Ludus Ensemble’ın Heyecan Dolu Serüveni
Reklam
  • Reklam

Ludus Ensemble'ın Heyecan Dolu Serüveni

Piyano Trio olarak Oda Müziği Yüksek Lisansına sahip Ludus, bu kez kentet olarak kolaratür soprano Nazlı Deniz Süren'e eşlik etti.

22 Ocak 2020 - 14:52 - Güncelleme: 22 Ocak 2020 - 15:14

Yalı Konserleri, 2020'nin ilk etkinliğinde 19 Ocak Pazar günü Ludus Ensemble'yi konuk etti. Zerhan Gökpınar & Süveyda Birışık tarafından düzenlenen "Yalı Konserleri" kendi evlerine dönene kadar geçici olarak gençlere destek amaçlı konserlerini amaçlarına uygun mekanlarda sürdürmekte.

Zerhan & Süveyda kardeşler 2020'de sanatseverleri Kadıköy, Moda'da bulunan "All Saints Kilisesi"nin ruhani sıcaklığında ağırlayacaklar. Senenin ilk konserinde, 2013 yılında konuk ettikleri Banu Selin Aşan (d.1991), Seren Karabey (d.1989) ve Elif Gökçe Tuğrul (d.1989) kurulu o zamanki adlarıyla "Piyano Trio" zaman içinde kendilerini geliştirip, Eylül Umay Taş (d.1991) ve Göknil Özkök Sezener (d. 1977 ) gibi değerli müzisyenlerin katılımıyla "Ludus Ensemble" olarak dinleyicilerin karşısına çıktı . Ludus Ensemble bu konserde koloratür soprano Nazlı Deniz Süren'in (d.1979) tüm dinleyenlerin hayran kaldığı nadir güzellikteki sesine eşlik etti.

Konser sonrası Ludus Ensemble'nin kurucuları Banu, Seren ve Elif hanımla bir araya gelerek geçmişten günümüze bireysel ve grup olarak sürdürdükleri müzikal yolculukları hakkında söyleştik:

Latincede “Ludus”un birçok anlamı var siz hangisine dayanarak bu adı seçtiniz ?

Biz “oyun” anlamına gelecek şekilde seçtik Ludus’u. Konser vermeyi, farklı zamanlardan, farklı ülkelerin bestecilerinin eserlerini bir arada seslendirmeyi, “zamanın ve mekanın sürekli değiştiği bir oyun hali”ne benzettiğimiz için böyle bir isim seçtik.

Siz sadece oyun anlamını ifade ediyorsunuz . Lakin, ben Ludus'u müzikle sanatçı arasındaki "gel-gitli, inişli-çıkışlı aşk oyununa benzerliğine"ne bir atıf gibi düşünmüştüm . Ne dersiniz?

Haklısınız, ancak biz bu şekilde düşünmemiştik açıkçası.

Kurulduğunuzda "Piyano Trio" idiniz . Aranıza daimi ve repertuara yönelik sanatçıların da katılmasıyla Ensemble oldunuz? Bundan bahseder misiniz ?

Kurulduğumuzda, korno sanatçısı sevgili Tuna Erten (d.1984) de vardı. Yani Ludus’u biz aslında 4 kişilik bir ekip olarak kurduk ve ilk andan itibaren hayalimiz tüm enstrümanları içinde barındıracak, geniş kadrolu bir “chamber ensemble” olmak idi. Bunu da büyük ölçüde gerçekleştirdiğimize inanıyoruz. Klarinet sanatçısı sevgili Barış Yalçınkaya (d.1983) ile de pek çok konser gerçekleştirdik.

İDOB’un güçlü seslerinden koloratur soprano Nazlı Deniz Süren (d.1979) ile bu konserde güçlerinizi nasıl birleştirdiniz? Bu beraberlik devam edecek mi ?

Zerhan hanımın daveti ile Yalı Konserleri’nde yer alacağımız belli olduğunda, enteresan bir program sunmak istedik. Şan ile oda müziğini buluşturacağımız bir konser vermek düşüncemiz zaten mevcuttu. Nazlı Deniz’i hem olağanüstü sesi hem de mütevazi ve kibar kişiliği ile de tanıyor idik; böylesi bir projede bizimle yer almak ister mi diye sorduğumuzda onun da sıcak yaklaşması bizi bir araya getirmiş oldu. Dinleyicilerimizden de övgü dolu geri bildirimler aldık; herkes Nazlı Deniz’e olan hayranlığını ifade etti. Diliyoruz ki başka projeler de geliştirerek, dinleyicilerimize değişik programlar sunacağız hep birlikte.

Trio'dan Ensemble'a geçiş, müziğinizde nasıl bir fark yarattı?

En başından beridir, yaylı-üflemeli enstrümanlar ve piyanonun olduğu geniş bir kadronun hayalini kuruyorduk. Piyanonun yer almadığı sadece yaylı-üflemeli karması programlar da seslendirdi Ludus geçtiğimiz yıllar içerisinde. Farklı enstrüman kombinasyonlarının olduğu düzenler içerisinde çalmak elbette ki müzisyenler açısından çok besleyici oluyor; biz de Ludus olarak, bu zenginliğin avantajlarını yaşadığımıza inanıyoruz.

2013 yılında kurulmuş bir topluluk olarak 7 senede neler yaptınız kısaca anlatır mısınız?

Hepimiz tekil müzisyen ve kişiler olarak da; ekip olarak da çok büyüdük geçtiğimiz 7 yıl içerisinde. Banu, Seren ve Gökçe, yani keman-viyolonsel-piyano trio olarak 2014-2016 yıllarında, 2 sene boyunca, TEV bursiyerleri olarak Hamburg’daydık. Hochschule für Musik und Theater’de Prof.Niklas Schmidt’in öğrencileri olarak Oda Müziği Yüksek Lisans eğitimi gördük, çok önemli hocalar ile çalıştık. Bir ensemble olmak zihniyeti ve eğitimini oradaki yoğun süreçte edindiğimize inanıyoruz. Zannediyoruz ki Türkiye’de bu alanda oda müziği diplomasına sahip ilk grup olduk; halen tek miyiz ondan emin olmamakla birlikte, bunu ilk gerçekleştirenler herhalde bizlerdik diye biliyoruz. Yurtdışında ve Türkiye’de pek çok önemli konser salonlarında konserler verdik. Piyano trio için bestelenmiş repertuvarın neredeyse tamamını çalıştık, verdiğimiz konserler ve çaldığımız birbirinden farklı onlarca programı düşününce, biz de şaşırıyoruz bazen. Türkiye’ye döndükten sonra ise, piyanolu dörtlü ve beşlileri de repertuvarımıza katmak istedik. Piyanolu oda müziğinin çekirdeğini piyano trionun oluşturduğunu düşünüyoruz; Almanya’da aldığımız sağlam alt yapımız sayesinde piyanolu dörtlü-beşli eserleri de hemen katabiliyoruz repertuvarımıza. Göknil ve Eylül’ün çok değerli enstrümancılar, müthiş uyumlu ve keyifli çalışma arkadaşları olmaları da bizim için ayrıca büyük bir şans oldu. Keza, Ludus’un konserlerinde yer alan her enstrümancı arkadaşımız hem çok iyi müzisyenlerdir hem de iyi arkadaş olduğumuz kimseler haline gelmişlerdir.

7 sene günümüz müzik camiası şartlarına göre cidden uzun bir zaman nasıl bir arada kalmayı hatta büyümeyi başardınız?

Hepimiz bağımsız hayatlar ve kariyerlere sahip olsak da, birlikte oda müziği yapmak tutku ve isteğimiz devam ediyor. Bu sayede de Ludus’u yaşatmak için uğraşımız sürüyor.

Bu uzun birlikteliğin müziğinizde bir fark yarattığını düşünüyor musunuz ?

Elbette ki. Beraber müzik yaptığınız kişilerin reflekslerine alışmış olmak çok önemli oluyor. Müziği beraberce yaratırken, herkes kendi bakış açısı ve kimliğini de ortaya koyuyor. Bu bağlamda, görüş birliğine varmak, takdir edersiniz ki zaman alıyor ve beraber çalışılan her eser, ortak bir bakış açısı ve yorumun gelişmesi noktasında çok önemli oluyor. Fark etmişsinizdir, birbirimize bakmak ihtiyacı dahi hissetmiyoruz çoğunlukla. Sezgisel bir bütünlük oluşuyor. Banu-Seren-Gökçe yani Piyano Trio çekirdeğimizin birlikte trio repertuvarının neredeyse tamamını çalışmış ve seslendirmiş olması, oda müziği eğitimi sürecini beraber inşa etmiş olmamız, bize büyük bir avantaj sağlıyor. Göknil ve Eylül’ün de aramıza katılımıyla trio çekirdeğini kentete kadar genişlettiğimiz için çok mutluyuz.

Azim ve inatla hem grubunuzu yaşatıyor hem de müzik yapmaya devam ediyorsunuz. Nasıl zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Sanatınızı layıkıyla icra edebileceğiniz mekan, salon bulabiliyor musunuz?

Hayır, mekan bulamıyoruz. Kişisel olarak bağlantı kurmadığınız müddetçe, herhangi bir konser verme imkanı ortaya çıkması pek mümkün olmuyor. Ancak kurumsal yapıların dışında ne harika ki, bireysel girişimlerle konserler düzenleyen Zerhan hanım gibi kimseler var ki, böylece sanatçıların dinleyicilerle buluşmasına imkan sağlanmış olunuyor.

Açıkçası sizi ve sizler gibi oda müziği yapan harika sanatçıları ancak böyle etkinlikler sayesinde tanıma ve dinleme şansı bulabiliyoruz. Neden sizi büyük salonlarda göremiyoruz?

İstanbul’da büyük salon olarak CKM’de iki kere konser verme imkanımız oldu; bu kendi girişimimiz ile gerçekleşti. Süreyya Operası’nda, Mimar Sinan Üniversitesinin orkestrası ile konser verdiğimizde bu, okulun bağlantısı idi; Fuaye konseri kişisel bir bağlantı sayesinde olmuştur. Yeldeğirmeni Sanat, Akbank Sanat, Avusturya Kültür Ofisi’nin de aralarında bulunduğu pek çok yerde çok kereler konser verdik; bunlar hep kişisel girişimlerimiz ile oldu. Bu yerlerin haricinde daha büyük salonlarda konser vermek için, konser programlarını düzenleyen kişilerle bağlantılarınızın çok iyi olması, bunun için de ciddi bir mesai vermeniz gerekiyor. Bizlerin gerek eğitmenlik gerekse orkestracılık kariyerlerimiz, ne yazık ki böylesi bir mesai için vakit bulmamız açısından pek imkan bırakmıyor.

İyi düzenlenmiş programınızla salonu dolduran seyircileri kendinize hayran bırakan bir performans sergilediniz. Hasta halim ve biraz tıkalı kulaklarımla bile inanılmaz keyif aldım. Lakin Seren'in tutkulu ve insanın içine işleyen çalışına hayran kaldım. Bu tutku nereden geliyor acaba ?

Seren: Kibar sözleriniz için çok teşekkürler, beğenmenize çok sevindim. Ludus olarak beraber müzik yaparken, tekil bireyler olarak hissettiğimiz duygular ve müziğe yüklediğimiz anlam da katlanarak çoğalıyor, yoğunlaşıyor. Zannederim ki size tutkulu olarak olarak yansıyan bu çalış biçimi, aslında oda müziğinin, beraber müzik üretmenin gücü diyebilirim.

Banu, Elif, Seren, Göknil, konservatuarda akademisyenlik / eğitmenlik hayatınız da var, bundan biraz bahseder misiniz ?

Elbette, hepimiz Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda ders vermekteyiz. Gökçe, Doçent olarak piyano, oda müziği dersleri veriyor ve piyano öğrencilerine yönelik Piyano Edebiyatı gibi çeşitli dersler anlatıyor; ayrıca çeşitli idari yükleri de üstlenmiş halde. Dolayısıyla okula gelirseniz, onu öğrencilerine ve diğer tüm işlere yetişmek için sürekli koşuşturur halde görebilirsiniz. Banu ve Göknil Araştırma görevlisi olarak, enstrümancı genç neslin yetişmesi için çok özverili şekilde uğraşıyorlar. Göknil kaç mezun vermiştir hatırlayamıyoruz bile, uzun yıllardır viyola hocalığı yapıyor, okula ve genç viyolacılara katkıları büyük. Banu da oda müziği tecrübesini de aktarıyor her yaştan öğrenciye, ayrıca keman öğrencilerine de tek tek emek veriyor. Keza Seren de hem oda müziği dersi hem de viyolonsel hocalığı yapıyor okulumuzda.

Eğitmenlik, orkestra çalışmaları vs derken bir araya gelip çalışmaya nasıl zaman buluyorsunuz ?

Bulamıyoruz diyebiliriz... Biraz zorlansak da, herkes kendi dinleneceği zamanlardan özveride bulunuyor; genellikle hafta sonları ve akşam saatlerinde çalışabiliyoruz.

Bildiğim kadarıyla Yalı Konserleri'nin Piyano Trio olarak 2013'den sizde özel bir yeri var . Anlatır mısınız ?

Elbette. Banu-Seren-Gökçe, yani trio olarak biz 2014 yılında henüz Hamburg’a gitmemiş iken, Yalı’nın olağanüstü atmosferinde bir konser gerçekleştirmiştik. Mozart, Baran ve Mendelssohn triolarını ard arda çaldığımız çılgın bir maraton sunmuştuk dinleyicilere. Zerhan hanım ve Süveyda hanım, çok önemli kimselerle tanışmamıza vesile olmuşlardı; kendilerine tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yalı’nın restorasyon süreci bittikten sonra da orada devam edeceğini umduğumuz konserlerde yer almak için heyecan duyuyoruz.

Konserinize "Kuzey Rüzgarı" adını vermişsiniz, özel bir nedeni var mı?

Seçtiğimiz repertuvar Dvotak ve Grieg’in eserleri ağırlıklı olunca, bu soğuk kış günlerine de uygun bir isim olacağını düşünerek, Zerhan hanım belirledi bu ismi; kendisine teşekkür ediyoruz bu güzel başlık için.

2020 için planlarınız neler? Önümüzdeki günlerde sanatseverler sizleri nerde, ne zaman dinleme şansı bulabilecekler ?

Bu süre zarfında kişisel projelerimize ağırlık veriyor olacağız, pek çoğumuzun resitalleri olacak; oda müziği konseri olarak ne zaman nerede bir araya geleceğimizi zaman gösterecek.

Sanatseverlere son olarak ne söylemek istersiniz ?

Nitelikli müzik ve sanat etkinliklerini desteklemeniz, sadece sanatçıları değil, aynı zamanda yetişmekte olan sanatçı adaylarını, ülkemiz ve dünyamızın daha güzel bir geleceğinin olmasını da desteklemek demek. Dinleyicilerimizin varlığı, sanatı ayakta tutan en önemli etken; destek vermeyi sürdürmelerini rica ediyoruz.

OSMAN ENFİYECİZADE

22 Ocak 2020, İstanbul

Ludus Piyano Trio :

Banu Selin Aşan (d.1991), Seren Karabey(d.1989) ve Elif Gökçe Tuğrul (d.1989), Ludus Ensemble’ın çekirdeği olan "Piyano Trio" olarak TEV Güsel Bilal Yurtdışı Bursu desteğiyle Hochschule für Musik und Theater Hamburg’da Prof.Niklas Schmidt ve Avrupa’nın önde gelen pek çok Oda Müziği hocası ile 2014-2016 yılları arasında çalışarak Oda Müziği Yüksek Lisans derecesi elde etti.

Elif Gökçe Tuğrul: 1989 Edirne doğumlu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda eğitimini Prof. Hülya Tarcan ile sürdürdü. Avrupa’da çeşitli hocalar ile çalış, 2018 yılında Doçentlik ünvanını aldı. MSGSÜ’de Piyano, Oda Müziği, Piyano Edebiyatı dersleri veriyor. .

Banu Selin Aşan : 1991'de İstanbul’da doğdu. Keman eğitimine başladığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda Prof. Çiğdem İyicil' in öğrencisi olarak 2012'de onur derecesi ile lisans, 2016'da Yüksek Lisans mezunu oldu. 2008'de Gülden Turalı Keman Yarışması’nda ikincilik ödülünü ve Türk Eğitim Vakfı’nın yurt içi için sanat dalında ilk kez verilen Üstün Başarı Bursu’nu almaya hak kazandı. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası üyesi olan Banu Selin Aşan sanatta yeterlik çalışmalarını sürdürdüğü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda keman ve oda müziği dersleri veriyor, kariyerini solo ve oda müziği konserleri vererek sürdürüyor.

Seren Karabey: 1989'da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda 2000'de Prof. Reşit Erzin ile başladığı viyolonsel çalışmalarını aynı kurumdan Yüksek Lisans derecesi alarak tamamladı. Pek çok orkestrada yer aldı, halen Öğretim Görevlisi olarak MSGSÜDKnda ders veriyor.

Eylül Umay Taş: 1994'de doğdu. Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başladığı keman eğitimine Daniya Kaynova, oda müziği çalışmalarına ise Viaceslav Kaynov ile devam etti. Almanya’da düzenlenen 5. Sforzando Müzik Yarışması’nda kendi kategorisinde 1’inci, Ukrayna’da düzenlenen 10th International Independent Music Competition “Individualis” adlı yarışmada kategorisinde 3’üncü oldu. Paris’te düzenlenen “We Play Together” Uluslararası Müzik Yarışması’nda oda müziği kategorisinde “Grand Prix” ödülüne layık görüldü. Lukas David, Pierre Amoyal, Stefan Picard , Çiğdem İyicil, Ani Schnarch, Stefan Milenkovich, Andrej Bielow, Bernhard Hartog gibi isimlerin ustalık sınıflarına katıldı. 2013 yazından beri Prof. Pelin Halkacı Akın ile çalışarak, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Lisans ve Master eğitimini tamamladı. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası’nda çalıyor.

Göknil Özkök Sezener: 1977'de İstanbul’da doğdu, viyola çalışmalarına 1989'da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Ani İnci ile başladı. 1997'de 25. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali Genç Solistler dizisinde resital verdi. İtalyan Kültür Merkezi, Avusturya Kültür Ofisii, Afife Jale Sahnesi, Atatürk Kültür Merkezi, İş Sanat gibi salonlarda resital ve oda müziği konserlerini sürdürdü. 1997-98 arasında Borusan Oda Orkestrası’nda görev aldı. Ruşen Güneş, Tatjana Masurenko, Hartmut Lindemann, Mikhail Khomitzer’le oda müziği ve ustalık sınıfı çalışmayaptı. 2000'de konservatuvarın lisans devresini pekiyi dereceyle tamamladı. 2002'de Almanya’da Hochschule für Musik Detmold’de, Nobuko Imai’nin sınıfına kabul edildi. Burada özellikle barok yapıtlar üzerine çalıştı. 2000-2012 arasında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nda görev aldı. Almanya’da başladığı yüksek lisans çalışmalarını 2005'de İstanbul’da MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda Prof. R. Nuri İyicil ile tamamladı. Halen oda müziği konserleri veriyor ve aynı konservatuvarda viyola eğitmenliğini sürdürüyor. 2005'den bu yana, çocuklar için roman ve resimli öyküler yazıyor, Türkiye’nin pek çok kentinde çocuklarla klasik müzik ve edebiyat söyleşileri düzenliyor. Sihirli Mozart, Bach Yürürken, Chopin-Küle Dönüşen Kalp ve İnci’nin Kitabı başlıklı kitapların yazarı.

Nazlı Deniz Süren: 1977 doğumlu. V. Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması birincisi. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı Payam Koryak ile çalışarak bitirdi aynı kuruma araştırma görevlisi olarak kabul edildi. 2004'de henüz öğrenciyken İş Sanat Kültür Vakfı’nın düzenlediği Parlayan Yıldızlar Genç Yetenekler Yarışması’nı kazanarak ilk resitalini İşSanat’ta verdi. 2005'de İstanbul Devlet Opera ve Balesi kadro sınavında başarılı olarak kuruma solist sanatçı olarak katıldı. İlk performansını İstanbul Devlet Operası’nda ve daha sonra Avrupa’daki çeşitli operaevlerinde Mozart’ın “Sihirli Flüt” eserindeki “Gece Kraliçesi” rolüyle gösterdi. Son 15 yılda operada sayısız başrolü üstlendi, bu arada yüksek lisansı bitirdi. TASAM “Yılın Vizyon Sahibi Sanatçısı 2008” ödülünün; Semiha Berksoy Opera Vakfı’nın 2011'de ilk kez verdiği “Ferhan Onat Özel Onur Ödülü”nün de sahibi. Avrupa’da pek çok ülkede çeşitli opera evlerine konuk solist olarak davet edildi, bunun yanında Estonya ve Çin gibi uzak ülkelerde de festivallere konuk oldu. Sanatçı 2020' de, bir süre ara verdiği sanat hayatına tekrar hızlı bir dönüşle, birçok proje ile sanatseverlerle buluşmayı planlıyor.

***

"Yalı Konserleri" dizisinin bir sonraki etkinliği 9 Şubat'ta yine Moda "All Saints Kilisesi"nde. "Bosphorus Trio", “Halktan Evrenselliğe” teması içinde Beethoven'in “Ghost” başlıklı triosu ile Ferid Alnar'ın triosunu seslendirecek. Detaylı bilgi için: 0216 462 25 22


 

Bu haber 3005 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Rengim Gökmen
Rengim Gökmen "İşin Ehli ile Muhabbet"te...
KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 36
KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 36