İşte O Genç Besteci: Ege Gür


Bazı genç yeteneklerimizden rastlantılar sonucu haberdar olabiliyoruz. Geçenlerde AKOB Oda Müziği Yarışması sonuçları yazılı olarak açıklanırken, jürinin belirtilen derecelerin yanısıra, genç Türk bestecilerin desteklenmesi amacıyla bir teşvik ödülü de öngördüğü ve bu ödülün Art Quartet'e verildiği belirtiliyordu. Ancak topluluğa bu ödülün hangi “genç Türk bestecisi”nin eserini seslendirdiği için verildiği açıklanmıyordu. Haberi hazırlarken bu duruma dikkati çekmekten kendimi alamamıştım.

Haberi yayımladıktan bir süre sonra bir mesaj aldım. Ege Gür adlı okuyucumuz Art Quartet’in seslendirdiği eser benim, Yaylı Dördül için 'Rüyalar Demeti' isimli eserimdi. Hassasiyet ile bu önemli bilginin paylaşılmaması üzerinde durduğunuz için teşekkür ederim” diyordu.

Hemen kısaca Ege Gür'ü araştırdım ve ardından yazıştım. Fotoğrafını görünce, pandemi öncesi HÜ. Ankara Devlet Konservatuvarı'na konserler nedeniyle sıkça gittiğimden yüzü âşina geldi. 1988 İstanbul doğumlu Ege Gür, Ankara Güzel Sanatlar Lisesi’nde kontrbas ve piyano eğitimi aldıktan sonra 2016'da H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Sanat Dalı’na girmeye hak kazanmış. Sıdıka Özdil, Burhan Önder, Turgay Erdener ve Hatıra Ahmedli Cafer gibi besteci hocalarla kompozisyon, Yasemin Marlalı ile piyano çalışmış. 2017'de İngiliz besteci Paul Patterson’ın ustalık sınıflarına katılmış. Geçtiğimiz Haziran'da Yüksek Şeref Öğrencisi derecesiyle mezun olmuş. Zaten Art Quartet üyelerinin adlarını görünce, bestecinin de bir ADK'lı olabileceğini tahmin etmiştim: Tanay Totuk -1.keman, Beste Hesapçıoğlu – 2.keman, Damla Çakar -viyola, Ebubekir Ferhat Güneri – viyolonsel. Dördü de Hacettepe Senfoni Orkestrası'nda çalan müzisyenlerdi.

Ege Gür, iki kısa film projesini müziklerini de besteleyerek hazırlamış, birisiyle İFSAK seçkisine girmiş, edebiyatla da ilgilenen, şiir de yazan, çok yönlü bir sanatçı adayı. Kendi müzik dilini şöyle anlatıyor:

20. yüzyılın tını paletini, enstrümanların genişletilmiş tekniklerini sıklıkla kullanmanın yanısıra, Türk müziğinin zengin tını ve ritmik özelliklerini de paletinin dominant tonları arasına katmaktadır. Şimdiye dek bestelemiş olduğu eserlerinin çoğunluğu dramatik temellere dayanan Ege Gür, bu dramayı çoğunlukla kendi şiirleri ile kurduğu anlamsal bağlar veya içlerinden oluşturduğu formal yapıların müzikal yansımaları ile sağlamaktadır.”

Rastlantıya bakın ki, geçtiğimiz Haziran'da İstanbul'da Ege Gür'ün iki eseri bir konserde seslendirilmiş. Yaylı Üçlü için Hayat&Gerçek başlıklı müzğinin üç bölümü birer kısa şiirinden kaynaklanıyor:

I. Hayat,

gerçek.

Gerçek,

Hayattan çok uzak.

 

II. Derimin altında,

DerinSuBalıkları;

KırkBinKilometreBoyu..

 

III. Zamanın içinde

Deniz altındaki balıklar gibi

Çıplak

AKOB Jürisi'nin icracılarını özendirme ödülüne layık gördüğü, ilk seslendirilişi Finlandiya'da yapılmış olan Rüyalar Demeti başlıklı dördülü ise, tarama ucuyla çizilmiş Atatürk portresi ve K. Atatürk imzasının kaligrafisiyle ünlü 92 yaşındaki ressam Etem Çalışkan'a adamış. 22 yaşındaki çiçeği burnunda bir besteci ile, “dalya”ya doğru yol alan ressamımız acaba nereden tanışıyor? En iyisi Ege Gür'e sormak:

Etem Çalışkan’la bir yakınlığın var mıydı, hangi nedenle eseri ona ithaf ettin?

Etem hoca ile olağanüstü bir gönül bağımız kuruldu. Bunun ilk adımı, bir tablosu ile bana dokunuşuyla gerçekleşti. Ardındaki süreci program notunda yazdığım kısım ile açıklamak daha kolay olacaktır:

Eserin çıkış noktası, Mart 2020’deki ArtAnkara fuarında gezerken Etem hocanın çalışmalarının önünde donakalmam ve tablosunun üzerindeki şifreyi çözerek kendisine ulaşmış olmama dayanmaktadır. Ulaştığım vakit beni, şimdiye dek duyduğum en mütevazi ses tonu ile karşılamıştı, henüz hiç tanışmadığımız halde. Kısa ve çok kıymetli bir konuşma geçti aramızda.

Şifreyi çözdüğüm günün ertesi, yeniden fuara gittim. Hocanın eserlerinin bulunduğu stant Galeri Claudia Schmidt’e aitti. İçeride iki şahane insan Mustafa bey ve Claudia hanım ile önceki gün de sohbet etmişliğimizin üzerine, beni yeniden gördüklerinde büyük bir mutlulukla karşıladılar. Uzun sohbetimizin ardına kendilerine, Etem hoca ile görüştüğümü ve ona ithafen bir eser yazacağımı söyledim. Onlar da, Etem hocanın da seyirciler arasında yer alacağı bir konserin gerçekleşebilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. İşte bugünün tohumları, o gün atıldı. Ben de ardına, kolları sıvadım…

Bu konserin hemen ardından Etem hoca, bizi ortak bir fantezi dünyasına sürüklemiş olan, kendisi ile tanışmama vesile olmuş olan “Hurdacı” tablosunu, ellerimi sımsıkı tutarak, yapmış olduğu o şahane konuşmanın ardından bana hediye etti. Artık “Hurdacı” sadece düş dünyama değil, bütün çalışmalarıma, piyanomun hemen üstünden eşlik etmekte…

Finlandiya’da ilk seslendirişi kimler, nasıl ve hangi nedenle yaptı?

Müzisyenlik serüveninin bu döneminde Finlandiya’da olan keman sanatçısı, sevgili dostum Ekin Kuzukıran ile telefon konuşmalarımızdan birinde, yazıyor olduğum Yaylı Dördül’den ve eserin alt metniniden bahsediyordum. Oldukça heyecanlı anlatmış olsam gerek ki -kendisine de bu heyecanı geçirebilmiş olmalıyım- orada kurmuş oldukları yaylı dördül ile ilk seslendirilişini yapmayı teklif etti. Bahsi geçen ilk seslendirilişin seyri böylece başlamış oldu.

Müzisyenler;

I.Keman: Ekin Kuzukıran

II.Keman: Emilia Sohlberg

Viyola: Suzanne Godet

Viyolonsel: Elis Hakola

Yer : Sigyn Hall - Turku / Finlandiya

Tarih : 25 Şubat 2021

Esas kompozisyon hocan hangisiydi? Turgay Erdener mi, Sıdıka Özdil mi?

Aslına bakılırsa, özgeçmişimde ismi geçen bütün hocalarla esas denebilecek nitelikte -resmi olarak da- çalışmalarımız oldu. Ama illaki bir isim zikretmem gerekecekse, o isim Sıdıka Özdil olacaktır. Kendisiyle geceli gündüzlü, dolu dolu üç yılımız geçti. Ama dediğim gibi, diğer hocalarımla daha az vakit geçirmiş olmam, onları esas olmaktan alıkoymamalı. O sebeple, hem Turgay Erdener, hem Sıdıka Özdil, hem Burhan Önder, hem de Hatıra Ahmedli Cafer hocalarım, hepsi esas hocalarımdır.

Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?

Önümüzdeki süreçte yüksek lisans için İstanbul’a gitmeyi planlıyorum. Orada çalışmak istediğim çok kıymetli hocalar var. Bunun yanısıra, İstanbul’un kendi sanat çevresi de beni oldukça heyecanlandırmakta. Orada birçok prensipten, kendi alanlarında oldukça başarılı dostlarım ile, arzuladığım prensiplerarası eserlerin gerçekleştirilmesi için çalışmalarıma başlayacağım. Aynı zamanda, benim için en heyecan verici kısımlardan bir olan, aldığım eser siparişlerini yazacağım keyifli bir süreç söz konusu.

Müzik çalışmalarımın yanısıra, edebiyat alanında yaptığım çalışmaların da hayata geçirilmesi üzerine birkaç planım gündemimde. Bu müddette ilk şiir kitabımın yayımlanması üzerine gerekli görüşmeleri gerçekleştirirken, üçüncü kitabımı da bitirme arzusu içerisindeyim. Kısa vadeli planlarım bu şekilde.

Şefik Kahramankaptan

7 Temmuz 2021, Kaş