KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 8
Reklam
  • Reklam

KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 8

Sâkin Derbent'in ardından Petersburg'da yaşananlar...

08 Mayıs 2020 - 00:05 - Güncelleme: 07 Haziran 2020 - 13:04

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

8

Üniversite Seçimi

İbrahim Bey, Rus lisesini bitirdiğinde, gönlü halkına hizmet etme ülküsüyle dolup taşıyormuş. Kesinlikle Rus subayı olmak istemediğini biliyormuş. Avukat amcası Kasım Bey’e bakınca başka bir meslek seçebileceğini görüyormuş, ama amcasının mesleği ilgisini çekmiyormuş. Fen ve matematiğe olan yeteneği, onu o yıllarda pek gözde bir yüksek öğrenim kurumu olan Petersburg’daki Ulaştırma Mühendisliği Enstitüsü’ne yönlendirmiş. Uçsuz bucaksız Rusya’da insanları ve malları bir yerden başka bir yere ulaştırmak en önemli konuymuş: yol yapımı, özellikle de demiryolları yapımı çok önemseniyormuş.

Kandinsky'nin tren tablosu. Rusya halkının yaşamında önemli bir yeri olan demiryolları –edebiyattan resme- ülke sanatına yansıyor. İstasyon, Tolstoy’un Anna Karenina’sının hem başlangıç hem de bitiş sahnesidir. Büyük yazarın yaşamının da son sahnesi olacaktır.

Dostoyevski’nin ünlü portresinin de ressamı olan Vasili Perov’un Rus trenlerinde her toplumsal

sınıftan, her etnik gruptan insanın bir araya geldiğini anlatan bir çizimi..

Ulaştırma Mühendisliği Enstitüsü sınavla öğrenci alıyormuş. İbrahim Bey sınavlara girmiş; ancak Azerbaycanlı tarihçi Adalet Tahirzade’nin belirttiğine göre, Rusya’nın özellikle teknik üniversitelerine Müslümanların girmesine türlü bahanelerle engel çıkarılıyormuş. Bugün Rusya Devlet Arşivlerinde, İbrahim Bey’in aldığı puanı belirterek üniversiteye kabul edilmek için yazdığı dilekçe yer alıyor; bu dilekçede kendinden daha az puan alanların kabul edildiğini öne sürerek hakkını arıyor.

Enstitü İbrahim Bey’in gerekçesini kabul ediyor etmesine ama geç kabul ettiği için ancak ertesi eğitim yılında Petersburg Ulaştırma Mühendisliği Enstitüsü’ne başlayabildiği görülüyor. Rusya’da hem Rus olmamak , hem de Müslüman olmak nedeniyle karşılaştığı belki ilk güçlüktür bu. Siyasal bilinçlenmesini etkilemiş olsa gerek.

Okul arması: Bu armanın altındaki çıpa ve çekiç, Rusya’da giyilen mühendis üniformalarına da işlenir. İbrahim Bey’in mühendis giysili fotoğraflarını gören Türkiye’deki arkadaşları bu imgeyi orak- çekiç sanma yanılgısına düşerler

Evlilik

İbrahim Bey, ilk kez Kafkasya’nın dışına çıkacaktır. Rusya’nın başkenti Petersburg’a gitmeden, ailesi onu varlıklı bir tüccar olan dayısı Hacı Fethullah’ın kızıyla baş göz eder. Belki, amcası Kasım Bey gibi Petersburg’dan bir Rus kızıyla dönmesinden çekinildiği için böyle bir çözüm bulunmuştur. Belki de zaten gençlerin birbirinde gönlü vardır.

RUSYA’NIN BAŞKENTİNDE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ

Gümüş Çağ Şehri Petersburg

Her ne kadar resmî adı Sen Petersburg olsa da halk arasında çoğunlukla Petersburg diye anılan şehirden bu yazı dizisinde de Petersburg olarak söz edilecek. Birinci Dünya Savaşı’nda adı Ruslaştırılarak Petrograd’a, Sovyet döneminde ise Leningrad’a dönüşen Petersburg, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından yeniden Çarlık dönemindeki adıyla anılmaya başladı.

Çok geçmeden, Türkiye’den Rusya’ya turistik geziler düzenlenir oldu. Dedem İbrahim Haydaroğlu’nun yaşamında önemli bir yeri olan Petersburg’u görmek istiyordum, ama “Rusları sevmem, Rusya’ya gitmem” diyen annemi benimle gelmeye ikna edemiyordum bir türlü. Arkadaşlarımız gruplarla gidiyorlar, ben bu şehri ille de annemle görmek istediğim için onlara katılamıyordum.

Sonunda bir gün, Çariçe II. Katerina’nın 18. yüzyıl sonlarında kendi özel koleksiyonu için yaptırdığı Hermitage Müzesi ile ilgili bir videoyu izleyince, Petersburg’a gitmeyi kabul etti annem. 2002’de, Türkiye’den tur şirketlerinin Rusya gezileri için önerdikleri tarih olan Haziran ayında, Petersburg sıcaktan yanıyordu! Oysa, bizim duyduğumuz Petersburg’un havası böyle değildi! Müzenin girişindeki merdivenlerde kuyruğa girmiş turistler saatlerce sıra bekliyordu. Biz daha merdivenlere adım atmadan sırada epeyce beklemiştik. Birden rehberimiz “Gelin” dedi; merdivenlerde bekleyenlerin yanından geçip Müze’ye girdik. Sonradan öğrendik ki, meğer rehberimiz grupta annem yaşındaki birkaç kişiyi güneşin altında daha fazla bekletmemek için müze görevlilerine rüşvet verip grubumuzu öne geçirmiş!

2002’de gittiğimizde, Petersburg kuruluşunun 300. yıldönümüne hazırlanıyor, bütün yapıları elden geçiyor, bakım görüyordu.

Bizim Deli Petro dediğimiz -Ruslarınsa Büyük Petro dedikleri- I. Petro,daha tahta geçmeden gördüğü kanallar şehri Amsterdam’dan etkilenmiş ve ülkesinin başkentini Moskova’dan dünyaya açık bir liman kentine taşımaya karar vermişti. Deniz ticaretinde gelişmemiş bir ülkenin kalkınamayacağını düşünmüştü. Tahta geçip 1703’te İsveç kalelerini aldıktan sonra Baltık Denizi’ndeki Finlandiya Körfezi’ne dökülen Neva Irmağı’nın 60 kollu deltası üzerine şehir kurmak gibi “delice” (yoksa “çılgınca” mı demeli?) bir işe kalkışmıştı.  “Avrupa’ya açılan yeni bir pencere” olarak düşündüğü bu şehrin yapımında esir Kazakları çalıştırmıştı. Petersburg, deltanın 100 adası ile ırmağı çevreleyen ovadaki bataklığın kurutulmasıyla oluşturuldu. Bu sırada onbinlerce Kazak kölenin ya sıtma, dizanteri gibi hastalıklardan ya da soğuktan donarak hayatını kaybettiği belirtilir.

I. Petro (Fransız ressam Jean-Marc Nattier 1715’te Amsterdam’a giderek o tarihte orada kalmakta olan Çar’ın resmini yaptı.)

Şehir kurulurken, Neva ırmağının taşıp ovayı sular altında bırakmasının önüne geçmek için taşkın sularını akıtmak üzere kanallar yapılmış. Sonuçta, yapay kanalların yanı sıra doğal boğazlarıyla da içinde suların dolaştığı bir şehir çıkmış ortaya: suları aşmak için sayısız köprüsü, göz alabildiğine yayılan parkları, gösterişli anıtları, zafer takları, geniş meydanları ve caddeleri olan, düzenli bir plana göre yapılmış bir şehir…

Valentin Serov’un 1907 tarihli Büyük Petro tablosu

İbrahim Bey, bu şehre bizim gidişimizden yüz yıl önce bir sonbahar günü gider ilk kez.

Eşiyle birlikte, Hazar Denizi’nin kıyısındaki Derbent’ten trene binip Rusya’nın Avrupa kıtasındaki topraklarını güneydoğudan kuzeybatıya kat ederek Baltık Denizi’nin Finlandiya Körfezi kıyısındaki Petersburg’a varırlar. Geldikleri şehirde yılın yalnızca 35 günü havanın açık ve güneşli olduğunu ve o güneşli günlerin de bu yıl artık geride kaldığını bilmezler.

100 yıl öncesinin Petersburg’u, Gümüş Çağ şehri olarak anılır. Rusya İmparatorluğu’nun başkenti, sanayi ve ticaret merkezi, Rusya’da öncü düşüncenin ve yaratıcılığın doğduğu yerdir aynı zamanda.

İbrahim Bey, Rus edebiyatçıları aracılığıyla Petersburg’un yabancısı değildir. Puşkin, Tolstoy, Lermontov, Turgenyev ve Gogol gibi edebiyatçıların; Çaykovski, Musorgski gibi bestecilerin yaşadığı; Rus romanlarının ünlü kahramanlarının serüvenlerinin geçtiği şehirdir burası... Ozanların, yazarların büyüsüne kapıldıkları şehir…

İbrahim Bey’le eşi istasyondan inince göz kamaştıran bir lüks ve şaşaanın içinde bulurlar kendilerini. Petersburg, bir Avrupa şehri görünümündedir. Yapıların neredeyse tümü İtalyan ve Fransız mimarlarca tasarlanmıştır.Batılı gezginler, bu şehri “Rusya’nın Venedik’i”, “Roma’sı”, “Londra’sı”, “Paris’i”, “Berlin’i” olarak tanımlamaya çalışırlar; çünkü geleneksel bir Rus şehrine benzemez.20. yüzyıla girerken günün modası “art nouveau” akıma uygun yeni yapılar da şehrin çehresine eklenmiştir.

1900 yılında Petersburg

Kurşunî (kimilerine göre gümüşî) gökyüzünün altındaki görkemli yapılar arasında şık insan kalabalığının, yoğun bir atlı tramvay ve atlı araba trafiğinin ardındaki yoksulluk da gözlerden kaçacak gibi değildir… 1861’de serflik kaldırılınca köylüler şehre akın etmiş, işçi sınıfının temelini oluşturmuşlardır. Nüfusu 1,5 milyonu aşan şehirde yoksul işçiler önemli bir kesimdir.

Genç çift, gelinin babası, damadın dayısı olan tüccar Hacı Fethullah’ın sayesinde iyi, rahat bir eve yerleşir. Yepyeni bir ortamda, kendilerini nelerin beklediğini bilmedikleri yepyeni bir hayata adım atarlar.

Genç çiftin daha fazla Rus müziği duyacakları bu dönemin başlangıcında Azerbaycanlı “Halk Sanatçısı” Müslüm Magomayev’i (1942-2008) bir konser kaydında izleyebiliriz: Mavi Sonsuzluk… https://youtu.be/gBLKwy8K3G0

DEVAMI YARIN

 


 

 


 

Bu haber 973 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Brezilya'da Piyano / 19
Brezilya'da Piyano / 19
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5