Okumaya ayırabildiğim süreleri daha çok kaynak kitaplarla geçirdiğimden, aylardır bir roman okumamıştım. Sonunda öyle bir roman okudum ki, ayırdığım süreye değdi. Hollandalı, Lahey Konservatuvarı’nda piyano, Leiden Üniversitesi’nde psikoloji eğitimi almış, psikiyatrist olarak çalışırken, edebiyata olan ilgisi ağır basarak tümüyle bu alana yoğunlaşan Anna Enquist’in (d.1945) özgün adı “Kwartet” olan, “Yaylı Çalgılar Dörtlüsü”. Roman, yazarın tüm yüksek öğrenimini, müzik üzerine gözlemlerini, psikiyatr olarak çalışırken gözlediği iç dünya çözümlemelerini çok iyi yansıtıyor.
Uzun olmayan 49 bölümden oluşan romanda temel kişilikler bir hayli yaşlanmış eski bir tanınmış çellist, ikisi kadın ikisi erkek dört yarı amatör müzisyen ve yardımcı karakterler olarak da bir küçük göçmen çocukla, tam yargılanacağı sırada kaçan bir azılı suçludan oluşuyor. Sonunda müzik ve psikoloji ana temalarına kısa da olsa polisiye bir olay da ekleniyor.
Yaşlı çellist tek başına ve sürekli kendisinin evinden alınıp bakımevine götürüleceği kuşkusu yaşıyor. Ev dışındaki yaşamla tek ilişkisi, yaylı dörtlünün çellisti, öğrencisi doktor hanım. Sonra ona, alışverişini de yapmaya başlayan mahalledeki Faslı göçmen çocuğu ekleniyor. Dörtlünün diğer üyelerinden bir hemşire, biri Luthiye, diğeri de salon yönetmeni.
Yazar, temel kişiliklerin kendi iç dünyalarını, birbirleriyle olan ilişkilerini, neler düşündüklerini, müzik yaparken duyumsadıklarını, kendi psikolojik sorunlarını provalar sırasında nasıl unutup müziğin içinde eridiklerini büyük bir ustalıkla anlatıyor. Yaylı dörtlünün ellerini ısıtmak için her zaman Bach’la başladıkları, Mozart ve Schubert’le nasıl bütünleştiklerini ancak müzik ve psikoloji eğitimi almış biri bu denli güzel betimleyebilir.
Yaylı dörtlünün evli iki üyesinin iki erkek çocuklarını bir otobüs kazasında yitirmiş olmalarının psikolojilerini nasıl etkilediğini, iç huzursuzluklarını ve suçluluk duygularını nasıl yaşadıklarını, bunları müzik yaparak nasıl aşabildiklerini hiç zorlanmadan aktarıyor.
Aslında bunda yazarın kendi yaşanmışlığı, öz deneyiminin de etkisi büyük kuşkusuz. Çünkü Anna Enquist, 27 yaşındaki kızını bir kamyonun bisikletine çarpması sonucu yitirmiş. Ölen kızını anımsayan ve Bach’ın Goldberg Varyasyonları üzerine çalışan bir piyanistin iç dünyasını da “Kontrapunk” başlıklı romanında anlatmış.
Yazarın edebiyat parçalayan kimilerinin aksine gayet kısa tümceler ve yalın bir dille okuru yakaladığı görülüyor. Betimlemeleri gayet sağlam gözlemlere dayanıyor ve yerli yerine oturuyor.

Romanda, içinde yaşanılan ekonomik ve yönetsel sistem konusunda saptamalar yer alıyor. Büyük sermayenin nasıl kâr büyütmeyi, sanatı korumaya yeğlediği, kamuda nasıl liyakatsiz yöneticilere görev verildiğini de gözler önüne seriyor yazar… Bu bölümlerde 2010’lu yıllar Hollandasının aynı dönemde ve günümüzde Türkiye’de yaşadıklarımızla koşutluk gösterdiğini biraz da hayretle görüyoruz.
Romanın kurgu yapısı ve yalın dili büyük bir okuma kolaylığı sağlıyor. Kuşkusuz, çeviriyi Fransızcadan yapan Ömer Bozkurt’un da büyük, bilgili bir müziksever olması, yıllarca müzik ortamının içinde yer alması, Türkçeye olan egemenliği, romanın okunurluğunu arttırıyor.
Bakalım Kırmızı Kedi ya da başka yayınevleri, yazarın önceki üç romanını da çevirtip yayımlama gayreti içinde olacak mı?
Bu romanı, tüm müzisyenlerin, oda müziği yapan ve sevenlerin, insan ilişkilerinin psikolojik boyutu hakkında düşünenlerin okumasını şiddetle öneriyorum.
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
24 Şubat 2024, Ankara
Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Roman, Anna Enquist, Çeviren: Ömer Bozkurt, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul 2025, Karton kapak, kitap kağıdı, 270 sayfa, Liste fiyatı 350 TL, internette 240 TL.
Yorumlar
Kalan Karakter: