Tıp fakültesine 1978 yılında başlamıştım… O yıllarda başvurabileceğimiz tıp kaynakları çok az ve sınırlıydı. Temel ve klinik tıpla ilgili kitaplar elbette vardı ama bunlar genelde ya bizlere verilen ders programını tümüyle içermiyordu ya da aksine çok ayrıntılı ve karmaşıktı bir tıp öğrencisi için. Periyodik yayınlar (tıp dergileri) ve yabancı dildeki kitaplar ise, çok daha az olup; bunlar da sadece fakülte kütüphanesinde mevcuttu. Ama onlara ulaşabilmek de ayrı bir zorluk, hatta imkânsızlıktı. Çünkü çok talep vardı; en başta öğretim üyeleri ve asistanlar onları kullanıyordu. Ayrıca bunları okuyabilmek ve anlayabilmek için ileri derecede İngilizce, Fransızca ya da Almanca bilmek de gerekiyordu ki; bu da, hele o günkü yabancı dil eğitimi koşul ve olanaklarını düşündüğümüzde, sadece çok az öğrencide yeterince bulunan bir nitelikti.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı, hocalarımızın derslerde anlattığı konuları, sadece dinlemek değil ama en önemlisi kelimesi kelimesine not edebilmek çok önemliydi. Bu notlar, biz öğrenciler için hem güncel tıp bilgilerini içeriyordu hem de yazılı sınav soruları bunlardan geliyordu. Sonuç olarak amfide derslere girmek, iyi not tutmak ya da iyi ve okunabilir notlar tutan bir arkadaşınızdan bunların bir kopyasını (fotokopisini) almak, hem mesleki bilgi biriktirebilmek hem de -belki o yıllarımız için daha da önemlisi- sınavlarda başarılı olabilmek için temel koşuldu…
Ancak biz yeni tıp öğrencilerinin, hepimizin, birinci sınıfa başlar başlamaz kitabevlerine telaş ve heyecanla gidip satın aldığımız ya da üst sınıflardaki tanıdıklardan edindiğimiz “olmazsa olmaz” bir kitap vardı, bir tıp öğrencisinin belki de ilk temel tıp kitabı: “Sobotta Anatomi Atlası”… Üç ciltlik bu kitap serisindeki, hayranlık uyandıran bir görsellikle çizilmiş uzuv ve organ resimlerinin her anatomik ayrıntısının uzun ve Latince isimlerini öğreniyorduk. Bilgi vericiliği ve öğreticiliği bir yana, bu çizimler bir “sanat eseri” olarak da değerlendirilebilecek kusursuzlukta ve görünümdeydi…

Anatomik illüstrasyon (İkinci Kas Tablosu, 1543) - Andreas Vesalius
O yıllarda, bir öğrenci ve sonra hekim olarak, bende tıp konulu tarihi resim tablolarına yönelik merak uyandıran ilk örnekler içinde anatomi ile ilgili böylesi illüstrasyonların da çok önemli payı olmuştu. Örneğin Sobotta Anatomi Atlası’nın kapak içlerinde bulunan, modern anatominin kurucusu kabul edilen Andreas Vesalius’un (1514-1564) kitaplarından alıntı çizimler(1), ki künye sayfasında belirtilmesine rağmen o zamanlar bu ayrıntıyı bilmiyordum ya da fark etmemiştim, beni tıbbın olağanüstü geçmişinden küçük bir kesite, tıp tarihinin uzak dönemlerine götürürdü...

Anatomik illüstrasyon (Rahimdeki Fetüs, 1510-13)-Leonardo da Vinci
A. Vesalius’un kitapları ve onun anatomi bağlamında öncülü diyebileceğimiz Leonardo Da Vinci’nin (1452-1519) mesleki (anatomi) çizimleri dışında, tarihte resim tablolarına en fazla konu olan ya da istemli olmaksızın, doğallıkla en çok yer verilen veya izler taşıyan bilim alanı ve meslek mensupları herhalde tıp ve hekimlerdir. Çünkü, hastalık, yaralanma, sakatlık, ağrı, keder ve çaresizlik yaşamın her anında ve herkes için varken, tıbbın da varoluş nedenidirler. Dolayısıyla, bugün olduğu gibi insanlık tarihi boyunca da, “yaşam” ve “hekimlik” hep iç içe olmuştur.

Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi (1632) - Rembrandt van Rijn
İlkine, yani doğrudan tıbbi bir konuyu resim sanatı ile aktarıma belki de en meşhur, önemli ve ilk örneklerden biri Rembrandt van Rijn’in (1606-1669) “Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi” adlı ve 1632 tarihli yağlı boya tablosudur(2). Tablo elbette resim sanatı açısından birçok boyutuyla incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ama 17. yy. tıbbının bazı yönleri hakkında bilgi vermesi açısından da çok önemli ve değerlidir. Dr. Tulp’un ve anatomi pratik dersini izleyen hekim ya da diğer kişilerin (çünkü o dönemlerde hekim olmayan ama meraklı ve özellikle de varsıl kişiler böylesi anatomi incelemelerine katılırlarmış Amsterdam’da) özel koruyucu bir giysi giymemeleri, yani günlük kıyafetleriyle bir tür otopsi odasında bulunmaları ve ayrıca Dr. Tulp’un eldiven takmamış olması tabloya bakıldığında hemen ilk anda dikkat çeken tıbbi ayrıntılardır. Ancak bu tıbbi sahne o zaman için doğaldı elbette. Çünkü mikroorganizmaların (ör. bakteri, virüs) tanınması (keşfedilmesi) ve dezenfeksiyon/sterilizasyon (hijyen) kurallarının uygulanmaya başlanması için bu olağanüstü ama bazı açılardan da hüzün verici resmin(3) yapılmasından sonra yaklaşık 250 yıl daha geçmesi gerekecekti…

Doktor Ziyareti (1655-75) - Jacob Ochtervelt Doktor Ziyareti (1657) - Frans van Mieris
17. yy.da yine Hollanda’da dönemin değişik ressamları tarafından yapılan “Doktor Ziyareti” başlıklı ve/veya konulu bir dizi resim tablosu da tıp ve sanat tarihinde birçok açıdan önemli, bilgi verici ve ilgi uyandırıcı yapıtlardır. Bu temada eser veren ve günümüze ulaşan çalışmaları bulunan ressamlar arasında Jan Steen (1626-1679), Jacob Toorenvliet (1640-1719), Gerrit Dou (1613-1675), Jacob Ochtervelt (1634-1682) ve Frans van Mieris (Yaşlı, 1635-1681) sayılabilir. Söz konusu tablolar, başta bilim ve kültür alanında olmak üzere, “Hollanda Altın Çağı” olarak nitelendirilen dönemde (1600-1670/80) yapılmıştır. O zamanlarda “aşk hastalığı” olarak tanımlanan ve olasılıkla belli sosyal sınıflar içinde ve genç bireylerde yaygın olduğu düşünülen psikolojik sorun ya da melankolik durumların ve o hastaları muayene eden hekimlerin genelde mizahi bir yaklaşımla tasvir edildiği eserler olarak yorumlanmaktadır bu tabloların bazıları.

Yaşlı Adam ve Torunu (1490) - D. Ghirlandaio Federico da Montefeltro’nun portresi (1473-75) - P. della Francesca
Tıbbın resimlerle ikinci aktarım tarzına, yani bir hekimi, hekimliği, bir tıbbi sahneyi ya da bir hastalığı tasviri amaçlamayan, ana tema olarak kullanmayan ve bu anlamda “rastlantısal tıbbi temalı” olarak da tanımlanabilecek resim tabloları içinde genellikle Rönesans ve Barok dönemlere ait bazı yapıtlar dikkat çekicidir. Tablodaki figürlerden birinin burnundaki belirgin patolojinin(4) hemen fark edildiği “Yaşlı Adam ve Torunu” isimli eser (1490, Domenico Ghirlandaio); burun kemiğinin travma sonrası tahrip olduğu veya istemli olarak cerrahi girişimle çıkarıldığı Urbino (İtalya) Dükü Federico da Montefeltro’nun dikkat çekici portresi (1473-75, Piero della Francesca); özellikle o çağlarda değişik nedenlere(4) bağlanabilecek alt uzuv kayıplarının (ampute ayak/bacak) tasvir edildiği, Pieter Bruegel’in “Dilenciler” tablosu (1568) bu tür tıbbi resimlere örnek olabilir. Yaşamdan bir kesit verirken, içinde -tesadüfen- tıbbı da barındıran eserler…(5)

Dilenciler (1568) - Pieter Bruegel
19. yy.’ın ilk yarısında günümüzdeki fotoğraf makinelerinin atası sayılabilecek bir aygıtla ilk “fotoğraf” çekildi: Gras’tan Görünüm, Nicéphore Niépce (1765-1833). Böylece o tarihlerden günümüze değin, mikroskopik görüntüler de dahil, tıp ile ilgili her şeye artık fotoğraflarla (sonra filmlerle/videolarla) ulaşılır oldu; yüksek nitelikte, yaygın ve hızlı biçimde. Bu bağlamda, elbette her ne kadar klasik anlamda “fotoğraf” olarak nitelendirilemese de, Wilhelm Conrad Röntgen’in (1845-1923) eşinin yüzüklü elinin X-ışını (radyografik) görüntüsü (1895), insan vücudunun iç yapısına dair belki bir tür “ilk fotoğrafik nitelikli tıbbi görüntü” olarak da kabul edilebilir.
Tıbbın ve hekimliğin görüntülerinin resim tablolarıyla sonraki kuşaklara aktarımı etkinliği ve çabası 20. yy. dan itibaren önemini yitirmeye başladı. Ama özellikle bazı Rönesans ve Barok Dönem tablolarının sanatsal değerleri ve sanatsallıklarının yanı sıra, içerdikleri kimi tıbbi ögeler nedeniyle, tıp bilimi ve tarihi açısından her zaman çok önemli, hatta belki tıp öğrencilerinin bilimsel/mesleksel yönelim ve ilgilerine katkı sağlayabilen nadide eserler olduklarını düşünmek de mümkündür.
SAMİ EREN
11 Mart 2026, Ankara
(1) Anılan resimler, A. Vesalius’un “De humani corporis fabrica libri septem” (“İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine Yedi Kitap”, 1543) adlı eserinde bulunmaktadır. Çizimlerin Rönesans Dönemi ressamlarından Jan Stephan van Calcar’a (1499-1546) ya da bilinmeyen başka bir sanatçıya veya birden fazla sanatçıya ait olduğu düşünülmektedir.
(2) Rembrandt’ın 1656 yılında yaptığı ve “Dr. Deijman’ın Anatomi Dersi” isimli başka bir tablosu daha mevcuttur aynı temada. Ayrıca, yine o dönemlere ait başka Hollandalı ressamların “Anatomi Dersi” konulu tabloları da vardır, günümüze ulaşan [ör. Ressamlar Adriaen Backer (1635-1684) ve Cornelis Troost’un (1696-1750) tabloları].
(3)Mevcut bilgilere göre tablodaki kadavra, bir soygun nedeniyle mahkeme kararından bir gün sonra idam edilen ve adı kayıtlarda olan bir şahsa aittir. Kararın, elbette bugün bilinmeyen hukuki yönü ve ayrıntıları bir yana; bu kişinin bir anatomi diseksiyonuna maruz kalması dahası bir tablo ile bu şekilde sonsuzlaştırılması, resmin sanatsal/tıbbi önemi ve etkileyiciliğinin ötesinde, bir insanlık trajedisi de barındırıyor kanımca.
(4)Kırmızı kabartı, sivilce ve yumrularla karakterize, nedeni tam bilinmeyen kronik iltihabi bir deri hastalığı (rinofima/rosacea) olabileceği düşünülmektedir.
(5) O çağlarda başta kaza ya da değişik enfeksiyonların komplikasyonuyla gelişebilecek veya doğumsal (genetik) patolojilere bağlı olabilecek bu durumun olasılıkla zehirli çavdar yenmesine bağlı kangren sonucunda oluşabileceğini savlayan görüşler de mevcuttur. Özellikle Orta Çağ’da Avrupa’da yaygın olarak görülen ve zehirli bir küfle bulaşık çavdarın tüketilmesiyle oluşan ciddi hatta ölümcül bir hastalık tablosunun [ergotizm] sonuçlarından biriydi; parmaklar başta olmak üzere, uzuvlardaki kangrenler. Tablonun ismi bazı kaynaklarda “The Cripples” olarak da geçer.
Yorumlar
Kalan Karakter: