Ömer Turan, şiirini nasıl anlattı?
  • Reklam

Ömer Turan, şiirini nasıl anlattı?

Estetik kaygı ve toplumsal duyarlıklarla yazan Ömer Turan, şiirlerinde sistemi sorguluyor...

Ömer Turan, şiirini nasıl anlattı?
29 Mart 2019 - 14:28 - Güncelleme: 29 Mart 2019 - 14:51

Doğumunun 100. yılında Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü “Atların Günü” kitabıyla kazanan Trabzonlu şair Ömer Turan, ödülünü aile adına C. A. Kansu'nun kızı Prof. Dr. Bahar Gökler'in elinden aldı. Ömer Turan'a bu ödül Alper Akçam, Cengiz Bektaş, Adnan Binyazar, Ali Cengizkan, Bahar Gökler, Ahmet Özer ve Ferruh Tunç'tan oluşan Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Seçici Kurulu'nun, bu yıl aday olan 56 yapıt üzerinde yaptığı değerlendirme sonucu verildi. 28 Mart 2019 akşamı Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde Ceyhun Atuf Kansu'nun 100. doğum yılı nedeniyle resim sergisi, beste yarışması konseri, belgesel gösterimi ile birlikte düzenlenen ve sunuculuğunu tiyatro sanatçısı Turcer Yığcı'nın yaptığı törende kürsüye davet edilen Ömer Turan kendisini şöyle tanıttı:

Ömer Turan'a, Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü, şairin kızı Prof. Dr. Bahar Gökler sundu

1971 Trabzon doğumluyum. Hayatıımı editörlük ve düzeltmenlik yaparak kazanıyorum. Ayrıca Trabzon`da bulunan Ruhi Türkyılmaz Sanatevi'nin yöneticiliğini de yapmaktayım. Yazaolduğum Yitik Ülke Yayınları'yla birlikte Belçika'da yayımlanan Akrostiş adlı Türkçe-Felemenkçe basılan kültür sanat dergisinin Türkçe bölümünün editörlüğünü de yürütmekteyim. Atların Günü ile birlikte şimdilik 4 şiir kitabım var: Üryan ve İsyan, Kedi Güzü, Dünyanın İlk Sabahı.”

Dünyanın İlk Sabahı” adlı yapıtıyla 2016'da Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü'nü almış olan Ömer Turan, şiir serüvenini şöyle anlattı:

Çok genç yaşta şiir yazmaya başlamama rağmen ilk şiirim; tam da Cahit Sıtkı'nın dediği gibi yolun yarısında; yani 35 yaşındayken Hayal dergisinde yayımlandı. O yıldan sonra; şiir ve yazılarımı çeşitli dergilerde, gazete ve kitap eklerinde yayımlamaya devam etmekteyim.

Benim şiirimin iki önemli atardamarı var: Estetik kaygı ve toplumsal duyarlıklar.

Estetik kaygı dediğimiz şey; dil, biçim, ses, içses, dize buluşları, kurgu, tematik estetikler, sanatsal incelik ve metin bütünlüğü gibi önemli öğelerden oluşuyor.

Toplumsal duyarlılıklar ise; yerleşik düzene karşı olma, sınıf mücadelesi, kadının yeri, savaşlar, kentleşme sorunları ve doğa gibi konulardan yola çıkarak var olan sistemi sorgulayan ve sermaye olgusuna karşı çıkan bakışımdan oluşuyor.

Şiirim; bireysel bir eylem olmakla birlikte; sosyal eşitsizliklerden beslenen ve bu yönüyle de sınıfsal ilişkilerdeki uçurumu/estetik öz yapıyla beraber kendi içine alarak çoğulcu bir söyleyiş biçimi geliştirmeye çaba harcar. Bu anlamda gören bir şiiri yazmaya çalışıyorum. Çünkü gören şiir; dertli olduğu kadar da aynı zamanda yaralı bir tarihin sürekli anlatıcısıdır da. Gezdiği topraktan, geçtiği suları ve dokunduğu insanı koşulsuz benimser ve belleğine katar. Yaşama dair özümleyici bir ilişki kurar ve söylenmemişi metinleştirir. Türküler dilden dile geçerken, şiirler ise yazılı taşlardan defterlere, oradan kitaplara doğru gider.

Diğer taraftan; dili, şiirim açısından çok başat bir duruma çıkarma gayretindeyim. Çünkü, kurduğum dilin okuyucunun belleğine sızıp orada kalmasını seviyorum.

Nurullah Ataç; "Şiiri oluşturan, anlamdan çok, sözcüklerin 'maddesi`di;" der. Yani şiiri harekete geçirecek olan, anlamdan önce seçilen sözcüklerdir. Dilimi asla ölü sözcüklere bulaştırmadan, olağandışı imge yaratma, ağdalı söz söyleme gibi kaygılarla sözcük yığma yanlışına düşmemek için uğraşıyorum. Ne kadar başarılıyım, onu da edebiyat tarihçilerine bırakıyorum.

İyi bir metnin; ses, anlam ve bütünlük kaynaşmasından meydana geldiğini, denetleyici diğer öğelerin de; yani tematik estetikler, imgelem ve buluşlarla birlikte şiiri tamamladığı düşünüldüğünde gerçek şiirin özünü yakalıyoruz/.. Şiir işçiliği iyi olsa da, köksüz ve dağınık anlatımlar; o şiirin neye odaklandığını, ne anlatma derdinde olduğunu anlamamızda bizi zora sokuyor. İşte buradan hareketle usta şairlerimizin usta şiirlerine her zaman ihtiyaç duyuyorum. Çünkü onlar birer okuldur.

Şiirinle yaşamım iç içe ilişkili bir birliktelik oluşturuyor. Düşünce ve duygu dünyamı şekillendiren, dolduran her şeye metinlerimde rastlayabilirsiniz. Hayali olgular üzerinden yürümüyor ya da sırf edebiyat yapmak için de yazmıyorum? Berkin`in acısı önce bana değdi sonra şiirime, Soma`da ölenlerin ateşi önce evime düştü sonra şiirime. Yani bana dokunduğunuz gibi dizelerimdeki her sözcüğe de dokunup tepki alabilirsiniz.

Evet, bu program için kendi şiirim üzerine bir konuşma istendi benden. Ama inanın ki benim için en zor durumlardan biridir bu.

Şiirsel her sözümü bir görüntü olarak kabul edersek, dışarıdan nasıl göründüğüyle daha çok ilgilenirim. Kendi şiirimi içeriden değerlendirmenin çok sağlıklı olacağını düşünmeyenlerdenim. Hepimizde çokça var olan egoya yenik düşebilirim de. Bunu bir gizemcilik olsun diye de söylemiyorum, dışarıdan bakanların şiirime bakış açılanı daha çok önemsediğimi anlatmaya çalışıyorum aslında.

Konuşmamı, sevgili şair dostum Şeref Bilsel`in şiirlerim hakkında kaleme aldığı yazıdan küçük bir bölümle bitirip, sizleri bir şiirimle selamlamak istiyorum:

Şiirlerdekı simalar, kişiler yapıştırma değil, basbayagı aramızdan, elimizi uzatsak dokunacağımız türden insanlar. Bu durum, şiirin dışarıda değil, içeride, olması gereken yerde kurulduğunu da gösterir bize. Bir taraftan toplumsal meseleleri odağına alan diğer taraftan anlatacaklarının sertliğini, katılığı sözcük tercihiyle yumuşatan bir şair. Bir elinde ölüm diğerinde hayat olduğunu unutmaz.”

Ömer Turan ardından ölülerin de geç kalmış hikâyeleri var” başlıklı şiirini okudu:

bir çiçek gibi büyütüldüm

ve öptüğüm herkes yaşlanıyordu

çocukluğumu saymazsak, geriye

kala kala evi sırtında bir adam

 

inandığım yalanı taşıyordum

bir deri bir bulut dönerdim

her akşam mahalleye

ve sorduğum herkes yanılıyordu

beni sızan terden yaratmıştı oysa

kendini allah sanan bir göçebe

                                                                                           Ömer Turan, Işık Kansu ile

gülümsemeyi çok geç söktüm, ki

insanın gerçeği biraz da geç kalmak

giymekten korkardım resmi günleri

çünkü içi görünüyordu devletin ve

ben gereği düşünülmüş bir öteki

 

bir ülkenin ağzında büyütüldüm

ve gördüğüm herkes ölüyordu

yaşamayı da denedim kötü veya iyi

bir o kadar yakınken kendime

daha başka nasıl anlatılabilir ki

 

bedenime uzun geliyordu o zamanlar

sevişirken saklardım bıyığımın

ölçüsünü, 0 çağı öyle kapattım

elleri cebinde öyle bir erkek

Ömer Turan

Bu haber 4578 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Genç Orkestracıların Attığı Çimdik...
Genç Orkestracıların Attığı Çimdik...
Beethoven'ın Senfonilerine bir Bakış
Beethoven'ın Senfonilerine bir Bakış