin çalışma odası dahi bulunmuyor. Sahne gerisini ve yanlarını sınırlamak için kullanılan perdeler ayrıca yüksek sahne tavanı orkestranın tınısını olumsuz anlamda etkiliyor. Önceden ahşap perdelemeler ile bu sorun nispeten çözümlenebilirken bu perdeleme mekanizmasının arızalanması nedeniyle şimdiki kuru akustiğe mahkum kalınmış. Elbette binanın Antalya Büyükşehir Belediyesine ait olması ve Orkestranın o binada misafir olması sebebiyle öncelik Belediyenin organizasyonlarına tanınmakta. Bu da bazen orkestranın önceden duyurduğu ve sanatçı anlaşmaları yaptığı konserlerini iptal etmesi anlamına geliyor ki bu da kabul edilebilir bir durum değil.

BURSA

Gelelim Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrasının konser verdiği Bursa Merinos Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi binasına. Burası da Büyükşehir Belediyesine ait ve Kültür Bakanlığı BBDSO için kira ödemekte.

Kültür Merkezinin internet sitesine girdiğinizde sizi şu cümle karşılıyor: “‘’ Tesislerimiz dünya standartlarında birçok salon ve alandan oluşmaktadır. Merinos AKKM'de, Kongre, Toplantı, Sempozyum, B2B, Tiyatro, Seminer, Panel, Konser, Davet, Kokteyl, Opera Bale, Show ve daha birçok etkinlik için uygun alanı bulabilirsiniz. Sadece ihtiyacınız olanı seçin ve rezervasyon yapın. Hepsi bu”

Para kazanma amaçlı inşa edilen binada BBDSO yine misafir rolünde. Kültür Merkezinde orkestranın konser verebileceği biri büyük ‘’Osmangazi Oditorium’’ diğeri küçük ‘’Orhangazi Oditorium’’ salonları bulunmakta. Bazen Kültür Merkezi yönetiminin konser öncesi salon değiştirdiği bu yüzden sorun çıkabildiği bilinmekte. Çalışma odalarının da yeterli sayıda bulunmadığı ve provaların seminer salonlarında yapıldığını düşünürsek bir orkestra için asla hayal edilen bir çalışma tarzı değildir bu durum. Ancak bir turne ortamında katlanılabilinecek bu ortamın sürekli olması son derece sıkıntılı bir durum maalesef.

ÇUKUROVA

Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası ise 1938'de bir Halkevi olarak inşa edilen ve Adana Büyükşehir Belediyesine ait Tiyatro ve Konser Salonunda konser ve çalışmalarını sürdürmekte. 1992 yılında kurulan Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası da ilk konserini burada vermiş ve o tarihten itibaren bu binada konserlerine devam etmekte. Akustik ortamı son derece zayıf salonun çalışma mekanları da maalesef yetersiz. Binanın iki farklı kurum tarafından kullanılması, bunun dışında Belediyenin de bazı konser ve programlar için salonu kiraya vermesi bir orkestra için son derece sıkıntılı bir durum.

Toparlarsak Devlet Senfoni Orkestraları içerisinde mekan olanakları en rahat ve ideale yakın görüneni Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'dır. Ancak onun da salonu kullanma konusunda bağımsız olmadığını, CSO Ada diye adlandırılan kompleksin bir koordinatörlüğe bağlı olduğunu biliyoruz. Aynı koordinatörlük durumu İstanbul Atatürk Kültür Merkezi için de geçerli. Burada en önemli sorun salon işletmesi hususunda orkestraların öncelikle bir koordinatörlük engelini aşması gerekliliğidir, ki bu durum salonların tam olarak orkestralara ait olmadığı anlamına gelmektedir.

Görünen odur ki orkestralarımızı sanatsal anlamda eleştirirken hep yurt dışı örnekler veriyoruz. Ancak onlara sunduğumuz imkanlara bakacak olursak son derece cimri davrandığımız gerçeği ile karşılaşmaktayız.

Yukarıda da bahsettiğim gibi salonlar orkestraların ikinci enstrümanıdır. Ancak akustik olarak yetersiz çok amaçlı salonlarla, orkestralara arzu edilen ikinci enstrüman gerekliliği karşılanamamaktadır.

CSO dışındakilerin kadro sayılarının düşük olması sebebiyle gerçek bir büyük senfoni tınısı da seyirciye sunulamamaktadır. Çalışma mekanlarının hiç olmaması ya da yetersiz olması, prova dışı kişisel ve birlikte çalışma veya grup çalışmalarını da aksatmaktadır. Örnek olarak bir tromboncunun veya trompetçinin ya da bir nefesli çalgı grubunun evde çalışamayacağını düşünürsek ,ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

BAROK ENSTRÜMAN VE TELİF SORUNU

Bitmedi. Orkestralarımızın çoğunda çembalo/klavsen veya çelesta tarzı enstrümanlar (pozitif org veya duvar orgundan bahsetmiyorum bile) dahi bulunmamaktadır. Bu da repertuar konusunda belirleyici bir rol oynamakta, barok dönem veya erken klasik dönem eserlerin icrası hususunda sıkıntı çıkarmaktadır. Çok ihtiyaç olduğunda bu iş elektronik piyanoların taklit sesleri ile halledilmekte ama bunun ne kadar amatörce bir çözüm olduğundan bahsetmeye gerek var mı bilemiyorum.

Daha bitmedi. Devlet Orkestralarının bir de telif hakları sorunu bulunmakta. Ünlü ve büyük Edisyon firmalarının ülkemizde hukuk büroları ile anlaşmaları sonucunda gündeme gelen, ancak Kültür Bakanlığının bu konuda yeterli ödenek sağlamak konusunda isteksiz davrandığı, son derece ciddi bir mesele. Orkestralarımızda, Shostakovich, Prokofiev, Schnittke ve benzeri yakın çağ ve çağımız bestecilerinin eserlerine yer vermek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bakanlığın bu konuda “telif gerektiren eserlerden uzak durun” tarzı bir mesajı sözel olarak yönetimlere ilettiği bilinmekte. Bunun sağlamasını zaten telif gerektiren bestecilerin orkestraların sezon programlarında ne kadar az görüldüğünden anlamamız mümkündür.

Son söz;

Mevzuat yok,

Salon yok,

Kadro yok,

Enstrüman eksik,

Telif ödemesi yok!

Yine de inanın ortaya çıkan sonuç tam bir fedakarlık örneğidir. Her ortamda Avrupa ile kıyasladığımız orkestralarımızdan daha fazlasını beklememiz için, biraz da onlara sağlanan olanakları gözden geçirmemiz, gerçekçi bir bakış açısı için en doğrusu olacaktır. Bu kadar olanaksızlığa, dünyada kaç orkestra katlanır bilemiyorum.

Eleştirirken önce çuvaldızla başlamak, son derece yerinde bir hareket olacaktır.

Sonra, bu kadar sorun ortadayken Kültür Bakanlığı ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ne iş yapıyor bunu düşünmeliyiz.

SİNAN DİZMEN

21 Kasım 2022, Ankara