Bale tarihinin en eşsiz ve ikonik koreografilerinden bazılarına sahip olan Kuğu Gölü bir bale topluluğunun dans etmesi gereken en zorlu ve gösterişli yapımlardan biri olarak biliniyor. Gösteri iyilik ve kötülük arasındaki mücadeleyi birbirine zıt iki kuğu aracılığıyla anlatıyor; kırılgan ve narin Beyaz Kuğu ve baştan çıkarıcı, aldatıcı Siyah Kuğu.
Oyunun tanıtımlarında belirtilen ana karakterler dışında, Kuğu Gölü koreografisi teknik olarak tüm kadro için zorlayıcıdır. Bale topluğunun bir kuğu sürüsü etkisi yaratabilmesi için tam bir uyum içinde hareket etmesi gerekir. Dansçılar bunu zahmetsizmiş gibi gösterse bile, özellikle parmak ucundayken hassas ve karmaşık hareketleri, senkronize dalgalanmaları gerçekleştirmek büyük bir güç ve dayanıklılık gerektirir. Bu nedenledir ki bale topluluğunun dalgalanan kuğu kolları, klasik balenin ikonik bir sembolü haline gelmiştir.

Her yerde rastlanabilecek bu bilgileri 15 Şubat 2026 Pazar akşamı izlediğimiz Staatsballett Berlin tarafından sergilenen Kuğu Gölü balesinin ilk kez rastladığım, ‘değişik’ konusundan bahsedebilmek için yazıyorum. Ama önce, bir giriş yapmalıyım.
Hikayenin nereden alındığı bilinmiyor; Alman ve Kuzey Avrupa masallarından etkilendiği düşünülüyor. Bir prenses (Beyaz Kuğu) Odette, Prens Siegfried, baykuş kılıklı büyücü Baron Rothbart ve kızı (Siyah Kuğu) Odile. Prenses ve nedimeleri Baron tarafından gündüz kuğu, gece insan olarak ormanın derinliklerindeki bir gölde hapsolmaya lanetlemiştir. Bu lanetten tek kurtuluş yolu sadakatli bir aşktır.
Romantik dönem Rus besteci Pyotr İlyiç Çaykovski (1840-1893) Kuğu Gölü balesini bir sipariş üzerine 1876’da bu hikaye üzerine yazıyor. Çaykovski’nin iki balesi daha var; Uyuyan Güzel (1889) ve Fındıkkıran (1892). İkinci bale için 13 yıl beklemesinin nedeni Kuğu Gölü’nün istenen başarıyı bir türlü yakalayamaması.
Kuğu Gölü ilk kez 1877’de Moskova’da Bolşoy Tiyatrosu’nda Bolşoy Bale Topluluğu tarafından sergileniyor. Çek / Bohemya asıllı olduğu için hikayeye de aşina olan direktör Julius Reisinger koreografide, hikayenin yorumlanışında ve müziklerde değişiklikler yapıp Çaykovski ile tartışıyor. Sanatçılar da Çaykovski’nin müziğinin çok canlı ve detaylı olduğunu, hareketleri ile uyum sağlamakta zorlandıklarını belirtiyorlar. Tüm bu nedenler başarısızlığı ve Çaykovski’nin mutsuzluğunu doğuruyor. Balenin bu ilk hali Kuğu Gölü (1877) Çaykovski - Reisinger olarak biliniyor; günümüzde Kuğu Gölü bu ilk şekli ile nerede ise hiç sahnelenmiyor.
Yıllar içinde balenin üzerinde düzenlemeler yapılması gündeme geliyor. Çaykovski’nin bu konuda neler yaptığı pek bilinmiyor. 1893’de ölümünden sonra kardeşi Modest Çaykovski’nin de onayı ile İtalyan besteci Riccardo Drigo müzik kısmını ele alıyor; bazı yerleri kısaltıyor, yeniden düzenliyor, sırasını değiştiriyor. İki perdenin koreografisini Fransız Marius Petipa, diğer iki perdeyi Rus Lev İvanov yapıyor. Kuğu Gölü 1895’de St. Petersburg’da Mariinsky Tiyatrosu’nda İmparatorluk Bale Topluluğu tarafından oynanıyor. Büyük başarı kazanıyor.
Günümüzde oynanan Kuğu Gölü balelerinin hepsi bu ikinci düzenlemeyi esas alıyor; bu versiyon Kuğu Gölü (1895) Petipa / İvanov / Drigo - Çaykovski olarak biliniyor.

