Nurhan Olcayto ve Serhan Yedig imzalı Bestecilerle Baş Başa, yayıncılık açısından bir yönüyle alışılmadık bir girişimin ürünü: İki yazarlı bu kitabın ilk bölümü bir tür opus postumum. O bölümde TRT’de klasik müzik programları yapımcısı Nurhan Olcayto’nun (1943-2021) 1970’lerde Türk bestecilerle yaptığı ve onların kendi eserlerine ilişkin açıklamalarını içeren sekiz röportaj yer alıyor. Olcayto hayattayken, bu röportajları içeren dosyayı Serhan Yedig’e emanet etmiş. Uzun süre bunları yayımlayacak bir mecra arayan ve bulamayan Yedig, sonunda bu tanıklıkları, kendisinin Türk ve yabancı bestecilerle yaptığı söyleşilerle birlikte müzikseverlerin ilgisine sunuyor. Olcayto’nun röportajları kitabın “Bestecileriniz Eserlerini Anlatıyor” başlıklı birinci bölümünü oluşturuyor. İkinci bölümse “Söyleşiler Portreler” başlığı altında, Yedig’in daha yakın tarihlerde Türk ve yabancı müzisyenlerle yaptığı görüşmelerini içeriyor.
Birinci bölümün başında Nurhan Olcayto imzalı giriş metninde “elinizdeki kitap” ifadesi, kendisinin bunları hayattayken bir kitap biçiminde yayımlamayı tasarladığını gösteriyor. Doğrudan bestecilerin yazılı açıklamalarından oluşan bu satırlardan bazıları, okurda, o müziği dinleme isteği yaratmıyor değil. Hattâ bir edebi tat da içeriyor. Örneğin Okan Demiriş’in Doğu Anadolu ve Sarıkamış doğasından esinlenişine ilişkin sayfalar buna örnek gösterilebilir (s. 18-22). Aslında sözün de katıldığı opera ve oratoryo dışında programlı müzik (betimleyici müzik) tartışma götürür bir konudur. Ama esinlenmeyle betimlemeyi ayırmak doğru olur. Kimi besteciler ise eserlerinin mimari yapısını açıklamışlar. Bunlardan Ekrem Zeki Ün (1910-1987), açıklamalarından sonra, anlaşılan yazdıkları kendisini doyurmamış olacak ki önemli bir noktaya değiniyor ve soruyor: “Müziksel fikirlerin bünyesi ile gelişmesi o kadar apayrı şeyler ki, bunları sözle ifadeye kalkışmakla, dikkati gerçekle ilgisi olmayan bir yöne çekmiş oluyor muyum acaba?” (s. 50.) Buna karşılık kitabın ikinci bölümünde “Mesaj veren müziği hiç sevmem. Müziğimle hayata muhalefet ediyorum” (!) diyerek parlak bir çelişki örneği sunan bir besteci de var (Eleni Karaindrou, s. 131).
Sekiz Türk bestecinin eserlerine ilişkin açıklamaları, meraklı dinleyiciler için bir kaynak oluştururken, ülkede müzik yaratımı süreçlerine de belli bir ışık tutuyor.
Kitabın “Söyleşiler, Portreler” başlığını taşıyan ikinci ve kimi yanlarıyla daha da ilginç bölümüyse, Serhan Yedig’in Türk ve yabancı bestecilerle yaptığı açık uçlu sorularla yürütülmüş yüz yüze görüşmelerin kayıtlarından oluşuyor. Söyleşilenler arasında İlhan Usmanbaş (1921-2021), Krzysztof Penderecki (1933-2020) ve Arvo Pärt, gibi gerçekten önde gelen müzik insanları var. Daha genç kuşaktan ise Fazıl Say, Hasan Uçarsu, Zeynep Gedizlioğlu onlara eklenebilir. Yanısıra herhalde berikiler kadar “tanınmış” olamayanlarla da birçok yönden ilginç söyleşiler yer alıyor.
Görüşmelerin içeriği geniş bir yelpazeye yayılı. Biçim ve yordam olarak bu görüşmelerde dikkati çeken özellik, Serhan Yedig’in her görüşmeye fevkalâde hazırlıklı gitmiş oluşu. Görüştüğü kişi hakkında sağlam bilgiler topladıktan, onunla daha önce yapılmış söyleşileri, hakkında çıkan yazıları okuduktan sonra bu işe giriştiği ve sorularını o okumalarından elde ettiği bilgilerden yola çıkarak yönelttiği anlaşılıyor. Bu konuya ne kadar dikkat çekilse yeridir. Çünkü bu tür örnekler fevkalâde az, aksi türden olanlarsa ne yazık ki hem “basılı” yayınlarda hem de görsel/işitsel yayınlarda egemen. Yedig’in sorularından bazıları öğretim kurumlarında karşınıza çıkmış kompozisyon sorularına/konularına benziyor. Bazıları -bir bestecinin belirttiği gibi- “hiç sorulmamış” sorular. Nihayet bazıları da edebi/eğretilemeli sorular, örneğin Michael Nyman’a yönelttiği şu soru: “Piano”yu sonraki yıllarda “1. Piyano Konçertosu”na dönüştürmeniz, istiridyenin bünyesine giren taşı inciye dönüştürme operasyonu muydu?” (S. 147.)
Bu söyleşilerde gerek müzik tarzları (atonal, serial, on iki ton, elektronik müzik, yeni müzik) gerekse bestecilerin bunlara yaklaşımı açısından ilgi çeken görüşler bulunuyor. Alanın meraklısı okur için değerli bilgiler. Öte yandan belki kaçınılmaz olarak yaşamlarının akışına ve yaratıcılıklarıyla o akış arasındaki ilintiler ortaya çıkıyor. Kendi müziklerini değerlendirmeleri, müziğin işlevi konusundaki görüşleri, nasıl çalıştıklarına ilişkin bilgiler dikkat çekiyor. Böylece kitap, bir yandan yararlı ve ilginç bir belgeler bütünü oluşturuyor, bir yandan da, özellikle ikinci bölümüyle, röportaj ya da söyleşi alanında örnek alınacak metinler sunuyor.
ÖMER BOZKURT
3 Temmuz 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: