Sanat gibi entelektüel bir olayın çeşitli dış etkenlere açık olması kaçınılmaz. Zaten kendisinin dinamik yapıda olduğunu bilmeyen yok. Yaratıcı sanatçının ortaya koyduğu yapıt etki sonucu ortaya çıktığı kadar çevresindeki kitleyi de etkilediği biliniyor. Kamuoyu önüne çıkmasıyla birlikte izleniyor oluşu başka dönüşümlerin yolunu açar. Toplumdaki kültürel yapılanmada sanat yapıtının bu açıdan önemi yadsınamaz. Sözün kısası, bir etki-tepki kuşatması altındadır çevresi. Böyle olunca sanatın kendisi doğrudan spekülasyonlara açık duruma geliyor. Eleştiriler yanında onun piyasaya sunumuyla birlikte tıpkı borsada olduğu gibi değişik dalgalanmalara uğrama riski ortaya çıkıyor. Bu durumun değişik nedenleri var. Toplumsal yapı ve ekonomi gibi etkenlerin rolü oldukça büyük. Örneğin yirminci yüzyılın ortalarında Amerika’da yüzbinlerce dolar ödenerek alınan tablolar bir zaman sonra kilosu 8 sentten ikinci el eşya satılıcılarına devrediliyor. Oldukça riskli bir süreç. Sermaye birikimiyle birlikte koleksiyonerlik diye bir alan çıkıyor bu kez. Piyasa oluştuğu için de sunum ve istemin hareketliliğini görüyoruz. Sonuçta sanat yapıtına biçilen değer marjinal bir nitelik taşıyor. Üzerindeki imzaya ve döneme göre değişen bir marjinallik söz konusu.
Piyasa değerleri bağlamında az bulunan yapıtlara karşı istemin artması fiyatların yükselmesinde en büyük etken. Sahteciliğin ortaya çıkması için uygun bir ortam. Yurt dışında ve bizde çok sayıda örnekleri var bunun. En ilginçlerinden biri yakın geçmişimizde ele geçirilen 5 Picasso (!) tablosu. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde yetkililerin açıkladığı tablolar sahte olduklarının söylenmesine karşın özel bir odada sergilenmeye başlandı. İlginçtir 5 çalıntı tabloya karşı Picasso Vakfı’ndan hiçbir yetkili konuyla ilgilenmemişti. Çünkü sahte olduklarını biliyorlardı. Nedendir bir süre sonra Picasso’lar sessizce ortadan yok edildiler.
İstanbul’da bir büyük kurumun salonlarında Ayvazovski sergisi açılmıştı. Rusya’dan gelen sanat tarihi uzmanı sergiyi gezdikten sonra resimlerin yarısının sahte olduğunu söylemişti. Bir başka olay da Miro resimleri üzerinde yaşandı. Açılacağı söylenen sergi için resimler İstanbul’dayken sanatçıyla ilgili Vakfın yetkilileri gelerek sahte olduğu gerekçesiyle resimlere el koydular. Uzun bir mahkeme süreci yaşandı sonrasında.
Benzer olaylar yalnızca bizim ülkemizle sınırlı değil. Birçok yabancı ülkede sanat sahteciliğine rastlamak olası. O bakımdan çok sayıda kişinin ilgisini çeken bir uygulama. Ne yazık ki kötü anlamda uygulama. Yeniden kendimize dönersek konunun spekülasyona açık olduğuna değinmiştim. Ortalıkta dolaşan söylentilere göre çok sayıda sahte resim var. Ancak ciddi bir inceleme yapabilmek için yeterli laboratuvar ve yetişmiş teknik bireye ihtiyaç duyulduğu açık. Mahkemeye düştüğü için Turan Erol resmiyle ilgili olaya değinelim. Kendi resminin kopyasını yakalayan Turan Erol ilgili kişiye dava açmıştı. Sahtecilik kanıtlandığı için de karşı tarafa ceza verildi.
En çok sahtesi yapılan sanatçılarımızın başında Fikret Mualla geliyor. Tekniğinin kolay taklit edilebilmesi yönünden hızlıca yapılmış pastel ve guaş boya resimleri ortalıkta dolaşabiliyor.
Yine Avni Arbaş ve Ergin İnan resimlerinde de sahteciliğin bulunduğunu medyada dolaşan haberlerden öğrenebiliyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde adları çokça bilinen ustaların resimleri üzerinde spekülasyonlar bulunuyor. Gözlerden uzak tutulmaması gereken bir başka noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Özellikle kimileri yabancı sanatçıların yaptıklarından esinlenerek çalışmalar yapıp sergilemekte. Bunlardan bazıları çok satar(!) oluşlarıyla dikkatleri çekiyor. Yabancı sanat kaynaklarında yapılacak kısa bir arşiv taraması bu alanda nasıl bir yanlış içinde bulunduğumuzu gösteriyor. Söylemeye gerek yok ki, bu yargı her sanatçı için geçerli değil. Onlar yılların birikimiyle kendi yollarında ördükleri sanat kozasının ipeğe dönüşeceğini çok iyi bilirler.
A.CELAL BİNZET
24 Nisan 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: