KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 54 (SON)

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 54 (SON)

23 Haziran 2020 - 00:03 - Güncelleme: 23 Haziran 2020 - 00:55
Reklam

 


54 ( Son )

TEŞEKKÜR VE BAZI NOTLAR

Tefrika yayınlanırken ilgilerini, teşviklerini sürdüren ODTÜ’den sevgili arkadaşlarımın tümüne teşekkürle başlayıp önce Meriç Artun’un önerisine uyarak iki çizelge ekliyorum. Aşağıdaki çizelgelerde soyağacını değil, yalnızca tefrikada sözü edilen kişilerin birbirleriyle akrabalık ilişkilerini göstermeye çalıştım. Adların yanına hangi bölümlerde onlardan söz edildiğini ekledim.

İbrahim Haydaroğlu’nun torunlarından üçü, o yaşamını yitirdikten sonra dünyaya geldi. Kucağına alıp oynayabildiği tek torunu Reyhan Nisa (Haydaroğlu) Yazıcı’ydı.(yanda- 1947-2001) Reyhan Nisa’nın, konuşmaya başlamışken, dedesinin ölümü üzerine uzunca bir süre hiç konuşmayarak anababasını kaygılandırdığı anlatılırdı.

Aile içinde benden İbrahim Haydaroğlu’nun yaşamöyküsünü yazmamı isteyen ilk ve tek kişi, dayımın büyük kızı Reyhan Nisa oldu. Yoksa, İbrahim Bey’in çocukları olan annemden, teyzemden, dayımdan hiç böyle bir istek gelmedi. Reyhan Nisa’nın benden bunu istemesinde, ona onuncu yaşgününde kendi yazıp resimlediğim bir ‘roman’ı armağan etmiş olmamın payı olsa gerek, diye düşünüyorum şimdi gülerek. Dedemizle ilgili elinde ne kadar bilgi-belge varsa bana vermişti. Bu konuyu yazmak, babaannesi gibi erken yaşta dünyasını değiştiren Reyhan Nisa’ya karşı benim borcumdu. Aslında, olayları gülmece yönüyle görüp aktarma konusunda babasından geçmiş müthiş bir yeteneği vardı. Eğlenceli yönünü babasından aldığı, etkili ve inandırıcı yönünü ise -adını taşıdığı- babaannesinden almış olabileceği anlaşılan ‘anlatım yeteneği’ni yazarlıkta değil avukatlıkta kullanmayı seçmişti.

Bu konuyu yazmam için en çok ısrar eden ise dostluğuyla gurur duyduğum, yazın dünyamızın doruklarından sevgili Füruzan’dı. Onun ‘Füruzanca çıkışları’ olmasaydı, bu yaşamöyküsü hâlâ yazılmayı bekliyor olacaktı.

Yazmamı çok isteyenlerden biri de Azerbaycanlı tarihçi dostum Adalet Tahirzade oldu.

Minnetullah Haydaroğlu bir Ankara’ya gelişinde kızkardeşi Fatma Alpengin ve yeğeni Mina Tansel ile

Kaynak kişilerime gelince, aktardığım özel bilgilerle öykülerin büyük bölümünü dayım Minnetullah Haydaroğlu’ndan1 dinledim. Olağanüstü bir belleğe sahipti; 80 yaşından sonra bile satranç turnuvalarına katılırdı. Ailede anlatılagelen öykülere çocukluktan beri ilgi duydum; ama araştırmaya başladığımda, konuları en iyi bilen dayımla artık ayrı şehirlerde yaşıyorduk. Bir araya geldiğimizde ise ondan hiç dedemin, anneannemin öykülerini baştan sona anlatmasını istemedim, nedense. Belki de henüz yazmaya karar vermediğimdendi. Karşılıklı oturduğumuzda, anlatırken rahatsız olmaması için hiç elime kâğıt kalem almadım. Hatırını sormak için telefon ettiğimde yeri geldikçe anlattıklarını, ya da okuduklarımla ilgili sorularım olunca telefon ettiğimde söylediklerini ise küçük kâğıtlara not aldım. Benim bu ‘yöntemsiz’ bilgi toplayışım, anlatılar arasında boşluklara yol açtı. Artık bir şeyleri kayda geçirme borcumun bilincine vardığımda ise dayım dünyamızı bırakıp gitmişti.

Dönemi anlatan tarih kitaplarına, anılara dayanarak boşlukları doldurmak kolay olmayacaktı. O noktada yardımıma koşan, bu yazı dizisini okuyan herkesin bildiği gibi, çalışkanlığına ve titizliğine hayranlık duyduğum Adalet Tahirzade Muallim oldu.

Geç bulup ne yazık ki erken yitirdiğim –annemin hiç görmediği halasının oğlu- Azerbaycan’daki dayım İsabey Efendiyev’in anlattıkları olmasaydı öykü eksik kalırdı. Kafkasya’da geride kalanların -bırakıp gelenlerce hiç bilinmeyen- öyküsünü o anlattı.

Aileden duyduklarımı doğrulamak amacıyla iki kez Azerbaycan’a, bir kez Gürcistan’a, bir kez de Dağıstan’a gittim. Masal gibi dinleyegeldiklerimin başka belleklerde hâlâ yaşadığını görünce… Yılların/ rejimlerin üzerlerine kapattığı örtüyü sıyırınca… O anlarda yaşadığım duygular, sanırım, ancak bir kazıbilimcinin bulguları karşısındaki coşkusuna benzetilebilir. Sıyrılamayan örtülerin altında kalanlar da yine ancak onun düşkırıklığıyla karşılaştırılabilir.

Gittiğim yerlerde, girip çıktığım kütüphanelerde bana yardımcı olmaya çalışan, bildiklerini cömertçe paylaşan, adlarını sayamayacağım kadar çok insanla karşılaştım.

Kırk yıllık sevgili dostum Latife Büyüktaşkın’ın yeğeni Meltem Ramazanoğlu Özoral’ın eşi Erkan Özoral, şu sırada Bakü Büyükelçimiz olarak görev yapıyor. 2008’de ön araştırma için Azerbaycan’a gittiğim sırada Bakü Büyükelçiliği Müsteşarıydı. Özoral çifti, gittiğim günün akşamı, Hazar kıyısı boyunca uzanan parktaki yürüyüşümüz sırasında bana Azerbaycan’la ilgili, ciltler dolusu kitapla edinemeyeceğim bir kavrayış kazandırdılar. Ayrıca, bana Büyükelçilik konukevinde kalma ayrıcalığını sağladılar.

Yine Bakü Büyükelçiliği’mizde görev yapan –ne yazık ki, birkaç yıl önce yitirdiğimiz- Kültür Müşaviri Yardımcısı Nizami Zöhrabi’nin, o sırada üçüncü kâtip olan Ayşe İnanç’ın gösterdikleri ilgiyi anmalıyım.

Bakü Devlet Üniversitesi’nden Prof. Anar İskenderli, Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nden Prof. İrade Bağırova ile yıllarca Ermenistan’da görev yapmış Sayın İsrafil Memmedov’a bilgilerini cömertçe paylaştıkları için teşekkür borçluyum. Bana Azerbaycan Halk Cümhuriyyeti Ensiklopediyası’nı armağan eden Prof. İskenderli’nin üniversitedeki odasının duvarında okuduğum bir yazıyı paylaşmadan geçmemeliyim: “İki şeyi heç zaman unutma: ALLAH’ı ve ölümü / İki şeyi ise unut: Birine ettiğin yahşılığı / Birinden gördüğün pisliği. (Muhammed Peygamber)”

Tiflis’e gittiğimde o tarihteki Büyükelçimiz Sayın Ertan Tezgör ile elçiliğimiz çalışanlarından gördüğüm ilgiyi vurgulamalıyım. Tiflis Üniversitesi’nden Türkolog ve tarihçi sevgili Elizabed Maçitidze’ye gösterdiği içten ilgi için; Güney Kafkas Cumhuriyeti vb konularda bilgileriyle görüşlerini paylaştığı için tarihçi ve siyaset bilimci Prof. Rahtan Guruli’ye teşekkür etmeliyim.

Solmaz Memmedova, Naile Tahirzade, Mina Tansel ve Adalet Tahirzade Bakü’de

Anadolu Ajansı’nın Tiflis temsilcisi sevgili Muharrem Erkul’a yakın ilgisi için; TRT Dış Yayınlar Dairesi Azerbaycan Türkçesi Bölümü Şefi Seyfettin Altaylı’ya Azerbaycan’da görüşeceğim isimler konusundaki önerileri için; aynı bölümden Selçuk Alkin’e Azerbaycan’da çevirmen adı önerdiği için; TRT Bakü bürosunda çalışan Muhsin Yıldırım, Dursun Memmedov, Ali Doğan, Raşit Demirtaş, Orhan Ekici, Aybeniz Refiyeva, Vugar İbadov ve Latife Aliyeva’ya kardeşçe ilgileri için; Solmaz Memmedova’ya beni büyük bir gönül zenginliğiyle Derbent’teki evinde konuk ettiği için teşekkür ederim.

İbrahim Haydaroğlu ile ilgili iki kitaptan birini Adalet Muallim bana ulaştırdıktan sonra çevrilmesi konusunda, ‘çözüm üretme ustası’ sevgili Nilgün Saryal’ın yardımını unutamam.

Yazmaya oturduğumda,‘fantastik yazınımızın ecesi’ sevgili Nazlı Eray’ın sesi kulaklarımdaydı: bir yıl önce, yazarken tıkanıp kaldığımı, dedemi anlatırken nesnel olmak adına kendimi dışarıda tuttuğumu söylemiştim; “Kat kendini kitaba, kat!” demişti. Bu öneriye uymaya çalıştım.

Kırk yıllık dostum, söz ustası şair Sina Akyol, tefrikanın yayınlanmasından sonra bile titiz editörlüğünü sürdürdü.

Tefrikayı hazırlarken, çeviri konusunda olsun, görsel kaynak konusunda olsun, yardım etmek için sanki yanı başımda bekleyen tarihçi dostum Doç. Dr. İrade Memmedli’yi anmazsam olmaz.

Bu yaşamöyküsünü günyüzüne çıkardığı, tefrika başlıkları ile bazı fotoğraf altlarını yazdığı, tefrikalar yayına girdikten sonra yaptığım düzeltme önerilerine sabır gösterdiği için ‘kadim dost’ Şefik Kahramankaptan’a teşekkür ederim.

Azerbaycan’da “eş” değil, “yoldaş” denir. Yoldaşım Ülkün Tansel’in desteğini yeri geldiğinde arkamda, yeri geldiğinde yanımda duymadan bu yaşamöyküsünü nasıl yazardım, bilmem.

Son olarak belirtmekle birlikte en başta teşekkür etmem gereken kişi ise, kendimi bildim bileli dar kafalılığı eleştiren, beni “fikri hür, vicdanı hür” bir insan olarak yetiştirmeye çalışan annem Fatma Haydaroğlu Alpengin’dir. En önemli bilgi kaynaklarımdan birinin o olduğunu belirtmeme gerek var mı? Tüm yazdıklarımda olduğu gibi bu tefrikayı hazırlarken de hem övgüsünü eksik etmedi, hem de anlatım yanlışlarıma kibarca dikkat çekti; ayrıca, müzik seçerken önerilerinden yararlandım.

***

Tefrika bitti ama konu ile ilgili araştırılacak, öğrenilecek daha çok şey var…

***

Tefrikada adı geçen ve artık aramızda bulunmayan herkesle birlikte

yurdunun sahibi sayılmayanlar

ile

yurdundan ayrı düşenlere

selâm gönderiyorum.

Bu bölüm de Kafkasya’dan dansla bitsin…

https://www.youtube.com/watch?v=6bX-F5kEaw0

 

BİTTİ

 

(1) Editörün notu: Minnetullah Haydaroğlu ( 1918 Bakü - 2006 Burhaniye): Ayrıntılı bilgi için bkz:

http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/mina-tansel/unutulmus-bir-solacik-savasimcisi/258/
 

Bu haber 22673 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kitapta Dans Seyretmeye Ne Dersiniz?
Kitapta Dans Seyretmeye Ne Dersiniz?
Ankara Sanat Ortamından Anılar II
Ankara Sanat Ortamından Anılar II