Uzun yıllardır görmüyorum ama, sanırım İstanbul’un hâlâ güzel, özgün ve nitelikli semtlerinden biridir Moda… Adının neden Moda olduğu konusunda değişik görüşler mevcut: Uzak tarihlere dayanan bir isim olabileceğini ileri sürenler dışında, özellikle 19. yy.daki demografik yapısı ile mesken ve mağazalarının Avrupai, yenilikçi ve öncü tarzı nedeniyle “Moda” olarak isimlendirildiğini varsayanlar da vardır. Adının kökenine dair internette akademik bir yayına rastlayamadım. Belki gerçekten de, görünümü, tarzı ve devinimi nedeniyle “Moda” ismini almış olabilir yaklaşık bir buçuk yüzyıl kadar önce…
“Moda” kelimesinin Latince, "tarz, yöntem" anlamına gelen “modus”dan köken aldığı ve Batı dillerine geçtiği düşünülmektedir (ör. Fransızca, la mode). Başta kıyafet, takılar, makyaj, saç kesimi gibi, işlevselliğin yanı sıra, daha çok estetik bir ifade ve kimlik amaçlı tercihler/gereksinimler olmak üzere, yaşamın birçok farklı ögesindeki (mobilyalar, mimari, resim, müzik, …) güncel tarz, uygulama ya da yaklaşımlar için kullanılan bir terimdir moda. Tatil yeri seçimi ya da yemek mönüsü bile “moda” dahilindedir; sözcükler ve hitap şekilleri, hatta argo sözcükler de…
Moda Vitrini (1913)- August Macke
İnsanlığın tarihi, en azından yazılı tarihi boyunca moda(lar) mevcuttu olasılıkla toplumlarda. Örneğin 18. yy.da Klasik Batı Müziği’nin özellikle “opera” türünde, Türk imgesi ile Türk motifli müzikler ve bazı “à la Turque / alla Turca” alışkanlıklar/ögeler (kahve içmek, minder, hamam, halı, bazı kıyafetler, …) o dönemlerde Avrupa’da “moda” olduğundan çokça kullanılmış (ör. Bayezid-Antonio Vivaldi; Tamerlano/Timur-Friedrich Handel, Saraydan Kız Kaçırma-Wolfgang Amadeus Mozart). Sadece operada değil elbette, enstrümental müziklerde de, Türk ya da “şark” etkisini hissettiren yapıtlar vardır: Wolfgang Amadeus Mozart’ın (1756-1791), 11 numaralı piyano sonatının (K.331) üçüncü bölümü (Türk Marşı/Rondo alla Turca) ve Ludwig van Beethoven’ın (1770-1827) “Atina Harabeleri” isimli tiyatro oyunu için bestelediği eserin (Op. 113) dördüncü bölümü (Türk Marşı/Marcia alla Turca) bu bağlamda sayılabilen en tanınmış örneklerdir. Yine L. van Beethoven’in 9. Senfoni’sinin dördüncü bölümünde ve Joseph Haydn’ın (1732-1809) Senfoni No.100’deki (Askeri Senfoni) ikinci ve dördüncü bölümlerde ritm ve bazı enstrümanlarla (ziller, vurmalı çalgılar) bir Türk müziği (Mehter Müziği) etkisi yaratıldığı kaynaklarda belirtilmektedir.

Saraydan Kız Kaçırma (Opera, 1782)- W.A. Mozart
Ancak ilginç olarak tüm bu müziklerin bestelendiği dönemlerdeki insanların günlük yaşam tarzı hakkında özellikle resim tablolarında izlediğimiz kimi tarz/moda, alışkanlık ya da uygulamaların hemen hiçbiri mevcut değildir artık günümüzde. Örneğin en başta kadın ve erkek kıyafetleri olmak üzere, perukalar, şapkalar, hitabet biçimleri (romanlardan, anılardan ve mektuplardan anlıyoruz), sıkı kurallara ve karmaşık kalıplara bağlı danslar, vb.
Ama o dönemlerde yaratılmış olan müzikler bugün hayranlık ve zevkle dinlenmenin ötesinde, birçok güzel, olumlu duygu ve çağrışım da oluşturuyorlar dinleyende. Öyle ki, 21. yy. insanın seçim, beğeni ve sanatsal duyarlılığına hitap edebilmek bağlamında, bu nitelikteki çok sayıda müzik yapıtı için eksiksiz ve günceldir diyebilirim. “Modaları” hiç geçmediği gibi, yoğun bir lirizm ve zarafet içeren, üstelik günümüz insanının duygu ve düşünceleriyle bu denli örtüşebilen böylesi eserlerin yaklaşık dört yüzyıl, üç ve iki yüzyıl önce nasıl bestelenebildiklerine hep şaşırmışımdır. Çünkü o zamanlardaki neredeyse hiçbir alışkanlık ya da “moda” bugün varlığını sürdürmüyor, günümüze hiç uymuyor ya da “yeniden moda olmuyor”.
Güzel sanatlarda ya da güzel sanatlarla ilintili tüm yaratıcılık ve edimlerde (ör. roman, şiir, resim, sinema, tasarım, mimari, …), “moda ötesi” ya da “modası geçmeyen” niteliğe sahip yapıtlara sahiplik bakımından en başta gelen sanat dalı “müzik” olabilir mi acaba? Çünkü, her dönemdeki sıradan, gündelik ve salt tecimsel nitelikteki şarkılar/ezgiler bir kenara bırakılırsa, 17. yy.da “Barok Dönem” ile başlayan ve günümüze değin farklı coğrafyalarda, tarihsel dönemlerde, türlerde ve dillerde üretilmiş yüzlerce belki binlerce sözlü-sözsüz müzik yapıtı (Barok sonrası diğer klasik dönemler, caz, rock, popüler, folklorik müzikler), tüm dünyada “demode” nitelemesinden tümüyle ari olup; birer “klasik eser” olarak insanlığın ortak dağarcığında kuşaktan kuşağa aktarılmaya, icra edilmeye ve beğeniyle dinlenmeye devam ediyor…
SAMİ EREN
21 Nisan 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: