Bilmem aranızda zaman zaman kafayı boşaltmak için belgesel izleyeniniz var mı? Orada aslan sürüsünü yaşlı bir öncünün yönlendirdiğini, ceylan ya da zürafaya saldırı planını ve son öldürücü hamleyi onun yaptığını, diğerlerinin bu plana göre hareket ettiğini görüyoruz. İşte, CSO da 27 Şubat 2026 akşamı, iki yaşlı ama deneyim küpü liderle birlikte dinleyicinin büyük beğenisini kazandı: Viyolonsel virtüozu Misha Maisky (d.1948) ve şef Terje Mikkelsen (d. 1957).
Aslında günümüz koşullarında o denli yaşlı sayılmasalar da, onca çalışma ve yıpratıcı turnelerin yorgunluğunu üzerlerinde taşıdıkları ayan-beyan görünüyor. Süregelen hastalıklarına konser iptallerine karşın sahneye çıkmakta ısrar eden Martha Argerich (d.194i) ve Daniel Barenboim (d.1942) ile karşılaştırıldıklarında , Maisky de Mikkelsen de işlerini yaparken gayet formda görünüyorlar.
Üstelik Misha Maisky, çok ciddi bir rahatsızlık geçirdi ve kimilerinin bir ya da iki yılda geri dönebildiği süreci üç aya sığdırma başarısı gösterdi. Haziran 2024’te, üç hafta süren Asya turnesi sonrası, omuriliğinde ciddi bir enfeksiyon belirdi ve neredeyse tüm vücudu tutmaz oldu. Başarılı bir ameliyat ve zorlu bir rehabilitasyon sürecini atlattı. Neler yaşadığı şöyle anlatmıştı:
“Durum moral bozucuydu. Gerçekten güçlü bir enfeksiyon geçirdim. En güçlü antibiyotiklerden bazılarını aldım. Kollarımı neredeyse hiç hareket ettiremiyordum ve sürekli yatarak 10 kilo kas kaybettim. Sonra beni yoğun bakımdan çıkardılar ve uzun bir iyileşme sürecine girdim. İlk başta telefonumu bile tutamıyordum, ama sonunda başardım. Küçük bir su şişesi, ardından 1 kilo ağırlık, sonra iki- üç. Gerçeküstü geliyor, herkes bu kadar kısa sürede bu kadar ilerleme kaydettiğime şaşırdığını söyledi.”
STRAUSS’A GRİ, ÇAYKOVSKİ’YE MAVİ
Nitekim 2024 yazında yoğun bakımda olan Maisky, 2025 ocağında yeniden sahnedeydi.

CSO sahnesinde ise kendisini hafif kamburlaşmış, göbeğini saklamak üzere yeni diktirdiği bol sahne kıyafetleriyle, gri saçlarıyla gördük. Sanki seslendireceği Don Kişot’u görünümüyle de temsil ediyor gibiydi. Ama yeteneği ve Rostropoviç’in öğrencisi olarak üst düzey öğreniminin getirdiği seslendirme düzeyinden bir şey yitirdiği söylenemezdi.

Terje Mikkelsen’e gelince, 2021 yılından bu yana CSO’nun çalıştığı, büyük pedagog Norma Panula’nın öğrencisi olmuş, ayrıca Marris Jansons’un rahle-i tedrisinden geçmiş üst düzey Norveçli bir şef. Bembeyaz saçları ve ağır adımlarla yürüyüşüyle gerçek yaşından daha ileri gösteren Terje Mikkelsen’in orkestrayı çalıştırıp hazırlayışı ve sonunda elde ettiği sonuçlarla gerçek bir önder olduğunu her gelişinde gördük. Kendisinin de CSO’yla yıldızı barışık durumda, orkestrayı videolarında “olağanüstü”, “harikulade” ve “top (üst düzey) olarak nitelendirmesinde küçük bir nezaket payı olsa da samimiyetinden de kuşku duymamak gerek.
İLK MODERN ROMANA SENFONİK ŞİİR
Miguel De Cervantes’in ünlü ve dünyanın ilk modern romanı olarak kabul edilen Don Kişot’u, akıl sağlığı alarm veren ve olmadık işlere kalkışanlara söylenen “Don Kişotluk yapma” deyimini de dünya dillerine kazandıran bir serüvendir. Pek çok sanatçıya ilham olan bu hikaye, Franz Liszt’in klasik müzik dağarına soktuğu “senfonik şiir” tarzına, Richard Wagner esinli bir orkestra tarzı getiren Richard Strauss’un (1864-1949) da dikkatinden kaçmamıştır.
Don Kişot, Strauss’a toplamda dokuz senfonik şiiri arasında, özellikle viyolonsel ve viyola soloları nedeniyle seçkinleşmiştir. Ama sonuç itibariyle bu bir senfonik ağırlıklı yapıttır ve hiçbir zaman solo viyolonselciden dinleyicinin beklediği “sıkı” veya “lirik” bir konçertonun yerini tutmaz.
VİYOLANIN ÖZEL YERİ
Özgün adı “Don Kişot, Bir Şövalye Üzerine Fantastik Çeşitlemeler Op.35”dir. Solo viyolonsel ve orkestra için yazıldığı belirtilir. Ama bana sorarsanız bu betimlemenin “solo viyolonsel, solo viyola ve orkestra için” biçiminde olması daha doğru olur. Yapıtta viyolonsel Don Kişot’u, viyola da uşağı Sanço Panza’yı temsil eder, ki bu ikisi birbirinin ayrılmaz parçasıdır, biri olmazsa diğeri olmaz gibidir.
Yazınsal kaynağını bir program olarak kullanmasına karşın, ana kişilikleri (Don Kişot, Sanço Panza ve Dulçinea) başarıyla müzik yazısına döken, özellikle Don Kişot temasına uyguladığı simge motifi yapıtın tümünde duygu durumuna göre gezdiren besteci, ortaya bir başyapıt çıkartmıştır.
Misha Maisky’nin, tablet değil kağıt nota üzerinden seslendirdiği sololarında eski günlerini arattığını söylenemez. Sololar ve viyola ile karşılıklı konuşması gene hayranlık yaratıcıydı. Ama yapıtın sonunda selam vermek için, uzun süre oturduğu solist sandalyesinden kalkarken sağ elini sağ dizine koyarak güç aldığı da dikkatten kaçmadı. Bir alaturka şarkının sözlerindeki “Yıllar yorgun, ben yorgun” der gibiydi.
Misha Maisky, meslekdaşlarına karşı hep özenlidir. Yıllar önce Ankara Festivali’nde seslendirdiği konçertodaki obua sololarından ötürü gidip obuacıyı rahlesinde kutlaması, bununla da yetinmeyip elinden tutarak sahne önüne getirerek özel olarak alkışlattığı hiç gözümün önünden gitmez.

Don Kişot’ta da, Sanço Panza’yı simgeleyen soloları çalan CSO’nun viyola grup şefi Artemis Sis Balkız Kulak’ı özellikle bir kaç kez alkışlayıp seyirciye göstermesi, kendi yapıtları bittiğinde sunulan çiçeği gidip Artemis’e vermesi aynı duyarlılığı sürdürdüğünü gösterdi.
ÖNE ÇIKAN SOLOCULAR
Orkestra, solist ve şef arasında program görüşmeleri yapılırken, bazen egolar da ön plana çıkabilir. Şef için hep senfoni önceliklidir, çünkü kendini orkestrayla en iyi gösterebileceği tür senfonidir. CSO’nun 27 Şubat 2026 konserinde rahatlıkla “iki adet senfoni” vardı denilebilir, çünkü Don Kişot, viyolonsel ve viyola sololarına karşın senfonik özellikleri ağır basan bir eserdir. Peki, tarzları farklı olmasına karşın şef Mikkelsen Don Kişot’a mı, yoksa Schubert 5. Senfoni’ye mi daha fazla önem vermiştir? diye sorarsanız, kesinlikle Don Kişot’a derim. Zaten seslendirme sonunda, şef Mikkelsen, önemli katkıda bulunan diğer enstümancıları teker teker, ardından gruplar halinde kaldırarak dinleyicinin alkışlarıyla ödüllendirilmelerini sağladı.

Benim dikkatimi özellikle Batuhan Civelek(obua), Norveçten bu konser için getirtilen Hans Andreas Kjolberg (Euphonium), Sibel Ayhan Bayer (flüt), Gökçen Girici(fagot), Orçun Civelek(klarnet, Cem Sevgi(trompet’) soloları çekti. Başkemancı koltuğunda konzertmaister yardımcılarından Melodi Kayış’ın oturduğu tüm orkestrayı kutlamak gerek.
PİYANO VE TENOR YERİNE MAİSKY
Konserin programı ilk yayımlandığında ikinci yarıda iki yapıt görünüyordu. P. İ. Çaykovski’nin piyano için bestelediği Op. 19 No:4 Noktürn ve Franz Schubert’in Si bemol Majör, D. 485 yapıt sayılı 5. Senfoni’si. Ama konser salonundaki el programında gördük ki Çaykovski’den Eugene Onegin operasından Lensky’nin “Kuda, Kuda” aryası da eklenmiş.
Bu iki yapıtın da viyolonsel solo ve orkestra için düzenlemeleri seslendirildi.

Acaba niye? Tahminim, dinleyici gözünde bir “idol” olan Misha Maisky de, Don Kişot’un bir viyolonsel konçertosunun yerini tutmadığı bilinciyle, ikinci yarıda bu iki lirik yapıtla dinleyiciyi tatmin edebileceği düşüncesiydi. Nitekim, hedefi de 12’den vurmuş oldu.
Üstelik ısrarlı alkışlara karşılık, bir de bis çalmak üzere sahnede yürüdüğünde, yanımda oturan yazarlarımızdan Ayşe Öktem’e “Bach” diye fısıldamaktan kendimi alamadım.
Çünkü Misha Maisky’i üne kavuşturan, bu tüm çellistlerin vazgeçilmezi olan Bach’ın viyolonsel süitleri olmuştur. Bu 6 süiti değişik yaşlarında tam üç kez kaydetmesi boşuna değildir. Nitekim Bach’ın 1 No'lu süitinin Prelüde’üyle büyük alkış alarak sahneden ayrıldı.
Burada el programı hazırlıyıcılarına da küçük bir not vermek istiyorum. Eskiden programlarda her dinleyicinin her ayrıntıyı bilemeyeceği varsayımından hareketle ana kapak dışında eser sıralamasında, konçerto veya solistli eserlerin altına solistin adı da yazılırdı. Bu ilkeye uyulursa, örneğin son konserdeki iki Çaykovski yapıtını da Misha Maisky’nin çalacağı bilmeyen ya da araştırmayanlar tarafından anlaşılabilirdi.
TİMPANİSİZ, TROMPETSİZ SENFONİ
Franz Schubert’in tüm özgün ve olağanüstü ezgiler içeren yapıtlarına karşın, sıkı bir Mozart ve Beethoven hayranı olduğu bilinir. Bu iki besteciden esintileri de bazı yapıtlarına taşımakta hiç bir sakınca görmemiştir. 5. Senfoni’de de ilk bölümü Mozart’a saygı duruşu olarak nitelendirmek mümkündür. Sanki 40. Senfoni’ye bir selam çakışıdır. İkinci bölüm zarif bir Schubert müziği yansıtırken, üçüncü bölümde yüksek enerjili bir yapı ve kararlı ritmlerle Beethoven hacasını hemen yakalayabilirsiniz. Dördüncü ve final bölümü gene Avusturya tarzı Schubert yazısıdır. Bestecinin timpani, klarnet ve trompet kullanılmadığı, iki kornoyla yetindiği senfoniyi de Terje Mikkelsen yönetimindeki CSO’dan özellikle tahta üflemelilerin yüksek verimiyle dinledik.

Salondan çıkarken, yıllardır Bilkent ve CSO’da karşılaşıp sohbet ettiğimiz bir dinleyici, “Siz bir yazınızda ‘At binicisine göre kişner’ demiştiniz. Bu konser için de aynı başlığı kullanacak mısınız? diye sordu, ben de “Tekrar etmek istemem” yanıtını verdim. Ama doğru bir teşhis olduğunu ifade etmekte de sakınca görmüyorum doğrusu…
ÖZGÜR ÖZEL: ALÇAKGÖNÜLLÜ DİNLEYİCİ
Güzel bir konsere dinleyici olmak, yorgunluk atmanın yollarından biridir. Müziğe kendinizi kaptırır, bir süreliğine de olsa, sorunlarınızdan, yorgunluklarınızdan sıyrılırsınız. Bu yolu CHP Genel Başkanı Manisa Milletvekili Özgür Özel de keşfetti. Partinin Dış İlişkiler Koordinatörü, eski seçilmiş genel sekreter yardımcılarından deneyimli dinleyici Şule Bucak ve özel kalem müdiresi Gülen Göksu Ercan’la birlikte, mümkün olduğunca sessizce salona girip yerine oturuyor.

Bu hafta da serbest sayılabilecek bir kıyafetle geldi, etrafta ne resmi, ne de özel korumalar vardı, sıradan bir dinleyici gibiydi. Arada, fuayede gösteriye yol açmamak için olsa gerek dışarı çıkmadı.

Bazı değişik yaşlardan hayranları, çocuklar dahil, boşalan koltuklardan yararlanarak yanına yaklaşıp fotoğraf çektirdiler. Bazı özçekimleri hayranlarının telefonlarını alarak bizzat Özgür Özel yaptı.
Özgür Özel’in CSO’nun müdavi dinleyicileri arasına katılması,bana rahmetli İsmet İnönü’yü, biraz da Bülent Ecevit’i anımsatıyor. Sanata, müziğe duyarlı ve alçakgönüllü bir politikacı.
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
28 Şubat 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: