KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 37
Reklam
  • Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 37

Bakü'de İbrahim Bey Müsteşar yapılır, ardından tutuklanır, yeniden Çe-Ka zindanındadır.

06 Haziran 2020 - 00:03 - Güncelleme: 07 Haziran 2020 - 13:03

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 37

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

Bu bölümde, Sovyetler Birliği’nde en çok ödül alan besteci Nikolay Myaskovski’nin (1881-1950) 6. Senfonisi geriden eşlik edebilir bize. Çarlık Rusyasının generali olan babası, aşağı yukarı İbrahim Bey’in amcası Kasım Bey Haydarov’un trenden indirilip öldürüldüğü tarihte, istasyonda tren beklerken Kızıl Ordu askerlerince öldürülmüş. Kendisi de 1917’de Kızıl Ordu’ya girmiş olan Myaskovski 1921’de Moskova Konservatuarı’na atanana dek Kızıl Ordu hizmetinde kalıyor. Myaskovski’nin 6. Senfonisini Rusya doğumlu İngiliz vatandaşı Vladimir Jurowski yönetimindeki Londra Filarmoni Koro ve Orkestrası seslendiriyor: https://youtu.be/6WHbQzDg-Ls

37

SON KEZ YENİDEN BAKÜ’DE

Bakü  1918-20

Dağıstan’dan kaçan İbrahim Bey soluğu yine Bakü’de alır. Yurdunun elinden kaçmakta olduğunu ise henüz düşünmez. Bu dönemde Bakü’deki yaşamına ilişkin fazla belge yok. Azerbaycan’ın toplumsal ve siyasal yaşamına etkin olarak katıldığını; hayır amaçlı konserlerin, tiyatro gösterilerinin, Ağa Aminov’la1 birlikte “Azerbaycan geceleri”nin düzenlenmesine katkıda bulunduğunu öğreniyoruz. Belli ki, eğitimle kültürü geliştirme amaçlı dernekler yararına konserler, tiyatrolar düzenleme konusunda öteden beri yürüttüğü çalışmaları bu dönemde de sürdürmüş. Ayrıca, 6 Ocak -10 Mart 1920 arasında İçişleri Bakanı’nın yardımcısı olarak çalıştığı bilgisi var. Tarihçi Adalet Tahirzade, İbrahim Bey’in bu görevdeyken yaptığı bazı yazışmaları elde etti. Bunlar arasında ilginç görevlendirmelerle karşılaşıyoruz: o sırada -Sovyetlerin Türkiye’deki ulusal kurtuluş savaşımına desteğini sağlamak için oraya gitmiş olan- Halil (Kut) Paşa’nın geliş gidişlerinde kolaylık sağlanması için çeşitli yönergeler vermiş.

Ancak, bunlardan önce, daha 1920 yılı gelmeden babasını yitiriyor İbrahim Bey.

İSA BEY’İN İSPANYOL GRİBİNDEN ÖLÜMÜ

Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşta yaşamını yitirenlerden daha fazlasının İspanyol gribinden yaşamını yitirdiği biliniyor. Bu salgından, “dünyanın o güne dek karşılaştığı en büyük salgın” olarak söz edilir. Savaşan ülkeler salgın hastalık haberini sansür edip duyurmadılar. Bu grip salgınını ilk kez -savaşın dışında kalan- İspanya açıkladığı için, hastalık İspanyol Gribi olarak anıldı. 1918’de iki dalga, savaş bitip de askerler terhis olduğunda sivillere bulaşarak üçüncü bir dalgayla ortaya çıktı; her seferinde daha ölümcül oldu. Cephelerde, siperlerde askerden askere kolayca geçmekle kalmayıp askerlerin hareketiyle daha geniş alanlara yayılan bu hastalığın dünya nüfusunun dörtte birini etkilediği, iki yılda 50 milyon kişinin İspanyol gribinden yaşamını yitirdiği hesaplanıyor.

İbrahim Bey’in babası İsa Bey de İspanyol gribine yakalanmış. Babasının ağır hasta olduğunu duyan İbrahim Bey gizlice Derbent’e gelmiş. İsa Bey, 40 derece ateşle yatarken “Allah kardeşimin öcünü almadan canımı almasın!” diye sayıklıyormuş. Kardeşi Kasım Bey’in öldürülmesi son nefesinde bile aklındaymış. Babasının ölüm döşeğinde söyledikleri, çaresizlik içinde başucunda bekleyen İbrahim Bey’in kulağından gitmeyecektir: babasının eksik bıraktığını tamamlamak artık onun borcudur…

BAĞIMSIZ AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NİN BAŞKENTİNDE

Önceki bölümlerden anımsanabileceği gibi, 1919 yazında Kuzey Kafkasya’da yönetim Beyaz Ordu komutanı Denikin’in emrindeki yerel güçlere geçince Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni temsil için Paris Konferansı’na gidenler dağılmış, o temsilcilerden biri olan İbrahim Bey Kafkasya’ya dönmüştü. Öte yandan, bir zamanlar İbrahim Bey’in Çe-Ka’da aynı hücreyi paylaştığı Ali Merdan Bey Topçubaşov’un başkanlığındaki Azerbaycan heyeti Paris’teki çalışmalarını sürdürmüştü. Azerbaycan heyeti, 12 Ocak 1920’de Konferans’ta Azerbaycan’la ilgili özel bir karar alınmasını, böylece bağımsız Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin de facto olarak tanınmasını sağladı.

Tarihe “Azerbaycan’ın büyük devletler tarafından tanınması” olarak geçen o gün Bakü’de parlamento çalışmalarının yapıldığı binanın önünde milletvekillerinin topluca çekilmiş fotoğraflarında İbrahim Bey’in de güleryüzle yer aldığını görüyoruz.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin o tarihte dünyaya ilan edilen sınırları, İbrahim Bey’in III. Duma’ya seçildiği Dağıstan ve Zakatala bölgesini de içeriyor.

AZERBAYCAN BOLŞEVİK YÖNETİMİNE GİRİYOR

Oğlu Minnetullah Haydaroğlu, 1920’lerin başını şöyle anlatmıştı: “1920’ye doğru ve 20’lerin başında Dağıstan tamamen işgal altında... Kızılordu Azerbaycan hududunda… Azerbaycan’daki yerli komünistler güçlenmekte… Hükümet bocalıyor… Halk komünistlere meyletmekte… İbrahim Bey’in Azerbaycanlı komünistler arasında yakın dostları var.”

Günümüz Azerbaycan’ında resmî tarihi aktaran Azerbaycan Halk Cümhuriyyeti Ensiklopediyası’ndan o dönemi şöyle özetleyebiliriz: “Sovyet Rusya Kasım 1918’de Bakü’yü ve bütün Kafkasya’yı ele geçirmek için savaş hazırlıklarına başladı. (O dönemde, önce Kuzey Kafkasya’ya yerleşmiş olan Beyaz Ordu’yu yenmesi gerekiyordu.) 11. ve 12. Ordulara donanmanın da katılmasıyla Hazer-Kafkas cephesi oluşturuldu. (Beyaz Ordu Kuzey Kafkasya’da yenildi; Kuzey Kafkasya Bolşeviklerin eline geçti.) Lenin 17 Mart 1920’de Bakü’nün ele geçirilmesi emrini verdi. Önce işçilerle köylülerin desteğini sağlamak için Bakü’yü ele geçirmenin önemi konusunda onlara yönelik propaganda yapıldı. 11. Kızıl Ordu komutanlığı, Rusya Komünist Partisi Kafkasya Bölge Komitesi ile Azerbaycan Komünist Partisi temsilcileri 22 Nisan’da Bakü’de, 25 Nisan’da Mahaçkala’da görüşmeler yaptılar. Bu görüşmelerin sonucunda 27 Nisan’da Bakü’ye silahlı müdahale yapılması ve Kızıl Ordu’nun Azerbaycan sınırını geçmesi kararlaştırıldı. Kızıl Ordu, 26 Nisan’ı 27 Nisan’a bağlayan gece, sözde Gazi Mustafa Kemal’in ordusuna yardım etmek üzere Anadolu’ya geçmek için, hiç savaşmadan sınırı aşıp Azerbaycan’a girdi. (Bundan üç gün önce Ankara’da Millet Meclisi toplanmıştı.) Sınırdan giren Kızıl Ordu askerleri Bakü’ye ilerlerken şehir denizden de kuşatıldı. 27 Nisan’da silahlı birlikler şehrin çevresinde ve içinde önemli noktaları ele geçirdiler. Aslında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin devrilmiş olduğu bu ortamda, işgalci askerlerin emriyle hareket eden komünistlerin temsilci heyeti, Azerbaycan Parlamentosuna egemenliği devretmesi için ültimatom verdi. Yaklaşan tehlike karşısında 30 Mart’ta istifa etmek zorunda kalmış hükümetin yerine M.H. Hacınski3 ile ona yardımcı olmak üzere bir özel komisyon yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmişti. Hacınski’nin Komünistlerle yaptığı müzakereleri parlamentoya aktaracağı toplantı 27 Nisan gecesi 20.45’te başladı. M.E. Resulzade’nin “herkes ne tür tehlike içinde olduğumuzu ve ne tür karar alacağımızı bilsin” önerisi üzerine parlamentonun bu toplantısı halka açık olarak yapıldı: eğer o akşam egemenliği komünistlere devretmezlerse Kızıl Ordu egemenliği almak için elinden geleni yapacak, Müsavat Partisi dağıtılacak, parlamento üyeleri bu kararlarının sorumluluğuna katlanacaklardı.”4

Yine oğlunun ağzından İbrahim Bey’in bu konuda söyledikleri şöyle:

Bolşevikler Kafkasya’da kuzeyden güneye sel gibi ilerliyor. Azerbaycan hükümeti bir süre dayanıyor. Parlamentoda “Hükümeti Bolşeviklere teslim edelim mi, etmeyelim mi?” tartışmaları sürerken “Bolşevikler Bakü’de istasyona kadar bayrak çekmişler, geliyorlar” haberleri alınıyor. Kimi “Onları kovalım!” derken “Köylüler millî orduya ateş ediyor!” diye duyum alınıyor. Sonunda oylama yapılıyor. İbrahim Bey, oylamada “Teslim edelim” yönünde oy kullanmış. M.E. Resulzade çekimser kalmış. Başkumandan Samet Bey5: “Halkıma lânet ediyorum, çünkü çoğunluk hükümeti Bolşeviklere teslim etme taraftarı!...” demiş.

Kızılordu Bakü'de-Mayıs 1920

Böylece, 1920 yılında 27 Nisan’ı 28 Nisan’a bağlayan gece Sovyet Kızılordu’sunun Azerbaycan’ı işgali ile bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti yönetimi sona erdi.

BOLŞEVİK YÖNETİMDE GÖREV

Azerbaycan’da Bolşevik Hükümeti kurulunca İbrahim Bey’e “Bize yardım edin; siz deneyimlisiniz” demişler. İbrahim Bey, “Belki birkaç kişiye yardımım olur” düşüncesiyle görevi kabul ettiğini söylemiş oğluna. İşçi kökenli ulaştırma bakanının yanında yardımcı (müsteşar) olarak çalışmaya başlamış. O arada, geçmiş dönemin suçlularını ortaya çıkarıp cezalandırmak amacıyla soruşturma kurulları oluşturulmuş. Çok geçmeden İbrahim Bey de tutuklanmış.

TUTUKLANMA

Ermeni komünistler, babamın temelden düşmanı” demişti oğlu Minnetullah Haydaroğlu. Müsteşar olarak çalışmayı sürdüren İbrahim Bey’in tutuklanmasına karar verilince onu tutuklamak için evine gidenlerin başında bir Ermeni komiser (bakan) varmış. Nisa Hanım’ı, hizmetçilerini tutup ağızlarını bağlamışlar. Kendileri de, İbrahim Bey’i eve girince yakalamak için içerde bekliyorlarmış. Aralarında Azerbaycanlı Türk bir genç varmış:

Ben bir dışarı çıkayım” demiş.

Hayır, çıkamazsın!” diye durdurmuşlar.

Genç, girişe yakın beklemiş. İbrahim Bey’i görünce hem eliyle, hem kaş göz işaretiyle içeri girmesini engellemeye çalışmış. İbrahim Bey ne demek istediğini anlamamış, girmiş içeri…

O günlerin gazetelerinde İbrahim Bey’in Müsavatçıların serbest bırakılması için çalışmalar yapmaktan dolayı tutuklandığı haberleri yer alıyor.6

İbrahim Bey’in bir süre sonra serbest bırakıldığı, ancak, çok geçmeden, bu kez Dağıstan’da bazı Bolşeviklerin ölümünden sorumlu çeteci olmakla suçlanarak bir daha yakalandığı biliniyor.

AHÇI NECEF

Bolşevikler yönetime geçince, varlıklılar konaklarından atılıyor; büyük konaklara birkaç yoksul aile yerleştiriliyor. Varlıklıların değerli malları ellerinden alınıyor, mallarını kaçırmak isteyenler hapse atılıyor. Bu durum varlık sahibi olanlarda olağanüstü tedirginlik yaratıyor.

İbrahim Bey’in tutuklanmasından sonra, eski hizmetçilerinden biri -ahçı Necef- Nisa Hanım’a gelmiş:

Sizden çok hoşnuttum; beni hep iyi tuttunuz. Şimdi bu zor günlerinizde benim de size bir hayrım dokunsun isterim. Her an evinizi basıp değerli eşyanıza el koyabilirler. Şu günlerde benden daha fazla güveneceğiniz birini bulamazsınız. En değerli neyiniz varsa bana verin, sizin için saklayayım” demiş.

Nisa Hanım, yükte hafif pahada ağır nesi var nesi yoksa toplayıp ahçı Necef’e teslim etmiş.

YENİDEN ÇE-KA’DA: “NASIL GELİRSEN GEL”

Oğlu, İbrahim Bey’in birkaç kez Çe-Ka’ya düştüğünü söylemişti. Bunlardan sonuncusunda kurtuluş umudunun kalmadığını anlatmıştı.

İbrahim Bey son kez Çe-Ka’ya düştüğünde tek kişilik bir hücrede kalıyormuş.

Çe-Ka’da her gece birkaç tutukluya sesleniyorlarmış. Adı çağrılan kişinin ardından bir ses daha duyuluyormuş: “Eşyayla mı? Eşyasız mı?” Eğer, yanıt “Eşyayla” olursa tutuklunun başka bir yere nakledileceği anlaşılırmış. Yok eğer “Eşyasız!” denirse, bu yanıt idam edileceği anlamına gelirmiş.

İbrahim Bey, bir gece, amcasını öldüren Taşnak milliyetçisinin adının koridorda yankılandığını duymuş. Hemen aklına, babası İsa Bey’in İspanyol gribinden 40 derece ateşle ölüm döşeğinde yatarken “Allah, kardeşimin öcünü almadan canımı almasın” sözleri gelmiş. Heyecan içinde kulak kabartmış:

Eşyalı mı, eşyasız mı?”

Nasıl gelirsen gel!”

Soluğunu tutmuş. Bir süre sonra bir kurşun sesi duymuş.

O ânı yıllar sonra oğluna anlatırken şöyle demiş:

Bir borç sırtımdan kalktı.”

DEVAMI YARIN

( Yarın: Nisa Hanım’ın Hapishane Ziyareti Ve Sonrası)


 

(1) Ağa Aminov (1888-1922): Sen Petersburg Politeknik Üniversitesi’ni bitirdi, 1912’de Müsavat Partisi’ne katıldı, Azerbaycan Cumhuriyeti kurulduktan sonra Nasip Yusufbeyli’nin kurduğu 4. Hükümette Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak görev aldı. Sovyet yönetimi başladıktan sonra yaşamının sonuna dek Azerneft petrol şirketinde çalıştı.

(2) Memmed Hesen Hacınski (1875-1931): Petersburg’da mühendislik eğitimi aldı. Güney Kafkasya Parlamentosu Seym’de milletvekilliği yaptı. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk Dışişleri Bakanı oldu. Paris Barış Konferansı’nda Azerbaycan heyetinde yer aldı. Azerbaycan Cumhuriyeti kabinelerinde farklı bakanlık görevleri yaptı. Sovyet yönetimi sırasında Tiflis’teki Güney Kafkasya Planlama Komitesi’nde başkan yardımcısı olarak çalıştı. 1930 sonunda tutuklandı, 1931’de cezaevinde yaşamını yitirdi.

(3) Parantez içindeki açıklamaları ben ekledim.

(4) Samed Mihmandarov (1855-1931): Çarlık Ordusu’nda 1904 Japon-Rus Savaşı’na katıldı. 1. Dünya Savaşı’nda Almanlara karşı kazandığı başarılarla General rütbesini aldı. Şubat 1917 Devrimi’nden sonra ordudan istifa etti. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Aralık 1918’de savunma bakanlığını üstlendi, 30bin kişilik bir ordu oluşturdu. Ülkede Sovyet yönetiminin kurulmasından sonra, Cumhurbaşkanı N. Nerimanov’un desteğiyle, 1928’de emekli oluncaya dek askerî okulda eğitim verdi.

(5) Krasni Voin, 25.6.1920

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

Bu haber 1240 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Brezilya'da Piyano / 19
Brezilya'da Piyano / 19
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5