İdil Biret’in İlk Konçerto Kaydını Yaptığı
Philharmonia Orkestrası 80 Yaşında...
İngiltere’deki Telegraph gazetesinde, İdil Biret’in ilk stüdyo kaydını yaptığı Philharmonia Orkestrası’nın 80. kuruluş yılını kutladığına dair bir yazı okuyunca (1) geçmişte olanlar gözlerimin önünde canlandı.
İdil 1988 yılında orkestra ile ilk defa stüdyoda kayıt yaptığında 57 yaşında idi. Yaşıtı Martha Argerich ise ilk kaydını 20’li yaşlarında yapmıştı. Bu gecikmenin nedeni orkestra ile kayıt yapmanın çok masraflı olması ve İdil’in arkasında EMI, DGG gibi bir marka plak şirketinin olmamasıydı. Aynı nedenlerle Leyla Gencer’in hiç stüdyoda komple opera kaydı yapamadığını belirtmek isterim. (2)
İdil 1959 yılından itibaren ondokuz adet solo piyano uzunçalar (LP) kaydettikten sonra nihayet orkestra ile kayıt için bir fırsat çıktı. 1987 yılının ortalarında dostumuz Büyükelçi Rahmi Gümrükçüoğlu bey arayarak ertesi yıl Nisan ayında Londra’da Osmanlı dönemi sergisi olacağını, bu vesileyle İdil’in Londra’da yeni açılan Barbican salonunda bir orkestralı konser vermesini istediklerini bildirdi. Orkestra, şef, eser seçimi İdil’e ait olacaktı. Bu bulunmaz bir nimetti ve konserin hemen ardından kayıt yapma imkanı olabilirdi. İlk önce Londra’daki pek çok orkestradan birini seçmek gerekliydi. Amerika’da üniversite yıllarımda koleksiyon yapmaya başladığım dönemde aldığım plakların pek çoğu EMI/HMV prodüktörü Walter Legge’nin II. Dünya Savaşı sonrası özellikle kayıt çalışmaları için 1945 yılında Londra’da kurduğu The Philharmonia Orkestrası’na ait idi.

Bunlar arasında Wilhelm Fürtwängler yönetiminde Wagner’in Tristan ve Isolde operası, Yehudi Menuhin’in solo viyola partisini çaldigi Berlioz’un Harold İtalya’da eseri, Otto Klemperer’in yönettiği Beethoven’in 7. Senfonisi ile Mendelssohn’un 3. İskoç Senfonisi ve Hebridler Uvertürü, bu orkestranın birinci kornocusu olan Dennis Brain’in çaldığı Mozart Korno Konçertoları, David Oistrakh ve Pierre Fournier’nin çaldığı Brahms’ın keman ve çello için ikili konçertosu ve Trajik Uvertürü,

Arturo Benedetti Michelangeli’nin Ravel Sol majör ve Rachmaninof 4. Piyano Konçerto icraları, Elisabeth Schwarzkopf’un söylediği Richard Strauss’un Son Dört Şarkısı ve daha neler neler vardı. Bu nedenle, her ne kadar o eski günlerdeki seviyesinde olmasa da, İdil’in ilk orkestralı kaydını benim için efsane olan bu orkestra ile yapmasını istedim ve Rahmi beye bildirdim. Kısa süre sonra orkestra ile gerekli anlaşmanın yapıldığı haberi geldi. Bunun üzerine kayıt için gerekli parayı bulmak amacıyla kolları sıvadım. Özel şahıslardan o güne kadar İdil’e hiçbir destek gelmediğinden (3) Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi ile temas kurup Kültür Bakanlığı’ndaki Tanıtım Fonundan destek alma imkanının araştırılmasını istedik. Daire başkanı yakın dostumuz Büyükelçi Pulat Tacar bey gerekli müracaatı yaptıktan az sonra Tanıtım Fonundan menfi cevap geldiğini bize bildirdi ve gelen yazının bir suretini verdi. Durumu bu konularda tecrübeli olan dostumuz Büyükelçi Yüksel Söylemez’e anlattığımda ‘bir randevu alın ve gidip Fon müdürü ile görüşün’ dedikten sonra müdürün MHP’li olduğunu ilave etti. Bunun üzerine randevu istedik ve menfi yazı cebimde olarak İdil ile Kültür Bakanlığına gittik. Kendilerine yakın zamanda yayınlanmış olan İdil’in Beethoven Senfoni kayıtları kutusundan bir adet hediye ettikten sonra ben söze başladım. Büyük birkaç firmanın elinde olan plak endüstrisinin çok meşhur bazı sanatçılar dışında kayıt çalışmaları için maddi destek bulunmasını istediğini ve fevkalade pahalı olan orkestralı kayıtlar için bunun bilhassa gerekli olduğunu söyledikten sonra sanatçıların da bu amaçla kurulmuş fonlara yöneldiğini belirttim. ‘Örneğin Ermeni sanatçılar Portekiz’deki Gülbenkyan fonundan, Yahudiler Amerika ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki kendi kültür fonlarından destek alırlar” dedim. “Biz de eşimin ilk orkestra kaydı olacak bu çalışma için Tanıtım Fonu’na müracaat etmeyi düşündük. İmkan varsa memnun oluruz ama yoksa da ilginize ve bize zaman ayırmış olmanıza teşekkür ederiz” diye ilave ettim. Adını şimdi hatırlayamadığım müdür bey hemen “Olmaz olur mu tabii var” deyip ne kadar para gerektiğini soruverdi. İmzaladığı menfi mektup cebimde bu 180° dönüşü memnuniyetle izledikten sonra, kayıt için İngiltere’deki konserde yer alacak olan orkestranın her biri üç saatlik üç seans için kiralanması gerekeceğini ve bunun masrafının £15.000 civarında olduğunu söyledim. “Tamam kısa sürede temin eder Londra’daki Büyükelçiliğe gönderirim” dedi. Sonra, ofisindeki buluşmamız bir Cumartesi tatil gününe rastlamış olduğundan olsa gerek, yanında olan küçük oğluna İdil’in kim olduğunu anlatıp “Bir daha belki de hiç yakından göremeyeceğin bir büyük sanatçı bu hanım” dedi ve getirdiğimiz plak kutusunu kendi ve oğlu için İdil’den imzalamasını istedi. Görüşmeden çok memnun ayrıldık. İki hafta sonra para Londra’ya ulaştı.(4)
Bu olay bana büyükbabamın naklettiği bir sözü hatırlattı. 1920’li yıllarda Ankara’da Ulaştırma Bakanı Behiç Erkin bey’in özel kalem müdürü olduğu dönemde tanışıp dost olduğu Alman uzmanlardan biri Türkiye’den ayrılırken kendisine “Burhan bey, Türkiye’de herşey mümkün ve de gayrimümkündür” demiş. İşte bu da öyle – olmaz denilen bir anda oluverdi.
Şimdi sıra kaydı yayınlayacak plak firması bulmak ve orkestrayı yönetecek şefi temin etmeye gelmişti. Bunu düşünmekte olduğum sırada bir akşam Brüksel’de evimizde telefon çaldı. Açtığımda karşıma o zamanlar epey genç olan şef Cem Mansur çıktı ve İdil’i istedi. Konser için seyahatte olduğunu söyleyip neden aradığını sorduğumda, “Nisan ayında birlikte Londra’da vereceğimiz konser hakkında konuşmak istiyordum” dedi. Birden donup kaldım. Bu konseri sadece Büyükelçi Rahmi bey ve Philharmonia Orkestrası yetkilileri biliyordu. Cem Mansur nereden haber almış, kendisinin idare edeceği nereden çıkmıştı? Geçmişte İstanbul’da İdil’in oda orkestrası ile verdiği bir kaç konseri yönetmiş olan Cem’e bir yanlış anlama olmuş olacağını, bu konser için henüz şef tesbit edilmediğini, konserin ardından kayıt yapılacağından bu konuda tecrübeli bir şefin orkestrayı yönetmesi gerektiğini söyledim. Epey canı sıkıldı ve Londra’da konser vermesinin beklendiği, bunun kendisi için önemli olduğu gibi bazı şeyler söyledi, sonra konuşma sonlandı. Durumun vahametini hemen idrak ettiğimden ertesi gün Londra’ya gittim, Rahmi Gümrükçüoğlu bey ile görüşüp durumu anlattım. Cevaben, “bu konser İdil için yapılıyor hangi şef ile çalışmak isterse onu angaje ederiz” deyince rahatladım. Sonra, Manchester Halle Orkestrasının eski daimi şefi James Loughran ile anlaşma yapıldı.
Sıra eser seçimine gelmişti. İdil büyük bir eser kaydetmek istediğinden Brahms’ın 2. Konçertosunu teklif ettik. James Loughran’ın Brahms icraları da öteden beri beğenilirdi. Bu defa da karşımıza Londra’daki konser salonlarının garip uygulaması çıktı. 30 gün içerisinde aynı salonda aynı eserin iki defa çalınması istenmiyordu ve konserin yapılacağı Barbican Hall da bir başka piyanist o sırada bu eseri programlamıştı.
Konuyu Amerika’da İdil’i temsil eden acentesi Jacques Leiser ile görüştüm. Jacques’in yardımı ile VOX şirketi ile yayın konusunda anlaşmaya varılmıştı ve çalınacak eser onların da isteyeceği bir konçerto olmalıydı. Yazışmalar sonrası İdil’in konserde Saint-Saens’ın 2. Konçertosunu çalması ve bu eserle birlikte gene Saint-Saens’ın nadir icra edilen 4. Konçertosunu kaydetmesi kararlaştırıldı. Neyse ki Barbican salonunda başka bir piyanist o dönem bu eseri programlamamıştı !
Kayıt için akustiği çok iyi olan Londra’nın Pimlico semtindeki St. Barnabas kilisesi seçildi. Kayıt prodüktörü Mark Brown ve mühendisi Tony Faulkner olacaktı. Her ikisi de tanınmış, tecrübeli, Philharmonia ile pek çok kayıt yapmış kimselerdi. Şimdi hatırlamadığım bir nedenle üç seansı aynı güne koyduk. Bunun yanlış olduğunu, orkestranın bir gün içinde dokuz saat kayıt yapmasının özellikle nefesli sazlar için çok yorucu olacağını bana Vox şirketinin müdürü söylemiş ve kayıtların iki güne yayılması için bizi uyarmıştı. Ama olamadı, orkestra ve İdil de kabul etti ve kayıt için konserin ertesi 23 Nisan günü tesbit edildi.
Konser için geniş duyuru yapıldı. İki provadan sonra 22 Nisanda (garip bir tesadüfle, 33 yıl sonra İdil’in felç geçireceği gün) dopdolu Barbican salonunda Saint-Saens 2. Konçerto başarılı şekilde icra edildi. O gün benim aklım ertesi günkü kayıt çalışmasındaydı. Bu konçerto kaydında yer alacak kimseleri tanımıyorduk; İdil kayıt prodüktörü ve mühendisi ile daha önce çalışmamış, orkestra ve şef ile ise provalar ve konserde ilk defa beraber çalmıştı. Herhangi bir sorun olduğunda (ki oldu) yardım için dönebileceğimiz, dayanabileceğimiz kimse yoktu. İşte burada bir parantez açmak gerekiyor: Orkestra yönetiminde bizimle temas kurmayan böyle bir kimse olduğunu çok sonra öğrendim.
IKSV, Borusan Filarmoni ve Koç Vakfı içinde Arter’de görevler alan, Bilkent Müzik Fakültesinde de çok kısa süren bir çalışması olan, sanat adamı Melih Fereli’nin o dönemde ‘stratejik planlama ve fon yaratma’ görevi ile Philharmonia Orkestrası’nın yönetiminde olduğunu uzun yıllar sonra biyografisinde okudum. Bunu öğrenince neden konser ve kayıt çalışmasına gelmediğini, İdil ile hiç ilgilenmediğini merak ettim. Üstelik Londra’nın daha meşhur orkestraları dururken eski seviyesinde olmayan ve maddi sorunları olan Philharmonia Orkestrası’nı tercih etmemiz ve konsere ilaveten £15.000 ödeyerek kayıt projesi de getirdiğimiz halde. Bundan daha güzel bir fon yaratma düşünülemeyeceğine rağmen, ne ben ne İdil onu konser ve kayıt günleri görmemiştik. İdil’i tanımıyor olamazdı. Kırk yıllık tarihinde hiçbir Türk sanatçısını angaje etmemiş Philharmonia Orkestrası'nın İdil ile konser ve kayıt yapacak olmasını bilmemesi mümkün değildi. O halde ne olmuştu da bu konserle ilgilenmemiş, hiç olmazsa konser sonrası gelip İdil’i tebrik etmemişti? Epey düşündükten sonra bunun nedeninin bu konseri Cem Mansur’a haber verenin o olması ve benim araya girmemle orkestrayı Cem’in yönetememesinine kızması olduğuna kanaat getirdim. Bu böyle ise ahbaplık ilişkileri ile mükemmele ulaşılmadığını bilmesi gerekirdi. Sonraki yıllarda IKSV, Bilkent ve Borusan’da olduğu dönemlerde İdil’i konser için hiç angaje etmedi. Bunu gözlemleyip merak eden ve kendisine nedenini soran bir İtalyan dostumuza da “Diyelim ki eşi ile çalışmak güç” demiş. Evet çok doğru bir tesbit, özellikle bildiklerimin ışığında.(5)
Konumuza dönersek, 23 Nisan günü seanslar şöyle idi – 09:00-12:00, 13:30-16:30, 18:00-21:00. İdil bir gün önce çaldığı 2. Konçerto ile kayda başladı ve ilk iki bölümünü ilk seansta bitirdi. Son bölüm öğleden sonra seansında bir saat içinde tamamlandıktan sonra İdil’in konser yaşamında sadece bir defa 1977’de Antwerp’de çaldığı 4. Konçertoya geçildi. İlk bölümü kaydedip ikinci bölüme başlarken İdil birden sol elini geri çekti ve yüzünde acı bir ifade belirdi. O elinin dördüncü parmağı bir siyah tuşun köşesine vurmuş ve sinir ucunda hassasiyet oluşmuştu. “Bu parmağımla çalamıyorum tuşlara dokununca çok acıyor” dedi. Şef, orkestra, kayıt her şey birden durdu ve salonda büyük bir sessizlik oldu. Solist “çalamıyorum “ demişti, şimdi ne olacaktı? Saat 16.45’i gösteriyordu. Seans sonuna 15 dakika kalmışken ara verildi. Üçüncü seansa kadar bir saat kırkbeş dakika vardı. Bu süre içinde ya İdil’in parmağı tedavi olup iyileşecek ya da son seans iptal olup orkestra evine gidecekti – yani 4. Konçerto kaydı yarım kalacak ve kayıt için verilen para yanacaktı. İşte o anda bize daha önce kimsenin söylemediği ‘orkestralı kayıtlarda sigorta yapılması’ gereğini öğrendim. Orkestra yetkilisine ikinci seanstan geri kalan 15 dakikanın üçüncü seansa eklenmesinin mümkün olup olmadığını sorduğumda aldığım cevap “hayır” oldu. Böylece İngiltere’de orkestra üyeleri ve sendika temsilcilerinin umursamaz, duygudan yoksun kimseler olduğunu gördüm. Bütün bunlar bana ilerisi için büyük ders oldu. (6)
Panik içinde bir taksiye atlayıp en yakın eczaneye gittim ve durumu anlattım. Bir krem ve kaslarda acıyı kesen sprey verdiler (maçlarda sakatlanan sporcuların kaslarına sıkılan cinsten). Geri döndüğümde İdil biraz da ümitsiz bir köşede oturuyor, orkestra üyeleri ise ilgisiz şekilde aralarında konuşuyor, bir kısmı sigara içiyordu. Son seansın iptali ihtimali para da ödendiğinden çoğunun hoşuna gitmiş olmalıydı. Sadece, çok değerli bir şef ve iyi insan olan James Loughran tedirgin idi ve İdil’in yanında bekliyordu. Parmağına önce krem sürdük. Sonra, sprey’i kullanmadan önce prospektüsü okumak gereğini hissettim. İyi ki de okudum çünkü sinir uçlarının olduğu parmak gibi hassas bölgelerde katiyyen kullanılmayacağı yazılıydı. Bunun üzerine İdil parmağına kremle masaj yaptı, bir süre sonra da acının azaldığını söyleyerek piyanoya gidip çalmaya basladı. Bir mucize gerçekleşmiş parmak iyileşmişti. Böylece, saat 18.00 de üçüncü seans başladı. 4. Konçertonun ikinci bölümü süratle kaydedildi ve 19.15 te çalışma bitti, herkes erkenden evine gitti. Ben de iki gündür ilk defa rahat bir nefes aldım.
Sonra neler oldu? Çok şey oldu. Beklenmedik şekilde Amerika’da VOX firması kapandı ve kayıt elimizde kaldı. İngiltere’de bulduğumuz bir plak firması yayın sözü vermişken İdil’i temsil eden Jacques Leiser’in araya girerek saçma bazı istekleri olması üzerine vazgeçti. 1986 yılında İdil’in Beethoven Senfoni kayıtlarını yayınlayan EMI firmasına teklif ettiğimde beklediğim gibi menfi cevap geldi. Parayı veren Tanıtım Fonuna yayın sözü vermiş olduğumuzdan bu bizi çok güç durumda bıraktı.
İşte o sırada gene bir mucize oldu ve Naxos firmasının kurucusu Klaus Heymann 1989 Haziran ayında Brüksel’e gelip İdil’e Chopin’in bütün piyano eserlerinin kaydını yapmasını teklif etti. İdil’in tereddüt etmeden olumlu cevap vermesi sonrası konuşma esnasında elimizde Philharmonia Orkestrası ile yapılmış bir kayıt olduğunu öğrenince hemen yayınlamayı teklif etti. İşte böylece İdil’in ilk orkestralı kaydı Naxos etiketiyle piyasaya çıktı ve büyük beğeni aldı. Çıkan yazılardan bir kaçı:
“Paris'te eğitim görmüş piyanist ve Cortot’nun eski öğrencisi olan Idil Biret, 1950'lerde hak ettiği ünü kazanmış bir sanatçı. Bu iki Saint-Saëns konçertosuna dramatik bir hava katan Biret, solistin el becerisini zorlayan güçlüklerin üstesinden gelmek için gerekli tekniğe sahip... 2. Konçerto ve biraz daha uzun olan 4. Konçerto'da keyif alacağınız çok şey var. James Loughran ve Philharmonia'nın sağlam orkestra desteğiyle güven veren performanslar ve iyi bir kayıt.“ C. Headington GRAMOPHONE (İngiltere 1990)
Bu defa Idil Biret, iyi bir akustik kalitesi olan salon avantajından yararlanıyor... 2. Konçertonun Scherzo bölümü incelik ve karakterle çalınıyor. James Loughran yönetimindeki Philharmonia Orkestrası'nın eşliği çok iyi ve kayıt da gerçekten çok iyi. Burada keyif alacağınız çok şey var. PENGUIN GUIDE (İngiltere 1992)
“Bu albüm bize Saint-Saëns'ın ikinci ve dördüncü piyano konçertolarını sunuyor…Biret ve Loughran bu parçalar için tam doğru hafifliği ve gücü buluyorlar. Çok pop, çok basmakalıp gelebilecek melodiler burada parıldıyorlar. Bunlardan daha karmaşık, daha şık, daha uyanık yorumlar bulmak zor... Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sanatçı söz konusu olduğunda hafif bir müziksel tedirginlik yaşıyorum. Idil Biret'in yüksek bir müziksel düzeyde ustalaşamadığı bir müzik var mı? Ya da onun güçlü ve adil bir yorum yapamadığı bir müzik var mı? Belirli bir diskteki belirli bir yorumun büyüleyici etkisi yavaş yavaş kaybolduğunda, geriye dönüp baktığımda, belki de onun gerçekten başka bir gezegenden gelen, bizim galaksimizin çok çok çok ötesinde yaşayan süper insan bir kadın olduğu gibi tuhaf bir his beni sarmalıyor. Bu kadar geniş bir yelpazedeki bestecilerin eserlerinde onun neredeyse doğaüstü müzik yeteneklerini fark edince, insan ister istemez hafif bir korku hissiyle irkiliyor.” Dan Fee AMAZON (Berkeley, ABD 2009)
Sonra bir gün çok uzaklardan, Güney Afrika’nın Pretoria şehrinden, bir mesaj geldi,
“Sayın Bn. Biret, Saint-Saëns'ın 2. ve 4. Piyano Konçertolarının gerçekten çok güzel kayıtları için size teşekkür etmek istiyorum. Yıllardır dinliyorum ve hiç bıkmadım. 44 yıldır evli olduğum eşim Pitta, Huntington hastalığına yakalandı ve işler benim için çok zorlaştığında, sabahın erken saatlerinde o uyurken, oturma odamda oturur dinlerim ve kayıtlarınız bana huzur, umut ve devam etme gücü verir. Sanırım bu, Saint-Saëns'ın muhteşem müzik yeteneği ile sizin nefes kesici ve duyarlı icranızın birleşiminden kaynaklanıyor. Tekrar çok teşekkür ederim.” Leon Joffe (Pretoria, Güney Afrika 2013)
Bu çok dokunaklı mesajı alınca o konçertoların kayıt ve yayınını gerçekleştirmek için çektiğimiz sıkıntıların boşa gitmediğini görüp mutlu oldum. Çok uzaklarda bir insana iyiliğimiz dokunmuştu bu sayede. İşte müziğin o büyük mucizesi.
Leon ile aramızda büyük dostluk oluştu, pek çok mesaj teati ettik. Sonra, âdeta bir güç bizi bir araya getirmek istermiş gibi, İdil’e Güney Afrika turnesi daveti geldi; turnede Leon ile Pitta’nın yaşadığı Pretoria şehrinde de bir konser vardı. Büyükelçimiz Kaan Esener beye Leon ve eşinin konsere ve sonraki resepsiyona davet edilmeleri için ricada bulunduk. Bizi kırmadılar ve davet ettiler. Leon o gün bir minivan ile geldi tekerlekli iskemlede eşiyle. “Pitta iki senedir ilk defa evden çıktı bugün” dedi. Sarıldık birbirimize. Hareket edemeyen, konuşamayan Pitta konseri dinleyip resepsiyonda İdil ile tanıştığında gözleri mutluluk dolu idi. Ertesi gün onları ziyaret ettim. Bir zaman sonra Pitta’nin vefat ettiğini öğrendik. Leon ile hala yazışıyoruz. Şimdi o benim acılarımı paylaşıyor bana destek veriyor.

Geçtiğimiz yıl içinde bir çok uzunçalar (LP) hazırladık yayına bunların bir tanesi Saint-Saens Konçertolar. Bunu konser ile kayıtların yapılmasını sağlayan büyük dost Rahmi Gümrükçüoğlu’na ve sevgili dostlarımız Leon ile Pitta’ya ithaf ettik. Philharmonia hikâyesi işte böyle sonlandı.
ŞEFİK BÜYÜKYÜKSEL
26 Kasım 2025, İstanbul / Moda
- The tears, tantrums and triumphs of the Philharmonia orchestra https://www.telegraph.co.uk/music/classical-music/philharmonia-orchestra-history/
- Leyla Gencer’in 40 civarında opera kaydının tamamı konserlerden veya radyodan çekilmiş korsan kayıtlardır.
- Henüz, ilerde İdil’e büyük destek verecek olan, Prof. İhsan Doğramacı bey ile tanışmamıştık. Sadece Sakıp Sabancı bey İdil’in bir büstünü yaptırmış, bir yemekte tanıştığımız Vehbi Koç bey de konserlerin iyi gelir getirip getirmediğini sorup İdil’e tutumlu olmasını önermişti.
- 1992 yılında Kültür Bakanlığında müsteşar olan Emre Kongar beyden İdil’in 15 CD kutu içinde yayınlanan Chopin’in bütün eserleri kayıtlarının Fransa’da tanıtımı için Pariste yapılacak özel konsere destek temin etmesini istediğimizde bir sonuç alamadığımızı üzülerek burada belirtmek isterim. Bu desteği Fransa Büyükelçimiz rahmetli Tanşuğ Bleda başka bir kaynaktan buldu ve o konser yapıldı sonra.
- Cem Mansur’un o dönemde konser hadi neyse ama kayıt seanslarını yönetmeye hazır olmadığını ve orkestrayı iyi bilen ve kayıt tecrübesi olan İngiltere’nin tanınmış bir şefine ihtiyaç olduğunu idrak etmesi ve bunu mesele yapmaması gerekirdi. Melih Fereli’nin İngiliz Erkek Lisesinde (EHSB) ben Lisede iken orta okulda olduğunu yeni öğrendim. Beni tanımaması, hatırlamaması mümkün değildi. Sadece 300 kadar talebe olan bu okulda ufak sınıftakiler büyüklerin hepsini bilirdi (Bugün bile benden eski mezunları görünce ağabey diye hitap ederim).
- Bir daha mecbur kalmadıkça İngiltere’de orkestra ile kayıt yaptırmadım İdil’e. 2015 yılında Klaus Heymann’ın isteğiyle London Mozart Players ile Mozart konçerto kayıtları projesi çıkınca kontrata sigorta şartı koydurdum.


























