Beethoven ve Türkiye:


Beethoven ve Türkiye:

İyi ve Evrensel Olan, Her Yerde ve Her Zaman Büyük

Yıllardır gözlemlediğim kadarıyla Beethoven’in Türkiye’de en tanınan ve sevilen yapıtı 5. Senfoni... Bu yapıt tüm orkestraların repertuarında her zaman hazırdır ve Türk orkestraları neredeyse provasız çalacak durumdadır. Buradaki ana tema o denli biliniyor ve tanınıyor ki, klasik müzikseverlerin cep telefonlarında zil sesi yerine sıkça kullandıklarını görüyoruz.

Avrupa Birliği’nin marşı olarak kabul edilen 9. Senfoni'nin son bölümü de, Beethoven’in çok bilinen, sevilen ve korolu olmasının getirdiği güçlüğe rağmen sıkça seslendirilen bir yapıtı. Son yıllarda yeni opera sahneleyemeyen opera müdürlüklerinin de, ellerindeki kono ve orkestra olanağını 9. Senfoni için kullandıklarını gördük.

Bestecinin orkestralar tarafından daha çok senfonileri seviliyor ve sıklıkla seslendiriliyor. Ardından piyano konçertoları geliyor. Ama ben kişisel olarak Beethoven’in piyano sonatlarını ve oda müziklerini çok seviyorum ve sıkça dinliyorum.

Beethoven eserlerinin Türk orkestralarınca sıklıkla seslendirilmesinde sanırım Cumhuriyet sonrası Türkiye’deki klasik müzik örgütlenmesinde Alman müzik adamlarının görev almasının, ilk yıllarda tüm orkestraların anası sayılan CSO’yu Alman şeflerin eğitip yönetmesinin de önemli bir etkisi var. Beethoven’in yapıtlarında kahramanlık temalarına ve yüce duygulara yer vermesi, bunun müziğe anlaşılır biçimde yansıması da Türk dinleyicisinin kulağına hoş gelmek bakımından etkili olabilir.

Furtwangler’in Türkiye’ye davet edilerek, kendisinden klasik müzik eğitimi verebilecek kurumların oluşturulması konusunda danışmanlığın rica edilmesi, Furtwangler’in işlerinin yoğunluğu nedeniyle gelemeyeceğini belirterek bu görev için ünlü besteci, piyanist Paul Hindemith’i önermesiyle, Beethoven'in eserlerinin daha çok çalınmasına giden yol da açılmış oluyordu.

1935/36 ders yılı döneminde Almanya'dan ünlü besteci Paul Hindemith ile ünlü tiyatro rejisörü Karl Ebert Ankara'da davet edildiler. Verdikleri raporlar doğrultusunda 1936'da Devlet Konservatuvarı kuruldu. Cebeci'deki binanın konservatuvar olarak kullanılmaya başlamasıyla duvarlara asılan ilk tablolardan biri Beethoven'i gösteren ve az bilinen bir resimdi. Bu tablo halen kuruluşundan itibaren üçüncü binasında etkinliğini sürdüren HÜ. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda orkestra koridorunda öğrencilere ve müzisyenlere kendini gösteriyor.

Ankara Devlet Konservatuarı’nda zaman içinde çok sayıda Alman kökenli öğretmen görev aldı. Bunların çoğu, Hitler faşizminden kaçan Yahudi kökenli Almanlardı. 1935'de Paul Hindemith'in önerisi ile tanınmış Alman Orkestra Şefi Dr. Ernst Praetorius Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestranın yöneticiliğine getirildi. Değerli bir orkestra pedagogu olan Praetorius teknik yönden orkestrayı uluslararası düzeye çıkarttı. Orkestra bu dönemde Beethoven'in eserlerini daha iyi tanıdı ve çaldı.

Avrupa’nın savaş dehşetini yaşamaya başladığı 1940’lı yıllarda ünlü Alman orkestra şefi Hermann Scherchen Ankara’ya geldi ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı yöneterek beş gün içinde Beethoven’in dokuz senfonisini açıklamalı olarak seslendirdi. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu'nda verilen bu konserleri dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de dinledi.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na Alman şefler Otto Matzherat ile Gothold Eprahim Lessing de daimi şeflik yaptı. Lessing, başta Beethoven olmak üzere Alman bestecilerin yanı sıra yeni kuşak Türk bestecilerinin pek çok yapıtının ilk seslendirmelerini ve kayıtlarını gerçekleştirmiştir.

20. Yüzyılın büyük piyanistlerinden ve İdil Biret'in de hocası olan Prof. Wilhelm Kempff de 1927-1963 yılları arasındaki 36 yıllık zaman dilimi süresince Türkiye’yi defalarca ziyaret etti. Dinleyici tarafından çok sevildi. Türkiye’de birçok arkadaş edindi ve Atatürk’ün vefatının ardından 1938’de Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü ile şahsen tanıştı. 1963 yılı Kasım ayında, İsmet İnönü, başbakan olduğu dönemde, bütün kabinesini toplayarak Kempff’in Ankara’daki konserine götürecekti.

İsmet İnönü’nün Beethoven’la ilgili ilginç bir yorumu vardı. İnönü, her konser sonrası müzisyenlerle sohbet etmeyi bir alışkanlık haline getirmiştir. Bir sohbet sırasında Beethoven’in kimliği ve kökeni konusu açıldığında bir müzisyen “Beethoven Almandır, dolayısıyla Almanya’nın malıdır” deyince İnönü, itiraz ederek şunları söylemişti:

"Beethoven bütün dünyanın malıdır. Ben onu Alman olarak kabul etmiyorum. Tanrı onu, hususi olarak bütün insanlığa hizmet etsin diye yaratmış. Dolayısıyla aynı zamanda bizim malımızdır."

Nitekim Beethoven'in doğumunun 250. yılında, yayılan salgına karşın Türkiye'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda dünya ülkesinin kutlama amaçlı özel konserler, etkinlik düzenlemesi, yıllar sonra İsmet İnönü'nün görüşünün doğruluğunu ortaya koyacaktı.

Beethoven’i müzikseverlerin yanında geniş kitlelere siyasal anlamda duyuran, Türk kamuoyuna esas mal oluşu Uluslararası Ankara Müzik Festivali'nde Birleşmiş Ankara Orkestraları ve Büyük Koro tarafından icrası sırasında meydana geldi. 1997’de iktidarda kısaca “Refahyol” olarak nitelendirilen Refah Partisi - Doğru Yol Partisi koalisyonu bulunuyordu. Bu koalisyonun Refah kanadının antilaik uygulamalarına ve diğer kanadın da buna alet olmasına büyük tepki vardı. 12 bin kişilik bir salonda üç orkestra ve büyük bir koroyla 9. Senfoninin icrasını dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de izlemesi ve tıkabasa dolu salonu “İşte çağdaş Türkiye” diye selamlaması , dinleyicinin de iktidara sloganlarla gösterdiği tepkinin, koalisyonun yıkılmasında payı olacaktı.

Ankara Devlet Balesi de , bir yıl sonra 1998’de Beethoven’in 7. Senfoni’sini, ünlü Alman koreograf Uwo Scholtz’un koreografisiyle bir neoklasik bale olarak sahneledi. Sonuç görkemliydi. Bu bale Almanya’dan davet alarak turne yaptı. Sergilendiği tüm kentlerde büyük ilgi gördü, olumlu eleştiriler aldı.

Beethoven’in tek operası olan Fidelio, Ankara’daki ilk temsilinden 57 yıl sonra, 1999’da İzmir Devlet Operası tarafından Almanca olarak temsil edildi. Şarkıcıların Almancayı doğru telaffuzları için Alman Kültür Merkezi özel çalışmalar düzenlemişti. Koroyu Bonn Devlet Operası'ndan Georg Achim Földes hazırlamıştı. Sonuç parlaktı. İki ayrı versiyon uvertürü orkestralarımız tarafından zaman zaman seslendirilen bu operayı kutlama amaçlı da olsa 250. yıl için, sahnelemeyi nedense kimse planlamadı.

Beethoven'in 250. yılına “kalıcı” anlamda en büyük katkı, yıllardır devam eden bestecininin eserlerini kayıt sürecini tamamlayan İdil Biret tarafından yapılmış oldu. (Bkz: Andante Sayı: 167, Beethoven 250, İdil Biret 150, Eylül 2020). Son olarak bestecinin “Diabelli Çeşitlemeleri”ni de kaydedip IBA etiketi altında Naxos aracılığıyla uluslararası piyasaya süren İdil Biret, halen Beethoven'in 32 Sonat başta olmak üzere, senfoni transkripsiyonları dahil tüm piyano eserlerini defalarca çalmış ve kaydetmiş bir piyanist olarak kırılması güç bir dünya rekorunu elinde bulunduruyor.

Piyanist Fazıl Say da, Beethoven'in 32 Sonatının kaydını tamamlayıp uluslararası dolaşıma çıkmasını sağlayarak, bu etkinliği gösteren ikinci piyanist oldu. 250. yılda Gülsin Onay da, üç sonatın kaydını yapıp yayımlayarak besteciye olan sevgi ve saygısını gösterdi. (Bkz: http://www.sanattanyansimalar.com/gulsin-onay-dan-olgunluk-donemi-albumu/5391/)

Beethoven hakkında Almanca ve İngilizce olmak üzere kaynak kitap çoktur, ama Türkçe'de sayılıdır. Doğal olarak yabancı kaynaklardan yararlanmakla birlikte, “telif” olarak nitelendirilebilecek kapsamlı tek yerli eser olan Aydın Büke'nin “Beethoven, Müziğin Dönüm Noktası”, 2014 yılında Can Yayınları'nca yayımlandı. Sadece müzik değil tarih meraklıları için de önerilebilecek tek kitap. Vahdet Gültekin'in hazırladığı, daha dar kapsamlı bir “biyografi” çalışması da 2001 baskılı Kastaş Yayını olarak eski kitapçılarda bulunuyor.

Çevirilere gelince, rahmetli Erdoğan Okyay'ın Almanca orijinalinden Türkçeye kazandırdığı Felix Huch'un iki ciltlik çalışması, Genç Beethoven ve Beethoven'in Yetkinlik Çağı, bestecinin akıcı bir romanı olarak nitelendirilebilir. Bu iki cilt, SCAMV Yayınları'nca yayımlandı ve oradan sipariş edilebiliyor. Bir diğer kitap ise Nobel Ödüllü yazar Romain Rolland'ın şiirsel bir üslupla yazdığı Alper Turan'ın çevirisiyle sunulan Beethoven biyografisi Fabula imzasıyla 2015'de yayımlandı. Bu dört kitaptan büyük kitapçı raflarında öncelikle Aydın Büke'nin “Beethoven, Müziğin Dönüm Noktası” kitabı bulunuyor, diğerleri için internetteki sahaf ve kitap sitelerinde araştırma yapmak gerekiyor.

Beethoven, kuşkusuz klasik müzik yaşamı devam ettikçe Türkiye'deki gözde yabancı bestecilerin ön sıralarında yer almaya devam edecek. Çünkü iyi olanlar ayakta kalmayı ve yaşamayı sürdürecek.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

 

Bu yazı Andante dergisinin 1 Ekim 2020 tarihli 168. sayısında, “Başkentten Yansımalar” sayfamda yayımlanmıştır.