KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 46
Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 46

Haydaroğlu Ailesi, Erzincan'dan Ankara'ya geldiğinde Nisa Hanım, şehirdeki düzene hayran kalmıştı. İbrahim Bey, iki atını da getirtmişti.

15 Haziran 2020 - 00:09 - Güncelleme: 25 Haziran 2020 - 12:47

Bu eserin tüm hakları yayın Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

46

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE ANKARA

İbrahim Haydaroğlu’nun ailesi 1940 başında Ankara’ya taşındığında 2. Dünya Savaşı başlamıştı. Türk diplomasisi, tâ 1931’de Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in görevlendirmesiyle bu savaşa hazırlıklıydı. Savaştan en az zararla çıkmanın yolunun savaşın dışında kalmaktan geçtiğini, bu amaçla alınabilecek önlemleri, takınılacak tutumu, diplomatik hareket olanaklarını biliyordu. Bu nedenle, savaşın çıkmasının üzerinden çok geçmeden 19 Ekim 1939’da Ankara’da İngiltere ve Fransa ile bir ittifak sözleşmesi imzalayan Türkiye, ek bir protokolle bu sözleşmeden doğan taahhütlerin kendisini Sovyetlerle bir savaşa sürüklemeyeceğine ilişkin bir çekince koymuştu.1 Aile, Ankara’ya geldiğinde henüz savaşın etkisi günlük yaşamda fazla görülmüyordu.

Haydaroğlu ailesinin trenden indiği Ankara Gar binası

DÜZENLİ ŞEHİR, ANKARA

Nisa Hanım, Ankara’ya geldikten sonra Istanbul'da Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nde okuyan  kızlarına yazdığı ilk mektupta şöyle diyor: “Fatma sen bu şehri seversin. Düzenli bir şehir. Bahçe içinde bakımlı evler, tertemiz pırıl pırıl sokaklar.” O tarihte, Alman şehirci Jansen’in planına göre geniş caddeleri, yeşil alanları bahçeli evlerden oluşan semtleri ile yepyeni bir Ankara düzenlenmekte, Ulus-Çankaya ekseninde (bugün Kızılay olarak anılmaya başlayan) Yenişehir semti kurulmaktadır.

Eski Lozan Apartmanı'nın günümüzdeki görüntüsü

İbrahim Bey’ler Ankara’ya taşınmadan, -daha sonra Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarlığına gelecek- mühendis Ferdi Çağan (tiyatro yönetmeni Sermet Çağan’ın babası) onlar için Yenişehir’de bir apartman dairesi bulmuş. Kapısı Mithatpaşa Caddesi’ne doğru açılan, Sakarya Caddesi’yle Mithatpaşa Caddesi’nin kesiştiği noktada yer alan yeşil Lozan Meydanı’ndaki2 Lozan Apartmanı’nın birinci katında yer alan üç yatak odası ile bir salon ve yemek odasından oluşan daireyi onlar için tutmuş.3 Kendisi de Mithatpaşa Caddesi’nde, seslenilse duyulacak yakınlıkta bahçeli bir evde oturmaktaymış. Türkiye’deki komşuluk âdetlerine yabancı olan çocukların dadısı Maşurina, “Bize böyle kendilerine yakın bir ev tutmuşlar ki ikide bir gelip öteberi istesinler!” diye söyleniyormuş.

İbrahim Bey’in kiraladığı evin sahibinin ilginç bir rastlantıyla akrabanın akrabası olduğu ortaya çıkmış: Malsahibi, Nisa Hanım’ın Nurcihan Halası ile -Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in büyük oğlu- İsmail Taki’nin oğulları Abdurrahman Taki’nin Yanyalı eşinin akrabasıymış.

Mimar Holzmeister'ın imzasını taşıyan Bayındırlık Bakanlığı binası. Haydaroğlu bu binada çalıştı.

O tarihte Yenişehir kurulurken, Bakanlıklar olarak bilinen bölgede bakanlık binaları yapılmakta... İbrahim Bey, Atatürk Bulvarı üzerinde Mimar Clemens Holzmeister’in Bayındırlık Bakanlığı olarak yaptığı yeni binada Yüksek Fen Heyeti’nde çalışmaya başlar. İki yıl İstanbul’da Mühendis Mektebi’nde (İTÜ) okuyup mühendisliğe ısınamayan oğlu da Ankara’ya gelir; İsmet Paşa Kız Enstitüsü’nün sırasındaki bir binada açılmış Ankara Hukuk Fakültesi’nde okumaya başlar.

Ankara Hukuk Fakültesi, 1940 

Mimar A. Z. Kozanoğlu’nun tasarladığı Hukuk Fakültesi’nin yapımı o yıl içinde bitecek, Fakülte ertesi ders yılında Cebeci’deki bugünkü binasına taşınacaktır.

Haydaroğlu ailesi Ankara’ya yerleştiğinde, şehir henüz opera ve tiyatro ile tanışmamıştır. İlk tiyatro gösterisi, onların taşındığı günlerde Ankara Konservatuarı’nın Cebeci’deki binasında öğrencilerce sahnelenir. Bu sahnede düzenli tiyatro gösterileri bir yıl sonra -1941’de- başlayacaktır.

Şehirde ilk opera gösterisi ise yine konservatuar öğrencilerince 1941’in Haziran’ında Halkevi (Türk Ocağı) sahnesinde halka sunulacaktır. (Şimdi Resim Heykel Müzesi olan Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bu yapısında yer alan sahnede bugün de zaman zaman konserler veriliyor.) Bu tarihî olayda önce Mozart’ın tek perdeli komik operası Bastien ile Bastienne, ardından Puccini’nin Madame Butterfly operasının ikinci perdesi, onun peşinden -tiyatro öğrencilerinin rol aldığı- Goldoni’nin kadın özgürlüğünü savunan tek perdelik oyunu Otelci Kadın (Mirandolina), ardından yine opera bölümünün öğrencilerinden Verdi’nin Tosca operasının ikinci perdesi sunulur izleyicilere. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, sahnedeki öğrencilere eşlik eder.4 Haydaroğlu ailesi, bundan sonraki gösterileri, sağlık sorunları yaşamadıkları ve Ankara’da oldukları sürece, izleyecektir. Çocukları, babalarının bir gün bile izledikleri gösterilerle ilgili olumsuz bir eleştiri yaptığını, onları Petersburg ve Bakü’deki gösterilerle karşılaştırdığını duymamışlar.

Kızılay binası bahçesinden Bakanlıklar'a doğru bakış.

DIŞARIDA SAVAŞ SÜRÜYOR

Mart 1940’ta Sovyet-Fin savaşı, ondört hafta süren bir çarpışmanın ardından Sovyetlerin üstünlüğüyle sona erer. Ancak, Sovyetler Birliği hem Almanya hem de Almanya’yla savaşan İngiltere ile Fransa karşısında tarafsızlığını açıklamıştır. Almanya Nisan’da Danimarka ve Norveç’i, Haziran’da Litvanya, Letonya ve Estonya’yı işgal eder; Romanya’nın bir bölümünü alır. Çok geçmeden Fransa Almanya’ya teslim olur. İtalya, Almanya’nın yanında savaşa girince Türkiye, Fransa ve İngiltere ile yaptığı Üçlü İttifak nedeniyle savaşa girme tehlikesiyle burun buruna gelir. 1940 sonunda İtalya Afrika’da İngiltere’yle savaşmakta, Yunanistan İtalya’ya direnmektedir. İngilizler Girit’i İtalyanlardan almış, Macaristan -Mihver devletleri- Almanya ile İtalya’ya katılmıştır.

Kasım 1940’da Türkiye’de karartmalar başlar: tüm sokak lambaları söndürülür; bellibaşlı caddelerle, meydanlarda, iskelelerde lambalar maskelenir; evlerin, dükkânların, vapurların perdeleri ışığı sızdırmayacak şekilde kapanır. Otomobil farları maviye boyanır.

Türkiye’de halk gibi basın da Alman ve İngiliz yandaşları olarak ikiye bölünmüştür. Basın Kanunu’nda yapılan değişiklik ülke çıkarlarına aykırı yayın yapıldığında gazetelere geçici sürelerle kapatma yasağı getirilmesine olanak sağlar. İbrahim Bey’in evine giren Cumhuriyet gazetesi ilk kapatılan gazete olur: Ağustos 1940’ta üç aylığına kapatılır.

Nüfusu 18 milyona yaklaşan Türkiye’de 1,300,000 kişi askere alınmıştır. Askerlik süresi üç yıla çıkmıştır. Yaz tatillerinde lise ve üniversite öğrencisi gençler için yirmi günlük askeri kamp zorunluluğu getirilmiştir. İbrahim Bey’in oğlu da öğrenciliği boyunca her yıl bu kamplara gidecektir. Çalışan nüfusun büyük bölümünün askerde olması tarımda işgücü kaybına, tarımdaki işgücü kaybı da buğday üretiminin bir yılda yarı yarıya düşmesine yol açmıştır.

Meclis, 1940 başında, savaş boyunca ülkeyi en çok etkileyecek Millî Korunma Kanunu’nu çıkarır. Bu yasayla istifçiliğin ve karaborsanın önlenmesi umulmaktadır.

Nisa Hanım ve at sırtında İbrahim Bey.

ATLARA VEDÂ

İbrahim Bey’in Ankara’ya gelinceye dek –Paris’teki üç yıl dışında- yaşamı boyunca atları varmış. Kendisi çocukluğundan beri at bindiği için, oğlu Paris’ten Karanlıkdere’ye gelince ilk işi ona bir tay almak olmuş. Oğlu daha Karanlıkdere’de at binmeyi öyle iyi öğrenmiş ki, askere gidince çelimsiz bedenine karşın süvari sınıfına alınmış, okulda öğretilen hareketleri arkadaşlarına göstermesi ondan istenirmiş.

İbrahim Bey ile oğlu Minnetullah at sırtında.

İbrahim Bey, demiryolları yapımında çalışırken görevi gereği ona verilmiş olan atı dışında iki at daha almış: Erzincan’dayken de iki atı varmış. Doru İngiliz atının adı Freddy imiş. İnci adını verdiği kır Arap atı Sivas’ta katıldığı yarışlarda birinci gelmiş.

İbrahim Bey'in atlarından İnci, Sivas yarışında birinci gelirken..

Erzincan’dan Ankara’ya gelirken depremden sağ çıkmış olan iki sevgili atını da getirmiş. Ankara’ya gelince, atlar zorunlu olarak Atlı Spor Kulübü’nün bakımına verilmiş.5

Savaşa bağlı genel fiyat artışları dışında ev kirası, vb nedeniyle ailenin Ankara’daki artan harcamaları karşısında atlara ayrılan bütçe önemli bir kalem tutuyormuş. Nisa Hanım, bu durumdan yakınıyor, atlarını satması için İbrahim Bey’e ısrar edip duruyormuş. Sonunda, İbrahim Bey satmış atlarını. Sattığı gün her zaman olduğu gibi atlarına eliyle şeker yedirip başlarını okşadığını, atlarınınsa ona başka türlü baktığını anlatmış. Bu konuda içi yanmış olsa bile daha sonra bir tek gün at özlemini dile getirdiğini, onlardan ayrı olmaktan yakındığını duymamış çocukları.

Bu bölümü, Ankara’da sahnelenen ilk opera olan Mozart’ın Bastien und Bastienne yapıtının uvertürüyle sonlandırabiliriz:  https://youtu.be/Ad7WlYjxS3Y

DEVAMI YARIN

( Yarın: Maşurina Müslüman Oluyor)

(1) 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla başlayan II. Dünya Savaşı aslında çoktan “geliyorum” demişti. Daha 1931’de Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, ABD’li General Mac Arthur’la görüşmesinde ikinci bir dünya savaşının yaklaşmasından duyduğu endişeyi dile getirmişti. Gazi Paşa, aynı tarihte dışişleri bakanını, yaklaşan dünya savaşını dikkate alarak yapılması gereken hazırlıklar ve dış politika düzenlemeleri konusunda görevlendirmişti.

(2) Ankara’nın ilk Lozan Meydanı’nın sözünü ettiğimiz yerde olduğunu vurgulamakta yarar var. Bugün çok farklı meydanlara Lozan Meydanı dendiğine ilişkin bilgilere rastlanıyor. Eski günleri yaşamış insanların tanıklığına başvurulamadığında yanlışlar yerleşiyor. İbrahim Bey’in ailesinin oturdukları bina, Ankara’daki onca yıkıma karşın ayakta kalabilmiş ender konut binalarından biri… Şu anda Sakarya Caddesi’nden gelip Mithatpaşa Caddesi’ni aşmak için kullanılan yaya köprüsünün bir ayağı eski Lozan Apartmanı’nın önüne iniyor. Apartman, şimdi, “hostel” benzeri bir amaçla kullanılıyor.

(3) Apartman sakinleri arasında avukat Hikmet Belbez’le İbrahim Bey’in “enteresan hanım” dediği eşi ile daha sonraki tarihlerde  Prof. Turan Güneş, siyasetçi Suphi Baykam (ressam Bedri Baykam’ın babası), hukuk öğrencisi –daha sonra gazeteci olan- Cemal Aygen (gazeteci Emre Aygen’in babası) bulunuyordu.

(4) Bu gösterinin tarihi bazı kaynaklarda 1940 olarak veriliyor.

(5) Atlı Spor Kulübü’nün web sitesinde 1939’da kulübün savaş nedeniyle kapandığı belirtilse de belki bazı bölümleri kapatılmış, haraları bir süre açık kalmış olabilir ya da kapanma tarihi 1940 ya da sonrası olsa gerektir!

Bu eserin tüm hakları yayın Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

Bu haber 1528 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Maskeler Yüzümüzde, Arşeler Elimizde...
Maskeler Yüzümüzde, Arşeler Elimizde...
Soprano Anna Nebretko Koronadan Hastanede
Soprano Anna Nebretko Koronadan Hastanede