Piyanonun Osmanlı’daki Serüveni
Reklam
  • Reklam

Piyanonun Osmanlı'daki Serüveni

Piyanonun İstanbul'a gelişinden 1921'e kadarki Osmanlı belgeleri üzerinde yapılan araştırma, konunun sadece Saray ve çevresiyle sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.

Reklam
13 Şubat 2021 - 12:25 - Güncelleme: 13 Şubat 2021 - 16:56
Reklam

Ülkede yönetimi elinde bulunduranların siyasal-tarihsel anlayışı ve konuları İslamiyet'le özdeşleştirerek sunma çabaları nedeniyle son yıllarda “Osmanlı modası” yaygınlaştı. Pandemi öncesi pek çok yeni kurulan işletmenin adlarını Osmanlıca tamlamalarla oluşturmaları (Keyf-i Bahçe, Bahçe-i Leziz, Keyf-i Sefa, Kebab-ı Âla, Şehr-i Ahter, v.b.), TV'lerde israrla bu dönemin bazı tartışmalı kişiliklerini yüceltmeye yönelik dizi filmlere milyarların akıtılması, eğitimdeki yönlendirmeler, bu modanın yaygınlaşmasına ortam hazırladı. Türkçemizin oturmuş, yaygın kimi sözcükleri, genel kullanımdaki dilin de Osmanlılaştırılması çabaları nedeniyle giderek az kullanılır oldu. Bakıyorsunuz gencecik çocuklar “ilgili” yerine “alakalı” diyor! Âdeta bir “yalan tarih” yaratılmaya çalışılıyor. Nasıl olsa pek gerçek belgelere bakan, tarihte yapılan yanlışlardan ders almaya çalışan yok gibi, varsa da pek az!

Bu girişi, son dönemde elime gelen bir kitapla ilgili yazıya başlamak için yaptım.

Piyanonun Osmanlı'daki Serüveni” başlıklı kitap, Yonca Karul İlyaz'ın (d.1989) araştırmasının ürünü. Halen Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik bölümünde sözleşmeli öğretim görevlisi ve Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müzik Eğitimi bölümünde Prof. Dr. Uğur Alpagut'un danışmanlığında “Piyano eğitiminde sağlık ve zindelik konusunda; potansiyel sorunların etkileri” konulu doktora tez çalışmasını sürdürüyor. Kitabın editörlüğünü de Uğur Alpagut yapmış.

Yazarın piyanoya olan yakınlığı, babası rahmetli Uğur Karul'un, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'ndan emekli piyano akordörü olmasına dayanıyor. Uğur Karul, kızının kitabıyla ilgili girişteki yazısında “ İçinde piyano sevgisi yaşatan herkesin bir şeyler bulacağı ve öğreneceği çok değerli bir eser” tanımlamasını yapıyor. Kitap üzerine gene girişte bir yazısı bulunan bilge müzik eğitimcisi Prof. Dr. Ali Uçan da araştırmayı “bir tür piyano tarihçiliği” olarak nitelendirerek “Yazarın...gördüğü bireysel, toplumsal, kültürel, eğitimsel ve ekonomisel işlevlere de ışık tuttuğuna” dikkati çekiyor. Piyanist Gülsin Onay da, kitapla çektirdiği fotoğrafını sosyal medyada paylaşarak “Çok güzel bir kitap. Ne kadar zengin bilgiler paylaşıyor, görseller de harika” demiş bulunuyor.

KİTABIN ESAS ÖYKÜSÜ

Kitabın imzasız “Sunuş” bölümünde şöyle deniliyor:

Bu kitabın ortaya çıkmasının asıl sebebi, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yapılan belge taramaları esnasında karşılaşılan bilgilerin derlenip toparlanması sırasında, bu konuya ilişkin gereksinimin ve daha derinlemesine araştırma yapılması gerekliliğinin duyulmasıdır.”

Edilgen bir söylemle kaleme alınmış bu satırları iyice açıklığa kavuşturmak gereğini duydum ve yazar Yonca Karul İlyaz'ı arayarak “Belge taramalarını kim, hangi nedenle yapmış? Daha derinlemesine araştırma gerekliliğini kim duymuş?” sorularını yöneltip kitabın gerçek öyküsünü öğrenmiş oldum.

Yonca Karul İlyaz, Trakya Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümünde 2012-14 arasında Prof. Atilla Sağlam'ın tez danışmanlığında yüksek lisans yaparken, danışmanının yönlendirmesiyle Osmanlıca eski yazı da öğrenmiş. Konusu, babasının mesleğinin de etkisiyle Osmanlı döneminde akordörlük üzerineymiş. Yayınlanmamış yüksek lisans tezinin tam başlığı şöyle: “Türkiye'de Piyano Yapım, Bakım, Onarım ve Akort Meselesi”... Kağıthane ve Ankara Yenimahalle'deki arşivlerde gerekli izinleri alarak belge taramalarını yapmış, danışmanının önerisiyle doğrudan tez konusu dışındaki piyanoyla ilgili belgeleri de ilerde kullanmak üzere saklamış. İzzet Baysal Üniversitesi'nde doktora çalışmasına başladığında, danışmanı Prof. Dr. Uğur Alpagut'la birlikte bu belgelerden bazılarına dayanarak hazırladıkları “Osmanlı'da Piyanonun Girişi ve Piyano Yapım Onarım Girişimleri” başlıklı bildiriyi 2019'da İstanbul'da yapılan ISME Legacy Conference'a sunmuşlar. Sonrasında da, yazar şu an elimizde tuttuğumuz kitabı hazırlamak üzere kolları sıvamış.

İÇERİĞİN BÖLÜMLENMESİ

Piyanonun Tarihçesi ile başlayan araştırma, Osmanlı'ya Batı Müziğinin girişi kısaca anlatıldıktan sonra , Osmanlı'da klavyeli çalgılar, Saray ve müzisyen ilişkileri, Saray'daki kadınların müzikle ilgisi, Müzik ve piyano öğretmenleri, Müzik okulları ve kurumlar, Piyanoya bağlı meslekleşme bölümleriyle devam ediyor. Meslekleşme'de çalgı ticareti, müzik mağazaları, piyano yapımı, akortçuluğu, taşımacılığı gibi alt başlıklarla incelenen konu, piyano tüccarlarının Osmanlı Devleti'ni reklam amaçlı kullanma girişimlerinin anlatılmasıyla son buluyor.

Kitabın hazırlanması sırasında kullanılan kaynakları, bu konuda Türkçe olarak yapılmış yayın ve basılmış kitaplar, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde yer alan belgeler, Şark Ticaret Yıllıkları olarak üç ana bölümde sınıflandırabiliriz. Birkaç yabancı dilde yayından ve basında çıkmış bazı haberlerden de alıntılar bulunuyor. Kitabın arkasında “Askeri Arşivlerden Osmanlı'da Piyano ve Müzik” başlıklı bir görsel ek bölümüne de yer verilmiş.

Doğal olarak kitaptaki en ilginç belgeler, müzisyenler ve piyanoyla ilgili kişilerle Osmanlı Sarayı arasında yapılmış olan yazışmalar. Bunların çoğunu latin harfleriyle aktaran yazar, bazı sözcük ve tamlamaların anlaşılabilmesi için yanlarına parantez içinde Türkçe anlamlarını koymuş. Bana sorarsanız, o metinlere ayrıca günümüz Türkçesiyle yer verseydi okuyucu için daha rahat anlaşılır olurdu.

SADECE BELGE YETERLİ Mİ?

Bazı konuların daha iyi anlaşılabilmesi için, belgenin veya alıntıdaki olayın sonrasına ait gelişmenin de verilmesi iyi olurdu. Örneğin, Osmanlı'ya Batı Müziğinin Girişi bölümündeki şu alıntıda, bu yapılmıştır:

Bunlardan ilki, Fransa Kralı I. François'in Sultan I. Süleyman'a iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek için 1543 yılında gönderdiği orkestraydı. Bu orkestra sarayda konserler vererek Padişahın ilgisini kazanmıştır. Ancak Padişah dinlediği müziğin insan ruhunu sakinleştirdiğini ve bunun da kötü sonuçlara sebep olacağını düşündüğü için müzisyenlerin çalgılarını kırdırmıştır.

Burada sözü edilen I. Süleyman'ın halk arasında bilinen adıyla Kanunî Sultan Süleyman olduğu belirtilmeliydi. Neyseki çalgıların âkibeti ve nedeni hakkındaki bilgi verilmiştir.

 

Sunuş bölümünde “ Osmanlı sarayına giren ilk piyanonun İngiliz Kraliçesi Elizabeth tarafından III. Mehmet'e (1566-1603) 1599 yılında hediye edildiği bilinmektedir” denilmekte, bu konuya ilerki bir bölümde daha değinilmektedir. Bahsedilen, kurgu mekanizması sayesinde kendi kendine çalma yetisine sahip saatli bir orgdur. Peki bu orga sonra ne olmuştur? Kitapta hiçbir değini yoktur. Çeşitli kaynaklarda var olan gerçek şudur: III. Mehmet’in oğlu I. Ahmet, “gavur icadı” paranoyasıyla orgu parçalatmış, parçalarını denize attırmış, ahşap kısımları da yaktırmıştır!

KİM BU “PİYANO TAKIMI”?

İlerletilmesi gerekirken belgenin yayımıyla yetinilen bir başka örnek olarak “Osmanlı'da Piyanoya Bağlı Meslekleşme” başlıklı bölümde yer alan anlatı ve belgeyi gösterebiliriz. Yazar anlatısında şöyle diyor:

Bunların dışında 1898 yılında “piyano takımı” ismiyle adlandırılan bir mesleğin veya meslek grubunun olduğu aşağıdaki belgede görülüyor. Resim 11'deki belgede piyano takımına para ödendiği;bu takımdan Aranda Paşa, Kaymakam Rıfat Bey, Binbaşı Vondre Bey, Yüzbaşı Romano Bey adlı kişilerin olduğu saptanmıştır ve bu kişilerin, padişahın elli Osmanlı lirasını kendilerine ödemesi üzerine, padişaha övgülerini sundukları biliniyor. Ancak piyano takımının tam olarak mesleklerinin açılımı ile ilgili bir bilgiye rastlanılmamıştır.

1898'de bu ödemeleri yaptıran padişah II. Abdülhamit'tir. Ödeme yapılan kişilerin adları hemen akla Musika-i Hümayun'u getirmektedir. İçinde değişik “takımlar” bulunan Musika-i Hümayun'da Servet-i Fünun dergilerinde kendisinden Mızıka-i Hümayun Muallimi Saadetlü Aranda Paşa Hazretleri” olarak söz edilen İspanyol asıllı Fransız piyanist, organist, orkestra şefi ve müzik öğretmeni Fernando d'Aranda (1846-1919), 50 Osmanlı lirası “ihsan”ı aldığında Musika-i Hümayun içinde yer alan Abdülhamit'in Saray Orkestrası'nın da şefiydi. Binbaşı (Macar) Vondra Bey, Saray Orkestrası'nın başkemancısıydı.

Nitekim kitapta kullanılan 12 Nolu resimdeki belgede bu kez “Piyano Takımı Kulları” ile “Oyun Takımı Kulları”na yapılan ödemeler veriliyor. Buradaki “Oyun Takımı”nın da, tiyatroyu çok seven Abdülaziz’in döneminde Musika-i Hümayun içinde tiyatro ve opera temsilleri için kurulduğu, hazineden kostüm ve aksesuarları için oyun mesarifi (giderleri) başlığı altında harcamalar yapıldığı biliniyor. Bu belgede “Piyano Takımı Kulları” arasında 350 kuruş ihsanda bulunulduğu belirtilen Zati Bey de, Musika-i Hümayun içinde koro şefliği dahil çeşitli görevlerde bulunan Zati Arca olsa gerektir. Anlaşılıyor ki, “Piyano Takımı” nitelendirmesi, Musika-i Hümayun'un müzikle ilgili bölümündeki kişiler için kullanılmıştır.

Yazar, sadece daraltılmış konusu çerçevesinde bulduğu belgelerle yetinmeyip, bunları birer adım öteye götürerek araştırmasını genişletseydi, kitabını çok daha zenginleştirmiş, anlamlandırmış, orada geçen bazı kavramların gerçek tarihte ne olduğunu net biçimde ortaya koymuş olacaktı.

ÇOK YARARLI TABLOLAR

Kaynak gösterme konusunda akademik yöntemlere uyan yazar, ayrıca son derece titiz de davranmış. Ancak bazı dipnotların alındığı kaynaktaki biçimiyle İngilizce olarak verilmiş olmasını yadırgadım. Bunlar Türkçeleştirilerek verilebilir, sadece kitapla ilgili bilgiler özgün haliyle konulabilirdi. Benzeri biçimde aynı kitaptan peşpeşe verilen dipnotların da ilkinden sonrakinin adı geçen eser biçiminde vurgulanması yeterli olabilirdi.

Kitapta, konuların bazıları tablolaştırılarak metinle birlikte verilmiş. Bu tablolar ilgili olduğu konunun anlaşılmasına çok yararlı oluyor. Böylelikle Osmanlı İstanbulunda bulunan piyano satıcıları, akortçuler, tamirciler, piyano öğretmenleri bir bakışta net biçimde görülebiliyor ve yıllara göre karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılabiliyor. Hanedan üyelerinin hangi tür müzikle ilgili oldukları ve hangi çalgıları çaldıklarını gösteren tablo da konuyu anlamak bakımından son derece yararlı.

GERÇEKÇİ ÇIKARSAMALAR YAPMAK GEREKİRSE...

Kitabın tümünü okuyup tabloları inceledikten sonra, ortaya konulması gereken gerçekler şunlar:

- Osmanlı'da Batı müziği ve piyano, çok büyük ölçüde Saray ve çevresine aittir, başta İstanbul olmak üzere yerli halka ve Türk insanına mal olmamıştır. Kitabın 20. sayfasında kullanılan ancak bir resim altıyla ayrıntısı verilmemiş, Halife Abdülmecid Efendi'nin fırçasından çıkma ve Viyana'da da sergilenmiş bulunan “Haremde Beethoven” başlıklı tablo, bu saptamamıza güzel bir örnek oluşturmaktadır. Bu yöndeki çaba ancak Cumhuriyetle birlikte başlamıştır.

*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pleyel firmasına Saray'dan iki piyano siparişi

 

 

- II. Mahmud'un başlattığı genel iyileştirme (ıslahat) hareketi ve Mehterhane'nin feshiyle Musika-i Hümayun'un temelini oluşturan Batı tarzı Bando'nun kurulma sürecine girilmesiyle birlikte Avrupa, Osmanlı Devleti sınırları içindeki özellikle liman kentleri ile gayrımüslim nüfusun bulunduğu bazı Anadolu kentlerinde piyanoyu bir “ticarî mal” olarak görmüş ve buna göre gerekli örgütlenmeyi yapmıştır. Levant şirketi, en önemli rolü oynamıştır.

*

Marangoz Mehmet Efendi'nin kastamonu Valiliği'ndeki (solda) ve Kültür Merkezi'ndeki piyanoları

- 2023'de aya gidileceği müjdelenirken (!), bu tarihe iki yıl kala, 2021'de Türkiye'de hâla piyano yapılmamakta, ithal edilmektedir. Türkiye'de bir piyano fabrikası yoktur. İlk piyano 1905'te yapılmıştır. “Meraklı bir marangoz” olan ve “Marangozhane-i Hümayun” da çalışan Kastamonulu Mehmet Efendi'nin ithal bir modelin krokisini alarak kasasını yaptığı, mekanizmasının ise yurt dışından getirilip monte edildiği kitapta da yer almaktadır. Halen Kastamonu Vali Konağı ve Kültür Merkezi'nde bulunan iki adet Mehmet Efendi yapımı piyanonun mekanizmalarının Fransız malı olduğunu bizzat rahmetli Uğur Karul yerinde inceleyerek saptamıştır. 2021 yılında, pek çok Avrupa piyano yapım firması, malzemenin büyük bölümünü göndererek imalatını ucuz işçilikle Çin'de yaptırmaktadır ama Türkiye, bu alanda “montaj sanayii” için bile uygun bulunmamıştır.

*

- Tablolardan anlaşıldığı üzere tüccar, tamirci, bakımcı, akordör, öğretmen olarak firma ve kişi bazında, Osmanlı tebası olarak İstanbul'da yerleşik bazı Ermeni, Rum ve Yahudiler dışında, yazarın “meslekleşme” olarak vurguladığı sektörde tek bir Türke rastlanmamaktadır. Sektörün egemenleri, Batı'dan gelen veya Saray tarafından getirtilen çeşitli uluslardan gayrimüslim tüccarlar, müzisyenler ve eğitmenler olmuştur. Sektörde T.C. vatandaşı Türk asıllıların yer edinmeye başlaması, ancak Cumhuriyet'in ilanı ve her alanda yapılmaya başlanan atılımlar sayesindedir.

***

Yonca Karul İlyaz, “Piyanonun Osmanlı'daki Serüveni” çalışmasıyla önemli bir adım atmıştır. Kitabın ikinci baskısı sözkonusu olursa, gerekli gözden geçirme ve bazı genişletmeleri yaptığında, örneğin Osmanlı'yı İstanbul ve biraz da İzmir'le sınırlı tutmayıp, Mersin, Elazığ, Adana, Trabzon, Samsun, Selanik, Beyrut, Şam gibi kentleri de ele alarak sadece Saray değil Devletin tüm haritasına yayarsa, ortaya çok daha yararlı bir kaynak çıkacaktır.

Belirtilen dönemde İstanbul ve İzmir ile ele alınacak diğer şehirlerin nüfus yapılarının incelenmesi, buralarda o tarihte yaşayan Osmanlı tebasının kimlerden oluştuğunun ortaya konulması da, konunun sosyolojik yönden değerlendirilebilmesi için yardımcı olacaktır. Böylece, “Piyanonun Osmanlı'daki Serüveni” de ortaya çıkmış olacaktır.

Bu kitap, özellikle müzikoloji ve müzik tarihi alanında çalışanlar için de bir örnek olay olabilir. Osmanlı arşivlerinde yer alan ve üzerine eğilinmemiş sayısız belge bulunmaktadır.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

13 Şubat 2021, Ankara

 

Nobel Yayınevi, Ankara 2020, 15x21,168 sayfa,

kuşe kağıt, renkli baskı, karton kapak,

raf fiyatı 45.00 TL, internette 35.55 TL

 

 

Bu haber 7505 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İçimizden Biri ; Maestro Howard Griffiths
İçimizden Biri ; Maestro Howard Griffiths
Edebiyatçı Emine Işınsu vefat etti
Edebiyatçı Emine Işınsu vefat etti