Librettosu Henri Meilhac ve Ludovic Halévy’nin kaleminden çıkan, bestesi Georges Bizet’in yaratımı, opera repertuvarlarının vazgeçilemez eseri Carmen, bu sezon Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde (ADOB) yeniden sergilenmeye başladı. Dünya prömiyeri 1875’te Paris’te sunulmuş. Ülkemizde ise ilk kez 1948’de Ankara’da, Necil Kazım Akses’in çevirisiyle Türkçe olarak seslendirilmiş. ADOB’da ise orijinal dilde Fransızca olarak sunuluyor.
Esasen Meilhac ve Halévy, Carmen’i Prosper Mérimée’nin aynı adlı kısa romanından esinle libretto haline getirmişler. Mérimée’nin, Bizet’nin ve sinemada Carlos Saura’nın Carmen ile Don José’si üzerine bazı bilgi ve yaptığım yorumlara şu linkten ulaşılabilir: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/modasi-gecmeyecek-carmen/3801/

KONU: Eser 4 perdelik gerçekçi (verismo) türünde bir opera. Konusu kısaca şöyle: Cazibeli bir çingene kızı Carmen, süvari birliğinin genç onbaşısı olan Don José'nin kendisiyle ilgilenmemesine kapılır. Ona, köylü sevgilisi Micaëla'yı ve askerlik onurunu unutturmayı başarır. Biriyle kavga eden Carmen’in kaçmasına yardımcı olduğu için hapse atılan Don José, Carmen'in de dahil olduğu kaçakçılar çetesine katılmak için firar etmiştir. Bir süre sonra Carmen, Don José'yi boğa güreşçisi (toreador) Escamillo için terk eder. Don José, onu kendisine dönmeye ikna edemeyince bıçaklayarak öldürür, ardından kendisi de vurulur. (Ayrıntı için bkz. https://www.operabale.gov.tr/eser/carmen-1356)
YARATICI SANATÇILAR
Reji ve koreografi Carlos Vilan’ın yaratımı. Dekor tasarım Zeki Sarayoğlu’na, kostüm tasarım Ayşegül Alev ile Gizem Betil’e, ışık tasarım Ali Gökdemir’e ait. Koro şefi Ivan Pekhov, çocuk korosu şefi Öykücan Yavşan. Yardımcı rejisörlük görevini Umut Yaşar üstlenmiş.
YORUMLAYICI SANATÇILAR ve İZLENİMLERİM
İki genel prova ve 7 Şubat 2026, saat 20.00’de prömiyeri salondan izledim. İlk temsil başlamadan önce ADOB Müdür ve Sanat Yönetmeni Demet Gökalp zarif bir “hoş geldiniz konuşması” yaptı.

Carmen: Opera üzerine kapsamlı elkitabı yazarı Q. Eaton’ın tanımına göre Carmen, “genellikle mezzosopranolar, nadiren kalın seslere inebilen sopranolar tarafından seslendirilir. Carmen, opera repertuvarının, hayal gücüne dayalı yorumlama gerektiren ve büyük oyunculuk yeteneğinin yanı sıra akıcı telaffuz ve kasvetli, hüzünlü, uzun süreli tonlar talep eden, tartışmasız en büyük rollerinden biri olarak kabul edilir.” Ne de olsa “carmen” kelimesinin etimolojisi “canere”; şarkı söylemekten geliyor. Carmen rolünde deneyimli mezzosoprano Ferda Yetişer öyle başarılıydı ki, eskisi gibi “Carmen oynamıyordu”, artık “Carmen onu ele geçirmişti”. İlk perdenin başındaki dansından başlayarak ikinci perdede Don José’ye kur yaparken masa üstündeki dansı ve diğer toplu danslar da dahil olmak üzere, sürekli öne eğilip eteğini yukarı çekmek yerine, omuzlar geriye göğüs öne duruşuyla “oryantal” değil sahici “flamenko” idi. Muhtemelen bu duruş ciğer-ses teli aksını özellikli açıda açtığı için, sesi İspanyol hançeresi tonunda, parlak kızıl-kırmızı renkteydi. Rejisör Vilan ile de iyi bir işbirliği yakalamış olmalılar ki Yetişer’in enerjisi Carmen’in enerjisiyle aynı dalga boyundaydı.

Don José: Eaton, Don José partisini “lirik dramatik tenor” olarak tanımlanmış. Başka kaynaklarda da hem ses hem de sahne yorumunun güçlüğünden söz ediliyor. Don José, önce “emirlere riayet eden, terbiyeli, masum, annesinin oğlu” bir asker, sonra “aklı uçmuş tutkulu bir âşık”, ardından “dehşet saçan kaçakçı, legal ve illegal dünyalar arasında sıkışmış, seçim yapamadığı için reddedilmiş kıskanç bir erkektir”, En sonunda öldürdüğü aslında Carmen değil, özgürleştiremediği benliğidir. Aslında Mérimée romanında, Don José’nin adının geçmediği tek satır yokken, Carmen sayfalara bir girer, iki çıkar. Bizet’de ise ön planda Carmen olsa da Don José’nin karakteri partisine ince ince işlenmiş. Ezik hali de, vahşi hali de, çaresizliği de müzikle tanımlanmış. A. Murat Erengül sadece sesiyle değil sahnesiyle de, Don José’yi hem Mérimée’nin hem de Bizet’nin tarif ettiği şekilde yorumladı. Carmen şehvetle “Habanera” söylerken ilgisizce bir köşeye ilişmiş tahta törpüleyişle başlayıp, aynı bıçakla en son noktayı koyana kadar o kalabalıkta en az Carmen ve diğer kalabalık kadar Don José de mevcuttu. Sadece orkestralı ve orkestrasız soloları değil örneğin finalde Carmen ile düetleri de etkileyiciydi. Öylesine ki kızıl-bordo-mor renkli duygu yüklü yoğun sesi bende Gounod’nun dramatik Faust’unu ondan dinlemek arzusu doğurdu.

Matador Escamillo: Eaton bu rolü oynayacak baritonun “Toreador” aryasında 1’inci oktavda sibemol’e çıkabilmesi gerektiğinin altını çizmiş. Bu rolde duayen bariton Eralp Kıyıcı‘nın gür, etkileyici, Fransızca artikülasyonu doğru, müzikal söyleyişi, kim ne derse desin “Kıyıcı” adının “bir imza” olduğunu bir kez daha kanıtladı. Kendisini ispatlamış olanların rehavetine kapılmayan Kıyıcı yine sahnede değme baritonun beceremediğini becerdi; hem yürüyüşü bile matadordu hem de mükemmel şekilde İspanyol dansı yaptı. Kıyıcı sahneye adımını attığı anda âdeta Charlton Heston’un aurası salona yayılıyor.
Micaëla (Don José’nin köyden müstakbel nişanlısı): Eaton bu rolü oynayacak “lirik soprano”nun özellikle uzun nefes becerisine sahip olmasının şart olduğunu belirtmiş. Eaton bu rolde Aslı Kıyıcı‘yı izlemiş olsaydı duygulu köy kızının cesur ve kararlı davranışlarının da ses yorumuna aksettirilebilmesinin öneminin altını çizerdi. Çünkü usta profesyonel soprano Aslı Kıyıcı bunu başarmıştı. Dahası düşük omuzlu utangaç köylü kızından doğada yaşamakla edinilmiş güçle özellikle son bakışındaki Micaëla’ya dönüştüğündeki sahnesi yüreğe dokunur nitelikteydi.

Carmen’in arkadaşları Frasquita rolünde Olça Bora ve Mercedes rolünde Esin Talınlı‘nin ses ve sahneleri yerindeydi. İki kadının iskambil falı baktıkları sahne G. Puccini’nin Turandot operasındaki komedi unsuru Ping-Pang-Pong üçlüsünü anımsattı. Frasquita ve Mercedes’in Carmen ile terzetinin (üçlü) çok iyi çalışılmış olduğu belliydi. Aynı bu üçlünün kaçakçı Dancairo rolünde Serkan Sarıkaya ve kaçakçı Remendado rolünde Emre Pekşen ile sundukları kentet (beşli) ve Don José de eklendiğinde (M. Erengül) beraber söyledikleri sekstet (altılı) akıldan çıkmayacak nitelikteydi. Teğmen Zuniga rolünde Özgür Savaş Gençtürk entonasyonu iyi, büyük ve etkileyici sesiyle, General Morales rolünde Mert Özdemir entonasyona yenik düşmeyen mükemmel Fransızca telaffuzuyla alkışı hak ettiler.
Başarılı kadın koro ile çocuk korosuna ek olarak, bir de erkek koro güçlendirilebilse kimbilir ADOB korosu kaç yıldızlı bir koro olurdu diye düşündüm. Başta Defne Eren ile Alperen Dağ (Pas de deux) ve Başak Selen (Boğa) olmak üzere tüm dansçılar hem İspanyol dansları hem de klasik adımlı danslarla temsile estetik katkı sağladılar.
Deniz Aydın (başkemancı) ve orkestra sololarda Hande Kılıçoğlu (flüt), Çağatay Elitok (arp), Nurullah Köker (obua), Gültekin Ulutaş (klarinet), Orhan Gürer (fagot), Kerem Şahiner (korno), Bekir Dinçer (çello) ve Lorenzo Castriota Skanderbeg yönetiminde ADOB Orkestrası (ikinci şef: Rustam Rahmedov) yapımın güvenli bel kemiği idi.
SAHNELEMEYE DAİR İZLENİMLERİM
Rejisör Carlos Vilan’ın Carmen operasının ilk kez reji ve koreografi yönetmenliğini üstlenişinin üzerinden 22 yıl geçmiş. ADOB’da izlediğim bu son Carmen tahlilinde “Carmen’den söz etmenin, özgürlüğe övgü olma” manifestosu açıkça ortadaydı. Vilan’a göre; “asasını kendi yazan, kendi karar verip kendi uygulayan Carmen için özgürlük ve kendi olmak her şeyden önde gelir”.
Claudine Sagaert’in “Kadın Çirkinliğinin Tarihi” kitabına göre tarihin ilk çağlarından itibaren kadın “çirkin” olandır ya da çirkinlik kadının tanımıdır. Kadın çirkindir, çünkü adet görür, süt üretir, hamile kalır, bedeni düzgün bir sütun gibi değil girintili çıkıntılıdır. “Çirkin” olan kadını daha da dayanılmaz yapan üç unsur vardır; çocuk yapmamak, aklını kullanmak ve yeri geldiğinde isyankâr olmak. Bu unsurların üçüne de sahip olan bir kadın olarak, işte tam burada sahneye Carmen çıkıyor. Başına buyruk, hayata karşı isyankâr, özgüveni sonsuz, kendi seçimlerinin bedeli neyse ödeyen, inadına özgür ruhlu, kişilikli ve prensip sahibi, erkeklerin kalbini kırmaya muktedir Carmen, kadınları kolayca aldatan, ölüme meydan okuyan Don Giovanni’ye (W. A. Mozart) ruh ikizi gibi benziyor. Mérimée'nin kısa romanındaki aksesuar karakter Carmen’den Bizet’nin uzun operasında baskın karaktere yüceltilen Carmen’e Vilan’ın bakış açısı bu yapımla karşımızda. Engin deneyimi, koreograflık geçmişi ve ayrıntılara değer veren titiz çalışma prensibiyle çizdiği Carmen, Bizet’ninkine ek onun kendi özel yorumunu yansıtıyor.
Öylesine özel ki, örneğin ilk perdede sigara fabrikasında çalışan kadınlarla askerlerin kargaşa içinde ama karmaşık olmayan kavgası ile koronun İspanya’da vals olur mu diye düşündürtmeyen dansları; ikinci perdede kentetle beraber Broadway müzikali benzeri dans ile Don José ve Carmen’in düetindeki koreografi; Carlos Saura’ya taş çıkartacak düzeyde tüm İspanyol danslarının koreografisi Vilan’ın kendine özgü yaratımları.
Don José’nin askerliği bırakıp kaçakçılara katılmasını üniformadan pelerine geçişle sembolizmi; Carmen’in fal sahnesinde (Lammermoor’lu Lucia’nın delirme sahnesi gibi) yerden yüzüne yansıtılan “büyüsel” kırmızı ışık; üçüncü perdede flüt solo ile başlayan fonda dolunayla romantik klasik bale (antrakt müziği); dördüncü perdede boğa güreşi arenası önünde “gerçekçi” yelpaze satıcıları; ölümü de çağrıştıran fantastik siyah boğa ile boğa dövüşçüleri dansı; finalde Don José ile Carmen ölümüne kavga ederlerken Escamillo’nun tül perdenin gerisinde kendi dünyasında hayranlarının arasında Carmen’i aklına getirmeden bencilce kendi zaferini yaşayışı öyle çok katmanlı ki, performans konunun önüne çıkıyor ve Flamenko, klasik bale, modern dans, vals, eskrim, toplu kavga ve benzeri devinimlerle bezeli her türlü unsur örneği içeren “Vilan sanatı”na dönüşüyor. Tüm sahneleme seçenekleri elbette rejisörün tercihidir ve onun değeridir.
Seyirci gözüyle tercihlerim sorulsa şunları sıralardım: Keşke ilk perdede Don José ile Micaëla’nın ve Don José ile Carmen’in harika aşk düetleri sırasında sahnenin gerisinde oyun oynayan fazla hareketli çocuklar, yürüyen gazete okuyan erişkinler dikkati üstlerine toplayıp “sahne çalan durumunda” olmasalardı; keşke ikinci perdede erkek dansçıların tül perde gerisinden şefi göremeden ritim tutması orkestra ile uyumlu olabilseydi; keşke karanlık dağ atmosferinde Carmen siyah şapka ve sarı eşarp yerine arkadaşlarının kızıl şapkası ve yeleğini giyerek daha net görülebilseydi; keşke son perdede Don José “o kadar alenen” saklanmasaydı; keşke temsilin başında perdeye aksettirilen distribüsyon okunabilse ve sonraki perdenin uvertüründe kalın tül perdeye aksettirilen üzerindeki Sevil şehri ve boğa güreşi resimleri net görülebilse ve keşke güzelliğine rağmen antrakt’taki klasik bale yerine, bir dans illaki şartsa her türlü dans sunumu iddiası veya kargaşasından arındırmak için İspanyol tarzı dans olsa, yani hepsi lezzetli de olsa serpme dans kahvaltısı servisi yerine gurme menü sunulsa, derdim.
Ama asıl söylemek istediğim, dördüncü perdede seyirci azalması üzerine olurdu. Sevil şehrinde tütün fabrikasının önündeki meydanda geçen birinci perde 50 dakika, Lillas Pastia tavernasında geçen ikinci perde 40 dakika, dağda kaçakçılar kampında geçen üçüncü perde 45 dakika ve boğa güreşi arenası önünde geçen dördüncü perde 20 dakika ve ayrıca üç tane 15’er dakikalık ara ve alkış, salonu terk ediş, vestiyerden paltoları alıp çıkış eklenince yaklaşık 4 saatlik sürenin sonunda (Lunapark otoparkı kapalı) evlere dönüş aşamasına geçiş, oldukça uzun bir süre. Eminim dünyanın farklı opera kurumlarında çeşitli kısaltma biçimleri uygulanmıştır. Öneride bulunmak haddime değil ama dolunay önü bale ve son perdenin içinde dansçı selamı kalksa, son iki perde birleştirilse, temsil yaklaşık 20-25 dakika kısalabilir. İnanın seyirci açısından “bitse de eve gitsek” demeyi engelleyecek bu süre “şahane bir temsildi, iyi ki geldik” diyerek “zihinsel haz ve hazım” sağlayacaktır.
Şahsen Carmen tutkunu bir opera-sever değilken ilk kez Carmen’den hoşlanmamı sağlayan başta Ferda Yetişer, A. Murat Erengül, Eralp Kıyıcı ve Aslı Kıyıcı’yı, kadın ve çocuk korosunu ve bu rejiyle daha da uzun süre seyretmek isterim ama herkesin “sanata ayıracak zamanı” benimkiyle aynı olmayabilir. Her halükârda üç ay gibi kısacık bir sürede ortaya çıkarılan şatafatlı Carmen’in yapımında ve temsilde emek veren herkese tebrik ve teşekkürlerimi sunar, eserin repertuvar ömrünün uzun olmasını dilerim.
Pınar Aydın O’Dwyer
11 Şubat 2026, Ankara
Kaynaklar
- Arblaster A: Women in Opera, İçinde: Viva La Liberta, Verso, 2000
- Aydın O’Dwyer P: Carmen: Me too, Don José: He for he. Psikesinema Dergisi, Sayı 24, 2019
- Aydın O’Dwyer P: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/modasi-gecmeyecek-carmen/3801/ Erişim: 27.1.2026
- Aydın O’Dwyer P: Opera Deyince Kadın, Kadın Deyince Carmen, Carmen Deyince Sinema, Psikesinema Dergisi, Sayı 11, 2017
- Aydın O’Dwyer P: Opera Kitabı, Ankara, Akılçelen Kitaplar, 2015
- Eaton Q: Opera Production, A handbook. University of Minnesota Press, 1962
- Joe J, Theresa R (ed): Between Opera and Cinema, Routledge, Kindle Edition, 2002
- Merimée P: Carmen. (Çev: Tiryakioğlu S), Oda Yayınları, 1985
- Sagaert C: Kadın Çirkinliğinin Tarihi, Çeviren: Kenç S, Maya Kitap, İstanbul, 2017
Temsil fotoğrafları: Recep Taha Kalmaz, selam fotoğrafı Pınar Aydın O’Dwyer
Yorumlar
Kalan Karakter: