KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 39
Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 39

İbrahim Bey'in çekirdek ailesi, sonunda Tiflis'de bir araya gelebilir. Artık birer Kafkasya göçmeni olarak yollara düşeceklerdir.

08 Haziran 2020 - 00:04 - Güncelleme: 08 Haziran 2020 - 13:49

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 39

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

39

TİFLİS'TE İKİRCİKLİ BEKLEYİŞ VE KAÇIŞ

İbrahim Bey ile Nisa Hanım Tiflis’te birbirlerine kavuştuklarında bir süre orada yaşayacaklarını, günün birinde Azerbaycan’a ve Dağıstan’a döneceklerini düşünürler. Kafkasya’dan ayrılmayı akıllarından geçirmiyorlardır. Dağıstan’da çeteler hâlâ -artık “komünist” olarak söz edilen- Bolşeviklere rahat vermemektedirler. Gürcistan’da da Sovyet karşıtı milisler vardır; ama hükümet Sovyetlerle barış antlaşması yapmıştır. Bu antlaşmaya güvenerek -Mondros Ateşkes Antlaşması sonunda Osmanlı ordusu Batum’dan çekilince yerine gelen- İngiliz ve Fransız askerlerini limandan çıkarmıştır; Sovyet Rusya’yla uzlaşarak varlığını koruyabileceğini umar. Ülkedeki Sovyet karşıtlarını dizginlemeye çalışır. Aynı hükümet, İbrahim Bey’in -kardeşinin mühendis kimliğini göstererek Azerbaycan’dan kaçışına fırsat sağlayan- köprü onarımı konusunda da Azerbaycan’daki komünist yönetimle anlaşmıştır.

Nisa Hanım’la İbrahim Bey’in akılları Azerbaycan’da dadılarıyla kalan, bir türlü yanlarına aldıramadıkları çocuklarındaymış.

Önce babaları ortadan kaybolan, sonra anneleri giden küçük Minnetullah ile Leylâ, dadıları Maşurina ile Bağı Dayı dedikleri komünist yetkilinin evinde kalmayı sürdürüyorlarmış. (Çocuklar, dadılarına Rusça “dadı” anlamında “nyanya” demez de “nyanka” derlermiş.) Oğullarının Bakü’de “nyanka”sı ve küçük kızkardeşiyle birlikte Bağı Dayı’nın evinde yaşadığı günlere ilişkin bir anısı var: “Bir gün nyanka bana ‘Gel de bacaklarını keseyim’ dedi; öyle korktum ki bütün gün saklandım, beni bulursa bacaklarımı keser diye ödüm koptu. Meğer kısalan ve dizleri epriyen pantalonumun paçalarını kısaltmak istiyormuş” diye anlattı.

İbrahim Bey ile Nisa Hanımın çocuklarını Tiflis'e getirecek trenin kalktığı Bakü istasyonu.

Öte yandan, Tiflis’te çocuklarını Bakü’den nasıl getirteceklerini düşünüp duran çiftin bir kızları daha olmuş. İbrahim Bey’in anneannesi Hacı Fatma Hanım’ın adını vermişler ikinci kızlarına. Fatma bebeğin doğumunun ardından Nisa Hanım artık öteki çocuklarının özlemine dayanamamış. Karı koca, Nisa Hanım’ın Bakü’ye dönmesine karar vermişler. Yolda bir sorunla karşılaşmaması için İbrahim Bey’in eşi olduğu bilinmemeliymiş. Bunun için imamdan, boşandıklarına ilişkin bir kâğıt almaları gerekiyormuş. Boş kâğıdını almaya giderlerken, her gün yanından geçtiği köpek Nisa Hanım’ın önünü kesmiş. Her gün elinden yediği, başını okşattığı Nisa Hanım’a hırlamakla kalmamış, onu bir kaç yerinden ısırmış! Nisa Hanım çok şaşırmış, köpeğe ne olduğunu anlamamış. Köpeğin kuduz olmasından kuşkulanılmış. Doktor gözetiminde kalması için Bakü’ye gidişi ertelenmiş. Ertesi gün, Bakü’den haber gelmiş: 

***

O sırada Memduh Şevket (Esendal- yanda) Bakü’de Ankara hükümetinin temsilcisiymiş. Maşurina’yı Azerbaycan’dan çıkarmak için ona esir düşüp ölmüş bir Osmanlı askerinin dul karısıymış gibi pasaport vermiş. Böylece, esirlerin geri verilmesi kapsamında Azerbaycan’dan çıkabilecekmiş. Türk askerinin iki çocuklu karısı… Üstelik, sağır ve dilsiz!… Çünkü konuşacak olsa, Türkçe bilmiyor; Rusçayı ise Petersburg şivesiyle yani en seçkin Rus şivesiyle konuşuyor!... Ancak, Maşurina kendisine verilen rolü hakkıyla oynamaya kararlıymış. İki çocuğun da ayakkabılarının içine koyabildiği kadar altın koymuş. “Ben ‘konuşabilirsin’ diyene kadar hiç konuşma” diye tembihlemiş oğlana… Boynundaki haçı çıkarıp ağzına almış. Çarşaf giymiş. Sonra biri üç, öteki bir yaşındaki iki çocuğu da kucağına alıp kendilerini trene bindirmekle görevli kişinin eşliğinde istasyona gelmiş. Ama trene binmekle bitmiyor ki iş! Asıl sorun sınırı aşıp Gürcistan’a geçmekte!… Sınırda iki kadın görevli bakmış pasaportuna. Önce konuşturmaya çalışmışlar onu. İçlerinden biri Türkçe soru sormuş. Karşılık alamayınca Rusça sormuş. Yine yanıt alamayınca:

Boşver, uğraşma!” demiş öteki. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

Dilsiz mi? Ala ala bu dilsizi mi almış Türk askeri?”

Onlar öyledir. Dilsiz milsiz fark etmez onlara…”

Benim bildiğim, sağır dilsizle evlenmez!”

Savaş felâketinde insanın başına herşey gelebilir!”

Bütün bunları duyan Maşurina, anladığını belli etmeden beklemiş.

Sonunda uydurma kimlik belgesini ellerinden alınca içinden bir “Oh!” çekmiş olsa gerek.

***

Oğlu, tren Tiflis’te gara girerken peronda bekleyen İbrahim Bey’i görünce: “İşte, benim babam!” dediğini anımsıyor.

KAFKASYA’YA VEDA

Aile Tiflis’te bir araya gelse bile burada da kalıcı bir düzen kuramayacakları belli olur. Kızılordu Gürcistan’ı da işgal etmek üzeredir. Artık Kafkasya’ya veda zamanı gelmiştir. Pek çok Kafkasyalı, Batum üzerinden gemiyle Türkiye’ye; oradan da Avrupa’ya kapak atma çabası içine girer.

İbrahim Bey’in kardeşi Ömer Bey de Tiflis’e gelmiş, ağabeyinin yanında kalmakta, ailesinin gelişini beklemektedir. Eşiyle oğlunu yanına alır almaz dağları aşıp Karaköse’ye geçmenin yolunu bulacaktır.

GEMİYE GEÇ GELİŞ

İbrahim Bey’in oğlunun anlattığına göre, kendileriyle aynı vapurda Batum’dan kaçanlar arasında Tiflis’te lokantası olan Çerkes ulusundan Mecit Bey Trahov1 varmış. Aynı vapurdaki isimlerden biri Nurettin Nurettinov2 , bir başkası Mir Yakup Mehdiyev3 imiş.

***

Lev Lagano'nun 1881 tarihli Batum Limanı tablosu

Batum limanında hava kapalı, dondurucu bir rüzgâr esmektedir. Kalabalık göçmen grubu gemiye binerken bir yandan da birbirlerine bakınmakta, tanıdıklarını selâmlamakta. Hemen herkes gemiye binmiştir. Rıhtımda pek kimse kalmamıştır. Arkadaşları İbrahim Bey’in de bu gemiyle yola çıkacağını bilirler, ama görünürde yoktur.

İbrahim Bey gecikti!” diye telâş ederken içlerinden bir yolcunun şu karşılığı verdiği duyulur:

O zaten bolşevikti! Niye gelsin?”

Dönüp bakarlar. Konuşan Mir Yakup’tur.

Birazdan rıhtıma yaklaşan atlı arabadan İbrahim Bey, eşi, iki çocuğu ile kundaktaki çocuğunu taşıyan dadı iner.

BİR TÜRLÜ YOL ALAMAYAN GEMİ

Kafkasya’dan kaçan yolcuları alan gemi demir alır ama yol alamaz; Batum limanından bir türlü ayrılamaz. Yolcular huylanırlar. Kendi aralarında konuşmaya başlarlar:

Bunların niyeti bozuk!”

Bizi denize atacaklar!”

Ondan sonra da mallarımıza el koyacaklar!”

İbrahim Bey, kaptan köşküne fırlar; tabancasını çıkarır:

Bana bak!” diye konuşmaya başlar. Kaptan, hiçbir kötü niyetinin olmadığını, geminin fırtınadan yol alamadığını anlatır.

Batum'da Osmanlı taburunu gösteren bir 19. yüzyıl gravürü

DENİZDE YÜZEN BOHÇA

Batum’dan hareket eden vapur, yolcularını Sürmene’de indirir. Sürmene’den Trabzon’a motorla geçeceklerdir.

Fırtınalı havada İbrahim Bey, eşi, iki küçük çocuğu, yeni doğmuş bebeği ile çocukların dadısı motora binmeye çalışırlar. Karadeniz’in inip çıkan yüksek dalgalarının çalkaladığı motora binerlerken yüklerinden bir parça, dadının kucağından denize düşer. Nisa Hanım hastadır; yerinden kıpırdayacak, bir şey görecek hali yoktur. Yolcular yükleriyle peşpeşe binmektedirler. O sırada bir kadının “Mirvârilerim! Mirvârilerim kayboldu!” diye feryâd ettiği duyulur. Mücevherleri yittiği için ağlayıp durmaktadır kadın. O telâş ve gürültünün içinde, İbrahim Bey bir de bakar ki denizin üstünde bir bohça yüzüyor! Bir bohçaya, bir Maşurina’nın eline bakar! Maşurina’nın elindeki emanetlerin en önemlisi eksiktir: Denizin üstündeki ‘bohça’ değil, kundaktaki kızı Fatma’dır! Dili tutulur, zar zor “Çocuk!” diye bohçayı gösterir. Tayfalardan biri hemen denize atlar, kundaktaki bebeği kurtarıp getirir. Yüreği ağzında Nisa Hanım, “Getirin, göreyim” der. “Islak bohça” getirilir; ama kundağı açıp bakarlar ki, bebek ıslanmamış bile! Ondan sonra bir süre bebekten “utopnyisa” (sulara gark olan) diye söz ederler: “Utopnyisa’nın yemeğini verelim”, “Utopnyisa’nın altı değişti mi?” gibi…

Aile önce İstanbul’a, oradan İtalya’ya geçer; İtalya’da deniz yolculuğunu bitirip trenle Paris’e ulaşır.4

***

Kafkasya’dan ayrılmadan önce, savaşan Gürcü milisleri anımsayarak, Gürcü Savaşçı Dansı’nı izleyebiliriz: https://youtu.be/e6QNa_h_jc4

(1) Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Birlik Konseyi’nin (Meclis’inin) başkanı Zübeyir Temirhan’ın dünürü olan Mecit Bey, Ankara’da Karpiç Lokantası’nın sahibi Karpiç’in yanında muhasebecilik yapmış yaşamının sonuna dek.

(2) Nurettin Nurettinov’la ilgili herhangi bir bilgiye erişemedim.

(3) Mir Yakup Mehdiyev (1891-1952): Petersburg’da iktisat okudu, Bonn’da eğitimini sürdürdü. Azerbaycanlı, Gürcü ve Ermenilerin ortak oluşturduğu Güney Kafkasya parlamentosunda İbrahim Bey’le birlikte yer aldı. Yine birlikte Osmanlılarla yapılan Trabzon Konferansı’na katıldılar. Paris Barış Konferansı’na giden Azerbaycan heyeti içinde yer aldı. Uzun yıllar Paris’te yaşadıktan sonra İstanbul’da yaşamını yitirdi. Kafkasya’yla ilgili yazıları ile kitapları bulunuyor.

(4) Bu döneme ilişkin tek bir belge var: 9 Ağustos 1921 tarihinde Lloyd-Triestino Trieste’nin “Remo” gemisinde 1. makinist olarak çalışan Adolfo Zangrando isimli bir İtalyan’ın İbrahim Bey’e imzaladığı bir fotoğraf… Gemiden ayrılırlarken verildiğini varsayarsak fotoğrafın imzalandığı tarihte ya da birkaç gün sonra gemiden ayrıldıklarını varsayabiliriz.

DEVAMI YARIN

( Yarın: “Çılgın Yıllar”ın Paris’i )

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

 

Bu haber 1596 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
CSO Konser Salonuna Kavuşabilmenin Sevinci;
CSO Konser Salonuna Kavuşabilmenin Sevinci;
Opera Seçkileri SamDOB Sahnesinde
Opera Seçkileri SamDOB Sahnesinde