KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 28
Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 28

28 Mayıs 2020 - 00:05 - Güncelleme: 28 Mayıs 2020 - 14:55

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

28

İBRAHİM BEY KENDİNİ GÜVERTEDEN ATACAK MI?

Geminin kaptanı İbrahim Bey’in yanına geliyor: “Şimdi denizciler aşağıda toplantı yapıyorlar. Gülnihal’i top ateşine tutup batıralım mı yoksa Osmanlı kıyılarına mı ateş açalım, diye tartışıyorlar.” “Öyle bir şey yaparlarsa hemen kendimi güverteden atarım!” oluyor İbrahim Bey’in tepkisi.

Trabzon Konferansı ve İbrahim Bey denince tek bildiğim, oğlunun aktardığı bu anıydı, ta ki Enis Şahin’in Trabzon ve Batum Konferansları ile ilgili çalışmasını okuyana dek. O kitaptan öğrendiklerimi özetlerken bana anlatılan bu anının hangi aşamada yaşanmış olabileceğine ilişkin akıl yürütmeye çalışacağım. Ama, önce Trabzon Konferansı’nın niçin, ne zaman, kimler arasında düzenlendiğine bakmak gerek.

SOVYET RUSYA DÜNYA SAVAŞI’NDAN ÇEKİLİYOR: BREST-LİTOVSK ANTLAŞMASI

Bolşeviklerin Rusya’nın merkezinde yönetimi ele geçirmeleri ülkeye egemen olmaları anlamına gelmiyordu. Yönetimlerini yerleştirebilmek için bir yandan peş peşe bağımsızlığını açıklamış yerel yönetimlerle, öte yandan da tüm karşıdevrimcilerle baş etmek zorundaydılar. Bunun içinse dış güçlerle barış yapmaları gerekiyordu. Dünya Savaşı boyunca hep savaşa karşı çıkmışlar, bu karşı çıkış halktan epeyi destek görmüştü.

Lenin yönetime geldikten hemen sonra savaştan çekilmek için adım attı. Sovyet Rusya olarak, Çarlık Rusya’sının müttefikleri İngiltere ve Fransa’yla ittifak ilişkisine son verdi. Devrilen yönetimin savaştığı Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Bulgaristan’la barış yapmak istedi. Daha merkezî Sovyet yönetiminin kurulmasının üzerinden bir ay geçmişken, 15 Aralık 1917’te, Polonya sınırları içindeki Brest-Litovsk kentinde barış görüşmeleri başladı. Ama Rusya görüşülecek sınırlarda ne ölçüde söz hakkına sahipti? Osmanlılarla görüşecekleri sınırda o sırada sözü tam geçmiyordu. Gürcüler, Ermeniler, Azerbaycanlılar, Güney Kafkasya (Maverayı Kafkas) adıylaTiflis’te ortak bir yönetim kurmuşlardı. Bu durumu gören Osmanlı, Brest-Litovsk’da Ruslarla yapılacak görüşmelere Güney Kafkasyalıları da çağırmıştı, ancak onlardan olumlu tepki gelmemişti.

Brest-litovsk Antlaşması

Osmanlılarla Almanlar Brest-Litovsk’ta Rusya’yla barış görüşmelerini sürdürdüler; ama ne Osmanlı ordusu, ne de Alman ordusu savaşmaya son verdi. Ruslar tüm cephelerden çekilirken Alman orduları Doğu cephesinde yeni bir harekât başlattı; Osmanlı ordusu da Doğu Anadolu’da Rus işgali altındaki topraklarını kurtarmak için harekete geçti. Rus ordusunun çekilme kararından sonra, bu kanattaki askerin zaten önemli bir kısmını oluşturan Gürcülerle Ermeniler, dağılan ordunun silâh ve malzemelerini ele geçirerek kendi askerî birlik, alay ve tugaylarını oluşturmuşlardı. Osmanlılar, bu Ermeni ve Gürcü güçleriyle çarpışarak Mart 1918’de 1914’teki -savaş başlamadan önceki- Osmanlı-Rus sınırına ulaştılar.

Mart 1918’de Brest-Litovsk’ta varılan anlaşma Osmanlıların çıkarına uygundu: Bolşevik hükümet, Rus ordusunu Anadolu’dan çekerek Çarlık Rusya’sının işgal ettiği Doğu Anadolu illerini geri vermeyi kabul ediyordu. Ayrıca, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında (“93 harbi”nde) savaş tazminatı yerine Osmanlılardan alınan Kars, Ardahan ve Batum sancaklarını da koşullu olarak Osmanlılara bırakıyordu: buralarda halk kendi kaderini belirleyecekti: bu sancaklarda yaşayanlar Müslüman Osmanlılar oldukları için buraların Osmanlı’ya bırakılması onaylanmış sayılabilirdi.

TRABZON KONFERANSI

Brest-Litovsk kentinde imzalanan antlaşmayı imzacı ülkelerden başkası tanımadı. Antlaşmayı yok sayanlar arasında Çarlık Rusyasının sınırları içinde olup da Rusya’daki yeni merkezî yönetimi tanımayan Güney Kafkasya yönetimi de vardı.

Güney Kafkasya’da kurulmuş olan geçici yönetim, Ruslarla Osmanlılar arasındaki bu antlaşmanın Kafkasya’yı ilgilendiren bölümünün devletler hukuku açısından geçersizliğini öne sürdü. Sınırın Ruslarla değil, Kafkasya’da artık merkezî Bolşevik yönetimi tanımayan kendileriyle görüşülmesini istedi. Barış görüşmesinin Osmanlı Devleti ile Güney Kafkasya arasında yapılmasını savundu. Osmanlı hükümeti “Biz sizi de Brest-Litovsk’a çağırdığımızda olumlu karşılık vermemiştiniz” demedi; Güney Kafkasyalıların isteğini geri çevirmedi. Asıl amacı Güney Kafkasya’da neler olup bittiğini anlamaktı.

Trabzon Konferansı’nda yaşananları izlemek, yalnızca kahramanımız İbrahim Bey’in rol aldığı bir tarihsel olay olması nedeniyle ilginç değil; son günlerini yaşamakta olsa bile yerleşmiş bir devlet geleneği olan Osmanlı ile geleceği belirsiz genç bir yönetimi karşılaştırmak açısından da ilginç! Daha sonra Cumhuriyet kadrolarını oluşturacak deneyimli Osmanlı bürokratları ile-ne ölçüde iyi yetişmiş olurlarsa olsunlar - henüz devlet olamamış bir yönetimin temsilcilerinin karşılaşmaları açısından da ilginç!

Güney Kafkasya parlamentosu Seym, Osmanlı ile Trabzon’da barış görüşmelerine gidecek heyete üç konuda yönerge verdi: Osmanlılarla Bolşevik Rus hükümetinin yaptığı Brest-Litovsk Antlaşması geçersiz sayılmalıydı: Sovyet Rusya’nın Kars, Ardahan ve Batum’u boşaltıp Osmanlı ile sınırı “93 Harbi” öncesine çekmesi onaylanamazdı. Güney Kafkas parlamentosu Seym’de konu görüşülürken bir Gürcü milletvekili, “Osmanlı için İzmir ne ise, bizim için de Batum odur” demişti. Sınır 1914 Türk-Rus sınırı olmalıydı. Ayrıca, Doğu Anadolu’da, Osmanlı sınırları içinde özerk bir “Türk Ermenistan’ı” kurulmalıydı.

GÜNEY KAFKAS HEYETİ

Güney Kafkasya parlamentosu Seym, Osmanlı Devleti ile bu ilkeler doğrultusunda görüşmeleri sürdürecek temsilcilerini belirledi. Gürcü Akaki Çenkeli’nin* başkanlığında üç milletin (Gürcü, Ermeni, Azerbaycanlı) meclisteki gruplarından on üye Trabzon Konferansı heyetine seçildi. Trabzon’a gitmekle görevlendirilen Güney Kafkas delegasyonunda yer alan on asil üyeden biri İbrahim Bey’di.

Osmanlılarla görüşmeleri yürütecek kişi sayısı, heyet başkanıyla birlikte 11 idi ama delegasyon (heyet)106 kişiden oluşuyordu! Bu durum Osmanlı tarafında “tarihte görülmemiş” olarak nitelenecek, alay konusu olacaktı: “Karşı tarafın tüm ahalisi görüşmelere geldiyse sayıları pek azmış, eğer bu gelenler yalnızca bir heyetse gereğinden çok fazlaymış” denecekti. Ama bu “görülmemiş” durumun bir nedeni vardı: Güney Kafkasyalı milletlerden hiçbiri ötekine güvenmiyordu; hepsi barış görüşmelerinde hazır bulunmak, birbirini izlemek, denetlemek istiyordu. Güney Kafkasya’nın çoğunluğunu Müslümanlar oluşturduğu için 11 asıl üyenin 6’sı Müslüman’dı. Ama asıl üyelerden başka ikinci derecedeki üyeler (çevirmenler, kâtipler,vb), hizmetçi ve korumalarla (muhafızlarla) birlikte toplam 106 kişiyi bulan heyetteki Müslüman sayısı yalnızca 8 idi.** Karşılarındaki Osmanlı heyeti ise hepi topu 9 kişiden oluşuyordu. Başlarında Bahriye Nezareti Erkân-ı Harbiye Reisi (Denizcilik Bakanlığı Kurmay Başkanı) Rauf Bey (Orbay) bulunuyordu.

HEYECANLI YOLCULUK

Trabzon Konferansı, Güney Kafkasya heyeti için daha yola çıkıştan başlayarak beklenmedik olaylarla dolu geçer: Kalabalık Güney Kafkasya heyetinin Trabzon’a gitmek üzere bindiği Karol Karl isimli yardımcı kruvazör Batum’dan demir alır. Ancak Romanya’dan satın alınan geminin kaptan ve mürettebatı Bolşevik’tir. Denize açıldıktan bir süre sonra, yolcularına Karadeniz Bolşevik Askerî Komitesi’nin emrinde olduklarını ve Kırım’a gideceklerini duyururlar. Güney Kafkasya heyeti büyük telâşa düşer. Sonunda, heyettekiler mürettebata rüşvet vererek kaptanı Trabzon’a dümen kırmaya razı ederler.

Trabzon'un işgali

İŞGALDEN ÇIKMIŞ TRABZON

Osmanlı heyeti ile Güney Kafkasya heyeti, işgalden yeni kurtulmuş bir liman şehrinde görüşeceklerdi. Peki, şehir o tarihte ne durumdaydı?

Trabzon Konferansı’nın bitiminden üç gün sonra -17 Nisan 1918’de-, iki Batılı gazeteciyle birlikte şehre gelen gazeteci Ahmet Refik Altınay, şehrin denizden görünümünü şöyle anlatıyor:*** “Karadeniz’in mavi suları sâkin bir nisan güneşinin pembelikleri altında uyanıyor gibi. Şehrin beyaz evleri aydınlık içinde. Sahilde muntazam ve zarif binalar, yeşil çayırlar ortasında küme küme sürüler, narin ve zarif minareler (……..) görülüyor.”

Gemileri limana demirleyen Kuzey Kafkasya heyeti de aynı görüntüyle karşılaşmış olmalı.

Oysa, şehrin içindeki görüntü bambaşkadır. İşgalden yeni kurtulmuş şehir için Altınay şunları yazmış: “Kurtulan pek az bina var. Şehrin en muntazam, en el değmemiş binaları, kayaların dibinde Rum kilisesi, Rum mektebi, Rum mezarlığı ve ekseri Rum evleri. Eski Trabzon, kahraman Yavuz’un gençlik zamanlarına şâhid olan mahalleler, Bizans ve Osmanlı surlarının içi tümüyle tahrip edilmiş. Bu harâbeler içinde denize paralel iki uzun yolun açılmış ve genişletilmiş olduğu görülüyor. Deniz kenarındaki mendirekle harâbeler ortasında açılan yoldan başka yeni bir şey yok. Her şey, her köşe, her sokak, her türbe tahrip edilmiş.”

Sokakta rastladıklarıyla da konuşan gazeteci Ahmet Refik duyduklarını aktarıyor: “Rus idaresi, neredeyse çoğunluğun söylediğine göre, düzgün imiş. Halk yiyecek içecek sağlamakta hiç güçlük çekmemiş. Alkollü içkiler tümüyle yasaklanmış. Ruslar ahaliyi yol inşasında çalıştırıyor, bol bol para, ekmek, şeker ve çay veriyorlarmış. Hattâ Ermeniler tarafından saldırı olduğunda şiddetle yasaklıyorlarmış . Halk Rus idaresinden hiçbir fenalık görmemiş. Fakat Bolşeviklik ortaya çıkınca, iş değişmiş. Rus askerleri subaylarını dinlememeye başlamışlar. İşte o zaman Ermeniler, serbest kalmışlar. Bolşevikliğe eğilimli Rus askerleriyle birlikte yağmacılığa ve bilhassa Türklere zulüm etmeye, ortalığı tahrip eylemeye koyulmuşlar. Osmanlı ordusu yetişinceye kadar her tarafı yakmışlar, yıkmışlar.”

Trabzon'un kurtuluşu

Trabzon’da sönük bir hayat var. Belediye bahçesinin çıplaklığı karşısında, yalnız bir kahvehane var. Burası halkın ve subayların merkezi” diye yazan gazeteci, şehirde Türkçe’den başka Rusça, Almanca, Macarca konuşulduğundan, “Bolşevik meselesi yatışıncaya kadar Osmanlı topraklarından çıkmak” istemeyen Rus vatandaşlarıyla Rus ordusu çekilince serbest kalan Avusturyalı ve Macar esirlerin varlığından söz ediyor.

Ahmet Refik Altınay, şehrin sokaklarının görünümünü ise şu sözlerle dile getiriyor: “Sokaklar teneke eşya, abâ, çizme, Rus kalpakları, araba tekerlekleri, hayvan ölüleri, kiremit yığınlarıyla dolu.(…..) Ufak çocuklar, başlarında sokaklarda bulunmuş Rus papaklar, ayaklarında Rusların yarı bellerine kadar çıkan çizmeleri, çayırlarda oynuyorlar. Sefaletten habersiz, harâbeler ortasında uçurtma uçuruyorlar…”

MAYINLI LİMAN

Kuzey Kafkasya delegasyonunu getiren gemi, 8 Mart’ı 9 Mart’a bağlayan gece Trabzon’a ulaşıp limana demir atar. Osmanlı heyetini getirecek gemi ise, Samsun’a uğraması gerektiğinden, henüz görünürde yoktur.

Savaş sürerken Ruslar işgalleri altındaki Trabzon limanına torpil ve mayın döşemişlerdir. Osmanlı heyeti, bir torpidoyla geleceği limanın bu engellerden temizlenmiş olduğunu bilmek ister. Rus askerleri bırakıp gittikten sonra şehre gelen Osmanlı askerleri limanı temizlemişlerdir ama bununla da yetinilmez. Şehir Rus işgalindeyken Rus gemilerinin kullandığı güvenli geçidi kullanarak limana girmesi için yol göstermek üzere bayraklı bir kayığın heyeti getirecek torpidoyu beklemesi kararlaştırılır.

***

Bu bölümünün sonunda Karmate’den bir Trabzon türküsü dinleyelim: Nayino…

https://youtu.be/RP-AEuZVhdQ

DEVAMI YARIN

(Yarın: Azerbaycanlı, Gürcü, Ermeni ve Osmanlılar Trabzon Konferansı’nda: Kim Kime Karşı? Kim Kimden Yana?)

 

*Akaki Çenkeli, 1874’te soylu bir Gürcü ailesinin oğlu olarak dünyaya gelmiş; Kiev, Londra ve Berlin üniversitelerinde hukuk ve edebiyat okumuş; Menşevik önderler arasında, 4. Duma’da Gürcistan milletvekili olarak yer almış. Maverayı Kafkas hükümetinde ve 26.5.1918’de bağımsızlığını açıklayan Gürcistan Cumhuriyeti hükümetinde dışişleri bakanlığı yapmış; 1921’de Fransa’da iken Sovyetler Gürcistan’da yönetimi ele alınca orada kalmış.

**Heyetteki 8 Müslüman üyenin adları: “Bunlar İbrahim Haydarov (murahhas), Haydar Abaşidze (murahhas, Acar), Halil Has Mehmedov (murahhas), Mehmet Hasan Hacinski (murahhas), Ekber Ağa Şeyhülislamov (murahhas), Mir Yakup Mehdiyev (murahhas) ile birlikte Mehmet Emin Resulzade (müşavir) ve Ahmet Pepinov (kâtip)’dan ibaret idiler.” (EnisŞahin.Trabzon ve Batum Konferansları ve Antlaşmaları (1917-1918) Türk Tarih Kurumu, 2002)

***Ahmet Refik Altınay, Kafkas Yollarında (Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1981), s.7-14

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”


 

Bu haber 1196 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
CSO Konser Salonuna Kavuşabilmenin Sevinci;
CSO Konser Salonuna Kavuşabilmenin Sevinci;
Opera Seçkileri SamDOB Sahnesinde
Opera Seçkileri SamDOB Sahnesinde