Deliorman, "Şef Seçimi Kanayan Yaramız"
Reklam
  • Reklam

Deliorman, "Şef Seçimi Kanayan Yaramız"

Cemi'i Can Deliorman, CSO'da iletişim, halkla ilişkiler, uluslararası tanıtım, sosyal medya gibi birimlerin kadro karşılığı olmamasının büyük eksik olduğunu söyledi.

28 Haziran 2020 - 22:46 - Güncelleme: 28 Haziran 2020 - 23:24
Reklam

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 1. Şefliğine getirilen Cemi'i Can Deliorman, CSO yasasındaki en büyük boşluğun şef seçimi konusunda olduğunu belirterek “Şu an kanayan yaramız. İvedilikle şef seçiminin çoğulcu, yüksek kriterlere dayanan bir maddeye dönüşmesi gerekiyor” dedi. Hürriyet Kitap-Sanat Eki'nde Serhan Bali'nin yazılı olarak gönderdiği sorulara verdiği cevaplar yayımlanan Deliorman, şef seçimiyle getirilecek orkestra şefi konusunda “Bu seçim sistemiyle gelen şeflerin ‘ömür boyu’ değil belirlenmiş zaman periyotlarında görev yapmasını sağlamalıyız. Dünyanın hiçbir yerinde bir orkestra şefi ömrü boyunca şeflik kadrosunu işgal edemez çünkü bu hem şefin hem orkestranın sanatsal gelişimi açısından yanlıştır” görüşünü ortaya koydu.

Bilindiği gibi CSO yayasında şef seçimine ilişkin maddeler bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle kaldırılmış, böylece hükümetlere istediği kişiyi atamasının önü açılmıştı. Üç yıldır CSO'nun yardımcı şefliğini yapan Cemi'i Can Deliorman da, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca, Rengim Gökmen'in süresinin dolmasıyla boşalan 1. Şeflik kadrosuna vekaleten atanmıştı. 36 yaşındaki Deliorman CSO'dan önce de Devlet Çoksesli Korosu'nun daveti ve sınaması ve yaptığı sınavı vererek yedi yıl süreyle şefliğini yapmıştı.

Deliorman, CSO'nun orkestranın bir eksiğini de şöyle anlattı: “Bir diğer eksiğimiz orkestra için çalışacak iletişim, halkla ilişkiler, uluslararası tanıtım, sosyal medya gibi birimlerinin kadro karşılığı olmamasıdır. CSO gibi bir markaya dünyayı takip eden, alanında profesyonel ekipler gerekiyor.”

Eğitimini Eskişehir ve Viyana’da sürdürdün. Viyana hayallerini mi süslüyordu, tesadüf müydü?
Viyana’ya gittiğimde 18 yaşındaydım ve keman bölümünde öğrenciydim ama son üç yılımda orkestra şefliğine yoğunlaşmıştım. Viyana tamamen tesadüftü, sınavına girebileceğim okulların listesini çıkarmıştım. Viyana Müzik Üniversitesi’nin sınavı en yakın tarihli tercihimdi ve kazanınca diğer okullara gitmek zorunda kalmadım.
Eğitimini Avusturya odaklı yapmanı nasıl yorumluyorsun?
Aslında ABD’nin Princeton Üniversitesi’nde geçirdiğim yaklaşık bir yıllık dönem daha var ki müzisyenlik serüvenimde önemli yer tutar. Üniversitemin temsilcisi olarak gitmiştim ve bu olanak Lincoln Center ve Carnegie Hall gibi salonlarla koro şefi olarak yakın işbirliği yapmamı sağladığı gibi Amerikan orkestralarını ve sistemini öğrenmeme yol açtı. Avusturya’daki yedi yıllık lisans ve lisansüstü dönemim de pek çok atölye ve seminere katılma olanağı bulduğum verimli yıllardı.

Avusturya’da kalabilir ve orada güzel bir kariyer yapabilirdin ama yurda döndün, bunun nedeni neydi?
Bitirme tezimi yazdığım son dönemde Devlet Çoksesli Korosu beni ülkeme davet etti. Büyük bir mutlulukla Türkiye’ye döndüm çünkü yeni mezun olmuştum ve koromuzun diğer orkestralarla sıkı işbirliği ilgimi çekmişti. Her gün prova yapabilecek ve farklı orkestralarla sıklıkla çalışabilecektim. O sıra Avusturya’da Teknik Üniversite Orkestrası’nın ve birkaç amatör koro topluluğunun şefliğini yaparak hayatımı kazanıyordum. Türkiye çok daha heyecan verici bir seçenekti.

Türkiye’de uzun süre koro şefi olarak bilindin, sonra orkestra şefi yüzünle seni daha çok görür olduk. Koro şefliği ve orkestra şefliği at başı mı gelişti?
Bu sorunun cevabının ilginç bir hikâyesi var. Hem Viyana’da hem Graz’da orkestra şefliği okudum, ancak Graz’da ders veren ve kariyerimin en büyük mimarlarından olan Viyana Singverein Korosu şefi Johannes Prinz ile koro şefliği çalışma imkânı da buldum. Onunla öylesine anlaştık ki isteksizliğime rağmen müthiş bir ısrarla beni koro şefliği sınıfına sınavsız aldı ve orkestra şefliği bölümüyle beraber koro şefliği okumamı da sağladı.
Devlet Çoksesli Korosu’ndaki şeflik deneyimine dair neler söylersin?
DÇK benim için bir yuvadır, bir mabet gibidir. Profesyonel bir koronun her gün prova yapması genç bir şef için dünya üzerinde hiçbir yerde bulamayacağı benzersiz bir fırsattır. Yedi yıl boyunca koroyla çok yoğun bir çalışma süreci geçirdik, eskiden yeniye repertuvarın sınırlarını zorladık, yeni eserler çıkardık, yarışmalar ve çalıştaylar düzenledik. Çok verimli, mutlu geçen bir yedi yıldı. Orkestra konserleri yoğunlaştıkça koroya daha az zaman ayırır oldum ve kıymetli koromu çok iyi bir koro şefine mutlulukla devrettim.
Artık CSO’nun dümeni senin elinde. En köklü orkestramızın bugüne kadar başına geçen en genç şefsin. Bu görev omuzlarına nasıl sorumluluk yüklüyor?
Zaten üç yıldır CSO’nun yardımcı şefi olarak gecemi gündüzüme katmış çalışıyorum. Hayatımda köklü bir değişikliğin olduğunu söyleyemem, aynı disiplinle çalışmaya devam ediyorum. CSO’nun marka değerinin ne kadar büyük olduğunun bilinciyle ama bunu yük olarak görmeden, aksine, bu sorumluluğun yüklediği motivasyonla hareket ediyorum. Hedefim bu orkestranın saygın bir dünya markasına dönüşmesidir, nitelikli müziği en üst düzey kalitede dinleyicisine sunmaktır. Bunun için çalışmayı; daha iyi olanı, daha yeni olanı, daha nitelikli olanı aramayı temel görevim olarak görüyorum.
Orkestrayla ilişkilerin nasıl? Orkestracıların senin gibi genç bir şefe olan yaklaşımlarından bahseder misin?
Son üç yıldır CSO evim haline geldi. Orkestranın genç şeflere yaklaşımının ne kadar olumlu olduğunu davet ettiği genç şeflerin sayısının artmasına bakarak anlamanız mümkün. CSO yılların verdiği tecrübesiyle orkestrayla iyi müzik yapabilen, çalışkan, zamanı iyi ayarlayan, müziği iyi anlayan ve iyi anlatabilen, samimi her şefe kucak açan bir topluluktur.
CSO’yu yeni yönetimin altında nasıl bir gelecek bekliyor? Kısa, orta, uzun dönemli projelerinden bahseder misin?
Yakında yeni konser salonumuza kavuşmanın tarifsiz mutluluğunu ve heyecanını yaşıyoruz. Burada dünyanın büyük konser salonlarındaki gibi bir içerik oluşturmayı hedefliyoruz. Seçki bir bütünlük oluşturmalı, yani program bir hikâye anlatmalı. Gelen yabancı solist ve şefler Türkiye’nin tanıtımını yapabiliyor olmalı, Türk bestecilerini öğrenip icra edebilmeli. CSO’nun uzun vadede yurtdışında konser verme olanakları üzerine çalışıyoruz, menajerlerle görüşüyor, projeler üretiyoruz. Kadromuza kısa süre sonra alacağımız 31 yeni müzisyenle çok dinamik, her konseri CD kaydı performansında konser tecrübeleri yaşatmayı hedefliyoruz.
Dinleyicimizin ‘yeni müzik’ kavramıyla daha sık temas edebilmesini de arzuluyorum. Bu sene planladığımız ancak pandemi nedeniyle iptal ettiğimiz ‘yeni müzik festivali’ bunun bir örneği. Klangforum Wien, Ensemble Recherche, Beat Furrer, Refik Anadol, Hezarfen Ensemble, Makrokosmos Quartet gibi alanlarındaki en iyi sanatçı ve toplulukları bir araya getirecektik. Dünyayı kasıp kavuran bestecilerimiz var, çoğunu yeterince tanımıyor, eserlerini çalmıyoruz. Bu anlayış değişmeli. Müziğin salt ‘eğlence aracı’ olmadığının da anlaşılması gerekiyor.

CSO’nun yeni konser salonu seni heyecanlandırıyor mu? İzmir Saygun’dan sonra Türkiye iyi akustikli bir konser salonuna daha kavuşacak mı?
Yeni CSO Konser Salonu, mimarisiyle, teknik ve akustik donanımıyla dünyanın sayılı konser salonlarından olacak. Salon orgu da gelecek yıllarda bittiğinde Türkiye’nin bu kapsamda senfonik konserler için tasarlanmış gözbebeği olacak.
Ankaralı konser dinleyicilerinden, CSO’severlerden beklentilerin nelerdir?
CSO’nun çok sadık, ilgili ve bilinçli bir dinleyici kitlesi vardır. Biletleri satışa çıktıktan beş dakika sonra tükenen bir orkestrayız ve yeni salonumuzla şu anki kapasitemizin üç katına çıkacağız. Dinleyicilerimizden beklentim her zaman olduğu gibi konserleri takip etmeleri, beklentilerini ve eleştirilerini bize anlatmaları.
CSO yasasının değişmesi/güncellenmesi gerektiğini düşünüyor musun? Bu konuda önümüzdeki dönemde gelişme görebilir miyiz?
CSO yasasında düzelmesi gereken büyük boşluklar var. Bunların en başında orkestra şef seçimi geliyor. Şu an kanayan yaramız. İvedilikle şef seçiminin çoğulcu, yüksek kriterlere dayanan bir maddeye dönüşmesi gerekiyor. Bu seçim sistemiyle gelen şeflerin ‘ömür boyu’ değil belirlenmiş zaman periyotlarında görev yapmasını sağlamalıyız. Dünyanın hiçbir yerinde bir orkestra şefi ömrü boyunca şeflik kadrosunu işgal edemez çünkü bu hem şefin hem orkestranın sanatsal gelişimi açısından yanlıştır. Bir diğer eksiğimiz orkestra için çalışacak iletişim, halkla ilişkiler, uluslararası tanıtım, sosyal medya gibi birimlerinin kadro karşılığı olmamasıdır. CSO gibi bir markaya dünyayı takip eden, alanında profesyonel ekipler gerekiyor.

Bu haber 5003 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
CSO, 29 Ekim'de Patara'dan Canlı Yayında
CSO, 29 Ekim'de Patara'dan Canlı Yayında
Hadi Asitanelioğlu'nu Koronadan Yitirdik...
Hadi Asitanelioğlu'nu Koronadan Yitirdik...