Ankara, 2025–2026 sanat sezonuna dinamik bir başlangıç yaptı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası muhteşem bir açılışa imza attı, ardından Rusya turnesine çıktı, dönüşte Orkestra Antoni Pirolli yönetiminde keyifli bir konserle karşımızdaydı. Bu süreçte Orkestra Akademik Başkent’in mükemmel bir konserini izledik. Çok değerli bir koromuz, "Devlet Çoksesli Korosu’nun projelerini ve konser programlarını basın toplantısı ve güzel bir konserle izleme şansını bulduk.
Ancak başkentli sanatseverlerin bu etkinliklerden haberdar olabilmesi için özel haber sayfalarını ya da bazı kurum veya kişilerin bireysel olarak hazırladıkları sanat içerikli sayfaları takip etmeleri gerekiyor. Yazılı ve görsel basınımızın aklı fikri siyasette olduğu için, ekranlarını ve sayfalarını sanat haberlerine neredeyse tamamen kapatmış durumda. Bu nedenle bu tanıtımlar biraz da kurumlara kalıyor. Yayın yapan kişi ve kurumların tespit edilip aylık bültenlerin buralara iletilmesi daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşma açısından sağlıklı olur kanısındayım.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) sezon açılışını Sayın Şefik Kahramankaptan ile birlikte izledik. Kendisi de açılış konseriyle ilgili detaylı bir yazıyla okurları bilgilendirdi. Ardından orkestramız, Türk bestecilerinin eserlerinden oluşan bir repertuvarla Rusya turnesine çıktı. CSO’nun Rusya’ya en son ne zaman gittiğini tam olarak hatırlamıyorum ama St. Petersburg ve Moskova gibi sanat merkezlerine gitmesi, çok sesli müziğimiz açısından son derece önemli bir gelişme. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası artık yurt dışı turnelerinde kültür başkentleri ve önemli kültür merkezlerinde ünlü festivallerin konser programlarında görünmeleri gerekiyor .Orkestra, bulunduğu konum ve temsil gücü itibarıyla, gitmesi gereken noktalara gitmeli.
Orkestra'nın yurt dışı turnelerinde neler yaşandığını ne yazık ki tam olarak bilmiyoruz; sanatçılara soruyoruz, “nasıldı ?” diye. Oysa eskiden böyle değildi. Bu tür turnelere gazeteciler, hatta görsel medyadan kameramanlar ve muhabirler de davet edilirdi. Dönüşte gerekli tanıtımlar yapılır hatta haber bültenlerine çıkılırdı, basında turne programlarını ve dış ülke basınında çıkan yorumlara da ulaşma şansımız olurdu. Bugünkü şartlar altında bunu halledecek merci bakanlık ilgilileri ve onlara bunun baskısını yapacak kişi de Sayın Cem i Can Deliorman’dır.
Bizim sanatçılardan ve konseri takip etmiş yurt dışı arkadaşlarımızdan aldığımız haberler son derece olumlu. Ancak yapacağım tek eleştiri, repertuvarla ilgili olacak. Bu tür sanat merkezlerine Türk eserleriyle gitmek, sanatımızın tanıtımı açısından çok değerlidir. Fakat o merkezlerdeki dinleyicinin ve müzik yazarlarının orkestra hakkındaki fikirlerini oluşturabilmesi açısından, Türk eserlerinin yanında klasik veya romantik dönemden ( Rus besteciler hariç) bir eser eklenmesi gerekirdi. Böylece orkestranın teknik ve müzikal seviyesini ölçmeye imkân sağlayan bir denge sağlanabilirdi.

Turne sonrasında CSO, bu kez Şef Antonio Pirolli yönetiminde, kemancı Mone Hattori ile sahne aldı. Hattori, sahnedeki dinginliği, kararlılığı ve olağanüstü ustalığıyla izleyici üzerinde derin bir etki bıraktı. Sanatçı, Fazıl Say’ın “Haremde Binbir Gece” başlıklı keman konçertosunu etkileyici bir biçimde yorumladı; konserin sonunda seslendirdiği Liszt düzenlemesiyle de performansını taçlandırdı. Bayan Hattori’yi önümüzdeki yıllarda tekrar Ankara’da görmek bizleri çok mutlu edecektir. Repertuvarında varsa Prokofiev, Şostakoviç veya Paganini konçertolarından birini dinlemek büyük bir keyif olacaktır.
Konserin ikinci bölümünde Rimsky-Korsakov’un “Şehrazat” süiti seslendirildi. Şef Antonio Pirolli, yalnızca teknik yönetimle sınırlı kalmayan, müzikte düşünce, analiz ve felsefi yaklaşımı da içselleştiren bir sanatçı. Müzikte yalnızca yönetmek değil, düşünmek ve eserin felsefesini yorumun içine katmak çok önemlidir. Büyük şeflerin ve solistlerin yaptığı da budur. Hatta sanatçıların belli besteciler üzerinde derin araştırmalar yaptığı bilinmektedir .
Günümüzde ise medya parlatması ve belirli lobilerin desteğiyle öne çıkan, adına sanatçı demekte zorlandığımız pek çok isim önemli kurumların başında şeflik yapmakta; aynı şekilde solistler de bu sahnelerde boy göstermektedir. Bu yüzden son dönemde Batı basını, klasik müzik dinleyicisinin azaldığından ve CD/plak satışlarının dibe vurduğundan şikâyet etmektedir. Müziğin derinliğinin kaybolmasının başlıca nedeni, bu kurumların şef ve solist seçimlerinde yalnızca piyasa ve reklam düşüncesiyle hareket etmeleridir.
Sayın Pirolli ile bu konuyu birçok kez konuşma fırsatımız oldu. Dünya sanatındaki sıkıntılı dönem hakkında aynı görüşleri paylaşıyoruz. Son örnek olarak İtalya’daki durumu vermek isterim:
Venedik’teki Teatro La Fenice, Beatrice Venezi’nin Müzik Direktörü olarak atanmasını protesto etmek amacıyla greve giderek Berg’in “Wozzeck” operasının bu haftaki gösterisini iptal etti.
2026 yılında dört yıllık görev süresine başlaması beklenen Venezi, daha önce Kültür Bakanlığı’na danışmanlık yapmış ve Başbakan Giorgia Meloni ile yakınlığı ile bilinir. Sağcı iktidar partisi Fratelli d’Italia’nın etkinliklerinde sıkça boy gösteren Venezi, parti tarafından ödüle de layık görülmüştür
Beatrice Venezi, 2000’li yıllarda neo-faşist Forza Nuova partisinin siyasi liderlerinden olan Gabriele Venezi’nin kızı. La Fenice çalışanları, Meloni’nin aşırı sağcı hükümetiyle bağlantıları bulunan bir şefin atanmasına karşı greve gitme kararı aldı.
Grev, tiyatronun 2024–2025 sezonunu kapatacak olan “Wozzeck” operasının ilk gösteriminin yapılacağı 17 Ekim Cuma günü gerçekleştirildi.
Tiyatronun müzisyenleri ve personeli aylardır Beatrice Venezi’nin bu göreve getirilmesinin iptalini talep ediyor; Venezi’nin bu üst düzey rol için yeterli deneyime sahip olmadığını ve yalnızca hükümet bağlantıları sayesinde seçildiğini öne sürüyorlar. Babası neo-faşist ForzaNuova partisinin eski bir üyesi olan 35 yaşındaki Venezi, Meloni’nin iktidara gelmesinin ardından Kültür Bakanlığı’nda müzik danışmanı olarak atanmış, İtalya Başbakanı tarafından defalarca övülmüş ve aşırı sağcı Fratelli d’Italia partisinden ödül almıştır . Bu arada bu görev için ayda 30.000 Euro aldığı bilgisi de kulağıma geldi.
İşte sanatın dünyada geldiği nokta bu.
Niteliğin yerini alan bu tür atamalar, aslında değerli şef ve solistlerin kıymetini bize daha iyi gösteriyor.
Şehrazat’a gelince; Pirolli, izleyicinin melodilerine mırıldanarak eşlik edebileceği kadar tanıdık bir eser yönetti. “Şehrazat” üzerine söylenebilecek çok şey yok: Yorum dengeli, temizdi ve bölümlerin eserdeki hikâyelere uygun duygusal ifadesi son derece kuvvetliydi.
Gecenin öne çıkan isimlerinden biri, Konzertmeister koltuğunda oturan sevgili Melodi’ydi. Uzun ve yoğun bir eğitim süreci sonucunda, ailesinin özverili desteğiyle yetişmiş bu genç kemancı, eserin en karakteristik özelliği olan solo keman partilerinde uluslararası düzeyde bir performans sergiledi. Konzertmeister yardımcılığı sınavında onunla birlikte kazanan diğer iki genç sanatçı Özgür Baskın ve Özge Özerbek’le beraber orkestrayı geleceğe taşıyacak bir kuşağın yetişmekte olduğunu görmek umut verici.
CSO etkinliklerinin yanında, iki kurum daha var ki, onlarla ilgili özel yazılar hazırlayacağım: Uzun süredir konserlerine gereken ilgiyi göstermediğimiz, ancak dünya standartlarında sanat gücüne sahip iki değerli topluluk — Orkestra Akademik Başkent ve Devlet Çoksesli Korosu. Bu yazıda onlardan söz etmek istemedim; çünkü araya sıkıştırılacak kurumlar değiller. Yakında bu iki kurum üzerine özel yazılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
VEFA ÇİFTÇİOĞLU
30 Ekim 2025, Ankara


























