Hayatta bazen bulduğunuz fikir çok özgündür, uygulamaya da geçirirsiniz, hatta bir süre işler ama sonuç hüsran olur. Gelin bunun bir örneğine müzik alanında bakalım.
Bir önceki yazımda Elisha Gray’in patent ofisine Graham Bell’den biraz geç giderek telefonun mucidi olarak tarihe adını yazdıramadığını, ancak sonrasında geliştirdiği müzik aleti ile müzik tarihine geçtiğinden bahsetmiştim. Şimdi ise onun bıraktığı teknolojik mirası kullanarak belki de tarihteki en ağır ve en pahalı elektronik enstrümanı geliştiren Thaddeus Cahill’den söz edeceğiz.
Sene 1895. Cahill “Telharmonium” adlı cihazın ilk patent başvurusunu yapar. Yaptığı cihaz aslında Elisha Gray’in Müzikal Telgraf’ındaki bazı prensiplere dayanmaktaydı. Patent ofisi başvuruyu kabul etmez ama aynı zamanda avukat olan Cahill bu durumun üstesinden gelir ve patentini alır. Ancak Gray’in cihazını da “Pratikte işe yaramaz. Hiçbir zevk sahibi insan, kalitesiz, sert, dengesiz ve ifadesiz bir müzikten haz almaz.” diyerek acımasızca eleştirir. Büyük ihtimalle bunu, kendi icadının daha iyi olduğunu göstermek ve iki cihaz arasındaki patent farkına dikkat çekmek için söylemiş olabilir.
Telharmonium bir sahne enstrümanı olarak icat edilmemişti. Telefon hatlarını kullanarak abonelik sistemiyle evlere, otel lobilerine, restoranlara müzik iletmek için tasarlanmıştı. Bir çeşit radyo öncesi müzik yayın sistemiydi. MkII modeli 200 ton ağırlığındaydı ve maliyeti yaklaşık 200.000 dolar civarındaydı.
Çok ayrıntıya girmeden cihazın işleyiş mantığından bahsedeyim:
- Telharmonium’da her sesi kendi etrafında dönen metal diskler üretir. Metal diskler bir dinamo sayesinde döner. Diskler dönünce manyetik dalgalanmalar oluşur, bu dalgalar elektrik akımına dönüşür.
- Her disk bir perdeye karşılık gelir. Birden fazla disk kombinasyonu ile farklı armonikler elde edilir.
- Elde edilen elektrik sinyalleri dönemin telefon hatları ile taşınırdı. Normal hoparlörler henüz icat edilmediği için ses, telefon ahizesine benzeyen cihazlarla üretilirdi.
- Telharmonium aynı anda birden çok sesi çalabiliyordu. Üretebildiği sinüs dalgaları sayesinde armonikleri oluşturabiliyor ve keman, org benzeri çalgıların seslerini taklit edebiliyordu. Bu özelliği nedeniyle tarihteki ilk “additive synthesizer” olarak tanımlanabilir.

Çalışma prensibi

Bir perdeyi (frekansı) üreten disklerden bir tanesi (solda). Cihazın rotor ünitesi (sağda) (Kaynak: https://120years.net/).
Aleti çalabilmek piyanistler için gerçekten çok zordu. Klavyesi bir piyano klavyesine benzese de karmaşık kontrol paneline benziyordu. Bu yüzden çalabilmek için özel bir eğitime ihtiyaç duyuluyordu.

1907’de Telharmonic Hall’daki Telharmonium’un klavye kontrol ünitesi (Kaynak: https://120years.net/)
Cahill’in bütün emeklerine rağmen Telharmonium maalesef bir süre sonra kullanımdan kalktı. Devasa büyüklüğü, aşırı yüksek maliyeti, sesin telefon konuşmalarına karışması, radyo teknolojisinin hızla yükselişi ve motorlarının gürültüsü nedeniyle Cahill 1914 yılında iflas etti. Çalgının parçaları hurda olarak satıldı. Kalan parçalar ağabeyi tarafından saklansa da, o da 1958’de öldükten sonra parçalar yine hurda oldu.
Bazen fikirler harikadır, hayata geçiririz ama olmayınca olmuyor. Cahill’in bıraktığı miras elektronik müzik açısından çok önemlidir. Onun mirasını çok iyi değerlendiren bir mucit, bir sonraki yazımızın konusu olacak. Öyle bir çalgı ki bugün bile çok popüler ve hâlâ kullanılıyor. Kısmet…
Deniz Atalay
12 Eylül 2025, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: