“Yaşanan evrenin imgesel düzene dönüşümü belli birikimlerin sonunda gerçekleşir. Aynı zamanda bu süreç, gerçeğin bir tür soyutlamaya çevrimidir.” Yıllar öncesinde sanatçının bir sergi broşürü için dillendirdiğim yazı bu sözcüklerle başlamıştı. Hesaba göre 1994 yılından bu yana epeyce zaman geçmiş. Hiç de kısa sayılamayacak söz konusu süreç, sanatçının sahip olduğu birikimleri göz önüne alındığında onun adına oldukça olumlu bir kazanım demektir. İhsan Çakıcı resmini böyle bir perspektiften değerlendirmeye kalkmanın en kolay yolu aradan geçen 24 yılı da bugün yaşanan evrene eklemekten geçiyor. Olaya bu açıdan bakıldığında değişen bir şey yok sanılıyor ama gerçeğin yüzü başka. Önce değişmeyenin ne olduğuna ilişkin bir açıklamaya gereksinim var.
Sanatçının tematik anlayışında, belli bir çizgide ilerlemenin tutarlılığıdır asıl olan. İçinde Anadolu’nun da yer aldığı Orta Doğu’nun eski uygarlıkları üzerine yapılandırılan bir yeni bakış açısına getiriyoruz sözü.

O kadim uygarlık yapıtlarının izlerini sürerken, onlardaki figürasyon üzerine kurgulanmış düzenlemeler sanatçının vazgeçilmezleri arasında. Krallar, tanrılar ve savaşçılardan oluşan kabartmalardaki figürlerin kunt yapısından yararlanarak günümüz anlayışına dönüştürülmüş yeni bir bileşime ulaşmanın çabasına dikkat edilmeli. Yeni bileşim, eskiyle günümüzün kaynaşmasından başkası değil. Ayrıca vurgulamak gerekir ki, Çakıcı’nın sanatsal yaşamında tutkuyla izlediği ana yolun özeti sayılır bu yaklaşım. Tarihsel bağlamda anakronik bir bağlantı. Bir yana -daha doğrusu resminin odağına- tarihsel figürü yerleştirirken onu, bağlı bulunduğu ortamından kopararak çağdaş bir malzemeyle sunmak gibi bir işlemle tanışıyoruz burada. Sanatçının son dönem çalışmalarında ağır basan bir yaklaşım bu. Onun açısından geleneksel denilebilecek söz konusu teknik bu kez işin içine pleksiglas malzemenin katılmasıyla yeni bir boyut kazanmış. Bu açıdan bakıldığında klasik tuval anlayışından ayrılarak yapısal bir dönüşüme uğradığını söylemek yanlış sayılmaz. İşin bu aşamasında devreye giren yeni malzemenin olanaklarına değinmeli.
Tüm yapıtlarda baştan sona dikkatleri çeken nokta, geometrinin egemenliği altındaki düzenlemelerin varlığı. Kimi çalışmalarında yer yer yaldız boyanın kullanımı da konunun tarihsel özelliğine göndermelerde bulunan başka bir özellik taşıyor. Bir tür görsel zenginlik gibi. Ama, asıl olan tek rengin baskın yapısı. Öyle ki, kullanıma sokulan yeni malzeme üzerinde denenen dokuları ışık-gölge oyunlarıyla farklı bir boyuta taşınmış gibi. Geometrinin değinilen özelliği iç yapıda olduğu kadar çevresel biçimlendirmede de bütüncül bir karaktere dönüşmüş. Resminin odağındaki tarihsel betimlemenin biçimiyle taban tabana zıt bir karaktere bürünen bu anlayış, sanatçının bir denge sorununa bakışını vurgulama adına ilginç. Tarihle çağdaşlık arasında biçimsel çelişkileri dengeleyen ve ne yaptığını bilen bir yaratı eyleminin karşısındayız. Usta sanatçı İhsan Çakıcı, uzun sanatsal yaşamında köklerinden kopmadan ulaştığı bugünkü evresinde yenilenen bir bakış açısını eskinin eskimeyen estetik hazzıyla buluşturuyor.
Uzun sanatsal yaşam diyoruz ama zaman bizlere unuttuğumuz bazı gerçekleri anımsatmakta duraksamıyor. Uzun yılların ötesinden gelen dost sanatçı Çakıcı’yı 26 Şubat 2026 Perşembe günü kaybettik. Yeni ayın başlangıcı olan 1 Mart 2026 Pazar günü de Karşıyaka’dan uğurladık onu.
A.CELAL BİNZET
2 Mart 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: