Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Konser Salonu'nda 4 Mart 2026 tarihinde düzenlenen konserde kısa süre önce ebediyete uğurladığımız değerli müzisyen korno solisti Tayfun Avcıoğlu anıldı. Orkestra Şefi Rengim Gökmen’in yönetimindeki konser, Rengim Gökmen’in ülke için bir müzisyen yetiştirmenin ne kadar zor ve değerli olduğunu hatırlatan, konserin adandığı Tayfun Avcıoğlu’nun beklenmedik âni kaybından ne kadar müteessir olduğunu anlatan sunum konuşması ile başladı.

İlk eser Maurice Ravel’in Ölü Prenses için Pavan’ıydı Fransız besteci Maurice Ravel’in 1899’da bestelediği Pavane pour une infante défunte, tarihsel olarak bir saray dansı olan pavan formunun modern bir yorumu olsa da günümüzde çoğu zaman anı, kayıp ve geçmişe duyulan zarif bir özlem duygusunu çağrıştıran eserler arasında yer alır. Müziğin ağır ve dingin yürüyüşü, pavan dansının törensel karakterini hatırlatırken; melodinin yalın ama derin duygulu akışı, dinleyicide sessiz bir saygı ve içsel bir hatırlama atmosferi yaratır. Beklenmedik ölümü sanat ve müzik çevrelerinde büyük üzüntü yaratan Tayfun Avcıoğlu için verilen konserde bu eserin seslendirilmesi anlamlıdır. Ravel’in pavanı burada yalnızca bir repertuvar seçimi değil, aynı zamanda müzikal bir saygı duruşu işlevi görür. Eserin ağır ve tören yürüyüşünü andıran ritmi, bir anma töreninin dingin atmosferiyle örtüşür. Özellikle orkestral versiyonunda duyulan yalnız korno teması, sanki uzaktan gelen bir hatıra sesi gibi algılanır; ardından gelişen yaylı dokusu ise kolektif bir hatırlama duygusu yaratır. Bu yönüyle eser, dinleyicileri sessiz bir içsel yolculuğa davet eder. Konserde bu eserin çalınması, bir yas ifadesinden çok zarif bir hatırlama ve saygı atmosferi yaratmayı amaçlayan sembolik bir müzikal seçim olarak okunabilir.

Anma duygusunun ağır ve zarif atmosferi içindeki konserde ikinci eser, Türk besteciliğinin önemli isimlerinden Yalçın Tura’nın Viyola Konçertosu dinleyicilere bambaşka bir duygusal derinlik açtı. Tura’nın müziği, Batı’nın senfonik dili ile Doğu’nun içe dönük lirizmini incelikle birleştiren nadir örneklerden biridir. Bu konçertoda melodik çizgiler, zaman zaman bir Türk makamının gölgesini taşıyan esnek bir ifade kazanır; viyolanın kadifemsi sesi ise sanki eski bir hikâyenin içten anlatıcısı gibi, dinleyiciyi iç dünyaya doğru davet eder. Eserin bu doğuya has lirizmi ve derin duygulu anlatımı, genç solist Arcan Isenkul’un pırıl pırıl yorumu ile adeta ışıldadı. Isenkul’un yayındaki berraklık ve tonundaki sıcaklık, viyolanın çoğu zaman saklı kalan şiirselliğini görünür kıldı. Her cümle, sanki dikkatle işlenmiş bir hat yazısı gibi zarif kıvrımlar çiziyor; pasajlar arasında kurduğu nefesli akış ise müziğin içsel ritmini büyük bir doğallıkla ortaya çıkarıyordu. Teknik güveni, genç yaşına rağmen olgun bir müzikal sezgiyle birleşerek konçertoyu yalnızca icra edilen bir eser olmaktan çıkarıp yaşanan bir anlatıya dönüştürdü.

Konserin bütününe hâkim olan hatırlama ve saygı atmosferi düşünüldüğünde, Tura’nın konçertosu bu duyguyu daha da derinleştiren bir iç konuşma gibiydi. Yaylıların yumuşak dokusu üzerinde yükselen viyola sesi, kimi zaman uzak bir ezgiyi, kimi zaman içte saklı bir hüznü hatırlatıyordu. Isenkul’un yorumu, bu duyguları aşırıya kaçmadan, dingin ve berrak bir ifade içinde taşıdı; sanki müzik, salonun içinde ağır ağır dolaşan görünmez bir ışık gibi dinleyicilerin üzerine yayılıyordu. Arcan Isenkul büyük alkış üzerine bis olarak yüksek teknik beceri gerektiren Paul Hindemith’in Solo Viyola Sonatı op. 25 No.1’den bir bölümü kusursuz seslendirdi. İsenkul ADK-Der tarafından Ruşen Güneş anısına düzenlenen Viyola Yarışması'nda birinciliği elde etmişti.
Konserin ikinci yarısında seslendirilen Şehrazat, Op. 35, Rus besteci Nikolay Rimski-Korsakov’un orkestrasyon dehâsını en parlak biçimde ortaya koyan eserlerinden biridir. Binbir Gece Masalları’ndan esinlenen bu dört bölümlü senfonik süitin merkezinde, zekâsı ve hayal gücüyle ölümden kurtulan efsanevi anlatıcı Şehrazat yer alır. Sultan Şehriyar’ın her gece yeni bir eş alıp sabah öldürmesiyle başlayan karanlık döngü, Şehrazat’ın her gece anlattığı ve en heyecanlı yerinde bıraktığı masallar sayesinde kırılır; merak duygusu sultanın öfkesini yavaş yavaş yumuşatır ve sonunda hayat bağışlanır.
Rimski-Korsakov bu anlatıyı yalnızca hikâye olarak değil, orkestranın renkleriyle kurulmuş bir ses tiyatrosu olarak ele alır. Güçlü bakır üflemeliler sultanın kudretini temsil ederken, solo kemanın kıvrak ve narin teması Şehrazat’ın anlatıcı sesini simgeler. Bu tema her bölümde yeniden belirerek dinleyiciyi masalın içine çeker. Bestecinin olağanüstü orkestrasyon ustalığı sayesinde eser, renkli tınıları ve canlı karakterleriyle yalnızca müzik uzmanlarının değil, her yaştan dinleyicinin sevgilisi haline gelmiştir.
Bu akşamki yorumda ise orkestranın başındaki deneyimli şef Rengim Gökmen, programdaki her eserin karakterini incelikle ortaya koyan usta yönetimiyle dikkat çekti. Gökmen’in berrak ve dengeli yorum anlayışı, konser boyunca hem dramatik gerilimi hem de lirik inceliği titizlikle koruyarak her eserin kendi dünyasını hakkıyla yansıtmasını sağladı.
Onun bu yönlendirici ve güven veren yönetimi altında, öğrenci destekli Hacettepe Senfoni Orkestrası bütünüyle profesyonel bir topluluk olgunluğunda çaldı. Özellikle Şehrazat yorumunda orkestranın bütün renkleri açıkça duyulabiliyor; Rimski-Korsakov’un ince ince dokuduğu orkestral tını katmanları salonda berrak bir şekilde hayat buluyordu. Yaylıların sıcak dokusu, nefeslilerin anlatıcı renkleri ve vurmalılardaki dramatik vurgular, eserin zengin ses dünyasını referans sayılabilecek bir bütünlükte ortaya koydu.

Bu başarıda orkestranın grup şeflerinin titiz çalışması ve disiplinli birlikteliği açıkça hissediliyordu. Özellikle Şehrazat’ın simgesi olan solo keman partilerinde Burcu Zorlu’nun zarif ve tertemiz yorumu büyük takdir topladı. Başkemancı olarak üstlendiği sorumluluğu müzikal bir incelikle taşıyan Zorlu, eserin en zor pasajlarında bile parlak, güvenli ve son derece şiirsel bir solistik anlatım sundu; adeta Şehrazat’ın hikâyelerini kemanın diliyle yeniden anlatıyordu.
Böylece konser, anma duygusunun içten atmosferiyle başlayan, lirizm ve genç solistlerin parlak yorumlarıyla derinleşen ve Rimski-Korsakov’un masalsı senfonik dünyasında doruğa ulaşan bütünlüklü bir müzikal anlatıya dönüştü. Şefinden solistlerine, grup şeflerinden orkestranın genç müzisyenlerine kadar herkesin katkısıyla ortaya çıkan bu yorum, dinleyicilerin belleğinde Tayfun Avcıoğlu ile uzun süre anılacak bir konser akşamı olarak yerini aldı.
OĞUZ SAĞDIÇ
6 Mart 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: