İstanbul’un flüt tarihinde sanıldığından daha derin ve şaşırtıcı bir yeri vardır. 18. yüzyılın başında, yaklaşık 1710-1712 yılları arasında, Pera’nın diplomatik ve kültürel atmosferinde ilginç bir karşılaşma yaşanır. Johann Sebastian Bach’ın ağabeyi Johann Jacob Bach, İsveç Kralı XII. Karl’ın ordusunda obua sanatçısı olarak Osmanlı topraklarına gelir. Aynı dönemde Fransız flüt virtüözü Pierre-Gabriel Buffardin de Fransız elçisinin maiyetinde İstanbul’da, yani dönemin Constantinople’unda bulunmaktadır. Kaynaklarda Buffardin’in Johann Jacob Bach ile İstanbul’da karşılaştığı ve ona flüt dersleri verdiği aktarılır.
Bu buluşmanın sembolik değeri büyüktür. Çünkü İstanbul yalnızca imparatorlukların, dillerin ve kültürlerin kesiştiği bir şehir değildir; Batı müziği tarihinde kimi zaman gözden kaçan önemli temasların da sahnesidir. Bach ailesinden bir müzisyen ile dönemin büyük Fransız flüt virtüözlerinden Buffardin’in Pera’da yollarının kesişmesi, flütün bu topraklardaki hikâyesine özel bir derinlik katar.

Aradan üç yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra, yine Pera’da, yine Fransız flüt geleneğinin izinde başka bir buluşmaya tanıklık ettik. Bu kez İstanbul’a gelen isim, Fransız flüt ekolünün günümüzdeki önemli temsilcilerinden Vincent Lucas’tı. Grand Pera Emek Sahnesi’nde düzenlenen konserin ve masterclass’ın Taksim-Pera hattında hayat bulması bana göre yalnızca güzel bir rastlantı değil; İstanbul’un müzik hafızasında yankılanan anlamlı bir devamlılıktı.
Aslında bu ayki yazımın başlığı “Do Sesi” olacaktı. Flütün, müziğin ve sanat eğitiminin temelinde duran o yalın ama derin başlangıç sesinden yola çıkarak başka bir yazı kaleme almayı düşünüyordum. Ancak Vincent Lucas’ın ülkemize gelişi, İstanbul’da üç gün boyunca genç flütçülerle çalışması ve Grand Pera Emek Sahnesi’nde verilen konser, bu ay sizlerle paylaşmam gereken çok daha güncel ve değerli bir sanat buluşmasına dönüştü.
Dobra dobra söylemek gerekir: Bu tür sanat buluşmaları yalnızca sanatçılarla değil, sanata alan açan kurum ve kişilerle gerçekleşir. Grand Pera’ya, Sayın Sinan Erşahin’e, Keylan Müzikevi’ne ve üç gün boyunca bizleri büyük bir incelikle ağırlayan Sayın Begüm İmer’e içtenlikle teşekkür ediyorum.

Fransız flüt ekolünün günümüzdeki önemli temsilcilerinden Vincent Lucas, kuşağının önde gelen flüt sanatçılarından biridir. Henüz 14 yaşındayken Paris Konservatuvarı’na kabul edilmiş; burada Fransız flüt okulunun efsanevi isimleri Jean-Pierre Rampal ve Michel Debost ile çalışmıştır. 17 yaşında Concertino Praga yarışmasını kazanan ilk Fransız sanatçı olması, onun kariyerinin daha en başından itibaren uluslararası bir çizgide ilerlediğini gösterir. Altı yıl Berlin Filarmoni Orkestrası’nda görev yapması, Claudio Abbado gibi büyük şeflerle çalışması ve 1994 yılından bu yana Orchestre de Paris’nin solo flütçüsü olması, onu modern flüt dünyasının en saygın isimlerinden biri hâline getirmiştir. Paris Konservatuvarı ve CRR de Paris’deki eğitimcilik görevi, dünyadaki masterclass’ları, oda müziğine bağlılığı ve 30’a yakın kaydıyla Lucas, Fransız flüt okulunun berrak ton, zarif artikülasyon ve yüksek müzikal bilinç geleneğini güçlü biçimde temsil etmektedir.
Bu noktada benim kendi sanat yolculuğumla Vincent Lucas’ın temsil ettiği Avrupa flüt geleneği arasında kişisel bir bağ da var. 1990 yılında İngiltere’de üst düzey bir uluslararası yarışma kazanarak Royal Academy of Music London’a sınavsız kabul edildim; tam bursum İngiliz Kültür Heyeti tarafından karşılandı. Londra’da büyük flüt ustası William Bennett ile yıllarca çalışma ayrıcalığına sahip oldum. Bennett de Fransız flüt okulunun estetik anlayışından beslenmiş; ton, zarafet, renk ve müzikal söyleyiş bakımından bu geleneği kendi sanatında olağanüstü bir incelikle temsil etmiş büyük bir ustaydı. Onunla birlikte Londra’da Saint Martin-in-the-Fields başta olmak üzere, Belçika’da ve Türkiye’de birçok konser verdim.
Bu nedenle Vincent Lucas’ın İstanbul’a gelişi benim için yalnızca bir masterclass ya da konser değil; yıllar önce William Bennett aracılığıyla içinden geçtiğim Fransız flüt okulunun İstanbul’da benim öğrencilerimle yeniden buluşması anlamına da geliyordu.
Benim için Vincent Lucas isminin ayrıca çok özel bir anlamı var. Çünkü onun sınıfına kabul ettiği ilk öğrencim Deniz Ünel idi. Deniz, mezun olduktan sonra dünyanın farklı coğrafyalarında önemli projelerde yer aldı; kariyerini uluslararası düzeyde sürdürdü ve bugün Paris’te öğretmenlik yapan değerli bir flüt sanatçısı olarak yoluna devam ediyor. Bir eğitimci için öğrencisinin kendi sanat yolunu bulması ve öğrendiklerini yeni kuşaklara aktarması büyük bir gururdur.
Bu çizginin bugün bir başka güçlü temsilcisi de Ece Selin Yüksel’dir. Eski öğrencim olan Ece Selin’in bugün Vincent Lucas’ın öğrencisi olarak Paris’te eğitimini sürdürmesi, Türkiye’de doğru temelle yetişen genç sanatçıların uluslararası düzeyde neleri başarabileceğinin somut bir göstergesidir. Ece Selin, École Normale de Musique de Paris Alfred Cortot’da Jean Ferrandis’nin sınıfında Diplôme Supérieur de Concertiste / Artist Diploma eğitimini çok iyi derece, jüri tebriki ve oybirliğiyle tamamladı. Bugün Vincent Lucas’nın sınıfında Pôle Supérieur de Boulogne-Billancourt / Sorbonne Üniversitesi bünyesinde DNSPM ve Flüt Öğretmenliği Devlet Diploması eğitimine devam ediyor. Fransızca, armoni, analiz, form ve akademik yeterlilik alanlarında da üstün başarı göstererek 80 kişi arasından seçilen tek öğrenci olması, onun disiplinini ve sanatçı ciddiyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Solistlik kariyerine 18 yaşında Aram Haçaturyan Flüt Konçertosu ile adım atan Ece Selin; Baden-Baden Filarmoni Orkestrası, Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Orkestrası ve Cemal Reşit Rey Gençlik Oda Orkestrası ile sahneye çıktı. Paris’te önemli salonlarda yer alması, École Normale de Musique de Paris’te asistan öğretmenlik yapması, Paris Flute Studio’nun kurucusu olması ve benim Cappadocia albümümde yer alması da eğitimci-öğrenci ilişkisinin sahne ve kayıt alanında sanatsal bir ortaklığa dönüşmesinin benim için çok kıymetli örnekleridir.

Vincent Lucas’ın İstanbul’da üç gün boyunca 23 öğrenciyle çalışması, Türkiye’de klasik müzik eğitiminin uluslararası ufku açısından çok değerliydi. Çünkü gerçek masterclass yalnızca teknik düzeltmelerin yapıldığı bir ders değildir; bir sanatçının düşünme biçiminin, ses anlayışının ve müziğe yaklaşımının genç kuşaklara aktarıldığı canlı bir laboratuvardır. Lucas’ın derslerinde flüt, yalnızca “doğru çalınan” bir enstrüman değil; yaşayan, nefes alan, konuşan bir ses dünyasıydı. Ton kalitesi, cümle kurma, nefesin müzikal anlamı ve artikülasyonun karakter yaratmadaki rolü derslerin merkezindeydi.
30 Nisan’da Grand Pera Emek Sahnesi’nde verilen “Élégance Parisienne – Paris Zarafeti” başlıklı konser, bu üç günlük yoğun çalışmanın sanatsal yansıması niteliğindeydi. “Bir Geleneğin Sesleri” alt başlığıyla sunulan programda Debussy, Ibert, Mel Bonis ve Poulenc gibi Fransız müziğinin önemli bestecilerinin eserleri yer aldı. Aynı zamanda benim eserlerimin de programda seslendirilmesi geceye benim açımdan özel bir anlam kattı.
Bu konserde ben de Vincent Lucas, Ece Selin Yüksel, Rüzgâr Turgay ve Özgür Deniz Akalın ile birlikte sahnedeydim. Ibert’in Deux Interludes eserinde Vincent Lucas ve Özgür Deniz Akalın ile yer almak; The Secret of Montmartre adlı eserimi Ece Selin Yüksel ile seslendirmek; The Northern Bells, Sagalassos Trio ve The Surreal Carnival of Parody adlı eserlerimin aynı programda hayat bulduğunu görmek benim için çok kıymetliydi. Özellikle The Surreal Carnival of Parody – Maskelerin Ardındaki Parodi adlı eserimin dünya prömiyerinin bu konserde yapılması, gecenin çağdaş bestecilik boyutunu daha da anlamlı kıldı.
Benim için bu buluşmanın en büyük mutluluklarından biri, Vincent Lucas gibi büyük bir ustanın eserlerime gösterdiği ilgiydi. “Resitallerimde senin eserlerine yer vereceğim” demesi, bir besteci olarak alabileceğim en anlamlı takdirlerden biriydi. Çünkü bazen en büyük ödül bir plaket, bir unvan ya da resmi bir başarı değil; gerçek bir sanatçının müziğinizde sahneye taşınacak bir değer görmesidir.
Konserin finalinde Haçaturyan’ın Sabre Dance – Kılıç Dansı düzenlemesinde tüm sanatçıların aynı sahnede buluşması, Fransız flüt geleneğinin zarafetiyle genç kuşağın enerjisini ve çağdaş müziğin renklerini bir araya getiren parlak bir kapanış oldu.
Bu konserde genç jenerasyonun dikkat çeken temsilcilerinden keman sanatçısı Rüzgâr Turgay ve piyanist Özgür Deniz Akalın’ın yer alması da geceye ayrı bir anlam kattı. Rüzgâr Turgay, çok erken yaşta müzik eğitimine başlamış; İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda aldığı eğitim, oda müziği yarışmalarındaki dereceleri ve sahnedeki parlak enerjisiyle dikkat çeken genç bir kemancıdır. İki buçuk yaşında müzikle, dört buçuk yaşında kemanla tanışması; çocuk yaşta uluslararası yarışmada mansiyon kazanması ve ardından Rus pedagog Venyamin Varshavsky’nin sınıfında şekillenen ciddi konservatuvar eğitimi, onun sanat yolculuğunun temel taşlarını oluşturdu.
Rüzgâr’ın oda müziği alanındaki başarıları da onun müzikal kişiliğini zenginleştiren önemli bir unsurdur. Edirne Rotary Kulübü Ulusal Oda Müziği Yarışması’nda birincilik, Mersin AKOB Oda Müziği Yarışması’nda üçüncülük, 2. Uluslararası Ulvi Yücelen Oda Müziği Yarışması’nda ikincilik ve Büyükada Quartet ile AKOB 5. Ulusal Oda Müziği Yarışması’nda birincilik ödülleri, onun yalnızca bireysel virtüoziteye değil, birlikte müzik yapma kültürüne de güçlü biçimde sahip olduğunu göstermektedir. Grand Pera’daki konserde ise yalnızca teknik hâkimiyetiyle değil, parlak tonu, sahne enerjisi ve içten gelen anlatım arzusu ile öne çıktı.

Özgür Deniz Akalın ise gecenin müzikal dengesini kuran isimlerden biriydi. 1999 yılında Mersin’de doğan Akalın, ilk müzik eğitimini ailesinden aldıktan sonra Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Can Çoker ile piyano çalışmalarına başladı; ardından Misha Dacic, Aslı Demirağ ve yüksek lisans sürecinde Prof. Gökhan Aybulus ile çalıştı. Genç yaşına rağmen Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, Mersin Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ve Muğla Büyükşehir Belediyesi Orkestrası ile solist olarak sahneye çıkması, onun güçlü sahne deneyimini gösterir.
Akalın’ın Akdeniz Oda Müziği, Adnan Saygun, Faruk Erengönül ve Zihnilatif yarışmalarındaki ödülleri; İdil Biret, Gülsin Onay, Emre Elivar ve Muhittin Dürrüoğlu gibi önemli sanatçıların masterclass’larına katılması, müzikal kimliğinin farklı ekollerle beslendiğini ortaya koyuyor. Bugün Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nda sanatsal çalışmalarını sürdüren Akalın, Grand Pera’daki konserde yalnızca eşlik eden değil; müziğin mimarisini birlikte kuran, solistlerle nefes alan, duyarlı ve donanımlı bir piyanist profili çizdi.
Bu konserin ve masterclass’ın düşündürdüğü en önemli şeylerden biri şuydu: Türkiye’de çok yetenekli genç müzisyenler var. Ancak yetenek tek başına yeterli değildir. Onların uluslararası standartlarda eğitim, sahne deneyimi, mentorluk ve görünürlük imkânlarına ihtiyacı var. Vincent Lucas gibi sanatçılarla yapılan masterclass’lar, Grand Pera gibi önemli mekânlarda gerçekleşen konserler ve genç müzisyenlerin profesyonel sahnelerde yer alması bu nedenle büyük önem taşıyor.
Sanat eğitimi yalnızca okul duvarları içinde tamamlanan bir süreç değildir. Usta-çırak ilişkisi, sahne tecrübesi, farklı ekollerle karşılaşma ve uluslararası sanat ortamını tanıma bu eğitimin vazgeçilmez parçalarıdır.
Dobra dobra söyleyelim: Sanat, böyle buluşmalarla büyür. Genç yetenekler yalnız alkışla değil, doğru temaslarla, doğru rehberlikle ve ciddi sanat ortamlarıyla gelişir. Vincent Lucas’ın İstanbul’daki varlığı, Jean-Pierre Rampal ve Michel Debost’tan Lucas’a, William Bennett’ten bana, benden Deniz Ünel ve Ece Selin Yüksel’e uzanan eğitim çizgisiyle birleşince çok daha anlamlı hâle geliyor.
Sanatın geleceği yalnızca büyük ustaların mirasında değil; o mirası anlayan, dönüştüren ve kendi sesini arayan gençlerin cesaretinde saklıdır. İstanbul’da yaşanan bu üç gün, işte bu cesaretin güzel bir yansımasıydı.
HALİT TURGAY
3 Mayıs 2026, İstanbul