KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 20
Reklam
  • Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 20

O devirde eşlerin arasında 20 yaş fark olması doğal karşılanırmış ama bu genç kızla aralarında 43 yaş fark varmış!

20 Mayıs 2020 - 00:04 - Güncelleme: 20 Mayıs 2020 - 16:32

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

20

NİSA HANIM’IN KÜÇÜK HALASININ HAZİN BİTEN YAŞAMI

İnsan girdiği binanın yer karolarına basarken, merdivenlerinin trabzanlarına tutunurken gözleri yaşlarla dolar mı? Elbette, böyle duygulanmaların yaşanacağı durumlar vardır. Millî Azerbaycan Tarih Müzesi’ne ilk gittiğimde yaşadım bu durumu: Hiç görmediğim anneannem Nisa (Arablinskaya) Haydaroğlu, yurdunu terk etmeden önce, bir zamanlar küçük halasının evi olan bu binaya girip çıkıyordu: bu bastığım zemine o da basmıştı, bu tuttuğum trabzanlara onun da eli değmişti…

Aile içinde anlatılan garip evliliklerden biri de Nisa Hanım’ın küçük halasının evliliğiydi. Küçük hala Suna Hanım, büyük halanın kayınpederiyle evlenmişti!

Küçük hala ile büyük halanın arasında 10 yaş kadar fark vardı. Büyük hala Nurcihan Hanım Tagiyeva, Bakü’nün en varlıklı işadamlarından Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in büyük oğlu İsmail’le evliydi. Küçük halanın evliliği ise şöyle gerçekleşmiş: Hacı Tagiyev, bir gün gelininin yanında genç ve güzel bir kız görmüş. Gelininin küçük kızkardeşi meğer büyümüş, pek de güzel bir genç kız olmuşmuş! Üstelik akıllıymış da… İlk eşini kaybetmiş olan Hacı, “İşte aradığım eş bu!” diye düşünmüş. O devirde eşlerin arasında 20 yaş fark olması doğal karşılanırmış ama bu genç kızla aralarında 43 yaş fark varmış!

Tagiyev'in, kendinden 43 yaş küçük Suna Hanım için yaptırdığı, bugün Tarih müzesi olan ev

 

Hacı yine de ısrarlıymış: genç kıza armağanlar göndermeğe, onun için Bakü’de saray gibi bir ev yaptırmağa başlamış. (O ev şimdi Azerbaycan Tarih Müzesi olarak hizmet veriyor.)

Anyuta

Yaşlı erkekle genç kız evliliği Rus ressamlarına da konu olmuş. O resimlerde gelinlerin mutsuzluğu yüzlerinden okunuyor. Bolşoy Balesi, Çehov’un bir öyküsünden yola çıkarak 1986’da sahnelemeye başladığı Anyuta’da aynı konuyu alaycı bir biçimde ele alıyor.

Pukirev'in Uygunsuz Evlilik başlıklı tablosu

Bizim öykümüzde ise durum farklı: Arablinski ailesi, yaş farkına bakarak bu evliliğe karşı çıkmış; ama Hacı, Suna Hanım’ın gönlünü çelmeyi başarmış. Suna Hanım’ın ablasına gönderdiği mektupta: “Ben teklifi kabul ettim. Kalbimin sesi çok ağır bastı ve bunun kaderimizi belirleyebileceğine inanıyorum’’ yazdığı görülüyor.

Ailesi genç kızın isteğine direnmiyor; ama Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in büyük oğlu İsmail Tagiyev, babasıyla ilişkiyi kesiyor. Böylece, büyük hala ile kocası ülkeden ayrılıyorlar. Yıllar sonra, Nisa Hanım Türkiye’de yaşarken, büyük halası Nurcihan Hanımın oğluyla görüşmeye başlayacaktır.

Abdurrahman ve Faika Taki'nin İstanbul'da çekilmiş fotoğrafı

Azerbaycan’ın en varlıklı kişilerinden Tagiyev’in torunu Abdurrahman Taki, Darüşşafaka’da okuduktan sonra Mühendis Mektebi’ni bitirmiştir.

Büyük halanın kayınpederi ile küçük hala 1896’da evlendiklerinde damat 58, gelin 15 yaşındaymış!

EN BÜYÜK HAYIRSEVER                                                               Haci Zeynel Tagiyev'in fotoğrafı

Küçük halanın evlendiği kişi olan Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in adı, gelmiş geçmiş en büyük hayırseverler arasında geçiyor bugün. Yoksul bir aileden gelen Tagiyev, toprağında petrol bulup da zenginleşenlerden… Ama yalnızca petrol üretmekle yetinmemiş. Tekstil, gıda, inşaat, gemi yapımı, endüstriyel balıkçılık gibi pek çok dalda işletmeler açmış. Rusya İmparatorluğu’ndaki 28 tekstil fabrikasından birini Bakü’de o kurmuş. 1907’de yapımı tamamlanan Bakü-Batum petrol hattına parasal kaynak sağlayan Azerbaycanlı milyonerlerden biri de o…

Azerbaycan’da 1920’de Bolşevik iktidarı kurulunca bütün kapitalistler öldürülürken, işçilerini kollamış olduğu için onun canının bağışlandığı, Merdekân’daki bağ evinde yaşamasına izin verildiği söylenirdi aile içinde. Gerçekten de yeryüzünde vahşi kapitalizmin egemen olduğu o çağda, Tagiyev’in işçisini kollama açısından benzersiz olduğu görülüyor: İşçilerine toplu konut yaptırmış. 1912 yılında 1430 işçi çalıştırdığı tekstil fabrikasının yerleşkesinde işçiler için cami, kütüphane, sağlık merkezi, işçi çocukları için okul da yer alıyor.

Önceki bölümlerde değindiğimiz gibi, Azerbaycan’ın varlıklıları, Çar yönetimine sanki “Gölge etme, başka ihsan istemez” dercesine, toplumlarına hizmet götürmeyi üstlenmişler. Bu kişiler arasında Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in başı çektiği tartışma götürmüyor. Bakü’ye Derbent yakınlarından su getirmek, tramvay hattı döşemek, şehirde itfaiye örgütünün kurulmasını sağlamak hep onun öncülüğünde, onun sağladığı kaynaklarla gerçekleşmiş hizmetlerden birkaçı…

 Tagiyev'in yaptırttığı Tayyare Apartmanları

Tagiyev’in Türkiye’ye yaptığı yardımlardan birkaçını da anmadan geçmeyelim: Balkan bozgunuyla Edirne’ye göçenlere yüklü bir bağış gönderiyor; Mimar Kemalettin’in tasarımı, ünlü Tayyare Apartmanları, İstanbul Lâleli’de çıkan yangın sonrasında evsiz kalanlar için Tagiyev’in parasıyla yapılıyor. Tayyare Apartmanları bugün Merit Otel olarak kullanılıyor.

Kendisi okuma yazma bile bilmeyen, ama her sabah Türkçe, Rusça ve Batı dillerinde günlük gazeteleri okutup dinleyen Tagiyev, eğitimle kültürü desteklemeyi önemsemiş. Yerel gazetelere kaynak aktarmış. İbrahim Bey’in de yönetiminde olduğu, toplumun eğitim ve kültürünü geliştirmeyi amaçlayan dernekler onun desteğiyle çalışmalarını sürdürmüşler. Kendi en büyük katkıyı vermekle kalmayıp öteki varlıklıları da “ellerini taşın altına koyma”ya çağırmış.

Tagiyev'in Bakü'de yaptırttığı tiyatro

Çok varlıklı olduğu için bunları yapması güç değildi, diye düşünmek yanlış olur. Bu hizmetleri verebilmek için hem Çar’ı ikna ederek ondan izin almak, hem de yerel halk içindeki yobazlarla uğraşmak gerekiyordu. Bazı girişimleri ülkedeki yobazları öfkelendirmiş: tiyatro yaptırmak gibi; şehirde Müslüman kız öğrenciler için ilk “dünyevî” (laik) okulu kurmak gibi... Örneğin, yaptırdığı tiyatronun gericiler tarafından yakıldığını; ama Hacı’nın pes etmeyip bir daha tiyatro yaptırdığını biliyoruz.

Kız çocukları için okul açmakta oluşu da gerici tepkilere yol açıyor. Bu okullara giden Müslüman kızlarının dinden çıkacağı söylentilerini yayıyorlar. Dedikodular kulağına gelince, Hacı Zeynel Abidin Tagiyev bir Cuma namazı sonrası cemaate şöyle sesleniyor: “Hepiniz biliyorsunuz ki ben 4-5 yıl önce devletin eğitim kurumlarından rica ederek, kızlarımız için okul açma izni istedim. Bin azapla izin aldıktan sonra bina inşaatına başladık. Okul açılması arifesinde bin türlü dedikodular kulağıma geliyor. Güya ben kızlarımızı dinsizliğe çağırıyorum. Ben Mekke, Medine, Suriye, Kerbela,Horasan, Kahire ve İstanbul’un yüksek dinî rehberlerinden bu işin çok sevap ,iyi bir iş olduğu hakkında mektupları da size getirdim. Biz ne zamandan beri Peygamberin doğup, dinini yaydığı Mekke ve Medine ehlinden daha çok inançlı olduk? Bunu bana anlatacak olan var mı?(….) Oğlanlarınız gidip Firengistan’da okudu, ne oldu? Bizim kızları beğenmedi, gidip oradaki kızlarla evlendiler. Öyle mi iyidir, yoksa kendi okumuş kızlarımızla evlenseler mi daha iyi?(….) Kızlarımızın okuması herkes için lâzımdır. Açacağımız okulda kızlara bilimle, eğitimle birlikte, tığ, dikiş, yemek pişirmek, yabancı dillerde konuşmak da öğretecekler. Okulda kızlar şeriat, din dersleri de alacaklar. Okumuş Müslüman kızı ile mi geleceğimize gidelim, yoksa bazı cahil insanların kara kara fikirlerini destekleyerek mi?’’*

Tagiyev'in yaptırttığı Müslüman kız okulu.. Günümüzde Fuzulî El Yazmalar Enstitüsü bu binada.

Müslüman kız okulu açmak için Çar yönetimine verilen tek ödün -ya da ödül- bu mudur, bilmem; ama 7 Ekim 1901’de açılan okula Çariçe’nin adı verilir: İmparatoriçe Aleksandra Fyodorovna Bakü Rus Müslüman Okulu… Okul binası bugün Azerbaycan Millî İlimler Akademisi (AMEA) Fuzulî El Yazmalar Enstitüsü’nü barındırıyor.

Genç Suna Hanım (1910)

Tagiyev’in genç eşi Suna Hanım’ın bu okulun kurucuları arasında yer aldığı, Kafkas Kadın Derneği’nin başkanlığını yaptığı, eşinin birçok işyerinde de ortak olduğu görülüyor. Hacı ile evlenmesinin ardından Suna Hanım’ın toplumun gözdesi olduğundan; Azerbaycan ve Rus basınında sık sık ona yer verildiğinden söz ediliyor. Karıkocanın Avrupa’ya yaptığı yolculuklar sırasında Avrupa basınının da Suna Hanım’a ilgi gösterdiği belirtiliyor.

Suna Hanım ileri yaşlarında.

Çiftin beş çocuğu oluyor. Kızları Leylâ ile Sara’yı Rus soylu sınıfından genç kızların gittiği Petersburg’daki Smolni Enstitüsü’ne göndermek isteyen Hacı’nın bu isteği önce reddediliyor; çünkü ne ölçüde varlıklı olursa olsun kızlarını soyluların okuluna verebilmesi mümkün değildir. Yalnızca soylu ailelerden gelen kızların girebildiği okula ancak anne Suna Hanım’ın General Arablinski’nin kızı olduğu belirtildikten sonra kabul edilir kızlar. Öte yandan, Çarlık, hizmetlerinden ötürü Hacı’ya da gelecek kuşaklarına aktarabileceği soyluluk ünvanı verecektir.

Kızı Sara Hanım, Smolni’de Fransızca, İngilizce ve Almanca öğrendiklerini ama evde babalarının yanında yalnızca Türkçe konuştuklarını anlatıyor. Bir gün konuğuyla oturan annesine bir şey sormak için telaşla odaya girince annesinin “Çık dışarı ve bir daha konuğumuzu reveransla selamlamadan bana bir şey söyleme!” diye çıkıştığını anımsıyor! **

Suna Hanımın evinden görüntü.

Ancak, Suna Hanım’ın gösterişli yaşamı çok uzun sürmez… Aile içinde anlatıldığına göre, en küçük oğlunun beklenmedik bir biçimde yaşamını yitirmesi, Suna Hanım’ın aklını yitirmesine neden oluyor. Bizler yetişirken, “Kişinin her şeyi dört dörtlük olursa, hiçbir eksiği olmazsa, peşinden koşacağı bir amaç kalmaz; hayat anlamını yitirir” gibi bir ders çıkararak anlatılan olay şöyleydi: Suna Hanım’ın her şeye sahip olan küçük oğlunun hiçbir beklentisi yoktu: hayatıyla oyun oynadı; Rus ruletinde*** yaşamını yitirdi. Babası bu haberi alınca hemen annesine söyledi; Suna Hanım’ın aklî dengesi bozuldu; bir daha toparlanamadı! (Bu konu gelecek bölümlerden birinde daha ayrıntılı olarak yer alacak.)

Bolşevikler işbaşına geçtikten sonra Tagiyevlerin bütün mal varlıklarına el konur ama Merdekân’daki bağ evlerinde yaşamalarına izin verilir. Suna Hanım, kocasının ölümüne değin, küçük kızı Sara, damadı ve torunuyla burada yaşamayı sürdürür. Zeynel Abidin Tagiyev 1924’te yaşamını yitirince, bağevinden çıkan aile bir akrabanın evindeki tek odaya sığışır.

Azerbaycan’ın en varlıklı kadınlarından olan Suna Hanımın yaldızlı yaşamı erkenden kararmış: söylentilere bakınca, birkaç kez sinir krizi geçirmiş olabilir: “Anlatılanlara göre, Sona Hanım sürekli Bolşevik makamlarına götürülür, sorgulanırmış. Annesinden kalan zümrüt taşlı yüzüğün geri verilmesini Bolşeviklerden isteyince tartışma yaşanmış, silah dipçiği ile kafasına vurulunca aklî dengesini yitirdiği söylenmiştir. General kızı, milyoner, beş çocuk annesi, eğitimli Sona Hanım, 1938 yılına kadar Bakü sokaklarında dilenerek yaşar. Bakü’nün sokaklarında, üstü başı perişan, gelip geçenlerden para ister; eline geçen para ile pastaneye giderek en sevdiği pasta ve kekleri alırmış. 1938 yılının soğuk bir kış günü onu Bakü’nün bir sokağında elinde kuru bir ekmekle ölmüş olarak bulurlar. Mezarının yeri bilinmemektedir.”****

Bu bölümün müziğini Azerbaycan’ın ilk sopranolarından Şevket Memmedova seslendirsin. Memmedova da, ilk bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade gibi, Bolşevik Azerbaycan’ın ilk cumhurbaşkanı Neriman Nerimanov gibi, Tagiyevlerin verdiği yüksek öğrenim bursundan yararlananlar arasında… Sevilen bir halk şarkısı: Ay Gız

https://www.youtube.com/watch?v=Esm4rfXdLm0

DEVAMI YARIN

(Yarın: Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya)

* www.yesiligdir.com sitesinde Sözer Akyıldırım imzalı “Bir Zamanlar Azerbaycan’da Hacı Zeynel Abidin Tağıyev: Petrol Kralı Hayırsever İşadamı” başlıklı 17.6.2019 tarihli yazı

**İran’ın bir parçası olan Güney Azerbaycan’dan İngiltere’ye göçmüş bir tarihçinin çalışması: Farideh Heyat Nfa, Azeri Women in Transition: Women in Soviet and Post-Soviet Azerbaijan (Routledge: 2002)

*** Rus ruleti, kişinin kendi yaşamıyla kumar oynaması olarak yorumlanabilecek bir “oyun”: tabancaya tek bir kurşun yerleştirilir, kurşunun yeri belli olmayacak biçimde top çevrilir, oyuncular sırayla tabancayı şakaklarına dayayarak tetiği çekerler. Lermontov’un Zamanımızın Bir Kahramanı romanında da askerler Rus ruleti oynar.

****Sözer Akyıldırım’ın yukarda anılan yazısı

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

Bu haber 1117 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Antalya Operası Müzisyenlerinin Testleri Negatif
Antalya Operası Müzisyenlerinin Testleri Negatif
KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 29
KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 29