John O’Dwyer’ın anısına
Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB) 15 Kasım 2025’te Lucia di Lammermoor adlı operayı sergilemeye başladı. Eser, Gaetano Donizetti’nin (1797-1848) 3 perdelik büyük trajik-dramatik operalarından biri; librettosunu Salvadore Cammarano, Walter Scott’un “Lammermoor’un Gelini” adlı romanından esinle kaleme almış. İlk kez 1835’de Napoli’de sahnelenen eserin ülkemizde ilk oynanışı 1953-54 sezonunda Ankara’da gerçekleşmiş (1).
Donizetti neredeyse inanılmaz sayıda, tam 75 opera ve bir o kadar da şan eseri bestelemiş. Aşk İksiri, Don Pasquale, Alayın Kızı ve Rita gibi komik operalarının yanı sıra büyük operalarından İngiliz kraliyeti hakkındaki “Donizetti Kraliçeleri” olarak nam salmış dramatik üçlü Anna Bolena, Maria Stuarda ve Roberto Devereaux en tanınmış eserleridir. İskoç aristokrasisi hakkındaki Lammermoor’lu Lucia, müzikal tarz ve (sonu hariç) konu olarak çağdaşı Vincenzo Bellini’nin Püritenler adlı eserine benzer. Donizetti, Püritenler’i izleyebilmiş ama Bellini Lucia’yı izleyemeden yaşamını kaybetmiş. Öte yandan Gustave Flaubert’in Madame Bovary’i yazarken Lucia’dan etkilendiği görüşü hâkim (2,3). Lucia aslında tam bir Romeo ve Juliette trajedisi (modası hiç geçmeyen bu evrensel “düşman ailelerin çocuklarının aşk öyküsünü” ilk kez Shakespeare mi kaleme aldı, diye merak ediyorum, mitolojide yok çünkü). Lucia ile diğer bir benzerlik Adolphe Adam’ın Giselle adlı balesi arasında; genç köylü kızı Giselle umutsuz aşk nedeniyle aklını yitirerek ölür.
Opera kurumlarının repertuvarının olmazsa olmazı Verdi’ler ve Puccini’ler ise kurumun kalitesini gösteren eserler “dramatik Donizetti”lerdir!
Lucia di Lammermoor’u 1996’da Sydney Operası’nda ve 2016’da Chicago’da Lyric Opera’da üst düzeyde kastlardan izlemiş ve büyülenmiştim. Eserin zirve noktaları ikinci perdedeki (Scorsese'nin Köstebek’te kullandığı) koro ile sekstet (altılı: Lucia, Edgardo, Enrico, Alisa, Arturo, rahip Raimondo) bölümü “Chi mi frena in tal momento” (Böyle bir anda beni kim durdurabilir) ile son perdedeki (Luc Besson’nun 5. Element’de kullandığı) Lucia’nın ürpertici aklını kaybetme aryası "Il dolce suono" (Tatlı Ses) ve ölümü sahnesidir.
KONU: 19’uncu yüzyılda İskoçya‘da geçen konu kısaca şöyle: Lammermoor şatosunda ikamet eden Ashton sülalesine mensup genç Lucia, Rawenswood’lu Sör Edgardo’ya âşık, tabii Edgardo da ona. Edgardo ile Lucia ailelerinden gizli buluşup birbirlerine söz yüzüğü takıyorlar, sonra Edgardo geri dönmek üzere görev nedeniyle ülke dışına çıkıyor. Bu ilişkinin bir süre gizli kalması gerekli, zira aileleri arasında yıllardır süregelen bir husumet durumu söz konusu. Öte yandan Lucia üzerine baskı kurup kendi seçtiği biriyle evlenmesini isteyen güç ve para tutkunu ağabey Enrico gizli buluşmadan haberdar olup hırsla harekete geçiyor. Lucia’ya Edgardo’dan gelen mektupları vermek ne kelime, tersine sahte bir mektup göstererek Edgardo’nun onu terk ettiğine inandırıyor. Bir de üstüne rahip Raimondo’nun ruhani baskısıyla Lucia hiç istemeden başka biriyle, Lord Arturo Buklaw ile şenlikli bir düğünde evlenmeyi kabul etmek zorunda kalıyor. Düğünü duyup koşarak düşmanların şatosuna Lucia’yı almaya gelen Edgardo, Lucia’nın evlilik akdini imzaladığını öğrenince çok öfkeleniyor ve Lucia’ya kızıp onu aşağılayarak söz yüzüklerini yere atıyor. Zavallı Lucia perişan oluyor, üstüne Edgardo çıkıp gidiyor. İstediği izdivacın gerçekleşmesine rağmen intikam duyguları henüz sakinleşmemiş olan Enrico, Edgardo’nun şatosuna kadar peşinden giderek, onu kendisiyle düelloya yapması için tahrik ediyor. Öte yandan Lammermoor’ların şatosunda düğün eğlencesi devam etmekteyken rahip Raimondo aniden ortaya çıkıp misafirlere Lucia’nın aklını yitirdiğini, damadı öldürdüğünü ilan ediyor. Gerçekten de hem Enrico’nun uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddet hem de üzüntüsü nedeniyle artık hayal âleminde yaşayan Lucia salona geliyor. Herkesi Edgardo sanarak ona olan sevgisini anlatan uzun bir arya söylüyor (Il dolce suono) ve oracıkta ölüyor. Bundan haberi olmayan Edgardo gece yarısı Enrico ile düello için mezarlığa gidiyor. Ne yazık ki Enrico yerine rahip geliyor ve ona Lucia’nın ölüm haberini veriyor ve ardından cenazesi geliyor. O da üzüntüyle kendisini öldürüyor (3,4,5).
Özetle Lammermoor’lu Lucia, feodal geleneklerin hüküm sürdüğü İskoçya’da aristokratlar arasında aşk, ihtiras ve intiharlarla sonuçlanan, ahlak ve inanç sorunlarını sorgulayan, modası geçmeyen trajik bir aşk hikayesi.

15 Kasım 2025 temsili
YARATICI SANATÇILAR: Eseri sahneye Carlos Vilán koymuş ve koreografisini yapmış. Dekor Çağda Çitkaya‘nın, kostüm Sevcan Yenihayat Horozgil’in, ışık Ali Gökdemir’in tasarımı; video Erdem Sönmez’in yaratımı. Koroyu şef Ivan Pekhov hazırlamış. Tüm hazırlıklarda yardımcı rejisör Umut Yaşar bilfiil yer almış.

17 Kasım 2025 temsili
YORUMLAYICI SANATÇILAR ve REJİ HAKKINDA İZLENİMLERİM: İki genel provanın ardından 15 Kasım’daki prömiyeri (salondan) ve 17 Kasım’daki temsili (balkondan) izledim. Temsiller, aralar ve alkış dahil toplam 3 saat sürdü.
Prömiyer temsili başlamadan önce, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk kendine özgü bir yöntem olan ve mutat cümlelerini içeren “açılış konuşması”nı yaptı. Sanatçılara ve emeği geçenlere teşekkür sıralamasında orkestraya ve şefe en sonda değil, ortalarda teşekkür etmeyi tercih etti. Dünyada alışılagelen uygulama, emeği en çok geçmiş olanın yani orkestrayı temsilen şefin, solistlerden sonra başrol sanatçısı tarafından davet edilerek selama çıkması şeklinde.
Yorumlayıcı Sanatçılar
Ses rengi ne olursa olsun (soprano, tenor vd.) Bel canto tarzında sanatçının kişisel tercihine göre kadans (düşme; sesin tizlerden peslere iniş çıkışı) yapma ve kadansta zamanı istediğince uzatma olanağı olduğu için aynı aryayı bir sanatçının söyleyişi ve süresi diğerinden çok farklı olabilir. Güzel kadans becerisine sahip olmak (ajilite) bu tür eserlerde esastır.

Temsil ve rol önem sırasına göre: Esra Çetiner (15 Kasım), kırmızı ile pembenin her tonunu içeren etkileyici, dokunaklı unutulmaz bir Lucia tablosu çizdi. Tercih ettiği kadans tekniği ile baştan sona her an ajilite içeren tertemiz ve berrak sesi kıvrımlı çiçek dalı motifli ince iğne oyası gibiydi (Bkz. Mübin Orhon tablosu).

Sahnede sadece şarkı söylemeyip, titizlikle çalıştığı belli olan sahnesiyle tüm bedeni ile de karakteri yaşadı ve yaşattı. Çetiner, ses rengine ve karakterine uygun olan her türde eseri başarıyla söyleyebileceğini düşündürdü.

Lucia rolünde deneyimli soprano Görkem Ezgi Yıldırım’ın (17 Kasım) sesinde hâkim renkler pembe, turuncu ve sarıydı, belcanto kadansı yer yer açık kırmızı serbest fırça darbeleriyle kendini gösterdi (Bkz. Mübin Orhon tablosu).

Söyleyişi mat-parlak karışımı ipliklerle bezeli bir etamin gibiydi. Büyük alkışı ölüm sahnesiyle, özellikle de etkileyici sahnesiyle aldı. Sürekli ajilite gerektiren Lucia benzeri “dramatik Donizetti” operalarının büyük ve uzun aryaları, hele konserde değil de sahne performansıyla sunulduğunda, onunkilere benzeyen hassas ve narin ses tellerine sahip olanlar için kim bilir ne kadar yorucu oluyordur, diye düşünmeden edemedim.

Arda Doğan (15 Kasım), duyguları tutkuyla çaresizlik arasında dolaşan Edgardo’yu, mavi tonları içeren lirik tenor sesiyle ve sağlam tekniğiyle çok başarılı şekilde yorumladı. Edgardo da söylemesi hayli zor bir parti. Çünkü müzik Edgerdo’nun çaresizliğin yoğun şekilde hissettirecek kadar tutkulu, bu da sanatkarı ani ve zor tiz ses tırmanışlarına sürüklüyor, sonra da aniden zirve noktasından başladığı yere indiriveriyor. Doğan, süslü şarkı söyleme ve tiz notalara çıkabilme ve kayarak kolayca inebilme yeteneğiyle alkış aldı.
Edgardo rolünde aslında, ender rastlanan metal parlaklığında açık mavi renkte bir sese sahip olan Mehmet Kavil’in (17 Kasım) kendine özgü rezonanslı, ağızdan söyleme tekniği ile pes seslerinin çoğu aynı notaymış gibi duyuldu. Oldukça hızlı vibratosu, genç tenorun sesinin kendi yaşından yaşlıymış, yer yer neredeyse kahverengiymiş gibi hissedilmesine yol açtı. Yine de sesinden geleni yapmak için oyunundan geleni ortaya koydu, öyle ki etkileyici sahnesi ile alkış aldı. Bir “barok ve Mozart operaları veya lied kürü”nün onun sesine kimbilir nasıl bir “tılsımlı” etkisi olurdu?
Arda Aktar (15 Kasım), kişisel ihtirasların Enrico’sunu sahnede tipik teatral duruş pozisyonları ile kötü adam-mağrur asilzadeyi güçlü ve etkili beden dili ile yorumladı. Tokat ve diz çöktürme sahnesindeki inandırıcılığına ek olarak, duygusal mimik ve jest azlığı da tipik İskoç donukluğu gerçeği ile uyumluydu. Sesine gelince, Aktar gerçek bir lied ustası. Bu sayede bel canto onun için çocuk oyuncağı. O denli net, temiz, abartısız ama yoğun şekilde söyledi ki bu rolün onun için biçilmiş bir kaftan olduğunu düşündüm.
Enrico rolünde Kamil Kaplan (17 Kasım), içinde çeşitli tonları barındıran mor-kahverengi renkli büyük ve etkileyici sesinin pes seslerle tiz sesler arasındaki geçişlerinde dar bir mat alan varmış hissini verdi. Aklıma acaba bir doz lied ve Mozart çalışması ağız-burun arkası-göğüs bağlantısını güçlendirip, o alanın da kendi harika büyük rengini bulmasını sağlar mıydı, gibi bir düşünce esti. Diğer yandan “ansambl”larda beraberliği çok uyumlu, şan yoldaşlığı cidden güvenilir idi. Akdeniz insanı hareketliliği ile yer yer Donizetti komedi karakteri Çavuş Belcore’yi, yüz ifadesiyle yer yer Puccini karakteri gaddar Scarpia’yı (Tosca) anımsattı; düello sahnesindeki eskrimi çok başarılıydı.

Sekstet (altılı)
Rahip Raimondo rolünde Yiğitcan Tatlıoğlu (15, 17 Kasım), rahipçe ağırbaşlı sahnesi ve harika sesiyle baştan sona çok başarılı bir kompozisyon çizdi. Evren Gökoğlu (15 Kasım), Lucia’nın yardımcısı Alisa rolünde gerek ses gerekse jest ve mimikleriyle tam olması gerektiği gibiydi. Zeliha Tunçyürek (17 Kasım), sorunsuz sahnesi ve Lucia için endişe duyduğunu hissettiren sesi ile alkışlandı.
Hüseyin Duranöz (15, 17 Kasım), nispeten küçük bir parti olan Arturo rolünde öyle doğru, güzel ve parlak söyledi ki seyircinin beğenisini harekete geçirdi ve aryasının sonunda yan-roller için sık rastlanmayan uzun ve güçlü bir alkış aldı, üstüne temsil sonunda selama çıktığında da uzun süre tüm salon alkışladı. Sahnesi de başarılı olan bu gencecik “altın renkli sesli tenoru” başrollerde izlemek için sabırsızlanıyorum. Normanno rolünde Emre Yalçın (15 Kasım), temiz ve güzel sesi, yerinde sahnesiyle heyecan verdi. Aynı rolde Efe Kıncal (17 Kasım) dalgalı vibratosunu kontrol etmeye itina ve çaba gösterdi, sahnesi ise gayet başarılıydı. Neden Kıncal da sesini bir lied kürüne tabi tutmasın; belki bu tekniğin sonucu önem verdiği belli olan sesi açısından onu da mutlu eder.
Danslar: Lucia’nın duygu durumunu betimlemek amacıyla hayalet kılığında bir kadın dansçının arp solo ile dansı güzel fikir. “İki adım at, bir dönüş yap ve tekrar et” adımlarıyla yapılan bu dans kaya dekorunun engellemesi nedeniyle kopuk kopuk kaldı. Dans sisli ışık altında, daha balemsi olsa, en basitinden önce topukları değil parmak uçlarını yere değdirerek ve degaje adımlarla yürünse daha güzel olabilirdi. Öte yandan dört dansçının sunduğu İskoç dansları harikaydı.
Alkış: Her iki temsilde birkaç arya, daha son akor çalınmadan seyirciyi alkışa teşvik etti. Altılı (sekstet) bölümü bittiğinde tüm seyirciler kararlı şekilde uzun süre alkışladılar.
Rejisör-Reji: Eseri sahneye koyan Carlos Vilán konuşma dili hem dans dili olarak poli-glot, “poli-dansçı” ve “poli-koreograf”; sınır tanımayan sayılamayacak kadar çok ödülü ve eseri olan bir dünya dansçısı ve “maestro” koreograf, dans kurumları kurucu ve yöneticisi. Vilán, Lammermoor’lu Lucia’nın kostümlerini, gençlerin ilgisini çekmek için "Outlander" dizisinden esinlenilerek tasarlanmasını planlamış. Genç değilim ama benim de tanışıklık hissettiğim kostümler, uzun saçlar, şapkalar, pelerinler ve hele İskoç etekleri otantikti. Vilán, bir röportajda küçük rollerin önemine değinmiş ve hem her sanatçının oyununun üzerinde hem de ışık, dekor kostüm tasarımının üzerinde özenle durduğunu söylemiş. Ayrıca koronun anlatımda en az ana karakter kadar değerli olduğunun ve koronun aslında karakterin duygusunu yansıttığının altını çizmiş (6). Gerçekten de Antik tiyatroda “koro” olayların anlatıcısı ve yorumlayıcısıdır; balede “kor dö bale” ne kadar önemliyse operada da koro o kadar önemlidir: Koro sahnede sadece şarkı söylemek için bulunmaz, sunum ve yorum yapar. Rejisörün dansçı ve koreograf oluşu sahneyi bütün ayrıntılara titiz detaycı yaklaşımının olumlu sonucu yan-roller Arturo, Alisa ve Normanno’da ve koroda ortaya çıkmış. Kendisinin de ifade ettiği gibi “operada her ayrıntı önemlidir ve orada olmasının bir nedeni vardır.
İlk perde açılmadan önce ışıkla perdeye aksettirilen deniz dalgaları, son perdedeki yağmur fırtına efekti; Lucia ve Edgardo’nun evlenmeye karar verip yüzük taktıkları sahnede sislendirme (sözlerle de uyumlu: “Tan yerinde sana ulaşacak iç çekişlerim”), Enrico Lucia’yı Arturo ile evlenmeye ikna etmeye çalışırken sorgu-işkence odası gibi mavi ışık; çıldırma sahnesinde hayalindeki sunakta adeta zihninin içindeki çılgınlığı dışa vuran kırmızı ışık kırmızı ışık ve fonda melek heykelleri ile Edgardo’nun videosu, hepsi çok etkileyiciydi. Tüm eserdeki çağdaş yorum içeren dekor (uzun şato perdeleri hem şato ihtişamı hem de amaca yönelik gereksiz süsleme içemeyen, yormayan dekor) aslında küçük ve dar olan sahneyi daha büyük göstermiş, derinlik sağlamış. El sıkarken elden değil bilekten tutuş, Enrico ve Edgardo düello yapmaya karar verdiklerinde bir an el sıkışacakmış gibi olup o anda düşman olduklarını hatırlayıp ellerini çekmeleri ve diğerleri, dramaturjik olarak isabetliydi. Edgardo ile buluşup ayrıldığında Lucia’nın pelerinin kayaların üstünde kalmasının da bir anlamı olsa gerek, yoksa istense Lucia sağdan çıkardı ve geçerken pelerinini alabilirdi. Öte yandan her sahne öncesinde kırmızı perdede sonraki sahnenin nerede geçtiği yazılı olması konunun çok daha rahat anlaşılmasını sağlıyor.
Orkestra sololarda Ulaş Yurtoğlu (obua), Ferhat Göksel ve Gültekin Ulutaş (klarinet), Demet Gökalp ve Ebubekir Güneri (viyolonsel), Çağatay Elitok ve Özlem Başabak (arp), Beste Keleş (flüt) ve başkemancılar Deniz Aydın (15.11), Erkin Onay (17.11), şef Artun Hoinic (15.11) ve Deniz Oliveira Erdinç (17.11) ile operanın belkemiği tüm ADOB Orkestrasını kutluyorum.
Sonuç: Aşk İksiri ile başlatılan, Romeo ve Juliette ile devam ettirilen, Lucia ile sürdürülen ve olması gerektiği şekilde yerli opera Çelebi ile zenginleştirilen “Mozart, Puccini ve Verdi harici opera repertuvarı” çok olumlu, emeği geçen herkese teşekkürler. Eserde Lucia’nın söylediği ve benim temsillerden sonraki hislerimi de ifade eden bir cümle ile yazımı sonlandırayım: “Hissedilen ama anlatılamayan neşe”!
Teşekkür: Balkonda yanımdaki koltukta oturan 21 yaşındaki küçüklüğünden beri opera-sever öğrenci Deva Doğanay’a izlenimlerini benimle paylaştığı için teşekkür ederim. Notlar: Yangın çıkış kapısı bilgisi anonsu çok isabetli olmuş. Keşke “fotoğraf ve video çekilmemesini “rica eden” anons yerine “sanatçılar ve seyirciler açısından çok rahatsız edicidir!” gibi daha net mesaj olsa! Üst yazılarda birkaç ufak yazım hatası var.
Pınar Aydın O’Dwyer
20 Kasım 2025, Ankara
Kaynaklar
- Devlet Opera ve Balesi’nde Sahnelenen Eserler Bibliyografyası. Derleyen: Ö. Kaysı, Redaksiyon: G.A. Karaman, 2009
- Aracı E: Naum Tiyatrosu. Yapı Kredi Yayınları, 2021
- Sadie S: Grove Opera Dictionary, 1992
- Aydın O’Dwyer P: Opera Kitabı. 2. Baskı, Akılçelen Ktaplar Dizisi, Arkadaş Yayınevi, 2025
- Cammarano S: Lucia di Lammermoor, libretto. Çev: Engin N. İstanbul Şehir Operası Yayınları, 1967
- Kalyoncuoğlu Y: "Lucia di Lammermoor" operasında kostümler, dizi karakterlerinden esinlenilerek tasarlandı. Anadolu Ajansı https://www.aa.com.tr/tr/kultur/lucia-di-lammermoor-operasinda-kostumler-dizi-karakterlerinden-esinlenilerek-tasarlandi/3743683 Erişim: 14.11.2025
Fotoğraflar: Temsil: Recep Taha Kanmaz, Selamlar: Pınar Aydın O’Dwyer


