Berlin’deki ‘bir başka Kuğu Gölü’nü anlatabilmek için, çok kısa olarak, balenin konusundan bahsetmem gerekiyor.
Anne kraliçe oğlu prens Siegfried’e yaş gününde bir ok-yay takımı hediye eder, artık evlenmesi zamanının geldiğini hatırlatır. Gece ormana ava çıkan prens gölde gördüğü beyaz kuğuya oku ile nişan alır. O an güzel bir prensese dönüşen kuğu üzerindeki büyüyü anlatır; ‘ancak gerçek bir aşk ile kurtulabileceğini’ söyler. Prens aşkını söyleyemeden tekrar kuğuya dönüşür. Ertesi gün saraydaki partiye gelen ‘siyah kuğu’ aslında baron / büyücü Rothbart’ın ‘beyaz kuğunun kılığına girmiş’ olan kızıdır. Prens siyah kuğuya evlenme teklif ettikten sonra hatasını anlar. Ancak, artık çok geçtir; gerçek aşk ortadan kalkmıştır, beyaz kuğu için geri dönüş yolu kalmamıştır. Prens özür dilemek için göle gider; iki aşık birlikte ölüme ve göğe yükselirler.
Ana hikaye böyle olmakla birlikte bazen konunun işlenişinde, bazen müziklerde, (hiç değişmeyen klasik, kutsal koreografik bölümler hariç) bazı danslarda ama özellikle son sahnede pek çok düzenleme yapılıyor.
20 yıl önce, 2006’da Viyana Devlet Operası’nda izlediğim Kuğu Gölü ünlü Rus balet Rudolf Nureyev‘in (1938-1993) düzenlemesi idi. Son sahnede büyücü ile uzaklaşan Odette’nin arkasından Siegfried gölde hüzünle dans ederken (mavi parlak kumaşla anlatılan) göl gittikçe artan dalgalanmaları ile üzgün prensi içine alıyordu. ‘Hüzünlü son’ içeren oyunun programını saklamışım; bu düzenleme (Kuğu Gölü) Schwanensee (Nurejew / Petipa / Iwanow - Tschaikowski) olarak anılıyor.

2008 yılında St. Petersburg’da izlediğim Kuğu Gölü’nde ise, son sahnede, Siegfried göl kenarında büyücü Rothbart ile kavgası sırasında onun kanadını kopartıyor ve böylece büyücünün gücünün ve büyünün sona ermesini sağlıyordu. İki sevgilinin birbirine kavuştuğu, ‘mutlu sonla’ biten bu versiyonun Rusya ve Çin’de oynandığını ilk kez o zaman görmüştüm. 1950 yılında Stalin dönemi Sovyetler Birliği’nde iki sevgilinin ‘politik olarak var olmayan cennette’ birleşmesi yerine dünyada mutluluğa erdiği bu düzenleme ünlü balet Konstantin Sergeyev (1910-1992) tarafından yapılmış; Kuğu Gölü (Sergeyev / Petipa / İvanov – Çaykovski) olarak biliniyor.

(Bu arada bir ara verip bu performansı Hermitage Sarayı’nın çar ve konukları için 1787’de yapılmış 200 kişilik özel salonunda izlediğimi belirteyim).
Tüm bu bilgilerden sonra Berlin’deki Kuğu Gölü’ne gelebilirim.
Fransız balet ve koreograf Patrice Bart (1945-2025) erken yaşlarda dansa başlıyor; tarzının Nureyev’e benzediği söyleniyor.1972’de Kuğu Gölü’ndeki rolü ile Yılın Dansçısı seçiliyor. Rudolf Nureyev’in yönetimden ayrılması ardından 1989-2011 arası Paris Opera Balesi yöneticiliğini üstleniyor. Bu arada Berlin Devlet Operası için eserlerin sahneye konulmasına katkı veriyor. Bu sezonki son temsilini izlediğimiz Kuğu Gölü de bir Patrice Bart versiyonu; programda ‘koreografi ve sahneleme: Patrice Bart (Lew Iwanow ve Marius Petipa) müzik: Peter I: Tschaikowsky yazıyor.

Nureyev ile birlikte balede erkek dansçıların öneminin arttığından bahsedilir. Ondan mı bilinmez, ama Bart da bu düzenlemede prens Siegfried’i öne çıkartmış; oyunu onun etrafında düzenlemiş. Anne kraliçe oğlunu baskı altında tutuyor ama aynı zamanda oğluna ‘aşık’; onu kıskandırmak için baronla hararetli danslar ediyor. Prensin en yakın arkadaşı Benno da prense ‘homoerotik’ yaklaşımlarda bulunuyor. Bu ikisi prensin Odette’e olan aşkını sabote etmek için elbirliği ediyorlar. Bart, koreografisinde onların rolünü önemli ölçüde geliştirmiş. (Örneğin; Nureyev balesinde anne kraliçe ve büyücü baron dansçıları program bilgisinde yer almazken Bart versiyonunda bu iki karakter önemli role sahip). Çevresindeki tüm bu karakterlerin baskısı altında bunalan prens huzuru ıssız gölde ve güzel beyaz kuğuda buluyor.

Yanlış çıkarımda bulunmamış olmak için Patrice Bart ile yapılan söyleşiyi izledim. Söyleşide de, benim gördüklerimi doğrular nitelikte, ‘hikayeyi prens Siegfried’in kendi kimliğini keşfetmesi üzerine kurduğu, anne kraliçeyi olaylarda elebaşı yaptığı, hikayeye günümüzden insani unsurlar eklediği, Siegfried’in psikolojik yalnızlığını desteklemek için tüm süslemeleri kaldırdığı’ gibi hususlardan bahsediyor. (Mobilya yoksunu sade dekorun bile amacı bu olsa gerek).
Bart düzenlemesinde, son sahnede, prens gölde büyücü ile kavga ediyor ve onu öldürüyor. Büyünün bozulabilmesi olasılığı ortadan kalkınca beyaz kuğu arkadaşları ile uzaklaşıyor, çaresiz prens göle atlayıp hayatına son veriyor. Sahneye en son anne kraliçe geliyor; çaresizce ve umutsuzca tek başına kaldığını fark ediyor.


Berlin’de değişik bir Kuğu Gölü balesi vardı. Önemli rolü olan dansçıların her birinin ayrı bir ülke sanatçısı olması ve böyle başarılı bir performans sergilemeleri sanatın uluslararası gücünü gösteren ayrı bir gösterge olmalı. Dansçılar üst düzey bireysel becerilerini sergilerken oyunun bir bütün olarak başarısının önüne geçmeye çalışmadılar.

Odille rolünü oynayan sanatçıların Kuğu Gölü içinde ‘kutsal’ sayılan bir ‘gösterisi’ oluyor. 1895 versiyonunda koreograf Petipa baş balerin Pierina Legnani'nin virtüöz tekniği için özel bir gösteri tasarlıyor. Büyük ölçüde orijinal koreografisiyle hala sahnelenmekte olan bu gösteri ‘32 fouette dönüşü’ hareketini içeriyor. Benim gibi meraklı seyirciler için de dönüş sayısını saymak hınzır bir uğraş oluyor. Berlin’deki Kuğu Gölü’nde Semionova’nın 32+ dönüşüne kefilim; isteyenler internette bulduğum Kremlin Sarayı’ndaki bir başka gösteri videosunu, örnek olarak, izleyebilirler [1].
Bir büyük alkış da Robert Reimer (d.1967) yönetimindeki orkestraya; görsel bale şöleni yanında senfonik bir Çaykovski şiiri sundular bizlere.
Staatsballett Berlin Topluluğu 30 ülkeden 79 dansçı ile Almanya’nın en büyük bale grubu. Berlin’de bulunan 3 bale ekibinin 2004 yılında birleşmesi ile bugünkü durumuna kavuşuyor. 3 ayrı salonda temsil veriyorlar.

Staatsoper Unter den Linden opera binası ise ilk kez 1742’de Kraliyet Operası olarak inşa ediliyor. 1961 yılında Berlin duvarı inşa edildiğinde bir ara önemini kaybediyor. Uzun hayatı boyunca iki kez yıkılan ve 1955 yılında inşa edilen son bina 2017 restorasyonu sonucu 1300 kişilik salonu ile şimdiki şeklini alıyor.
Bu mekanda, çok başarılı sergilenen, zevkli bir Kuğu Gölü izledik. Bakalım ileriki günlerde daha ne tür bir çeşitleme ile karşılaşacağız.

2026, Kuğu Gölü’nün yazılmasının 150. yılı oluyor. İlk günlerdeki başarısız sahnelemenin ardından Çaykovski, eserinin bugünlere erişebileceğini düşünmemiştir herhalde. Katkısı olan herkesin emeğine sağlık.
Levent TOSUN
28 Şubat 2026, Ankara
[1] Semionova’nın 32 fouette dönüşü’ için:
https://www.facebook.com/watch/?v=2126469214311480
Yorumlar
Kalan Karakter: