“7’den 70’ye…” diye başlayan o içten cümle, aslında yalnızca bir izlenimi değil; iki gün boyunca Ankara’da kurulan çok katmanlı bir kültür sahnesinin özünü dile getirir. Üçüncüsüne ulaşmış bir festivalin artık bir gelenek olma eşiğini geçtiğini düşündüren bu buluşma, yalnızca müziğin değil, bir eğitim ideolojisinin, bir yaşam biçiminin ve kuşaklar arası aktarımın da sahneye taşındığı bir deneyime dönüştü.
Musa Göçmen Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda gerçekleşen konserler, salonu dolduran dinleyicilerin enerjisiyle birlikte, amatör bir ruhun profesyonel bir disipline nasıl evrilebileceğinin canlı bir kanıtıydı. Nitekim festivalin temelinde yatan motivasyon, bir etkinlik düzenlemekten çok daha fazlasıydı: mandolin aracılığıyla bir hafızayı diri tutmak, bir eğitim geleneğini yeniden görünür kılmak ve müziği birleştirici bir dil olarak yeniden kurmak.

Festivalin düzenleyicisi Ankara Gazi Mandolin Grubu
Programın çeşitliliği, bu niyetin en açık göstergesiydi. Ankara Gazi Mandolin Grubu, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İzmir Mandolin Orkestrası, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tobav Mandolin Orkestrası ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Mandolin Orkestrası gibi köklü topluluklardan, Zeytin Çekirdekleri Mandolin Orkestrası, Mersin Mandolin Topluluğu ve Müzed Ankara Mandolin Topluluğu gibi farklı kuşakları temsil eden oluşumlara kadar uzanan geniş bir yelpaze, sahnede adeta çoğul bir ses dokusu oluşturdu.

Mersin Mandolin Topluluğu
Bu çeşitlilik, yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda estetik bir zenginlik de taşıyordu. Klasik repertuvarın yanında dünya müziklerinden örnekler, halk ezgileri ve çok sesli düzenlemelerle kurulan bu yapı, mandolinin sınırlarını genişleten bir yaklaşım sundu. Festivalin sonunda ifade edildiği gibi, “21 topluluğun katılımıyla, 260 mandolinistin aynı çatı altında 12 saat süren bir konser maratonu için bir araya gelmesi” yalnızca bir organizasyon başarısı değil; kolektif bir üretim bilincinin somutlaşmasıydı.

Zeytin Çekirdekleri
Festivali başından sonuna yakından izleyen Prof. Dr. Ali Uçan festival ile ilgili duygularını şu şekilde ifade etti: “Festival her yenilenişinde daha başarılı bir hale geldi. Festivalin niteliği giderek daha yükseldi. Ne mutlu, artık maya tuttu diye düşünüyorum. Yeni gruplarla birlikte, aynı gruplar da programlarını daha da geliştirerek katıldılar. Bunlar bir festivalin sürekliliği ve düzenliliği konusunda çok önemli işaretler. Bu sene program kitapçığı, poster ve tanıtım çalışmaları da sayende sanatsal bir nitelikte oldu. Program kitapçığı bile başlı başına bir sanat eseri niteliğinde. Festivale kurumsal kimlik kazandırma çabanızdan dolayı seni ve düzenleme kurulunu kutluyorum. Festivalin daha da geliştirilerek sürmesini diliyorum. Ayrıca eklemek isterim ki Başkan Serpil Dindar'ın Festival yerine şenlik önerisini de destekliyorum. Görüyoruz ki tüm katılımcılar içten gelen bir şenlikle etkinlikte bulunuyorlar. Dolayısıyla mandolin şenliği adı etkinliğin niteliğiyle çok iyi uyuşacak diye düşünüyorum. Tüm düzenleyicileri ve katılımcıları candan, yürekten kutluyorum.”

Bu çok sesli yapı içinde bazı anlar ise özellikle yoğun bir estetik dikkat talep ediyordu. Görme engelli Selim Altınok ve Onur Yılmaz ikilisinin Händel, Boccherini, Bach ve Vivaldi’den oluşan programı, yalnızca teknik ustalık değil, müziğin içsel derinliğine nüfuz eden bir yorum gücüyle öne çıktı. Bu performans, festivalin amatör ruhunu aşan, uluslararası ölçekte bir virtüozite düzeyine işaret eden nadir anlardan biriydi. Mersin Mandolin-Ukulele Topluluğu ve Çocuk Korosu da geleceği müjdeleyen bir çiçek bahçesi gibiydi.

Sivas Cumhuriyet Oda Orkestrası'nın etkileyici icrasını ve solist Bülent Yazıcı'yı (aslen nükleer tıp doktoru) da anmadan geçmemeliyiz. Sivas Cumhuriyet Oda Orkestrası ile yaptığı icra kayda alınmış ve dün plak olarak yayınlanmış.
Ancak festivali asıl anlamlı kılan, sahnede duyulan seslerin ötesinde, o seslerin beslendiği tarihsel ve düşünsel zemindi. Program kitapçığında yer alan ifadeler, bu zemini açıkça ortaya koyar:
“Köy Enstitüleri… ‘iş içinde eğitim’ anlayışıyla kurulan özgün bir modeldi; burada bilgi ezberle değil, üretimle, sanatla ve uygulamayla öğreniliyordu. Mandolin ise bu anlayışın simgelerinden biri olarak… çok sesli müzikle tanışmayı sağladı.”
Bu yaklaşım, festivalin yalnızca bir müzik etkinliği olmadığını, aynı zamanda Köy Enstitüleri geleneğinin günümüzdeki bir yankısı olduğunu gösterir. Mandolin burada bir çalgı olmaktan çıkar; Cumhuriyet’in aydınlanmacı eğitim idealinin taşıyıcısına dönüşür.
Bu bağlamda festival, bir anma niteliği de taşır. Kepirtepe Köy Enstitüsü mezunu Münire ve Osman Dindar’ın anısına ithaf edilmesi, etkinliği kişisel bir hatıradan kolektif bir hafızaya taşır. Çünkü burada anılan yalnızca bireyler değil, onların temsil ettiği eğitim anlayışı, paylaşım kültürü ve üretim etiğidir.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur:
Bu festival, notaların ötesinde “bir inanç, emek, misyon ve buluşma hikâyesi”dir.
Ve belki de en önemlisi;
Mandolinin o tanıdık, yalın ama derin sesi, bir kez daha hatırlatır:
Bir ülkenin kültürel hafızası bazen en güçlü biçimde, küçük bir çalgının tellerinde saklıdır.
Oğuz Sağdıç
22 Mart 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: