Tolga Zafer Özdemir, 20 yılı aşkın süredir tanıdığım, kendini müziğe vermiş biri. Şimdi 50 yaşında. 19 yıl önce bana Likya Dede diye bir sahne gösterisi projesi olduğundan söz etmişti. Araya az buz zaman girmedi. 2025’te Likya Dede’yi bir albüm olarak hazırlayıp yayımladı. Albümde “Ne afilli cümleler hazırlamıştım halbuki, 18 sene sonunda Merhaba!Ölmeden büyük sahnede görme ümidiyle…” diyor! Tolga ile albümün duyulması amacıyla bir kısa söyleşi yaptım.
Likya Dede neredeyse yirmi yıla yayılan bir yolculuk. Bu hikâye ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?
Aslında Likya Dede bir “başlangıç”tan çok bir geri çağırma gibi. 2006 civarında Amerika’daydım, doktora yapıyordum. Türkiye’ye kısa bir dönüşüm sırasında Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarını tekrar elime aldım. Çocukken okumuştum ama bu kez başka bir yerden dokundu bana. Metinlerin içinden bir coğrafya değil, bir hafıza konuşuyordu. O an şunu fark ettim: Anadolu’da anlatılan hikâyeler bir yere varmak için değil, birlikte durabilmek için anlatılıyor. Bu his bende bir müzik yazma isteği doğurdu. 2007’de ilk taslaklar ortaya çıktı ama bunlar bir eser olmaktan çok, parçalanmış sahnelerdi.

Likya Dede karakteri bu parçaların neresinde duruyordu?
Likya Dede tek bir kişiye indirgenemez; o kolektif bir bilincin, zamanı olmayan bir anlatıcının cisimleşmiş hali. Bazen Homeros, bazen Yunus Emre, bazen Halikarnas Balıkçısı... Zeytin ağacı ile iletişim kurabilen biri. Daha doğrusu, zeytinin diliyle konuşan biri. Zeytin ağacını merkez almam tesadüf değil.
Zeytin taraf tutmaz. Binlerce yıl boyunca aynı yerde durur, geleni geçeni görür. Köklerinde toprağın hafızasını taşır. Likya Dede de bu ağacın sesi. Kadınla erkeğin hikâyesini anlatırken aslında insanın kendini “öteki” üzerinden tanıma çabasını anlatıyor.
Hikâye, uykusu kaçan bir kızla başlıyor. Bu çerçeve neden önemliydi?
Çünkü bu bir erginlenme hikâyesi. Küçük Kız masum ama talepkâr. Bildiği masalları istemiyor artık. “Senin bildiğin, benim bilmediğim bir hikâye anlat” diyor. Likya Dede kabul ediyor ama bir şartla: Hikâyenin özündeki o “asıl ismi” kız bulacak. Bu çok kritik. Çünkü Likya Dede hazır cevaplar sunmuyor. Kadın ve erkeğin; nasıl var olduklarını, yâr olduklarını, yek olduklarını, yok olduklarını ve nasıl hep olduklarını anlatıyor. Ama o ismi kendi içinde bulmak, dinleyenin sorumluluğu. Bu yüzden hikâyenin sonunda sadece kız değil, dinleyen herkes sınanıyor.
Kadın ve adamın hikâyesi yapıt boyunca hep ilerliyor. Bu yapıyı nasıl kurdun?
Hikâye 9 bölümden oluşan, lineer olmayan, döngüsel ve spiral bir yönelimle ilerliyor.
Farkında Ol:
Cinsiyet, kültür, ırk ve dil gibi bizi ayıran, aslında benzeşmediklerimizin farkına vardığımız ilk uyanış.
Devingen Ol:
Bir karşılaşma hali; “öteki” üzerinden kendi anlamımızı aradığımız ilk hareket.
Dengeli Ol:
Dengenin ancak mutlak bir eşitlik ilkesiyle mümkün olabileceğini, semahın kutsal döngüselliğinde işlediğimiz bir arayış.
Bereketli Ol:
Şahmaran destanı rehberliğinde; fedakârlığın, paylaşmanın ve paylaştıkça çoğalmanın kadim bereketi.
Bilge Ol:
Bilimin ve felsefenin ışığında, hem uçsuz bucaksız âlemlere hem de kendi içimize tutulan bir bakış.
Su Ol:
Akdeniz kültürünün ruhunu taşıyan, zıt kutupların ve tüm karşıtların büyük ahengini anlatan bir akış.
Özgür Ol:
Tarihin yükü, yaşanan savaşlar ve özgürlüğün ödenen ağır bedelleri.
Aşık Ol:
Mübadeleyi, ayrılığı, koparılan kökleri ama hafızayı ve sönmeyen umudu anlatan bir hüzün.
Işık Ol:
Hikâyenin küçük kızın içine nakşolduğu, anlatılanların onun ruhunda sonsuz bir karşılık bularak ışığa dönüştüğü son.
Peki, müzikal dil bu anlatıyı nasıl taşıyor?
Anadolu çalgılarıyla senfonik dili karşı karşıya koymak istemedim. Kanun, bağlama, duduk, ney kendi müzikal tavrını bozmasın ama orkestrayla konuşsun istedim. Bu bir sentez değil, bir sofra. Zıtların yan yana oturabildiği bir masa. Albümün alt başlığı da bu: Karşıtlar Sofrası.
Neden bu kadar uzun sürdü tamamlanması?
Hayat… 2011’de Antalya Devlet Opera ve Balesi eseri sahneleme niyetiyle yaklaştı ama gerçekleşmedi. 2013’te dostlarla ilk kayıtlar yapıldı. Sonra proje rafa kalktı. 2020’de tekrar elime aldığımda dünya değişmişti. Sonunda onlarca sanatçının gönüllü emeğiyle harmanlanan 248 kanallık devasa bir kayıt ortaya çıktı. İki yıl süren miks ve mastering sürecinin ardından 2025’te albüm olarak yayımlandı.
Likya Dede bugün senin için ne ifade ediyor?
Likya Dede bir eser değil, bir tanıklık. İmeceyle yapıldı. Çocuklar için masal, yetişkinler için yüzleşme. Hikâyenin adını hâlâ herkes kendi içinde buluyor. Belki de en doğru cevap bu.
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
28 Ocak 2026, Ankara
Tolga Zafer Özdemir Hakkında:
1975 Ankara doğumlu. Marmara Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve ABD’deki Memphis Üniversitesi’nde piyano, müzik teorisi ve bestecilik eğitimi gördü. Hocalarının arasında Faris Akarsu, Kamran İnce, İlhan Usmanbaş ve Fernando Benadon gibi isimler yer aldı.
Memphis Üniversitesi, Akdeniz ve Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Oda müziği eserlerinden senfoni orkestraları için yazılmış eserlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan, ayrıca geleneksel ve elektronik enstrümanları bir araya getiren besteleri, dünyanın beş kıtasındaki ülkelerde sergilendi ve çok sayıda ödül aldı.
Tolga Zafer müzik eserlerinde dünyanın dört bir köşesinden, tarihten ve günümüzden farklı kültürleri bir araya getirme arayışında. Sürekli arayan ve araştıran bir müzisyen kimliğine sahip. Aynı zamanda durup dinlenmeden müzik teorisi alanından sorularla, ayrıca algoritma temelli beste teknikleri ile ilgili incelemeler yapıyor. Bu çalışmaları sonucunda ‘Tritonet’ adında, pedagojik ve performans amaçlı bir müzikal hesap makinesi geliştirdi.
Yorumlar
Kalan Karakter: