Çevirmen Olmazsa Kültürler Birbirini Tanıyamaz

Çevirmen Olmazsa Kültürler Birbirini Tanıyamaz

Çağdaş Alman edebiyatının önemli yapıt ve yazarlarını Türkçeye aktaran Ahmet Arpad’a göre, çevirinin olmadığı bir dünyada kültürler arası bir ilişkinin kurulması da mümkün değil.

25 Ağustos 2020 - 15:08 - Güncelleme: 25 Ağustos 2020 - 15:19
Reklam

 

Çeviri, bir dili başka bir dile, bir kültürü diğer bir kültüre yakınlaştırıyor. Fakat hep özenli ve tüm bir ömre yayılacak kadar ısrarlı bir sorumluluk da gerektiriyor. Çevirmenin çevireceği dilin özelliklerini bilip bunları okuyucuya doğru bir şekilde aktarması, aslında yaptığı işin gerektirdiği temel bir sorumluluk. 

Kendisiyle söyleştiğimiz Ahmet Arpad, Almanca konuşulan coğrafyanın belli başlı yazarlarını Türkçeye aktaran çevirmenlerin en ısrarlılarından biridir. 1968 yılından beri Almanya’da yaşayan ve yaratıcı çalışmalarını burada gerçekleştiren Arpad, sorularımızı yanıtlarken geçici bir döküm çıkardı. 

- Alman edebiyatının önemli yapıtlarını dilimize kazandıran bir çeviri ustası olduğunuzu, bu yapıtları Türkçeden okuyanlar iyi biliyorlar. Çeviri yapmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

Alman Dili Edebiyatı’ndan Türkçeye çeviri yapmaya İstanbul Üniversitesi’nde Alman Dili Edebiyatı yüksek öğrenimi yaptığım yıllarda (1963-1967) babam Burhan Arpad’ın özendirmesiyle başladım.

- Hangi kitabı çevireceğinize nasıl karar veriyorsunuz? İlk çevirdiğiniz kitap hangisiydi?

- Hangi kitabı çevireceğime ben karar veriyorum. Çoğu kez yayıncıya çeviri önerisini ben götürüyorum. İlk çevirilerim 1967 yılında Hermann Hesse’nin “Gençlik Bunalımlar” ve Heinrich Böll’ün “Palyaço” adlı yapıtlarıdır.

- Bir kitabın çevirisine başlarken yönteminiz nedir? Çeviri için nasıl bir ön çalışma yürütüyorsunuz?

- Bir yapıtı yayıncıya önermeden önce üzerinde bilgi toplamak, alıp okumak ve sonra çevirisini önermek çok önemli. 

STEFAN ZWEIG ÇEVİRMENİ 

- Adınız, Türkiye’de en çok okunan yabancı yazarlardan Stefan Zweig ile neredeyse özdeşleşti. Zweig, çok severek okuduğunuz ve severek çevirdiğiniz bir yazardır, diyebilir miyiz? Onu çevirirken zorlandığınız oluyor mu? 

Çevirdiğim bütün yazarlar insancıl yazarlar. İnsansever yazarlar onlar. Stefan Zweig’ı yeğlememin ilk nedeni de budur. Ünlü edebiyatçıyı 1940’lı yıllardan başlayarak Türk okuruna tanıtan çevirmen olarak bilinen babamdan devraldığım bu “misyonu” severek sürdürdüm. Çevirdiğim Zweig yapıtlarının sayısı bu arada yirmiyi buldu. Onu çevirirken kesinlikle zorlanmıyorum.

- Çevirmen, dilinin ve çevirdiği dilin yazınsal inceliklerini iyi bilmenin yanında, iki dilin edebiyatını da çok iyi tanımak zorunda mıdır? 

Çevirmen kesinlikle her iki dilin de yazınsal inceliklerini iyi bilmelidir. Kanımca yapıtın yazıldığı dilin tarihini, kültürünü ve toplumunu yakından tanıması da başarılı bir çevirinin ortaya çıkması için göz ardı edilemeyecek bir etkendir.

- Çevirdiğiniz yapıtlar içinde en uzun süren ya da sizi en zorlayan hangisiydi? Bir çevirmenin severek çevirdikleri yanında zoraki çevirdiği yapıtlar da var mıdır?

- 600-800 sayfalık sayısız Johannes Mario Simmel yapıtından sonra çevirdiğim en uzun romanlar Hans Fallada’nın 850 sayfalık “Kurtlar Sofrasında” ve 1200 sayfalık “Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar” adlı yapıtlarıydı. Burada kesinlikle söylemek isterim, hiçbirinde zorlanmadım. Çevirmen severek çalıştığında her çevirinin altından başarıyla kalkar! 

- Hangi türde kitapların çevirisi daha zordur? Şiir ve düzyazı çevirilerinin temel farklılıkları nelerdir? 

- Bu, çevirmene bağlıdır. Kimi çevirmen şiir çevirmeyi sever, kimi ise roman ve öykü çevirileri yapmayı yeğler. 

- Stefan Zweig’ı diğer Almanca yazan yazarlardan ayıran en belirgin özellikler nelerdir?

- Arkasında sayısız yapıt bırakmış olan Stefan Zweig halkın, çoğunluğun amaçlarını ve hedeflerini anlatır. Savaş karşıtı, sosyal görüşlü, toplumcu bu Avusturyalı yazar kadar değişik konulara eğilmiş bir başka 20’nci yüzyıl yazarı bulamazsınız. 

TÜRKÇEDEN ÇEVİRİLER DE ARTTI

- Türkiye’de ve Almanya’da çevirisi yapılan yıllık eser sayısı ve niteliği üzerine bir karşılaştırma yaptınız mı? Almancadan çeviri konusunda başka ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemiz hangi düzeydedir?

- Almancaya çevrilmektedir. Bunun nedenleri, Alman okurun Türk edebiyatçılarını merak etmesi, Almanya’da yaşayan üçüncü, dördüncü nesil Türklerin ülkemiz edebiyatını tanımak istemesi ve de devletin verdiği çeviri desteği. Bütün buna karşın son 80 yılda Almancadan dilimize yapılan çevirilerin sayısına erişmek mümkün değil. 

- Türkiye’de son yıllarda yayınevleri birçok Almanca eseri, bazıları önceden dilimize başarıyla çevrildiği halde yeniden çevirtiyor. Yeniden çevirideki mantık ne olabilir? Bunun üzerine neler söylemek istersiniz?  

- Bu bence bir dengesizlik. En büyük örneğini de Stefan Zweig’da yaşadık ve hâlâ da yaşıyoruz. Sanırım Türkiye’de yüze yakın Zweig çevirmeni var! Okur hangi çevirinin Zweig’ın anlatımı olduğunu nasıl ayırt edecek? Ünlü yazara saygısızlık yapıldığı gibi, okurun da kafası karıştırılıyor. Yayıncıların bunu nasıl göze alabildiğine şaşırmamak, hatta öfkelenmemek mümkün değil! Ünlü bir Avusturyalı Zweig uzmanı birkaç yıl önce Türkiye’deki Zweig çevirilerinden söz ederken şöyle konuşmuştu: “Çevirilerin içeriği ve çevirmenlerin sayısı, bende Zweig edebiyatının Zweig’dan para kazanmanın gerisinde kaldığı izlenimini bırakıyor.”

- Günümüz çevirmenlerini nasıl buluyorsunuz? Ağır ve çevirisi çok uğraş isteyen kitapların bazen çalakalem çevrildiğine tanık oluyoruz. Bu konuda bir sınırlama, bir denetim mekanizması var mı?

Ben ancak Alman Dili Edebiyatı’ndan yapılan çeviriler üzerine görüş bildirebilirim. Sizin de belirttiğiniz gibi “çalakalem çevriler” benim de gittikçe daha çok dikkatimi çekmeye başladı. Alman ve Avusturya edebiyatlarından eskisine göre daha çok çeviri yapılıyor, ancak merak edip okuduğum bazı çevirilerde Türkçenin kötü kullanıldığına tanık oluyorum. Kanımca sözünü ettiğiniz bir sınırlama, bir denetim mekanizması yok. 

- Bu aralar üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı?

- Son 6 ay içinde Bertolt Brecht, Stefan Zweig ve Franz Kafka’dan yeni çeviriler yaptım. Şu sıralar, daha önce iki yapıtını dilimize kazandırdığım Alfred Döblin’in bir romanını çeviriyorum.

- Çevirinin, “bir yapıtı başka dilde yeniden yazmak, yeniden yaratmak” olduğunu duyarız sık sık; bu konuda sizin görüşünüz nedir? Bu tanımlamayı doğru bulur musunuz?

- Bu, doğrudur. Yapıtı birebir çevirmek olmaz. Akıcılık yok olur. Okur böyle bir çeviriyi okuyamaz, en geç yarısına geldiğinde kitabı elinden bırakır. Çevirmene özgürlük tanımak zorunludur.

- Tarabya Çeviri Ödülü, Talât Sait Halman Çeviri Ödülü, aldığınız önemli çeviri ödüllerinden ikisi. Bu tür saygın çeviri ödülleri, çevirinin de, roman, öykü, şiir vb yazınsal türlerinden biri olduğunun altını önemle çiziyor diyebilir miyiz? 

- Evet, çok doğru bir saptama yaptınız... 2016 yılındaki Talât Sait Halman ödül konuşmam da bu saptamanızı destekleyen bir konuşmaydı. Bir bölümünü yinelemek isterim: “Bu gibi ödüller çevirmenlere verilen değeri göstermesi bakımında çok önemli. Devam etmesini, çoğalmasını istiyorum. Yayınevlerinin özellikle Avrupa ve İngiltere’den 20’nci yüzyılın nitelikli edebiyatçılarını nitelikli çevirilerle ülkemize taşımaları önemli. Aklın kapılarını, Batı kültürünü Türk okuruna açmaları bakımından çok önemli.

ÇEVİRMEN EN AZ YAZAR KADAR DEĞERLİDİR

- Bir yazarın ülkesi dışında çok okunmasında ve sevilmesinde, hatta uluslararası başarı ödülleri almasında çevirmenin payı nedir?

- Çevirmen en az yazar kadar değerli bir kişidir. O bir köprü durumundadır. Çevirmen olmadığı zaman hiçbir kültür, diğer bir kültürü tanıyamaz. İngiliz, Alman ya da Fransız kültürünü Türkiye’deki okura tanıtan, ona bütün kapıları açan çevirmendir.

- Bir kitabı çevirmeden, şayet yapılmışsa, önceki çevirilerini de okur musunuz? Diyelim ki, bir bölümü önceden olağanüstü güzellikte çevrilmiş, bu bölümü yine de (mutlaka) değiştirme zorunluluğu duyar mısınız?

- Hayır, çeviri yaparken, eğer varsa önceki çevirileri okuma alışkanlığım yoktur. Şimdiye kadar yaptığım 80’e yakın çeviri içinde bu durumla belki 2-3 kez karşılaştım. Kendi çevirime güvendiğim için gerekli görmüyorum bunu. 

- Çevirdiğiniz yazarlar içinde, sizin de uzun yıllardır yaşadığınız bölgenin bir kasabasında doğmuş, büyümüş (Hermann Hesse gibi) yazarlar da var. Komik gelebilir, ama bu yazarları çevirirken, yerdeşlik duygusunun çevirinize getirdiği olumlu etkiler oluyor mu?

- Sanırım dolayısıyla etkisi oldu. “Gençlik Bunalımları” romanı yaşadığım kente yakın, sık sık uğradığım şirin Calw’de geçiyor. Sonraki yıllarda Hesse’nin Calw’de yaşayan çok yaşlı bir yakın akrabasını da tanımış olmayı, onun anılarını dinlemeyi bir mutluluk kabul ediyorum. Çevirilerimde beni etkilemiş olan başka bir şey de, sekiz yapıtını Türkçeye kazandırdığım, toplumcu ve insancıl ünlü yazar Johannes Mario Simmel’i 1974-2008 yılları arasında yakından tanımış olmamdır.

- Fotoğrafla da profesyonel olarak uğraştığınızı ve sayısız sergi açtığınızı biliyoruz. Bu uğraşınız nasıl başladı? Çeviri ve fotoğraf sanatı birbirini besliyor mu, yoksa birbirinden zaman mı çalıyor?

- Edebiyat çevirilerimle fotoğraf sergilerim arasında önemli bir birliktelik var: Almancadan dilimize kazandırdığım yapıtlarda da, Anadolu’da çektiğim binlerce fotoğrafta da ortak konu insandır!

- Bir antoloji hazırlarken, seçtiğiniz yazarlarda nelere dikkat ediyorsunuz?

Antolojiye seçilen yazarların anlatımları değişik olsa da ortak yanları olması, örneğin aynı ideolojinin, amacın ve dünya görüşünün peşinden gitmeleri kanımca çok önemli. 

- Çeviri eserlerin, iki dilin toplumlarını birbirine yaklaştıran, kaynaştıran bir etkisi var mı?

- Edebiyat çevirmeni yarattıklarıyla toplumlar arasından bir köprü görevi üstlenir. Bu bir “kültür köprüsü”dür. Çevirmen olmadığı zaman, hiçbir kültür diğer kültürü tanıyamaz. Batı kültürünü Türkiye’deki okura tanıtan, ona bütün kapıları açan çevirmendir. Çevirmenler olmasaydı Nobel Edebiyat Ödülü verilemezdi!

BABAM VE ANNEME ÇOK ŞEY BORÇLUYUM

- Merhum babanız gazeteci, yazar ve çevirmen Burhan Arpad’ı da bir soruyla analım. Böyle bir babanın bugünkü geldiğiniz yerdeki ve çeviriye olan ilginizdeki payı nedir?

- Bugünkü konuma gelmemde babamın ve de annemin, payı büyüktür. On bir yaşımdan başlayarak Almanca öğrenmemi sağlayan onlardı. Çeviriye başlamama babam neden olmuştu. O yıllarda beni hep manen desteklemiş, ancak hiçbir zaman yaptığım çevirileri okuyup da “Şunu şöyle yap”, dememişti. Beni o konuda özgür bırakmıştı. Yapıtı çevirmeden önce ve çevirdikten sonra üzerinde konuşurduk, fakat hiçbir zaman yaptığım çeviriye karışmamıştı. 

- Bir gününüzü değerli okurlarımıza özetler misiniz? Nasıl bir disiplin içinde çalışıyorsunuz?

- Günün 4-5 saatlik bir bölümünü çeviriye ayırıyorum. Kesinlikle daha fazla çalışmıyorum. Bir çeviriye başladığımda hiç duraksamıyorum, araya başka uğraşılar katmıyorum. Bu görevde disiplin çok önemli. 

- Genç çevirmenlere önerileriniz nelerdir?

- Çevirmenin toplumlar arasında önemli bağlayıcı bir görev yerine getirdiğini genç çevirmenler daha baştan kavramalıdır. Sadece yabancı dil bilmek, çevirmenliğe atılmak için yeterli bir neden değildir. Edebî bir eser çevirmesi için çevirmenin genel kültürünün olması, çevirdiği dilin kültürünü, ülkesini tanıması onun yararınadır. Bu görevi üstlenen ve onu ömür boyu sürdüren kişi kanımca her çeviride yazarla ve metinle bir yakınlaşma, düşünüş içine girmek zorundadır. Çocuk öyküleri, aşk romanları, polisiye ve macera romanları çeviren bir kişinin batı edebiyatının klasiklerini de çevirmesi kanımca komik olur! Ben çevirmenin bir edebiyatçı/yazar yanının da olması gerektiğine inanıyorum. Çevirmenliği bir meslek olarak kabullenip ciddiye almak gerekir. O bir yan uğraşı değildir. Çünkü çeviri, sizin de az önce belirttiğiniz gibi edebiyatın yazınsal türlerinden biridir. Genç çevirmenlere başka bir önerim de savaş karşıtı, sosyal görüşlü, toplumcu yazarları yeğlemeleri, onları Türk okuruna tanıtmaları olacak.

- Çeviri uğraşınız dışında, 80’li yıllardan bu yana Cumhuriyet gazetesinin sayfalarında zaman zaman Almanya’dan yolladığınız bilgilendirici yazılarınıza rastlıyoruz. Gazete yazılarınız konusunda neler söylemek istersiniz?

- Ben bu görevi 1986’da üstlendim. O günden bugüne Güney Almanya’dan ve Almanya’nın arada bir ziyaret ettiğim komşu ülkelerinden kaleme aldığım, çoğunlukla Türkiye’deki okurun medya haberlerinde bulamayacağı bilgileri içeren makaleler Cumhuriyet Gazetesi’nde 1986’dan günümüze yayınlanıyor. Bu yazılarımdan yapılan seçkiler 2006 ve 2018 yıllarında kitaplaştırıldı da.

AHMET ARPAD KİMDİR?

1942 İstanbul doğumludur. Orta ve lise öğrenimini Alman ve Avusturya okullarında tamamlayan Arpad İstanbul Üniversitesi’ndeki Alman Dili Edebiyatı yüksek öğreniminin ardından 1968 yılından bu yana Almanya’da yaşıyor. Bu ülkede serbest gazeteci, fotoğraf sanatçısı (40’dan fazla sergi) ve çevirmen olarak yaşamını sürdüren Ahmet Arpad özellikle Heinrich Böll, Gerhard Hauptmann, Hermann Hesse, Stefan Zweig, Anna Seghers, Pablo Neruda, Johannes M. Simmel, Thomas Bernhard ve Harry Mulisch’in çeşitli eserlerini dilimize kazandırdı. Adı geçen yazarların öykü, roman, anı ve tiyatro dallarında yazdığı ve ülkemizde sayısız baskısı yapılan eserlerinde toplumcu yan özellikle dikkati çekti. 

Ahmet Arpad 1999’da, Mercedes Benz’in uzun yıllar Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmış olan Edzard Reuter ve Stuttgart’ın Büyük Kent Belediye Başkanlarından Prof. Manfred Rommel ile Baden-Württemberg Eyaleti Yönetimi, Stuttgart Belediyesi ve Robert Bosch Vakfı’nın desteğinde Alman-Türk Forum’unu kurdu. Arpad, Almanya Gazeteciler Cemiyeti Deutsche Presse Verband’ın (DPV) uzun yıllardır üyesidir. 1994-1995 Abdi İpekçi Gezi Yazısı yarışması ikincilik ödülü sahibi Ahmet Arpad aynı zamanda PEN Türkiye Merkezi, Salzburg Stefan Zweig Centre, Salzburg Üniversitesi bünyesinde kurulu Enternasyonal Stefan Zweig Cemiyeti’ne ve Türkiye Çevirmenler Meslek Birliği ÇEVBİR’e de üyedir.

Ahmet Arpad Alman Dili Edebiyatı’nın ünlü yazarlarını Türkçeye kazandırdığı için 2012 yılında, Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Goethe Enstitüsü, Robert Bosch Vakfı ve S. Fischer Vakfı tarafından ortaklaşa verilen Tarabya Çeviri Ödülü’ne layık görüldü. Ahmet Arpad, Anna Seghers’in Transit adlı yapıtının başarılı çevirisi nedeniyle İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2016 Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’ne layık görülmüştür. 

+49 -TAMER ÇAĞLAYAN – SELÇUK ÜLGER 


 


 



 

Reklam
Bu haber 2916 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
CSO eski Başkemancısı Oktay Dalaysel vefat etti
CSO eski Başkemancısı Oktay Dalaysel vefat etti
19. Devlet Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı
19. Devlet Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı