KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 12
Reklam
  • Reklam

KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 12

Kanlı Pazar’dan kısa bir süre sonra, 6 Şubat 1905’te Bakü’de yaşanan olay, Kafkasya’daki iki halk arasındaki ilk geniş çaplı etnik çatışmanın kıvılcımı oldu.

12 Mayıs 2020 - 00:04

 

12

1905 DEVRİMİ SIRASINDA KAFKASYA’DA ERMENİ-TÜRK ÇATIŞMASI*

İbrahim Bey, 1905 Devrimi’ni başkent Petersburg’da yaşarken hem despotizme karşı verilen savaşın, hem de sınıf savaşının içindeydi. Kafkasya’da ise etnik savaş her türlü savaşın önüne geçecekti. Kafkasya’yı 1905 yılı boyunca yangın yerine çeviren, Ermenilerle Türkler arasındaki çatışmalar oldu. Ermenilerle Türkler arasında 1905’ten önce de tek tük adam öldürme olayları görülmüştü. Petersburg’daki Kanlı Pazar’dan kısa bir süre sonra, 6 Şubat 1905’te Bakü’de yaşanan olay ise Kafkasya’daki iki halk arasındaki ilk geniş çaplı etnik çatışmanın kıvılcımı oldu.

1905 Azerbaycan

Bakü’de kilisenin önünde toplanmış Ermenilerden biri ansızın vurulunca hemen oradan geçen bir Türk’ü yakalayan polis onu karakola götürmek üzere atlı arabaya atıyor. Ortalığı bir heyecan ve öfke sarıyor. Kuba Meydanı’ndan geçerken bir Ermeni polis arabaya ateş ediyor. Kaçmaya yeltenen Türk’ün öldürülmesi üzerine halk sokağa dökülüyor. Ardından Türklerle Ermeniler arasında kanlı çatışmalar başlıyor.

 

Yalnızca sokaklarda değil, fabrikalarda da karışıklıklar çıkıyor. O günü “bütün halk birbirine karışmış ve herkes silâha sarılmıştı. Kadınlar çocukların ellerinden tutarak bir o tarafa bir bu tarafa koşuyorlar, ancak hiçbir yerden aman bulamıyorlardı” diye anlatan -gazeteci, yazar, şair- Mehmet Sait Ordubadi (1872-1950), şehirde büyük bir yangın çıktığını; Müslüman imaretlerinin dağıtıldığını; hem Müslüman, hem Ermeni dükkânlarının yağmalandığını gözlemlemiş. Ölen ve yaralananların sayısının iki günde 100’ü bulduğu kayda geçiyor. Şehirde düzeni korumakla görevli Rus askerlerin ise kendilerine gelen kavgalara engel olma çağrılarını, havaya ateş açarak halkı dağıtma önerilerini reddettiklerine ilişkin tanıklıklar var.

1905 Neft Baku
 

Olayların dört gün sürmesi üzerine -başkentte başı yeterince dertte olan- Çar, konuyu araştırmak ve uzlaşma aramak üzere bir üst düzey görevliyi Kafkasya’ya gönderdi. Bu görevli, şehrin ileri gelenleriyle de görüştükten sonra Çar’a ayrıntılı ve yansız bir rapor yazdı. Ancak, olaylar yatışmıyordu. Bakü’de ortalık durulmuş gibiyken Nahcivan karışıyor, Nahcivan’ı Erivan izliyordu.

KİMSE ARASINDA DOSTLUK YOK!

Bu arada, Bakü’nün Gürcü Valisi Prens Mikhail Nakaşidze’nin, bütün bu kargaşaya neden olan ilk öldürme olayıyla ilgili açtırdığı soruşturma sonuçlandı. Kilisenin önünde öldürülen Ermeni’nin onu öldürdüğü öne sürülen Türk’ün silâhıyla ölmediğini ortaya çıktı.

Değil Türklerle Ermeniler arasında, diğer Kafkas milletleri arasında bile dostluk olduğunu söyleyemem” diyen Vali Nakaşidze, Mayıs ayında Ermeni milliyetçilerinin terörden yana Taşnaksütyun Partisi üyelerince öldürüldü. Ermenilerle Türkler arasındaki çatışmalar dağ köylerine dek bütün Kafkasya’ya sıçrayarak adam öldürmeler, çarpışmalar, köy yakmalarla sürdü. Farklı beldelerden gelen “Müslümanlara insanî yardım” çağrıları, her seferinde Bakü’de çatışmaları yeniden tetikledi.

Ermeni rakamlarına göre, 1905 çatışmalarında yakılan Türk köyü sayısı ile ölen Türklerin sayısı Ermenilerinkinden fazla. Ermeni- Türk düşmanlığının karşılıklı suikastlara, yağmalara, kundaklamalara, köy yakmalara dönüştüğü bu dönemde kendini güvende bulmayanlar köylerini, kentlerini terk ediyorlardı.

İbrahim Bey’in yeğeni (kızkardeşi Umhanım’ın oğlu) İsabey, bu döneme ilişkin annesinden duyduğu bir olayı anlattı: İbrahim Bey’in babası İsa Bey Haydarov’un bir Ermeni arkadaşı, Türklerin çoğunlukta olduğu Derbent’ten ayrılmaya karar vermiş; ama 18 yaşındaki oğlunu -her nedense- yanında götürmek istememiş: “Sen onu sakla!” diye İsa Bey’e teslim etmiş. Çocuk, birkaç gün İsa Bey’in evinde kalmış. Ama, İsa Bey, kışlada daha güven içinde olacağını düşünerek, almış onu deniz kıyısındaki kışlaya götürmüş, gerçek kimliğini vermeden askerlik eğitimi alması için orada bırakmış. İsa Bey getirdiğinden, gencin kim olduğu sorgulanmamış … Çok geçmeden Şehir Meydanı çevresinde oturan Derbent’in ileri gelenleri, evlerinden çıkıp giderken vurulmaya başlamış. Meydandaki kilisenin çan kulesinden açılan ateşle vuruldukları söyleniyormuş. “Kışladan çıkan biri öldürüyor” söylentileri üzerine İsa Bey, kışlaya gidip oraya bıraktığı genci görmek istemiş. Gencin kaçtığını öğrenince kiliseye gelmiş. Çocuğa şöyle seslenmiş: “Gel buraya! Ben seni kurtaracağım! Babana söz verdim!” “Ben seni de öldürürüm!” karşılığı üzerine deneyimli silâhşör İsa Bey, bir çalımla gencin silahını elinden almış ve onu hançerlemiş.

1905 süresince bütün Rusya’da olduğu gibi Kafkasya’da da grevler ve grevcilerle hükümet güçleri arasında çatışma vardı. Hemen her olay ise Ermeni- Türk çatışması için bir bahane oluyordu.

Bakü’de çoğu Ermeni olan grevdeki tramvay çalışanları işten atılmış, onların yerine askerler getirilmişti. Grevci Ermenilerin buna karşı çıkarak tramvaya ateş açması, ölümlere, yaralanmalara yol açtı. Bu olay iki cemaat arasında yeni bir savaşa dönüşürken Rus ve Gürcü halk da gelişi güzel açılan ateşten paylarını aldı. Olaylar Kasım’da Gence’ye ve Tiflis’e sıçradı ve 1906 yılında da hız keserek bile olsa sürdü.

Kafkasya Genel Valisi Vorontsov-Daşkov bu olaylarda Rus yöneticilerin pasif kaldığını kabul edecekti.

DEVRİM SIRASINDA ÖĞRENCİ OLMAK

1905 yılı, Rusya’da bir yandan her türlü ayrılığın çatışma düzeyine çıktığı, bir yandan da halk kitlelerinin ulusal ve sınıfsal açıdan bilinçlendiği, devrim provasının yapıldığı bir yıl oldu.

İbrahim Bey, 1905 Devrimi sırasında, Petersburg’daki çoğu üniversiteli gibi, devrimin ortasında ve içinde yer aldı. Devrimin başlangıcını ve bitişini yaşadı.

O yıl ülkede normal yaşam durmuş, üniversitelerde de eğitim kesilmişti. İbrahim Bey’in okulunu bitirmesine bir yıl kalmıştı ama kardeşi Ömer Bey üniversite hayatının henüz başındaydı. Tarihçi Adalet Tahirzade’nin Rusya Devlet Arşivlerinden ortaya çıkardığına göre, Ömer Bey Petersburg’da eğitimini sürdüremeyeceğini görünce Almanya’da okumak istemiş. Berlin’de bir üniversiteye aktarılmak amacıyla belgelerinin verilmesi için Petersburg’daki üniversitesine dilekçe yazmış, yanıt alamamış. Rusya’daki arşivlerde, 1905 yılında Berlin’deki dayısının yanından Petersburg’daki ağabeyi İbrahim Bey’e yazdığı bir mektup bulundu. Ömer Bey bu mektupta ağabeyinden dilekçesinin sonucunu izlemesini istiyordu. Ancak, ileriki yıllarda onun da mimar-mühendis diplomasını yine Petersburg’dan aldığını biliyoruz.

Yüksek Mühendis Diploması

İbrahim Bey, Rusya’daki arşivlere göre, 19 Haziran 1907 tarihinde Petersburg Ulaştırma Mühendisliği Enstitüsü’nden diplomasını aldı. Tarihçi Adalet Tahirzade şöyle yazıyor: “O dönemde Rusya yüksek okullarında öğrencinin bilgi ve becerisine uygun olarak diplomalar da çeşitli derecelerde olur ve her derece, sahibini farklı hak sahibi yapardı. İbrahim Bey’in diploması, en yüksek uzmanlık dereceli mühendise verilen diplomaydı.”

Artık, memlekete dönme zamanı gelmişti.

Bu bölümün müziği, 1905’ten Fransa’ya göçeceği 1920’li yıllara dek Sen Petersburg Konservatuarı Genel Müdürü olan besteci Aleksandr Glazunov ’un Keman Konçertosu olsun… Benim tercihim, bu yapıtı, eski bir kayıtta Kondraşin yönetimindeki Sovyetler Birliği Radyo Senfoni Orkestrası eşliğinde kemancı David Oyştrah’tan dinlemek…

https://youtu.be/eSVKBB9FPC4

Bu müziği belki günümüz kemancılarından Hillary Hahn’ı izleyerek dinlemek isteyenler olur: https://youtu.be/jq8oxIgyp8E

İdil Biret’imiz gibi olağanüstü yetenekli bir çocuk olarak müziğe başlayan Hillary Hann’a bu videoda eşlik eden Alman WDR Senfoni Orkestrası’nı yine Rus asıllı bir şef yönetiyor: Şu sıralarda Çek Filarmoni Orkestrası’nın şefi olan Simyon Biçkov, Sovyet döneminde adı Leningrad’a dönüşmüş Petersburg’da dünyaya geliyor; ilk müzik eğitimini adı Leningrad Konservatuarı’na dönüşmüş o eski Sen Petersburg Konservatuarı’nda aldıktan sonra 22 yaşında, cebinde 100 dolarla, Sovyet Rusya’yı terk ediyor.

DEVAMI YARIN

(Gelecek bölüm: Petrolün Başkenti Bakü)

* Bu bölümü yazarken büyük ölçüde yararlandığım kaynak: Nesrin Sarıahmetoğlu, Azerî Ermeni İlişkileri (1905-1920), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006. Değerli tarihçi dostum İrade Memmedli’ye de gönderdiği kaynaklar ve görseller için teşekkür borçluyum.


 


 

Bu haber 903 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Aspendos'ta 20 Haziran'da 7 Tenor Konseri
Aspendos'ta 20 Haziran'da 7 Tenor Konseri
Muammer Sun'un Düşünce Dünyası
Muammer Sun'un Düşünce Dünyası