Ülkemizin gurur kaynaklarından biri olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bu yıl kuruluşunun 70. yılını kutluyor. Dinamik ve çağdaş bu ‘teknik’ üniversitede 1989 yılında Rektörlüğe bağlı Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümü’nün kurulması ile sergiler ve sanat etkinlikleri daha da canlanıyor. 1998 yılında Kültür ve Kongre Merkezi’nin açılması ile sanat odakları ve mekanı artıyor ve çeşitleniyor. Önceleri Plastik Sanatlar Sergisi olarak yapılan etkinlikler 2000 yılından itibaren geniş kapsamlı Sanat Festivali’ne dönüşüyor ve gelenekselleşiyor. 2019 yılından sonra pandemi nedeni ile ara verilen ODTÜ Sanat Festivali bu yıl ODTÜ Sanat 70. Yıl adı ile yeniden ve yoğun bir program ile 24 Mart-4 Nisan 2026 tarihleri arasında ODTÜ Ankara yerleşkesi’nde gerçekleşiyor.

Bu yılın bir diğer özelliği ODTÜ’nün ilk sanat eseri olan Atatürk ve Devrimleri Anıtı’nın da 60. yaşını kutluyor olması. Heykel sanatçısı Şadi Çalık (1917-1979) ve mimar Ercüment Rıza Tarcan (1918-2005) eseri bu anıt yarışma sonucu 1966’da ODTÜ’ye kazandırılıyor.

Bu yılki Sanat Festivali’nde birbirinden kıymetli sanatçıların konserleri de yer alıyor. 2 Nisan 2026 Perşembe akşamı (ben bu satırları yazarken) Fazıl Say’ın konseri oluyordu. İlk başta 20.30’da tek bir konser olarak ilan edilmişti; saat 16.00 konseri sonradan eklendi. Ben daha çok öğrencilerin bulunduğu matineyi izledim.
Konsere başlamadan yaptığı konuşmada Fazıl Say ‘bir Perşembe öğleden sonrası benim için de pek alışılagelmiş değil ama akşamın biletleri tükenince böyle bir fikir geldi aklımıza’ diyerek başladı sözlerine. ‘Yaklaşık 30 yıl önce ODTÜ’de bir Ankara’lı olarak ilk konserimi Mimarlık Amfisi’nde vermiştim, 1995-96 olmalı. Yine bir öğleden sonraydı, öğrencilerle baş başa bir konserdi’ diye devam etti.
Modest Mussorgsky; Bir Sergiden Tablolar
Fazıl Say (d.1970) konserin ilk parçasını ‘ritm, armoni ve piyanodan çıkardığı delicesine renk oyunları ile gerçek bir müzik devrimcisi’ olarak tarif ettiği Rus besteci Modest Mussorgsky’nin (1839-1881) ‘büyük, klasik başyapıtı Bir Sergiden Tablolar’ (1874) isimli eseri olarak duyurdu.
Mussorgsky daha 28 yaşında iken Çıplak Dağda Bir Gece (1867) eserini bestelemiş önemli bir Rus besteci. Yakın arkadaşı mimar, ressam Viktor Hartmann 1873’de genç yaşta hayatını kaybedince arkadaşları Hartmann’ın 400 civarındaki suluboya eserinden bir sergi açıyorlar. Sergiyi gezen Mussorgsky 10 adet tablo karşısındaki izlenimlerini piyano için notalara döküyor. Bir tablodan diğerine bazen yavaş yavaş, bazen merak dolu hızlı adımlarla yaptığı yürüyüş teması ise ‘promenat’ olarak 5 değişik şekilde eserde yer alıyor.
Tabloların büyük kısmı kayıp; bazıları hakkında çıkarımlar yapılıyor. Bunlardan biri ve en ünlüsü ‘Kiev’in Büyük Kapısı’ (Kahramanlar Kapısı / Bogatyr Kapıları) isimli tablo ve ondan esinlenen bölüm. Mimar Hartmann’ın bu eseri Çar 2. Alexander’in bir suikasttan kurtulması üzerine anıtsal bir yapı olarak tasarladığı belirtiliyor. Her ne kadar anıt inşa edilmemişse de Kiev’de sahiden de bu denli büyük bir giriş kapısı varmış; Hartmann’ın anıtını bir seyahat sırasında gördüğü bu kapıdan esinlenerek yaptığı düşünülüyor.

Piyano için yazılmış olan ve konserde dinlediğimiz Bir Sergiden Tablolar virtüöz piyanistlerin tercih ettiği özel bir eser. Orkestra için yapılmış pek çok düzenlemeleri var. Bunların arasında Fransız besteci Maurice Ravel’in (1875-1937) 1922’de yaptığı düzenleme orkestralar tarafından en çok tercih edileni. Nefesli çalgılar, org, gitar, perküsyon gibi değişik çalgılar veya caz, metal gibi değişik müzik türleri için yapılan pek çok düzenleme de mevcut. Tüm bunlar besteciye ve bu eserine verilen önemi bizlere anlatıyor.
Düzenlemeler arasında en sevdiğim 26 Mart 1971’de canlı olarak kaydedilen İngiliz rock grubu Emerson, Lake & Palmer (ELP) grubunun çalışması. O tarihlerdeki müzik akımları içinde 3 gencin davul, gitar ve (ancak bir kamyonla taşınabilecek ağırlıktaki, yeni icat) elektrikli org ile kaydettikleri bu albüm ‘klasik müzik bir eserin yeniden yorumlanmasına ayrılmış ama yine de pop listelerinde ilk 10 arasına giren tek albüm’ olarak kabul ediliyor. Bu da Mussorgsky’nin müziğinin Fazıl Say’ın dediği gibi ne kadar ‘devrimci çizgiler’ taşıdığının bir diğer göstergesi.

Fazıl Say performansı sırasında parmakları ile tuşlar üzerinde gezinirken müziğin içinde yaşadığını hissettirdi bizlere; 35 dakika boyunca tüm salon hiç ses çıkarmadan tabloların arasında birlikte gezindik. Fazıl Say’ın notaları benim beynimde bazen Ravel’den bazen de ELP’den tınılarla yankılandı. Sadece piyano tarafından seslendirilen Bir Sergiden Tablolar pek sık karşımıza çıkan bir olanak değil, o nedenle özel bir öğleden sonra oldu bizler için.
Fazıl Say; Kehanetler Tapınağı “Klaros”, Op. 112
Başta da anons ettiği gibi konserin sonraki bölümlerinde, bu kez, Fazıl Say’ın ‘kendi besteleri arasında ufak bir gezinti’ yaptık. İlk önce ‘oldukça çağdaş bir konser parçası, en yeni eserlerden biri olan Kehanetler Tapınağı: Klaros’ cümleleri ile ‘3000 yıllık kehanetler dünyasına bir yolculuk’ için davet etti bizleri Fazıl Say.
Bu eserin Ankara’da ilk seslendirilişini tam bir yıl önce Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’ndeki konserde dinlemiştim. O konserde Fazıl Say, Klaros’un İzmir, Menderes yöresindeki antik Kolofon kentinin kutsal tapınağı olduğunu anlatmıştı. Klaros tapınağındaki kutsal ve halüsinasyonlar yaratan sudan içen rahiplerin kehanetlerinin ünlü olduğunu, pek çok yöneticinin bu kahinlerden görüş aldığını, bu nedenle, Anadolu’nun ve dünyanın, belki de, bu kehanetlerle şekillenmiş olabileceğini söylemişti. Örneğin, daha sonra yaptığım okumada, Büyük İskender’in buradan aldığı kehanet ile İzmir Bayraklı’ya yerleşmekte olan insanları İzmir Kadifekale’ye yönlendirdiği bilgilerine erişmiştim.

Bu tapınağın bir diğer özelliğinin de tapınak merdivenlerinde bile kutsal yazılar bulunması olduğunu okumuştum. Fazıl Say artık ayakta durmayan, bir modül olarak görünen bu tapınağı 2024 yazında gördüğünü, günümüzden 3500 yıl öncesine, gizemli hikayeler içeren geçmişe yapılacak bir yolculuk ile bir ‘kehanetlik eseri’ni piyanosu ile anlatmaya çalıştığını aktarmıştı. Kehanetler kentindeki yolculuğu bu kez ODTÜ’de, birlikte yaptık.
Fazıl Say; Üç Ballad, Op.12
Başlangıçta yaptığı tanıtım konuşmasında Fazıl Say bu bölümde ‘eskilerde bestelemiş olduğu balladlarının olacağını’ söylemişti. 1997 yapımı Üç Ballad döngüsü Fazıl Say’ın iç dünyasına bir yolculuğu da içeriyor, aslında.
İlk olarak Nazım Hikmet için bestelediği Ballad No:1 Nazım seslendirildi. Burada ‘şairin insanlık onuru ve özgürlük mücadelesi’ gibi değerleri aktarılırken Say’ın felsefi derinliği görünüyor.
İkinci olarak dinlediğimiz Ballad No:3 Sev (Sevenlere Dair) ‘aşk ve duygusal çatışmalardan bahsediyor’; dramatik yoğunluk içeriyor.
Fazıl Say’ın kızı Kumru’ya ithaf ettiği Ballad No:2 Kumru ise ‘baba ve kız arasındaki saf ve sevgi dolu ilişkiyi anlatıyor; lirik zerafet içeriyor.
Bu Üç Ballad, Fazıl Say‘ın kültürel kimliğinin koruyarak Türk Müziği temaları ile Batı Müziği arasında kurduğu diyalogu anlatması açısından da genç dinleyici için güzel bir seçim oldu.

Fazıl Say; Kara Toprak, Op.8
Aşık Veysel anısına 1996’da bestelenen Kara Toprak bir yalnızlık türküsü aslında. Fazıl Say’ın 21. yüzyılda başka sanatçılar tarafından da en çok çalınan eseri. Konser başında yaptığı tanıtım konuşmasında ‘Kara Toprak’ı bu salonda en son yaklaşık 10 yıl önce de çalmış olduğunu’ hatırlatarak ‘daha önceki ODTÜ’lü nesiller herhalde burada dinlemişlerdir’ demişti. Benim hatırladığıma göre (program kitapçığı hala arşivimde) 7 Haziran 2014 tarihinde ODTÜ Senatosu Özel Ödülü’nü aldığı törende seslendirmişti.
‘Doğu motifleri ile çağdaş piyano tekniklerini bir arada sunduğu’ bu eser her zaman olduğu gibi yüreğimizi serinletti doğrusu.
Fazıl Say; Yeni Hayat Piyano Sonatı, Op.99
Tanıtım sırasında Fazıl Say 2021 yapımı bu sonatı ‘bir pandemi dönemi eseri’ olarak duyurdu. Yaklaşık 10 dakikalık bu sonatta o günlerde yaşadığımız kargaşa, bilinmezlik ve gittikçe yeşeren umut duygularımızı yeniden hatırladık.
Fazıl Say; Alla Turca Jazz, Op.5b
‘Bildiğiniz üzere ben caz da yapıyorum. Son olarak Mozart’ın o ünlü eseri Türk Marşı üzerine Alla Turca Jazz’ ı dinleyeceğiz’ diyerek duyurmuştu son parçayı. 1993 tarihli bu eserin Fazıl Say’ın çoğunlukla çaldığı bir bis parçası olarak düzenlendiği söyleniyor. Orijinal olarak çalınan ilk 8 notadan sonra altta hala tanınabilen klasik temel üzerine cazın tipik elemanlarının eklenmesi ile oluşan bu Mozart çeşitlemesi konser için çok güzel bir bitiş parçası oldu.

ODTÜ’nün kuruluşunun 70. yılında Sanat Festivalini yeniden düzenlemeye başlayan ODTÜ yönetimine ve festivalin tüm organizasyonunu yapan Radyo ODTÜ çalışanı gençlere çok teşekkürler. Sanat Festivali sırasında Bir Sergiden Tablolar arasında gezinmek güzel bir seçimdi. ODTÜ’de bu etkinliğe özel bir program hazırlayan ve samimi bir ortamda gerçekleştiren Fazıl Say’ın eline sağlık.
Levent TOSUN
3 Nisan 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: