Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde (ADOB) 18 Nisan 2026 akşamı Giacomo Puccini’nin La Bohème adlı operasının 2026-27 sezon prömiyeri yapıldı Bu temsil aynı zamanda Sevda-Cenap And Vakfı 40. Uluslararası Müzik Festivali’nin kapsamındaydı.
Her yeni yapımı izlemeden ve izlenimlerimi yazmadan önce yaptığım gibi işe önümde piyano-şan notasıyla yurtdışında yapılmış kayıtları dinleyerek ve gençliğimden beri yurtiçi ve dışında seyrettiğim çok sayıda yapımı gözümün önüne getirerek başladım (1-3). Gençliğimden beri derken Mimi rolünde opera tarihimizde ve yüreğimizde kalıcı iz bırakmış, önde gelen sopranolarından Keriman Halis Davran’ın son perdedeki “Gittiler mi, uyur gibi yaptım ben, seninle yalnız kalmak için…” diye başlayan aryadaki kadife sesi zihnimde yankılandı. Hazırlığın ardından iki genel prova ve 18 Nisan’da prömiyer temsilini izledim.
GENEL BİLGİ
La Bohème, Puccini’nin Henri Murger’in "Scènes de la vie de Bohème" (Bohem hayatından kesitler) adlı hikâyelerinden esinlenerek Luigi İllica ve Giuseppe Giacosa’nın yazdığı libretto üzerine bestelediği 4 perdelik “operada gerçekçilik akımı” (verismo) örneği olan operası. Dünya prömiyeri 1896’da Torino’da, Türkiye prömiyeri 1945’te Ankara’da yapılmış. Aslında Ruggero Leoncavallo’nun da La Bohème adlı 3 perdelik hârika bir operası var. Ama Leoncavallo, Palyaçolar adlı 2 perdelik operasıyla dünya opera repertuvarında daimî yerini alırken La Bohème ile tanınırlığı Puccini’ye kaptırmış (4-7).

KONU VE KARAKTERLER
Kısaca, 19’uncu yüzyılda Paris’te sanatçıların yaşadığı biraz yoksul, biraz düşkün ama gençlik eğlenceleriyle dolu hareketli bohem hayatından kesitler sunulan eserde ana tema hüzünlü bir aşk öyküsü. Şair Rodolfo (tenor), ressam Marcello (bariton), müzisyen Schaunard (bariton) ve felsefeci Colline (bas) aynı evde kalan arkadaşlardır. Dört kafadarın kira ödeyememeleri nedeniyle ev sahibi Benoit (bas) ile başları derttedir. Derken komşu nakışçı kız Mimi sönen mumunu yakmak için yardım istemeye gelir. Romantik bir sohbetten sonra Rodolfo ile birbirlerine aşık olurlar. Öte yandan Marcello’nun uzatmalı sevgilisi şarkıcı Musetta (soprano) onu yaşlı ve zengin üst düzey devlet erkânından Alcindoro (bas) ile kıskandırmaya çalışmaktadır. Fonda sokak satıcıları, sokakta oyun oynayan çocuklar, işçi kızlar, askerler, garsonlar ve mahallelilerle hareketli bir kış kompozisyonu. Ama tüm bunların önünde anlatılan Rodolfo ile Mimi’nin beraberlikler ve ayrılıklarla dolu büyük aşkı ve Mimi’nin verem hastalığından yaşamını kaybedişidir. Özetle eser dostluk, yoksulluk, aşk, kıskançlık ve ölüm hakkında “gerçek romantizmle” örülüdür (Bkz. https://www.operabale.gov.tr/eser/la-boheme-303).
YARATICI SANATÇILAR
Orkestra şefleri Antonio Pirolli ve dönüşümlü olarak Artun Hoinic idi. Eseri rejisör Murat Göksu sahneye koymuş. Dekor tasarımı Özgür Usta’nın, kostüm tasarımı N. Gazal Erten’in, ışık tasarımı Ali Gökdemir’in yaratımı. Koroyu İvan Pekhov, çocuk korosunu Öykücan Yavşan hazırlamış. Yardımcı rejisörlük görevini Aydın Buğra Güven, reji asistanlığını Zeynep Utku üstlenmiş. Korrepetitörler ise Cemile Cabbar, Ilgın Uysal, Zeynep Ülbegi.

YORUMLAYICI SANATÇILAR ve İZLENİMLERİM
Eserin iki başrolünden biri olan nakışçı kız Mimi rolünde Tuğba Mankal akıldan çıkmayacak bir kompozisyon çizdi. Eflatun leylak çiçeği renkli, dolgun, pürüzsüz kadife gibi sesi derinden etkileyiciydi. Üstelik asla “bağırma” tonu tuzağına düşmeden, gerek de duymadan söyledi ve müzik cümlelerini güzel yorumlayarak müzikal duyguyu sundu. İnandırıcı ve abartısız oyunuyla yoksul bir kız, romantik âşık, ölüme yakın verem hastasıydı.
Diğer başrol, şair Rodolfo rolünde Şenol Talınlı koyu eflatun-açık mor iris çiçeği renkli sesinin büyüsüyle gözlerimin dolmasına neden oldu. Rodolfo partisinin her zor bölümünde ortaya yeni bir tomurcuk çıktı, duygu yüklü yepyeni bir çiçek açtı. Oyunculuğu candan, içten, abartısız ve gerçekti.
Ressam Marcello rolünde Eralp Kıyıcı’yı tanımlamak için sayfalar yetmez. Onda opera görgüsü, deneyim, yetenek, çalışkanlık ve azim bir arada olduğu için oynamayı kabul ettiği her rolde standardın üstünde bir yorum ortaya çıkarıyor. Nitekim Marcello’su hem söyleyişi hem de oyunu ile Puccini’nin tanımladığı Marcello’yu özümsediğini gösterdi ve sözleri anlayarak söylemenin önemi açısından da genç sanatçılara örnek oluşturdu.

Musetta yorumuyla Esra Çetiner de gerek sesi gerek oyunuyla “biraz kendine hayran, biraz hayran meraklısı, şımarık, havalı ve cazibeli ama yeri geldiğinde anlayışlı ve sevgi dolu bir kadın” portresini hem sesi hem de sahnesiyle başarıyla yorumlayıp sundu. Nispeten küçük bir role büyük değer kattı. Colline rolünde Özgür Savaş Gençtürk‘ün bedenini bile sarsacak güçte büyük sesi yer yer entonasyon sorunu olduğu hissini uyandırıyordu. Ama oyunculuğu iyi olduğu için bedenini de kontrol edebildi ve “palto aryası”nda sesini etkileyici şekilde sunabildi. Schaunard rolünde Umut Kosman serde orkestra şefliği de olması sayesinde partisini doğru ve gayet güzel şekilde yorumladı. Böylece Schaunard’ın librettodaki şakacı ve neşeli karakteri temsilde sahneye de yayıldı ve inandırıcı oldu. Rolü ciddiye almak, seyirciye saygı duymak böyle bir şey olsa gerek. Öte yandan, eseri sahneye koyan Murat Göksu’nun 1983-84 sezonunda bu rolü üstlenmiş olması da karakterin biçimlenmesine önemli katkısı olmuş (8).
Mahir Kat huysuz yaşlı, azıcık içkiyle dili çözülen ev sahibi Benoit karakterini kısacık rolünde betimleyiverdi. Neşeli oyuncakçı Parpignol rolünde İbrahim Halil Turgut‘un oyunbaz yorumu, bende sahneye çıkıp onunla oynayıp dans eden çocukların arasına karışma arzusu uyandırdı. Musetta’nın yaşlı hayranı Alcindoro rolünde Levent Akev‘in özellikle oyunculuğu tam olması gerektiği gibiydi. Çavuş rolünde Batuhan Karatay ve gümrükçü rolünde Kaan Çelikcan rollerinin gereğini yerine getirdiler. Koro ve çocuk korosu (özellikle soloyu söyleyen) büyük bir alkış aldılar.
SAHNELEMEYE DAİR İZLENİMLERİM
Eser ikinci ve üçüncü perdeler birleştirilerek 3 perde olarak oynandı, aralar dahil-alkış hariç yaklaşık iki buçuk saat sürdü. İki perdeyi birleştirirken perde gerisinde dekor değişiyor olmalıydı ki zamanı verimli kullanmak adına çocuk korosu ile şefi, koro ve şefi perde önünde selama çıktılar. Pratik bir çözüm olmakla beraber bu sürede seyircilerin telefonlarına sarılmasına engel olmadı. Yine de önümdeki sıralarda telefonla fotoğraf ve video çekenlerle mesajlarına bakanların sayısı 10’u geçmiyordu; telefonlar hem sanatçılar hem de seyirciler açısından çok rahatsız edici olmasına ve telif sorunu yaratma tehlikesine karşın sayının her zamankinden az olması temsilin ilgiyle izlendiğinin bir tür kanıtıydı.

Matisse, Renoir ve Toulouse-Lautrec tablolarını anımsatan dekorun sokak sahnesinde Paris Montmartre mahallesi renklerinde oluşu ile diğer ayrıntılar otantik ve etkileyici idi. Çatı katı odasının mobilyalarının ve yer yer boyası aşınmış duvarlarının renklemesi, odadaki diğer ayrıntılar, ressamın ilk perdede yapmakta olduğu resmi son perdede bitirmiş olması, yan ve tepe pencereden yansıyan sokak lambalarının ışıkları, dekorun sol yanından sokağın görülmesi ve böylece eğik çatılı çatı katında olunduğunun anlaşılması ve benzeri dekor ve reji ayrıntıları yapıma değer katıyordu. Öte yandan ADOB’un eni dar derinliği sınırlı sahnesinde, eserin sokakta geçen bölümünde birim alan başına düşen dekor, koro ve hareketli çocuk korosu ile solist sayısı hayli yoğundu ve ne fonda ne de yanlarda kulise ses akışına izin verecek koridor yoktu. Dolayısıyla “forte” dekora “Puccini’nin standart orkestra, solist, koro ve çocuk korosu “forte”si de eklendiği anlarda “fortessimo” etkisi yarattı. Üstüne seyirciler de “forte” idi, yani salon ve balkon ağzına kadar doluydu. ADOB gibi kompleks akustiğe sahip salonlar için acaba dekoratörün şefle beraber orkestra provasını dinleyip dekor-orkestra sesi uyumunun ses koridoruna göre rötuşlanması şeklinde bir yöntem var mıdır, diye merak ettim. Öte yandan Peter Brook’un “sahneyi minimal doldurma prensibi” uyarınca seyircilerin görsel zihninin olabildiğince az uyarılması daha büyük haz uyandırır ve eser zihinde daha kalıcı olur (9). Beyin-bilim çalışmaları bu durumu “sahnedeki boş alanlarda seyircinin kendi hayallerini kurabilmesi, kendisini oyunun akışında bulabilmesi”, olarak açıklıyor.

Kostüm ve aksesuarlar hem döneme ve Paris’e göre otantik hem de estetik idi. Öte yandan bir mum yakmaya muhtaç yoksul nakışçı Mimi’nin “yamasız pırıltılı şık elbisesi” dikkat çekiciydi. Fazla giysisi olmadığına göre, olanı korumak için bir önlük takmayı ve o önlüğü çiçek nakışlarıyla bezemeyi düşünür müydü (işinin çiçek nakışçılığı olması nedeniyle), derken son perdede daha da şık-tertemiz-bakımlı bir beyaz elbiseyle arzı endam edince çok şaşırdım. Bu durumu, Rodolfo ile görüşmedikleri dönemde varlıklı bir hayranının olması açıklardı ama Musetta’nın şarkısından Mimi’nin son günlerde sokaklarda tek başına yaşadığı anlaşıldı.
Aydınlatma anlatımda başlı başına değerli bir unsur. Hem günün saatini, hem zamanın hangi hızla geçtiğini, hem de mevsim ve olayların geçtiği coğrafya ile mekânı betimlemede gerekli ve yararlıdır. Sahneyi karartmadan karanlıklaştırmanın bir yolu var mıdır diye merak edip Abdullah Uyan’ın “Gösteri Sanatlarında Işıklama Tasarımı” adlı kitabına başvurdum; konunun uzmanlarına yararlı olabilecek bir kaynak (10). Ancak son perdede çatı odalarında neşeyle oynayan dört genç mumları yere düşürdüğünde hala yanık olmaları beni yangın açısından endişelendirmedi değil. Elbette onlar pilli mumlardı ama keşke yere düşmeselerdi, diye düşündüm.

Bu ayrıntıların ötesinde “okullu” ve deneyimli rejisör Murat Göksu’yu tüm kalbimle tebrik ediyor, böylesine detaylı bir sahneleme için kendisine teşekkür ediyorum. Göksu, Puccini bestelerinde karakterlerin neredeyse sahnedeki adımlarının ritmini ve vurgulamasını tarif etmiş. Göksu’yu öncelikle işte bu adımlara uygun devinimler ya da bir tür “sahneleme kontrpuan”ı yarattığı için kutluyorum. Böylece hem La Bohème klasiğine saygı göstermiş hem de Puccini müziğiyle dörtlü dans, iskemlelerle dans, tabaklarla dans şeklinde koreografiler yaratmış, hattâ genelde sahnede dans etmeyi sevmeyip durağan pozisyonu tercih eden “klasik başrol opera sanatçılarını” neşe içinde dans ettirmeyi başarmış. Dahası Musetta’nın kendisinden söz ettiği aryasında hayranlarını betimleyen yavaş çekim sahnesi hiç aklımdan çıkmayacak bir yaratım. Bildiğim kadarıyla ülkemizde Göksu’ya özgü bir “opera reji yaratımı” olan bu yavaş çekimli devinim sahnesi, sinemadaki flash-back’i andıran bir sahne, âdeta geçmiş ve umulan yakın gelecek anlatılıyor. Göksu’nun sahne hocası Necdet Aydın hayatta olup, tüm bunları ve benzeri diğer sahneleme yaratımlarını izleseydi eminim heyecanlanır, gözü dolar ve tebrik etmek için Göksu’ya sarılırdı.

18 Nisan 2026 temsilinde, İtalya Cumhurbaşkanlığınca üstün sanatçılara verilen “Şövalye” payesi sahibi, maestro Antonio Pirolli şefliğinde ve başkemancı Erkin Onay ile başta Ezel Çelikten (İkinci keman solo), Dinç Nayan (viyola solo), Erdoğan Davran (çello solo), Hande Kılıçoğlu (flüt solo), Nuri Köker (obua solo), Gültekin Ulutaş (klarinet solo), Özlem Başabak (arp solo) olmak üzere temsilin belkemiği tüm ADOB Orkestrası da en büyük tebriği hak ediyor.
Nasıl yorumlanırsa yorumlansın sonunda Puccini eserlerinin sonunda duyguları ele geçirir. Ama eğer sanatçıların ses ve oyunculuk yorumları, sahneleme ve orkestra da başarılıysa, “biz seyircilerin böyle güzel sanat sunumlarına ne çok gereksinmemiz olduğunu, yaptıkları işin ne denli elzem ve hayati olduğunu sanatçılara ifade etme biçimi olan alkışlarımız durmaz!
Tuttuğum dileklere gelince; hem bu eserin uzun süre sahnelenmeye devam etmesini hem de maestro Antonio Pirolli’nin değneğinin ADOB’dan eksik olmamasını diliyorum.
Pınar Aydın O'Dwyer
22 Nisan 2026, Ankara
Kaynaklar
- Aydın O’Dwyer P: Bilkent Sahnelerinde Doyumsuz La Bohème. Sahne Dergisi, Mayıs-Haziran 2014
- Aydın O’Dwyer P: Kapalı Gişe La Bohème. http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/kapali-gise-la-boh-me/1249/ Erişim: 20.01.2017
- Aydın O’Dwyer P: Unutulmayacak bir La Bohème. http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/unutulmayacak-bir-la-boh-me-yorumu/1572/ Erişim: 02.01.2018
- Aydın O’Dwyer P: Opera Kitabı. Akılçelen Kitaplar-Arkadaş Yayınevi, 2. Baskı, 2025
- Eaton Q: Opera Production-A Handbook. University of Minnesota Press, 1962
- The Grove Dictionary of Opera: Stanley Sadie, MacMillan Press, 1992
- Opera Tarihi: Cevad Memduh Altar, Pan Yayıncılık, 2000
- Devlet Opera ve Balesi’nde Sahnelenen Eserler Bibliyografyası. Derleyen: Ö. Kaysı, Redaksiyon: G.A. Karaman, 2009
- Brook P: Boş Alan. Çev: Ü. İnce, Afa Yayınları, 1990
- Uyan A: Gösteri Sanatlarında Işıklama Tasarımı. Mitos-Boyut Yayınları, 2008
Temsil fotoğrafları: Recep Taha Kanmaz, selam fotoğrafı: Pınar Aydın O’Dwyer
Notlar: 1. Bu kez üst yazılara takılmadım çünkü genel prova esnasında rejisör Murat Göksu’nun hataları görüp düzelttirdiğine bizzat şahit oldum. “Gerçek rejisör” eserin her ayrıntısından sorumlu olduğunu bilen rejisördür.
2. La Bohème üzerine Haluk Direskeneli’nin görüşleri için https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/sanattan-yansimalar/parisin-la-boheme-ruhu-ankarada/12734
Yorumlar
Kalan Karakter: