MTV, yayın politikası, program içerikleri ve video-klipleriyle yalnızca dünya müzik tarihine değil popüler kültür tarihi ve milyonların belleğine önemli izler bıraktı…
MTV: “TEK GEZEGEN. TEK MÜZİK.”
Yakın zamanda kapanan müzik televizyon kanalı MTV’nin müzik tarihindeki yerini ayrıntılı bir biçimde ele aldığımız üç bölümlük dosyamızın ilk bölümünde, kanalın A.B.D.’de ortaya çıkışına giden süreç ile bir müzik televizyon kanalının yayıncılıktaki yerine ve kullanım değerine değinmiştik. Şimdi ikinci bölümde MTV’nin toplumsal temsilini iyice kavrayabilmek amacıyla, kanalın yapısal özelliklerini, içeriklerini ve yayın politikasını çeşitli örnekler eşliğinde inceleyeceğiz. Aslında MTV’nin 1981 yılında yayın hayatına başlamasından itibaren kısa sürede Amerikan gençliğini etkisi altına alma, müzik piyasasına yön verme ve dünya çapında bir gençlik kültürü oluşturabilme kapasitesinin dikkat çekmesinin ardından, 1986’da MTV Networks Europe isimli Avrupa bazlı kanal kurulması, kanalın devasa bir kurumsal yapıya dönüşmesinde önemli bir adımı oluşturuyor.
Birazdan video klipler konusunu irdelerken 1981 yılında kanalın açılışında yayınlanan ilk şarkıyı ele alacağım ancak, MTV Europe demişken, MTV Avrupa kanalında 1986’da ilk gösterilen “Dire Straits” grubunun “Money for Nothing” şarkısının video klipine değinmemek olmaz. Zira pop müzik tarihinin bu sevilen şarkısında, özellikle başında ve sonunda gruba geri vokalle eşlik eden ünlü şarkıcı Sting’in “I Want My MTV” sesi ile kanalın bir arzu nesnesi olarak tasarlandığını ilan eder bir nitelik taşıyor. MTV de kendi yarattığı bu isteği yerine getirircesine birkaç yıl içerisinde, MTV Avrupa kanalıyla Birleşik Krallık’ta başladığı yolculuğuna sırasıyla Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İsveç ile sürdürür. Takip eden yıllarda Batı Almanya (Berlin Duvarı yıkılmadan önce olduğu için), Belçika, İsviçre, Yunanistan ve Norveç’te devam eder. 1998’de MTV Rusya’nın yayına başlamasının ardından Latin Amerika ve Avustralya’ya uzanarak 2000li yıllar boyunca, Polonya’dan Güney Afrika’ya, İsrail’den Hindistan ve Güney Kore’ye kadar, sayıları giderek artan, küresel olanı yerel ile buluşturup harmanlamaya çalışan küyerel/glokal MTV’lerin toplam sayısı 130’u geçer.
Bunlar arasında MTV Türkiye yayın hayatına 23 Ekim 2006’da Nil Karaibrahimgil’in “Peri” klipiyle başlayarak, kısa zamanda müzik ve eğlence programı “Şarküteri”, BeniMTV, gençlerin stüdyo ortamında çekime katılıp görüşler bildirdiği “İkilem” ve yerli kliplerin çekim aşamalarını gösteren “Making The Video” gibi programlarla kanalın yayın hayatının sona erdiği 2011 yılına kadar devam eder. Bu yıldan sonra ise MTV Europe Türkiye’de yayın yapmaya devam eder. Zaten 2006 yılından önce de kablolu yayında belirli saatlerde yayına giren yurt dışı merkezli MTV izlenilebilmekteydi. Bu bağlamda “Tez Gezegen. Tek Müzik.” (One Planet. One Music.) özellikle 2000’lerin başında MTV’nin giderek yayılan, tanınan, popülerleşen ve elbette küreselleşen marka kimliğini vurgulamak için kullandığı bir slogan olmuştur. Bu satıhta bütünleştrici ve birleştirici gibi görünen slogan, kanalın dünya müzik piyasasını tekel altına alma arzusunun bir dışavurumu olarak okunabilir.
Bu doğrultuda, pop müzik dışında başta rock ve alt türlerinden oluşan karşıt tavır ve düzen memnuniyetsizliği ya da sorgusuyla doğrudan ilintili müzik türlerini, kanalın “doğal” bir parçası yapma çabası, hiç de azımsanmayacak nitelikte iddialı, tektipleştirici ve tahakküm kurucu bir strateji olarak dikkat çeker. Bununla ilgili olarak verilebilecek en belirgin örnek, A.B.D.’de o dönemde adeta Michael Jackson ile karakterize pop müziğin temsil ettiği hakim ses dünyasına, hem coğrafi ve hem fikrî bakımdan uzakta konumlanan Seattle’da, hatta hızla küreselleşmeye entegre olan kentin merkezinde değil çeperinde yer alan bölgelerinde çiftçilikle geçimini sağlamaya çalışan dezavantajlı ailelerin çocukları tarafından özgün bir dışavurum olarak ortaya çıkan grunge müzik altkültürünün kanala devşirilme stratejisidir. Günümüzde dahi grunge denilince tüm dünyada ilk akla gelen müzik gruplarından Nirvana’nın “Smells Like Teen Spirit” şarkısının klipinin, popüler edilmek amacıyla MTV tarafından günde birkaç kez yayınlanması, tüm ülkelerde şarkının pop müzik dinleyen gençler tarafından da “beğenilmesini” sağlamıştı.
Aslında benim MTV’ye olan ve üzerine yüksek lisans tezi yazmaya kadar giden kişisel ilgimin temeli buraya dayanıyor. Zira İngilizce öğrenmeye başladığımdan itibaren büyük ve eşsiz bir hayranlık beslediğim müzik sanatıyla olan ilişkimde artık İngilizce sözlü şarkılar ön plana çıkmış ve ilgim kısa sürede rock müziğe yönelmeye başlamıştı. O günlerde, Pearl Jam, Nirvana, Soundgarden gibi grupları en sevdiği müzik grupları, grunge müziğini ise en sevdiği tür olarak konumlamaya başlamış bir çocuk-genç olarak, MTV’nin pop şarkılarını ve kliplerini, yüzeysel, basit ve kayda değer bir mesele anlatmaktan yoksun buluyor, bu yüzden kanalı izlemekten hoşlanmıyordum. Orta okulda bir gün okul dönüşü akşam üstü tesadüfen televizyonu ve MTV kanalını açtığımda, o ana kadar yalnızca evdeki müzik setinden ya da walkman’imden dinlediğim Nirvana’nın “Come As You Are” şarkısının bir video klipi olduğunu öğrenmiştim. Üstelik o şarkı “About A Girl” şarkısıyla birlikte gitarda çalmayı öğrendiğim ilk Nirvana şarkılarından biriydi. Televizyonu açtığımda zaten oynamakta olan ve gitar solosu kısmına geçtiğinde yakaladığım şarkının klipinde Kurt Cobain’in büyük bir avizeye tutunarak sallandığını, bir iç mekânda yağmur yağma görüntüleri olduğunu ve bu görüntülere henüz okuldan eve dönmüş halimle televizyonun karşısında ayakta bakakaldığımı anımsıyorum. Daha o gün, piyano derslerimde klasik müzik dünyasının zihin dünyama açtığı kapılardan bambaşka, daha gündelik, daha sokaktan, kısmen daha sıradan, bir o kadar da dünyanın tam o anıyla ilgili -daha güncel, yaşayan gerçek kişiler ve üretimleriyle ilgili hakiki birtakım içerikler sunmaya başlamıştı klipler. Takip eden günlerde aynı saatte aynı klipe denk gelip bu kez başından izlemek hedefiyle MTV’yi tekrar açmıştım; en sevdiğim rock müzik gruplarının da klipleri olduğunu öğrenmek ve onları televizyonda izleme düşüncesi hoşuma gitmişti. Tabi bu durum 1990lı yıllarda sevdiği müziklerin peşinde koşan bir orta okul öğrencisinin durumunun günümüzde istediği müziğe işitsel ve görsel olarak saniyeler içinde erişebilme şansına sahip dinleyicilerden ne kadar farklı olduğunu gözler önüne seriyor. Çok geçmeden ülkemizde satışı başladığında bana da yeni tip bir bilgisayar ve internet bağlantısı alınmasıyla birlikte, henüz orta okul devam ederken istediğim zaman, tabii dönemin arama imkanlarıyla, yani 1990lı yılların sınırlı içerik seçeneği ve erişimiyle istediğim şarkılara yavaş yavaş internet üzerinden ulaşımın kapısı açılmıştı.

Bu noktada benim gibi, aslında ortalama bir ömrün zaten oldukça kısa bir bölümünü oluşturan ilk gençlik yılları boyunca, radyodan çalmasını beklediği şarkıları kasete kaydedip gerekirse kalemle sararak kaseti bozulmaktan kurtarırken, birkaç yıl içinde televizyonda kesintisiz müzik yayınıyla ve kliplerle tanışan, kısa bir süre sonra da evdeki sabit telefon hattı üzerinden bilgisayar modem numarasıyla internete bağlanıp (dial-up teknolojisi) sevdiği müzik gruplarının şarkılarına, görsellerine hatta kliplerine kendi istediği zaman ulaşabileceğini öğrenen, yani başı ve sonunun bambaşka olduğu 1990lı yıllar boyunca çocukluktan gençliğe geçme aşamasında müzik beğenilerini inşa etmeye başlamış Sanattan Yansımalar okuyucularına ayrıca selâm etmek isterim. Kasetle başlayıp MP3 ile bitirdiğimiz 1990lar, yalnızca müziğe erişim açısından değil, teknolojik gelişimler sayesinde gündelik hayatın tecrübe edilmesindeki hızlı dönüşümler bakımından da ne eşsiz bir on yılmış!
“MÜZİĞİ İZLEMEK”: GÖRSEL-İŞİTSEL METİN OLARAK VİDEO KLİP
Buraya kadar temel yapısına ve çeşitli özelliklerine değindiğimiz MTV’nin yayın hayatına 1 Ağustos 1981’deki başlamasıyla eş zamanlı olarak müzik dinleyicilerinin hayatına bir de “video klip” olgusu girmiştir. MTV’de yayınlanan ilk video klip olan ve bir manifesto niteliğinde mesajını sunan “Buggles” grubunun “Video Killed the Radio Star” şarkısı hem popüler müzik hem popüler kültür tarihinde büyük önem taşımaktadır.

Uzun yıllardır, farklı üniversitelerde verdiğim Müzik Sosyolojisi dersimin konuları arasında yer alan teknoloji ve müzik arasındaki ilişkiyi işlediğim gününde, sınıfta önce bu şarkıyı dinletip ardından video-klipini göstererek, öğrencilerin, video kliplerin müziğin uyandırabileceği duyumsama ve geniş hayal gücünü nasıl etkilediği üzerine düşünmelerini sağlamayı ve öncül bir takım örnekleri dışında dünyanın ilk video klipi olarak kabul edilen bu görsel dokümanda çeşitli toplumsal meselelerin nasıl açık ve örtük mesajlarla temsil edildiğini çözümlemelerini hedefledim. Zira sözlerinin açıkça ifade ettiği gibi video klip, kendisinin, şarkısını radyodan yalnızca dinletme kapasitesine sahip pop yıldızını öldürdüğünü [bu korkutucu ve cinayet imalı sözü kullanmaya çekinmemesi de düşündürücü] beyan etmekteydi. Kısaca bahsetmek gerekirse bu klipte, Buggles grubunun tamamı erkeklerden oluşan üyelerinin şarkıyı icra ederken çekilmiş görüntüleri ana çerçeveyi oluşturur. Şarkı performansının yanı sıra grup üyeleri bir yandan da deneyler yapan bilim adamları edasıyla laboratuvar gibi bir ortamda, gözlükleri ve önlükleriyle yeni dünyayı inşa eden mühendis ya da teknokrat rolünü de oynarlar. Yani sadece müziği üreten değil, teknolojiyi manipüle eden bir operatör imajı çizerler. Bu senaryonun bir yandan da, sanatla, zanaat, bilim ve teknolojinin birbiri içine geçmiş durumunun simgelendiği düşünülebilir. Klipteki tek kadın “unsur”, gümüş rengi uzay giysisi, pembe renkli saçı ve aksesuarlarıyla, şeffaf bir silindir tüpün içine sokulmuş vaziyettedir ve şaşkınlıkla, merakla, biraz da dışarı çıkmaya çalışırcasına yukarı ve etrafına bakınmaktadır. İzleyicinin açıkça gördüğü ancak “klip kızının” o esnada henüz bilmediği ima edildiği üzere kurtulma şansı olmayan bu kadın figürü, kadının klipler çağında bir “nesne” olacağını açıkça haber verir ve kurgusal-estetik bir “görüntü katmanı” olacağını -çekinmeden- sunar. Klipte çocuk figürüne de yer verilmiştir ve neyi temsil ettiğini tahmin etmek kolaydır. Klipte yer alan tatlı kıyafetler giymiş sevimli küçük kız, “yeni nesil” izleyiciyi temsil eder niteliktedir. Radyonun yanındaki varlığı, geçmişle kurulan son bağı simgelerken; radyonun patlama efektiyle televizyon imajlarının aktığı yerde duran çocuğun, tamamen video dünyasına hapsolması, kuşak çatışmasının teknolojik bir zaferle sonuçlandığını göstermek ister gibidir. Zaten bu kız çocuğunun onlarca televizyon görüntüsüne, elleri yanaklarında ağzı açık kalmış biçimde şaşkınlıkla bakması akış boyunca birkaç kez gösterilir ve fanustaki kadının onun büyümüş hali olduğu sahne geçişlerinde gösterilir. Sonuç olarak klipte gümüş folyo dokular, plastik tüpler, parlak yüzeyler ve steril stüdyo ortamı ile adeta bir “Uzay Çağı” estetiği hakimdir.

Video klip kavramı, Britannica Ansiklopedisi’nde (https://www.britannica.com/art/music-video), şarkıyı görsellerle sunan, tanıtım (promotional) amacı taşıyan, kısa, hibrit bir görsel-işitsel form olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda video klip, bir müzik eserinin tanıtımını yapmak, anlamını görsel olarak desteklemek ya da yeniden yorumlamak amacıyla üretilen, kurgu, görüntü, performans, anlatı ve sembolik öğeleri bir araya getiren, kitle iletişim araçları üzerinden dolaşıma giren çok katmanlı bir görsel-işitsel metindir. Müzik televizyonlarının temel yapı taşı olan video klipler, işitsel üretimi görsel bir kurguya dönüştürerek sunduğu içerik tasarımıyla gerçeklik ile kurmaca arasındaki sınırları muğlaklaştıran eklektik birer kültürel form olarak değerlendirilmektedir. Klipler, müziği ticari bir meta haline getirerek kitlelerin tercihlerini yönlendirmekte ve iletişim sosyoloğu Paul Hirsch’in, MTV’den çok önce bir yayınında kullandığı ve “ön-seçim” (pre-selection) mekanizması olarak adlandırdığı süreç aracılığıyla, geçmiş başarı verilerine dayanarak hangi yapımların, şarkıların ve müzisyenlerin popülerlik kazanacağını tayin eden belirleyici role bürünmektedirler.
Özellikle teknolojinin kullanımı, tüketime yönlendirme ve toplumsal cinsiyet tartışmaları ekseninde doktora tezlerine konu olmuş ve uzun yıllardır akademide üzerine çalışılan bir araştırma alanı olarak müzik televizyon kanalları üzerine yayımlanmış pek çok kaynak içerisinde Simon Frith, Andrew Goodwin ve Lawrence Grossberg’in “Sound and Vision: The Music Video Reader” başlıklı derleme kitapları benim de uzun yıllar müzik sosyolojisi ve iletişim sosyolojisi derslerimde kitle iletişim teknolojileri ve müzik ilişkisini ele alırken sınıfta pasajlar aktardığım çalışmalar arasındadır. Bu kitapta da müzik videosu yalnızca bir şarkı promosyon aracı olarak ele alınmaz, özgül anlatı kodları ve görsel-işitsel retoriği olan bir kültürel metin olarak konumlandırılır. Kitapta müzik videosunun biçimsel özelliklerinin, klasik Hollywood anlatısının nedensel sürekliliğinin tersine, parçalı kurgu, hız, tekrar ve performans merkezliliğin öne çıkarıldığını belirtilir. Kitapta ayrıca MTV’nin yükselişini, müzik tüketimini görsel temsile bağımlı hale getiren bir kırılma noktası olarak ele alır. Kimlik politikaları bağlamında feminist medya kuramı ve eleştirel ırk çalışmaları çerçevesinde müzik videolarının nasıl incelenebileceğine de değinilir.
Bu noktada MTV’nin esasen üzerine inşa edildiği temeli oluşturan klipler ile ilgili yılda bir kez merakla beklenen ve çoğu kez iddialı performansların eşlik ettiği “MTV Video Müzik Ödülleri”ni (VMAs -Video Music Awards) de anmak gerekir. Pop, rock, hip-hop gibi farklı müzik türlerinde en iyi şarkı, en iyi müzisyen, en iyi video-klip gibi kategorilerde verilen ödüller yalnızca müzisyenler için değil müzik piyasasına yön veren karar vericilerin stratejilerini gözden geçirmeleri açısından da büyük önem taşımaktaydı. Bunun dışında bir de 1990lı yılların başından 2023’e kadar yayınlanan kanalın müzik dışında görsel üretim eserlerle ilgilendiğinin kanıtı niteliğinde, ancak Video Müzik Ödülleri’ne kıyasla daha az ilgi çeken “MTV Sinema ve TV Ödülleri” (MTV Movie & TV Awards) de bulunuyordu.
VİDEO-KLİPLER DIŞINDA MTV MÜZİK KANALININ PROGRAM İÇERİKLERİ
MTV, izleyici kitlesinin dikkatini canlı tutmak ve bağlılığını sürekli kılmak için yayın hayatına başladıktan bir süre sonra, ismiyle müsemma olmayacak bir biçimde, müzik dışında programlar yayınlamaya başlar. Yani kanalın her adımındaki stratejik hesap burada da kendini gösterir. Çünkü öncelikle yumuşak bir geçiş zemini oluşturacak şekilde, şarkıcılarla gerçekleştirilen röportajlara, konser ve festival alanlarında gençlere de mikrofon uzatılarak gerçekleştirilen canlı yayın bağlantılarına, video-kliplerin çekim süreçleri ve kamera arkası görüntülerine yer verilmeye başlanır. Ardından müziğin “konu edildiği” komik ve basit içerikli -tam da popüler kültürün niteliğine ve hedefine uygun olarak- yeni programlar yayın hayatına başlar.
Yıllar içinde sayıları onlarla ifade edilen bu programlar arasında örnek olarak verebileceğimiz, öne çıkan ve bugün dahi üzerine konuşulan “Beavis and Butthead”, aslında bir ergen çizgi filmi olup adını, bütün gün bir koltukta oturup MTV’deki grup ve müzisyenleri izleyip onlar hakkında dağınık biçimde, sıklıkla basit kelimeler kullanarak ve sarkastik şekilde ele alan iki anime karakterin isminden almaktaydı. Bir diğer örnekte “Headbangers Ball” programı, rock, metal, punk ya da grunge gibi alt türlerde albümleri olan müzisyenleri konuk alan bir program olarak müzik alt kültürlerini, popüler müziğin temsil edildiği bir kanala çekmeyi başarmıştı. 1990ların ikinci yarısından sonra ise pek çok program kanalın özü olan müzikten iyice uzaklaşmaya başlamıştır. Özellikle 2000li yılların başında dönem şaka programları ve arkası yarın gençlik dizileri ön plana çıkar. Örneğin dönemin ünlü Hollywood oyuncusu Ashton Kutcher tarafından sunulan “Punk’d” bir gizli kamera şakası programıydı. Daha fenası, kaba şakalar, yüksek bir tepeden yuvarlanarak kendini bırakmak gibi acı testleri ve kendini sözde korkusuzca ve absürt bir biçimde çeşitli tehlikelere atarken kaydettiren Johnny Knoxville’in “Jackass” isimli programı, ününü MTV’nin dışına taşıyarak gösterime giren ve devamı çekilen bir sinema filmi haline gelmişti.
2000li yıllarda ayrıca şarkıcı Jessica Simpson’ın Nick Lahey ile evlilik hayatına evlerine koydukları kamera ile izlettiren “Newlyweds” programı ile California’nın zengin bölgelerinden Orange County’de bir grup gencin dostluk, aşk ve dram dolu hayatlarını konu edinen “Laguna Beach” isimli program kanalın realite şov ve dizi kategorilerine örnek oluşturmaktaydı. Müzik televizyon kanalları üzerine yüksek lisans tezim için bunun gibi pek çok programın içerik analizini yaparken kaydettiğim bazı afiş ve görselleri hala saklıyorum.
Bir diğer önemli program, format olarak da müzik kanalının özüne ve birazdan ayrıntılı olarak ele alacağım hedef kitlesi olan gençlere uygun olarak, okul dönüş saatinde yayına giren ve MTV sunucularından Carson Daly tarafından canlı yayında stüdyo ortamında genç izleyiciler ve günün konuğuyla gerçekleştirilen Total Request Live isimli programdı. Günün en çok istek alan on videosunun, canlı, neşeli ve hareketli bir ortamda sohbetler eşliğinde anons edilip klipinin yayına sokulduğu program 1998 ile 2008 yılları arasında kanalın en çok izlenen özgün programlarının başında konumlanıyordu.
Bu yazı için yeniden baktığımda programın bittikten sonra aralıklarla yenisinin çekilmiş olup 2016 yılında tamamen yayından kaldırıldığını öğrendim. O dönem içeriği bakımından “top ten” şarkılar ilgimi çekmediğinden programa da ilgi göstermemiş olmama rağmen bende apayrı bir yeri bulunmaktadır. Çünkü bir yaz tatilinde, rahmetli babacığımla New York’a yaptığımız baba-kız seyahatimizde, henüz 16 yaşında Türkiye’de bulamadığı çeşitli albümleri ve konser kayıtlarını alma hevesinde bir genç olmama rağmen MTV binasını görünce yanına gitmek istemiştim. Tesadüf o esnada Total Request Live (TRL) programının çekimi vardı. Mekânı cennet olsun babacığımla birlikte MTV stüdyosunun önündeki çılgın kalabalığın arasına ortamı incelemek için girmiştik. Kapı önündeki kuyruk o esnada canlı yayın çekimi devam etmekte olan TRL programının son birkaç boş koltuğuna yerleşmek isteyenlerle doluyken, kalabalığın arasında daha dağınık duran bir grup genç de çekim yapılan bir kat yukarıdaki stüdyonun içini gösteren camın önünde içeriye tezahürat ediyor, ıslıklar çalıyor ve alkışlıyordu. Zaten programın formatı gereği sunucu Carson Daly, klip sunumlarının arasında her zaman camdan dışarı bakıp, kamerayı da aşağıda kaldırımdan caddeye taşan genç sallayıp tezahüratta bulunan geniş genç kitleye yönlendirip onlarla da iletişim kurardı. Tabi arkada capcanlı Times Square Meydanı ve onu çevreleyen Broadway ile 5. Cadde’den akıp duran kalabalıkla New York’un o hızlı ve heyecan verici hayat silueti programın adeta bütünleşik bir parçasıydı. Tam da bu noktada iyice belirginleşen MTV’nin gençlerin hayatındaki yeri önemini ve MTV jenerasyonu kavramını MTV dosyamızın üçüncü ve son bölümünü oluşturan bir sonraki yazıda ele alacağız.
UĞUR ZEYNEP GÜVEN ÇETİN
9 Temmuz, İstanbul