Sonlanan hafta içinde iki önemli müzik olayı yaşadık; Re22 Kültür-Sanat’ın ilkini düzenlediği Antalya Oda Müziği Festivali ve Antalya Devlet senfoni Orkestrası ile Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ve Korosu'nun ortak konserinde muhteşem Beethoven 9. Senfoni.
Kauçuk Hotel desteğiyle Re22 Kültür-Sanat’ta başlayan oda müziği festivalini, özel bir müteşebbis tarafından gerçekleştirildiği için çok değerli buluyorum. Binlerce devasa konaklama tesisinin olduğu turizm kentinde, bir butik işletmenin böylesi önemli etkinliği yüklenmesi hiç de mütevazı sayılmayacak bir girişim.
Keman virtüozu ve eğitimcisi Can Özhan’ın sanat yönetmenliğinde; Cameratalia, Kauçuk Hotel ve OA Management’in desteği ve kurgusuyla gerçekleştirilen Antalya Oda Müziği Festivali. Festivallerin görkemli başlangıçları kadar sürdürülebilirliği de çok önemlidir. Can Özhan festivalin açılış konuşmasında bu konuya vurgu yaparak, etkinliğin sağlıklı gelişerek uzun yaşamasını diledi. Benzer görüşleri festivalin organizatörü, koordinatörü Rengin Ekmekçioğlu da dile getirip, sanatseverlerin desteğinin festivalin yaşaması için önemini vurguladı.
Can Özhan, festival amacını şöyle özetledi:
“Antalya’da oda müziği kültürünü güçlendirmek, genç sanatçılara ilham veren bir alan açmak ve bu şehrin sanat haritasına kalıcı bir iz bırakmak amacıyla yola çıktık. Bu festival, yalnızca üç günlük bir konser serisi değil; aynı zamanda Antalya’nın ruhuna, sahnelerine ve sanatseverlerine armağan edilen bir kültür hareketi. Her konser, büyük bir emeğin, güçlü bir dayanışmanın ve şehrin sanat vizyonuna duyulan inancın sonucu.
Sanat yönetmenliğini üstlenmek, bu yolculukta bana ayrı bir sorumluluk ve gurur duygusu veriyor. Mozart açılış konseriyle, üçüncü ve “Romantik Ustalık” başlıklı kapanış konserinin ‘sold out’(hepsi satıldı) olması, bu vizyona ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu yolculuğa inanan, destek veren ve bizi yalnız bırakmayan tüm kurumlara, sanatçılara ve dinleyicilere teşekkür ederiz.”

1. Gün, Re22 Kültür Sanat Salonu’nda yapılan “Mozart’ın Dehâsı” temalı konserde; Fahrettin Arda liderliğindeki Cameratalia topluluğu önce kemancı Can Özhan’a eşlik ederek Re majör Divetimento’yu seslendirdiler. Daha sonra piyanist Çağdaş Özkan’a eşlik etti ve önce 13 No. Piyano Konçertosu’nu, ardından 12 No. Piyano Konçertosu’nu seslendirdiler. Her iki sanatçı da programlarındaki eserler öncesi geniş açıklamalarla dinleyenleri bilgilendirdiler.

Konser sonunda Çağdaş Özkan 5 Aralık’ta çıkacak albümünden; Uzun İnce Bir Yoldayım, Bülbülüm Altın Kafeste ve Ata Barı’ndan olmak üzere 3 “bir daha”(bis) parçasıyla sanatseverlere teşekkür etti.

2. Gün konseri AKM Perge Salonu’ndaydı. "Liedler ve Serenad" konserinde F. Schubert liedleri ve Çaykovski "Yaylı Çalgılar Serenadı" yer alıyordu. Fahrettin Arda liderliğindeki Cameratalia, bu kez soprano Başak Tatar’a eşlik etti.

Önce F. Schubert’in liedlerinin enfes icrasını dinledik Başak Tatar’dan. Daha sonra topluluk P. İ. Çaykovski’nin “Do Majör Yaylı Çalgılar Serenadı”nı seslendirdi. Antalya’nın deneyimli, nitelikli müzisyenlerinden oluşan Cameratalia, hem soprano Tatar’a mükemmel eşlik etti hem de serenadı aynı değerde seslendirdi.

3. Gün Re22 Kültür Sanat’ta yapılan “Romantik Ustalık” temalı konser, aynı zamanda kapanış konseriydi. Kemancı Can Özhan ve Schumann “Director’s Cut”(Aralık 2024) kaydıyla dikkatleri çeken piyanist Başar Can Kıvrak konserin solistleriydi.
Programda yer alan eserler:
R. Schumann: “3 Romanze Op.94”
R. Schumann: “Keman ve Piyano Sonatı No.1”
J. Brahms: “Keman ve Piyano Sonatı No.2”
C. Saint-Saens: “İntroduction ve Rondo Capriccioso”
Piyanist Başar Can Kıvrak, J. Brahms ve R. Schumann ile ilgili bilgi verirken önemli değerlendirmeler yaptı:
“Brahms ve Schumann çok sık beraber anılan iki besteci ve yanlarında da müzik tarihinin en magazinsel figürlerinden biri olan Clara Schumann, yani Robert Schumann'ın eşi var. Brahms'la Schumann'ın beraber anılıyor olmasının en önemli nedeni, Brahms'ın 20 yaşındayken Schumannlarla yani, Clara ve Robert Schumann'la tanışmış olması ve Brahms'ı müzik tarihine sunan kişinin Schumann ailesi olmuş olması. O günden başlayan dostlukları hayat boyunca devam ediyor.
Ama bir takım ilginçlikler var konuyla ilgili, hala araştırılan durumlar var. Schumann'ın son yılları çok büyük bir buhran içerisinde geçiyor ve 1851-1852 yılından itibaren ölümüne kadar psikolojik bir çöküntü yaşıyor. Bu süre içerisinde Clara Schumann'la evli ve intihara kalkışıyor, kurtuluyor.
Arkasından 1850'de akıl hastanesinde yatıyor ve 1856'da akıl hastanesinde hayatı bitiyor. Bu süre içerisinde de Brahms, Clara'ya ve yanılmıyorsam yedi çocuğa destek olmak üzere o evin içine dahil oluyor. Çok büyük bir dostlukları var Clara Schumann'la Brahms'ın, aynen Robert Schumann'la Brahms'ın olduğu gibi.
Brahms hayatının sonuna kadar Clara Schumann'a destek oluyor. Bir takım mektuplardan ve günlük yazılarından anlaşıldığı kadarıyla, bu işin içinde bir de aşk var ama, sonuca gelmiş bir şey olmadı. Yani bir ilişki yaşanmış değil, ‘sadece içten içe yıllar süren hayranlıkla, dostlukla beraber harmanlanmış romantik bir durum’ diye söyleniyor.”
Seslendirilen eserlerle de bilgiler verdi Kıvrak:
“Taban tabana zıt iki geç dönem Schumann eseri.
1849’da, Robert Schumann’ın neredeyse son huzurlu zamanlarında bestelediği lirik, yumuşak ve sıcak melodilerden oluşan op. 94 Romanslar aslında obua ve piyano için yazılmıştır ve keman veya klarinetle de çalınabileceği notuyla sunulmuştur. En hüzünlü anlarında bile dinginliği, Clara’yla paylaştığı huzuru, ev sıcaklığını taşıyan bir zarafete sahiptirler.
Birkaç yıl sonra başlayan ruhsal çöküş ve giderek ağırlaşan iç buhran ise bestecinin intiharını ve sonunu hazırlayan acılı döneminin başlangıcıdır. 1851 tarihli 1. Keman Sonatı tam da bu dönemin eseridir ve tüm gerilimi, kasveti ve kaygı dolu yapısıyla Schumann’ın karanlığa doğru ilerleyişini açıkça yansıtır. Romanslardaki hafiflik ve sıcaklık burada tamamen tersine dönmüş, eserin en berrak sayfaları bile kasvetle gölgelenmiştir. “Düşünceler öyle şiddetle üzerime geliyor ki onları taşımakta zorlanıyorum. Beni tüketiyorlar.” Schumann’ın 1. keman sonatıyla aynı yıl günlüğüne yazdığı bu satırların eseri çok iyi tanımladığını düşünüyorum.”

İki usta müzikçinin muhteşem performansları çok beğenildi ve uzun süre alkışlandı. Romantizmin yanında, Saint-Saens’in ‘İntroduction ve Rondo Capriccioso’su ile de coşkuyu, neşeyi yaşadı dinleyenler. “Bir daha” olarak Can Özhan minik keman öğrencisi Mevsim Yıldız’la, bilgisine ulaşamadığım eserden kısa bir bölüm seslendirildi.
Antalya Oda Müziği Festivali 3. Gün konseriyle sona ermiş oldu. Gelecek yıl, 2.sinde buluşmak üzere vedalaşıldı.
ANTDOB VE ADSO ORTAK KONSERİ: BEETHOVEN 9. SENFONİ

Bir gün önce AKM Aspendos Salonu’nda, ertesi akşam da Haşim İşcan Kültür Merkezi Opera Sahnesi’nde; Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ile Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ile koronun ortak konserinde muhteşem L.van Beethoven 9. Senfoni’si seslendirildi. Orkestrayı şef Antonio Pirolli yönetti, koroyu şef Mahir Seyrek hazırlamış. Başkemancı koltuğunda Barış Öğüt oturdu. Koral bölümlü eserde görev alan solistler: Nurdan Küçükekmekçi(soprano), Medine Tuganova(mezzo soprano), Devrim Demirel(tenor) ve Engin Suna(bas).

Her iki konserde de orkestra dizilişi farklıydı. ADSO’da, alışılmışın dışında viyolonsel grubu ortaya alınmış, (salona göre)viyolalar sağa. Vurmalılar ise sağda(timpani) kontrabasların arkasında. 1.ve 2. Kemanların arkasına diğer vurmalılar konuşlandırılmış. AntDOB’da ise sadece vurmalılar bütünüyle sağda idi. Her iki konserde başkemancı koltuğunda Barış Öğüt oturdu. Oysa konser duyurularında Olgu Kızılay yer alıyordu. Kalabalık bir orkestra(75) ve koro(54) vardı. İki konser mekânı içinde Opera Sahnesi’nde sesin daha iyi dağıldığını/duyulduğunu söyleyebilirim. Özellikle solist sesleri opera sahnesinde çok iyiydi. Aspendos Salonu’nda da hemen aynı mesafede oturdum ama, ses dağılımı böylesi iyi değildi. Koro ve solo çalgılarda; obua, kornolar, trombonu müthiş buldum.

İki gün iki ayrı sanat kurumumuzda izlediğimiz/dinlediğimiz 9. Senfoni güzel hazırlanmış örnek projeydi. İki kurumumuz zaman zaman Ata’yı anma ve Cumhuriyet bayramlarında da ortak programlar hazırlıyorlardı, her nedense son dönemlerde olmuyordu bir türlü. Umarım bundan sonra iki güzide sanat kurumumuz, bu iki özel dönem için ortak programlar hazırlarlar.
Beethoven’ın sanatında “doruk noktası” sayılan senfonisi için müzik yazarı Üner Birkan şöyle diyordu: “Bestecinin bütün ideali bu senfonide ışıldar. Beethoven, düşüncelerini açıklayabilmek için orkestranın alışılmış sınırları içinde kalmayı yeterli görmez, insan sesini yardıma çağırır. Anlatmak istediği düşünce de, düşüncelerin en yücesi, en soylusudur; Sevince, tanrıların alevi olan sevince seslenmek, insanları kardeşlik havası içinde bu sevinçle birleştirmek!”
Haşim İşcan’da yıllardır süren “dış ses” dünkü konserde de rahatsız edici düzeydeydi. Neyseki uzun sürmedi. Yine bu salonda alışılmamış bir durum yaşandı; aralar dahil sürekli bir giriş çıkış vardı. Alkış konusu artık neredeyse tüm sanat kurumlarımızın sorunu haline dönüştü; koral bölümün es’inde alkış kopuyordu.
İki akşam müzikseverlere enfes konser dinleten iki değerli sanat kurumumuz AntDOB ve ADSO’nun değerli sanatçılarına, yöneticilerine teşekkür ederim.
RESSAM-HEYKELTRAŞ GÖKÇE OKAY’IN GALERİ T’DEKİ SERGİSİ
Antalya’da Kasım ayı ile birlikte o kadar yoğun sanatsal etkinlikler gerçekleşiyor ki, hepsine yetişmek olanaksız. Bazı günler 3-4 yerde; konser, sergi, söyleşi, edebiyat günleri düzenleniyor. Antalya Oda Müziği festivali bitti, Uluslararası Antalya Piyano festivali başlıyor Kasım’ın 27’sinde. Sanatseverler de yetişebildikleri etkinliklere konuk oluyorlar.
Resim ve fotoğraf sergileri içinde Galeri T’deki Gökçe Okay’in “Hasret Yola Düşerse” temalı resim ve heykel sergisini gezdim. Güzel bir sergiydi, yoğun da bir katılım oldu.

Ressam Okay açılış töreninde şunları söyledi; “Ressam, heykeltraş ve rölyef sanatçısıyım. Şu heykeli 19 yaşımdayken yaptım, şimdi 52 yaşımdayım. Bu heykel üzerine kurdum sergiyi. Bu şekilde pandoranın kutusunu açtığımı düşündüm, umudun çıktığını düşündüm. Umudun ne olduğunu anlamaya çalıştım, bütün bu dönem boyunca. Umut benim için bir çaba. Çabayla beraber umut pozitif bir değer kazanıyor. Bazen çıkmalar oluyor, bazen düşmeler. Ama çaba benim için en güzel şey. İnsan olmanın güzelliği çaba.”

Gökçe Okay’ın sergisi 30 Aralık akşamına kadar gezilebilecek.
Türkan Şoray Kültür Merkezi’nde 10. Edebiyat Günleri kapsamında “Sanat, Nereye?” başlıklı resim sergisi vardı. Aynı saatlerde Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde Beethoven 9. Senfoni konseri nedeniyle bu serginin açılışına gidemedim. Küratörlüğünü sayfa komşum değerli İbrahim Karaoğlu’nun yaptığı sergi 21 Aralık’a kadar gezilebilecek.
*Antalya Piyano Festivali nedeniyle ADSO üç hafta konser yapamayacak. Sadece 27 Kasım’da festival çerçevesinde açılış konserinde görev alacak.
HASAN HÜSEYİN DULUN
23 Kasım 2025, Antalya


























