Mitolojiden Bugüne Beşinci Başat Öykü


Jorge Luis BorgesÖykülerin sayısı dörttür”, demiş: “Biri ki en eski olanı, yiğit adamların kuşattıkları ve savundukları kale kentin öyküsüdür.”; Troya öyküsü gibi. “İlkine bağlı ikincisi, bir dönüş yolculuğunun öyküsüdür.”; örneğin Odysseus’un öyküsü. Üçüncüsü, “bir arayışın öyküsüdür.”; İason ve Altın Postun aranışı ya da Kaptan Ahab ile Moby Dick misali. Sonuncusu ise, “bir tanrının kurban edilişinin öyküsüdür.”; İsa’nın özelinde (1). Dördü de erkekliğin olayı olduğuna göre hani kadının öyküsü, en azından erkeğin kadınla öyküsü?

Oysa çağlar öncesinde bile, mitolojik efsanelerden birinde erkeğin kadına tutulmasının ve onu elinde tutma çabasının öyküsü anlatılmış. Kıbrıslı heykeltıraş Pygmalion elleriyle günlerce uğraş verip fildişinden oyduğu ve Galatea (süt beyazı) adını verdiği güzeller güzeli kadın heykeline âşık olduğunda onu kimseciklerle paylaşmak istememiş. Sonra da heykeli öpüverince aşk tanrıçası Aphrodite’nin yardımıyla Galatea canlanmış ve heykeltıraşına tapan, sadık bir eş olmuş. Eser, yani kadın, kendine can-kimlik veren yaratıcısına sadık kalmalı, onun soy-adıyla anılmalıdır; o Pygmalion’un Galatea’sıdır!

Hizmetçi Serpina’ya gelince, o Galatea gibi fildişi heykel değildir. Her ne kadar akıllı ve becerikli de olsa “sonuçta” bir hizmetçidir. Toplumda saygın kimlikle bir yer edinebilmesi için bir kurtarıcıya-erkeğe ihtiyacı vardır. Bu da olsa olsa efendisi Uberto olabilir. Ancak onunla evlenirse hanım hanımcık bir ev kadınlığı tahtına oturabilir (Dipnot 1). Serpina elle yapılan bir eser değildir ama ancak bir erkeğin eli değince “var” olabilir.

Genç ve güzel Coppelia ise kukla ustası Dr. Coppelius’un başyapıtıdır. Kurulunca yürüyebilen ve dans edebilen, güzelliği ve danslarıyla genç erkekleri kendine hayran eden, genç kızları kıskandıran kukla Coppelia da çaresizce ve tümüyle yaratıcısına sadık olmak zorundadır (Dipnot 2). Coppelia, aynı Galatea gibi, yani “olması gerektiği gibi” uslu mu uslu bir kızdır. Yoksa Pinokyo gibi yaramaz bir oğlan değildir, bir kız olarak öyle bir hakkı da yoktur zaten. Oysa Gepetto Usta’nın parmaklarıyla onca uğraşıp tahtadan yarattığı Pinokyo hiç de ona sadık olmamış, sürekli yalan söyleyip başına bir yığın iş açarak onu üzmüştür. Sonunda Pinokyo kendine duyulan sevgiyle insan haline geçmesine geçmiştir ama ergenliğinde yaratıcı babacığına nasıl davrandığını henüz kimse yazmadığı için bilemiyoruz (2).

Galatea ile ardılı Coppelia gerçekten insan olsalardı, Serpina gibi yaratıcı-efendilerine biat ederler miydi? Yüzyıllar öncesinde Shakespeare usta, bu soruya kendi yanıtını Hırçın Kız’da (Taming of the Shrew) yazmış ve “Ebette!”, demiştir (Dipnot 3). Eserde Petruchio, kimseye boyun eğmeyen, evcilleştirilmek olarak algıladığı evlenmeye yanaşmayan hırçın kız Katherina’yı yola getiriyor; yola getirmek kendi eseri kılmak anlamında. Oysa Katherina’nın kız kardeşi Bianca (beyaz) kendi nişanlısına hiç sorun çıkarmayan kadındır; baş eğmez, hırçın ablasının tam tersidir o. Sonunda Petruchio kendisiyle evlenmeye rıza gösteren Katherina’nın adeta üzerinde telif hakkı varmışçasına onun kendisine hep boyun eğmesi gerektiğini ifade ediyor. “Telifi kendinden menkul vahşi at terbiyesi” konusu değerli tiyatro yazarlarına pek çekici gelmiş olmalı ki ardılları sökün ediyor, bitmemecesine…

Örneğin diğer bir tiyatro ustası G. B. Shaw’un eserinde, Pygmalion bu kez Henry Higgins ve Galatea ise Eliza Doolittle kimliğiyle karşımıza çıkıyor (Dipnot 4). İngiliz dili uzmanı Higgins sokaktan (alt tabakadan) kimi çekip alsa ona düzgün aksanla konuşmayı öğretebileceğini iddia ediyor. Eliza adlı çiçek satıcısı kız bu deney için seçiliyor. Higgins’in vereceği özel eğitimle Eliza sadece konuşmasını düzeltmeyecek, aynı zamanda bir “hanımefendi” gibi davranmayı da becerecektir (O bi güçük hanfendü! Dipnot 5, 6). Becerir de; hatta o kadar ki, İngiliz aristokratları onun safkan bir leydi olduğunu sanırlar. Bu durumda Pygmalion’un mevkidaşı Higgins’e sonradan olma leydiye âşık olmak, Galatea’nın mevkidaşı öpülen” Eliza’ya da “yaratıcısının” terliklerini ayağına götürmek düşer.

Şimdi göreceksiniz ki Galatea’ların kaderi sadece batıda değil, uzak doğuda da birbirine benzerdir. Çin Prensesi Turandot erkeklere karşı buzdan yapılmış bir heykel gibidir (Dipnot 7). Ama onun da kendi aklına erişebilecek ve duygularını eritebilecek bir “yaratıcıya” ihtiyacı vardır. Mitolojide Sfenks’in Tebai şehrine girmek isteyen Oedipus’a yönelttiği üç bilmece misali sorduğu bilmeceleri çözebilen Prens Calaf’ın karşısında yelkenleri suya indirir; ona sadık olma, hizmet etme sözü verir. Buzdan kadın, kurbanı olmayı kabul ettiği “avcı-toplayıcı erkek” tarafından fethedilir, şekillendirilir, bir tür buzdan yapılma Galatea (süt beyazı).

Tüm bu olayların-eserlerin arasında ve ardından sahnelerde ve beyaz perdede Galatea’lar da, Katherina’lar da, Eliza’lar da eksik olamazdı elbette. Bunların hemen hepsinde, özellikle de Cole Porter’in “Öp Beni Kate” adlı müzikalinde Kate’in taş fırın erkeği Fred’in kucağında poposuna şaplak yeme görüntüsü adeta alametifarikadır (Dipnot 8). O halde acaba eserin adı “Öp Beni Kate” yerine “Şaplağımı Yersin Kate” mi olmadır? Aslında Shakespeare’in Hırçın Kız‘ının son sahnesi daha “yaratıcıdır”; Petruchio Katherine’yi omuzuna atıp götürür! Ah, nerede Lois Lane’i kucağına alıp uçuran kibar Süpermen ve gelini kucağına alıp eşik atlatan modern çağ damatları!

Görüldüğü gibi bu konuyu işleyen eserlerin sayısı insanı hayrete düşürecek (ya da düşürmeyecek) kadar çoktur (Seçmeler: Dipnot 9-14). Bunlara ek olarak eminim çağdaş sinema yorumlardan biri olan “Özel Bir Kadın-Pretty Woman” aklınıza gelmiştir. Hani şu Eskort kadını Serpina misali “düzeltip”, ona yeni haliyle âşık olan işadamını anlatan film; başrollerde Julia Roberts ve Richard Gere ile olan (Dipnot 15).

Hâsılı mitolojide heykel Galatea boyutunda-biçiminde ortaya konulmuş olan beşinci başat konu, Musevi inanışına göre Âdem’e baş eğmeyen ve bu yüzden ceza olarak şeytan kılığında cehenneme gönderilen Lilith ile Âdem’e hizmet etmek üzere onun kaburgasından yaratılan, her daim itaatkâr Havva’nın öyküsüdür. Ya da ancak prens öpünce uyanabilen Uyuyan Prenseslerin, ancak prens ayakkabıyı giydirince değerlenen Kül Kedilerinin öyküsü. Ve hayret, mitolojik çağlardan bu yana anlatılagelmiş olan bu beşinci konuyu Borges fark edememiştir!

Pınar Aydın O’Dwyer

10 Ağustos 2021, Ankara

 

Dipnotlar

  1. 1. La Serva Padrona (Hanım Olan Hizmetçi). Operet. Beste: GB. Pergolesi, Libretto: GA. Federico, 1733

  2. 2.Coppelia. Bale. Beste: L Delibes, Libretto: ETA. Hoffmann’dan fikirlenerek C. Nuitter, 1870

  3. 3. Taming of the Shrew (Hırçın Kız). Tiyatro. W. Shakespeare,1592

  4. 4.Pygmalion. Tiyatro. GB Shaw, 1913

  5. 5.Keşanlı Ali Destanı. Müzikli Oyun, Haldun Taner, 1964

  6. 6. Küçük Hanımefendi. Film. Yönetmen: Ertem Eğilmez, Senarist: Erdoğan Tünaş, Oyuncular: Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Nubar Terziyan, 1970

  7. 7. Turandot. Opera. Beste: G. Puccini, Libretto: C. Gozzi’nin tiyatro eserinden fikirlenerek G. Adami, R. Simoni 1926

  8. 8. Kiss Me Kate (Öp Beni Kate). Müzikal. Beste: C. Porter, Libretto: C. Porter, B. Spewack, S. Spewack, 1948

  9. 9. My Fair Lady (Benim Güzel Meleğim). Müzikal. Beste: F. Loewe, Libretto: B. Shaw’den fikirlenerek LJ. Lerner, Oyuncular: R. Harrison, J. Andrews. 1956

  10.  10. My Fair Lady (Benim Güzel Meleğim). Müzikal film. Yönetmen: G. Cukor, Senaryo: B. Shaw’den fikirlenerek LJ. Lerner, Oyuncular: A. Hepburn, R. Harrison, 1964

  11. 11. Operalar:

    1. a.  Pygmalion. Beste: Jean-Philippe Rameau, 1748

    2. b.  Pygmalion. Jean Jacques Rousseau, 1762

    3. c.  Il duca di Atene. Beste: D. Bertoni, Libretto: CF. Badini, 1780

    4. d.  Der Widerspänstigen Zähmung. Beste: H. Goetz, Libretto: JV. Widmann, 1874

    5. e.  Katherine: A Travesty. Beste: JK Bangs,1888

    6. f.   La furia domata. Beste: S. Samaras, Libretto: EA. Butti, G. Macchi, 1895

    7. g. Las Bravias. Beste: R. Chapi, Libretto: JL. Silva, CF. Shaw, 1896

    8. h. De getemde feeks. Beste: J. Wagenar, 1909

    9. i.  Sly, ovvero la leggende del dormiente risvegliato. Beste: EW. Ferrari, Libretto: G. Frozano, 1927

    10. j.  The Taming of the Shrew. Beste: PG. Clapp, 1948

    11.  k.  The Taming of the Shrew. Beste: V. Giannini, Libretto: G ve D Fee, 1953

  12.  12. Baleler

    1. a..La mégère apprivoisée. Beste: A. Scarlatti, Koreografi: M. Béjart, 1954

    2. b. The Taming of the Shrew. Koreografi: J. Cranko,1969

    3. c. Kate's Rag. Koreografi: L. Falco, 1988

  13. 13. W. Shakespeare’den Fikirlenerek Yapılan Filmler

    1. a. The Taming of the Shew. Oyuncular: J. Wayne, M. O’Hara, 1963

    2. b .The Taming of the Shew. Yönetmen: F. Zefirelli, Senarist: P. Dehn, Oyuncular: E. Taylor, R. Burton, 1967

    3. c. The Taming of the Shew. Yönetmen: W. Ball, K. Browning, Tiyatro filmi: W. Shakespeare, Oyuncular: R. Birk, E. Boen, R. Boussom, 102dk, 1976

    4. d. The Taming of the Shew. Yönetmen: J. Miller, Tiyatro filmi: W. Shakespeare, Oyuncular: S. Chandler, A. Pedley, J. Franlyn-Robbins, 127dk, 1980

  14.  14. GB. Shaw’dan Fikirlenerek Yapılan Filmler

    1. a. Pygmalion. Yönetmen: L. Berger, Tiyatro filmi: GB. Shaw, Oyuncular: L. Bouwmeester, J. De Meester, E. Verkade, 95dk, 1937

    2. b.  Pygmalion. Yönetmen: A. Aquith, L. Howard, Tiyatro filmi: GB. Shaw, Oyuncular: L. Howard, W. Hiller, W. Lawson, 96dk, 1938

  15. 15. Pretty Woman (Özel Bir Kadın). Film. Yönetmen: G. Marshall, Senarist: JF Lawton, Oyuncular: R. Gere, J. Roberts, 119dk, 1990

 

Kaynaklar

  1. 1. Borges JL: Gölgeye Övgü, (Çeviren: Göle MH), İletişim, 273-274, 1994

  2. 2. Collodi C: Pinokyo, 1883

 

Not: Psikesinema Dergisi, Sayı 34, Mart-Nisan 2021 sayısında yayınlanmış ve izinle kullanılmıştır.