Yıllanmış dostlukların hâli başkadır. Bu dostluklar sürerken, kişilerin durum ve konumları değişebilir. Yaşların ilerlemesi doğaldır ama dostluk gücünden yitirmemişse, iki dost arasında ne denli olumlu bağların bulunduğu anlaşılır. Benim böyle bir dostum, yarım yüzyılı aşkındır birbirimizi arayıp sorduğumuz, gereğinde danıştığımız, yılda birkaç kez mutlaka buluştuğumuz Prof. Dr. Ziya Gökalp Mülayim’dir. Kendisiyle geçmişten gelen bir ortaklığımız, ikimizin de Kabataş Lisesi mezunu olmamızdır.

Z. G. Mülayim ile Yankı Dergisi'nin Konur Sokak 27/7'deki bürosunda (Tahminen 1973)
Mülayim’in tarım ekonomisi uzmanı olarak akademisyenliğinin yanında, siyasetçi ve ressam kişilikleri dostluğumuzun sağlam gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Mülayim’le tanışmamız, kendisinin Bülent Ecevit CHP’sinde çeşitli görevler üstlendiği 70’lı yılların başlarında, benim genç bir gazeteci olarak Mehmet Ali Kışlalı ile Yankı dergisinde çalıştığım döneme rastlar. Derginin özelliklerinden biri, güncel konular hakkında, uzman ve yetkili kişilerle kısa ama özlü, anlaşılır söyleşiler yayımlamasıydı.
Gündeme toprak reformu konusunun gelmesi ve yoğun bir tartışma yaşanması nedeniyle, konuya ilişkin söyleşi yapmak üzere başvurduğum kişi Prof. Dr. Mülayim idi. Mülayim bu arada Samsun Senatörü de seçilmişti. Kendisiyle yaptığım tarım sorunları ve toprak reformu konulu söyleşilerden alıntılar, ajanslar ve gazeteler tarafından Yankı’ya atıfta bulunularak kullanılıyordu.

Medya Sanat Galerisi'ndeki bir sergisinin açılışında, eşim ve kızıyla...( 4 Mayıs 2009)
İlerleyen yıllarda yazdığı kitapları tanıttım, galeriler konusunda fikir verdim, önerdim. açtığı suluboya sergilerinin kataloglarına kısa tanıtım ve değerlendirme yazıları yazdım. Karşılıklı saygı ve sevgi ortamı içinde, 50 yılı aşkın süre geçti.
Son yıllarda her buluşmamızda “Ben seni hep daha büyük zannediyordum, ilk tanıştığımız yıllarda demek ki 20’li yaşlarındaymışsın” demeyi hiç ihmal etmezdi. Kendi yaşı 94’e ulaştı, nice sağlık badireleri atlattı ama yaşama tutkusu ve sevincinden hiçbir şey yitirmedi. Beli bükük hale gelmesine karşın, Meclis’in açık olduğu dönemde belli aralıklarla eski CHP’li arkadaşlarıyla bir araya gelmeyi de sürdürdü. Son dönemde Cumhuriyet Kitap’tan yayımlanan "Senatör" kitabını edinip okumalarını herkese öneririm.
Geçtiğimiz Haziran ayı içinde Mülayim, 17’nci kişisel suluboya sergisini Cumhuriyet Gazetesi Ankara Sanat Galerisi’nde açtı. Satış gelirini Cumhuriyet Vakfı’na bıraktığı sergi kapanmadan önce, yayımladığı son kitabı “Türk Tarımı Nasıl Kurtulur?”u da paylaşmak istediği bir dostlar grubunu galeride buluşmaya davet etti. Buluşma saatini, açılışa geldiği halde sergiyi rahatça gezmek istediğini belirterek gün saptayan İnönü Vakfı Başkanı Özden İnönü Toker belirlemişti.

Ama gelin görün ki, zorunlu bir nedenle Özden Hanım bu ziyareti öğleden sonraya kaydırmak zorunda kalmış, Mülayim de çağırdığı dostlara bildirdiği saati kısa zaman diliminde değiştirmek istememişti.

Cumhuriyet Ankara Bürosu binasının girişindeki küçük ama sevimli galeride bakın kimler bir araya geldik. Prof. Dr. Cemal Taluğ ( Mülayim’in Ankara Ziraat Fakültesi’nden asistanı, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü yaptı), Kemal Nehrozoğlu ve eşi Müşerref Hanım ( Vali, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri), Şükran Pekmezci ( Ressam) ve Prof. Hasan Pekmezci ( Köy Enstitüsü geleneği sürdürümcüsü Ressam, Yazar), Ahmet Kanneci ( Klasik gitarist), Ayşegül Bora ( Medya Sanat Galerisi yöneticisi) ve bu tür etkinliklerde babasına göz-kulak olmayı görev edinen kızı Elif Başman.
Cumhuriyet Ankara’nın idari işlerini, galeriyi ve kitap satışını çekip çeviren Mahmut ve Murat Beylerle Elif Hanım da yaş ortalaması biraz yüksek bu gruba yardımcı olmakta gerekli gayreti gösterdiler. Anılarla bezeli tatlı bir sohbet, “Eski Türkiye”den izlenimler, Mülayim’in gelirken getirdiği taze simit ve çay eşliğinde sürüp gitti.

İyi aydınlatılmış galeride Mülayim’in değişik yıllara ait suluboyaları, özellikle belirli uzaklıktan izlendiğinde çarpıcı etki yapıyordu.
Mülayim artık sürdürmekte zorlandığı resim çalışmalarında malzemenin en iyisini kullanırdı. Yurtdışı seyahatlerinde yolu düştüğünde tüp suluboyaları Londra’da uzman bir mağazada saatlerini geçirerek seçer, uygun fırçalardan edinir, kağıdın bu boyalara en uygun ve uzun ömürlüsünü tercih ederdi.
Amatörce sürdürdüğü bu çalışmaların sonuçları giderek profesyonelce olmaya başlamıştı. Hiç unutmam, bir gün resim hocam Prof. Dr. Turan Erol'un bir ziyaretinde çalışma odamdaki Amasra suluboyasına gözü takılmış, “ İyi bir resim, hangi ressamın?” diye sormuş, Mülayim yanıtını alınca da hayretler içinde kalmıştı. Kendisine anlattığımda Mülayim, "Gururlandım" demişti.

Yaz aylarını geçirdiği Datça’nın doğal güzelliklerini, yat limanı ve koylarını işlediği tablolarında Mülâyim sulu ve kuru teknikleri ayrı ayrı ya da birlikte kullanıyordu. Sürekli konuları arasında bulunan Kızkulesi, Göksu Deresi, Boğaz Köprüsü gibi İstanbul manzaraları da 17’nci sergisindeki tablolar arasında yer alıyordu.

Ayrılma vakti geldiğinde, “Dur Şefik, kitabını imzalayayım” dedi. Bu imzalarda sevdiği bir ritüel vardır Mülayim’in, imzaladığı dostuyla kitabın kapağının da görüldüğü bir fotoğraf çektirir. Bu fotoğraf da çekildikten sonra sonbaharda buluşmak üzere vedalaştık. Ben yazı gene zorunlu olarak Ankara’da geçireceğim ama Mülayim Datça’ya gidecek .
Yeri gelmişken güncel siyaseti izleyenler için kitapla ilgili anlattığı anekdotu nakletmeden geçmeyeyim. “Türk Tarımı Nasıl Kurtulur?”u imzalayıp CHP lideri Özgür Özel’e de göndermiş, yaklaşık bir hafta kadar sonra Özel kendisini telefonla arayıp “Hocam kitabınızı okudum, çok önemli bir kaynak, ilgili arkadaşlara da ilettim, iktidara geldiğimizde bu önerileri uygulayacağız” demiş. Kimler hangi konuları gerçekten ciddiye alıyor, bu anekdot ilginç bir örnek. Özel, seçimle iktidara gelebileceklerine ne denli inançlı ki, butlan ve diğer engelleme girişimlerine karşın, yoğun çalışma temposu içinde kendisine gönderilen bir kitabı okuyor ve yazarını arayarak teşekkür ediyor, yararlanacaklarını belirtiyor.
Mülayim’in bu son kitabına verdiği ad, birden Vasıf Öngören’i ve oyunu “Asiye Nasıl Kurtulur”u anımsattı. Asiyeler bir türlü kurtulamadı yıllardır, umarım Türk tarımı bir gün kurtulur…
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
4 Temmuz 2026, Ankara
Fotoğraflar :Şükran Pekmezci