Umutsuz şancıların umut veren konseri


Başlığa bakıp da ne oluyor demeyin! Şu anda şan öğrencilerinin hiçbiri geleceğe umutla bakamıyor.

Demoklesin kılıcı, Devlet sanat kurumlarının olduğu kadar, onların da tepesinde... Umutsuzlar, çünkü mezun olduklarında sınavlarına girecekleri, kendilerine sahne ve iş kapısı açacak olan Devlet Opera ve Balesi'nin nasıl bir durumda olacağını bilemiyorlar. Merakla seçimi, sonucunda ne çıkacağını bekliyorlar. Ama bu umutsuz ortama karşın, dinleyenlere umut saçan konserleri verebiliyorlar. Bu çelişkili durumun güzel bir örneğine, 22 Mayıs Cuma akşamı Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Anasanat Dalı Aykut Çınar Şan Sınıfı öğrencilerinin yılsonu konserinde tanıklık ettik.

Aykut Çınar, DOB Solist sanatçısı, Üç Tenor grubu üyesi, işini seven, düzgün aile hayatı olan, yöneticilik özelliklerine sahip, konservatuvarda da görev anlayışıyla ders veren bir tenorumuz. “Ne olacak bu çocukların geleceği?” sorusu onun da kafasını kurcalayıp duruyor. Peki kim bu çocuklar? İşte sınıfın öğrencileri: Dorukan Çakır (Bas-Hazırlık), İlayda Büyükyörük (Soprano-Hazırlık), Dağhan Ergün (Tenor-Lisans 3), Beste Şahin (Soprano-Lisans 3 ), Erdi Can Aybaş (Bariton-Lisans 3), Melisa Gültan ( Kolaratur Soprano- Lisans 2 ), Mehmet Ali Tutar (Bariton-Lisans 4), Metin Bayram (Tenor-Lisans 4)

Hazırlıktaki iki öğrenciye Aylin Uysal, lisans öğrencilerine ise bölüm başkanı Aylin İpekçioğlu piyanoda eşlik etti. Kendi ses aralıklarında değişik renklere sahip gençlerin ortak özelliği, “bağırmadan şarkı söylemeyi öğrenmiş olmaları”ydı. Bu da değişik sınıf ve deneyimlerde de olsalar, şan sınıfı başarısının önemli bir göstergesiydi.

Lisans öğrencilerinin tümü belli bir düzeyi yakalamışlardı.

      

Melisa Gültan, Verdi ve Bellini'den söylediği iki aryada bir kolaratur soprano olarak çok başarılıydı. Tekniği, ses rengi, ajilitesi ve içtenlikli söyleyişiyle umut vaad ediyor. Üstelik zeki bir kız. Bellini'nin La Sonnenbula operasından “Ah!.Non credea Mirarti” aryasında iki bölümün arasındaki minik duraksamaya yaklaşırken, salondaki aşırı tezahürata eğilimli dinleyicinin alkışı basacağını hissetti ve onlara kaşlarını kaldırarak “alkışlamayın” işaretini veriverdi.

Beste Şahin, viyolonsel bölümünü bitirdikten sonra “sahne aşkı” daha ağır basıp bu kez şan bölümüne devam etmeye başlayan bir soprano. Maskeli Balo ile Romeo-Juliet operalarından söylediği aryalarda, volümü, tizlerdeki rahatlığı, kıvraklığı ile göze çarptı. Fiziği ve sahnesi de yerli yerinde.

    

Dağhan Ergün, tatlı ses rengi ve güçlü volümüyle özellikle İtalyan operaları için biçilmiş kaftan bir lirik tenor. Dinlerken rahmetli Ömer Yılmaz'ı anımsadım. I Puritani ve La Boheme'den iki zor aryayı hiç zorlanmadan söyledi. Tam tenor tipine sahip, sahnesi de iyi.

Metin Bayram, sesi dramatik partilere daha uygun görünen bir tenor. Handel'in Jül Sezar Mısır'da operasında özgünü kontralto için olan barok aryada, değişik dönemlere ait şarkıları rahatlıkla söyleyebildiğini gösterdi.

   

Erdi Can Aybaş, yumuşaklık gerektiren, lirik partilerde de kendini gösterebilecek nitelikte tatlı sesli bir bariton. Verdi ve Donizetti'den söylediği iki aryada, sağlam entonasyonu, temiz cümlelemeleri, iyi sahnesiyle kendini kanıtladı.

Mehmet Ali Tutar ise tok sesli tipik bir bariton. Yer yer bas bariton gibi algılanabiliyor. Faust ve Cosi Fan Tutte'den iki farklı tarzda aryada, teknik, volüm, artükilasyon bakımından profesyonel hayata hazır bir görüntü verdi.

Kıvandığımız, güvendiğimiz bu gençlerimizi dinlemeye, arkadaşları ve ailelerinin yanı sıra, opera dünyasından da isimler gelmişlerdi. Şef Rengim Gökmen, bas Mehmet Yılmaz, bas Cem Beran Sertkaya, bariton Arda Aktar, tenor Okan Başel, kızları Beste'yi dinmeye gelmiş olan İpek-Cumhur Böler çifti, bir dönemin parlak tenoru Savaşeri Kolat, rejisör ve öğretmen Erhan Gökgücü gözüme çarpanlar arasındaydı.

***

Bir not: Konservatuvara girişte, camlı kapıda asılı ilanlara bir göz attım. Birindeki “yasaktır” vurgusu dikkatimi çekti ve biraz da canımı sıktı. Bir üniversitede, konservatuvar gibi sanat öğretimi yapılan bir yüksek okulda “Müdürlük” imzasıyla ilan edilen “yasak” doğrusu pek yakışık almıyor. “Ön kapıdan giriş yapılmayacağı”, “Kapının kullanılmayacağı” gibi ifadeler tercih edilebilirdi pek ala.

Sevgili Metin Munzur yerinde değildi, Müdürlük bölümü kapalıydı. Yoksa erkence de geldiğim için kendisini ziyareti planlamıştım. İçerdeki panoda da asılan bu ilandaki ifadenin “sehven” kullanıldığını düşünmek istiyorum.