Köşeyi bir sergi haberi kaptı.
Hem dünyanın, hem de ülkenin gidişatıyla ilgili karamsar duygular kapladı çevreyi. “Böyle de olmaz ki!” Hayatta olmak gelecekten umutlu olmayı gerektirir. İşte bu düşüncemi pekiştiren bir sergiye gittim dün. Ünlü bir ressam ya da heykeltraşın yapıtlarını değil, dirençli bir aydının -TMMOB Mimarlar Odası Ankara Subesi’nin eski başkanlarından Tezcan Karakuş Candan’ın- Nurol Sanat Galerisi’ndeki sergisine…

“Unutulmaz Gelecek: Köy Enstitüleri” başlıklı sergide -Van’dan Kırklareli’ne, Samsun’dan Adana’ya- yurdun dört bir yanına eğitim ışığı götürmek için yapılmış enstitü binalarının duyarlı bir mimarın gözünden deri üzerine çizimi karşısında etkilenmemek, giderek sarsılmamak elde değil. Bugün, artık çoğu ortadan kalkmış ya da yıkılmış olsa da sergide binaların yıkık dökük resimlerini görmüyoruz; tersine pırıl pırıl görünümleriyle çok daha etkileyiciler: kimi daha alçakgönüllü, kimi daha gösterişli, ama hepsi gururlu binalar...

Sanatçı şöyle açıklıyor bunu:
“Pencereleri körlenmiş, kapıları kapanmış, duvarları yıkılmış pek çoğunun... Ben öyle istemedim. Sürecin başlangıç noktasına dönerek, aslında yeniden bir bellek hikâyesi yazma yaklaşımını resmetmeyi önemsedim.
Sergide Köy Enstitüleri'nin mekânlarına sevgiyle bakın. Çünkü orada 11-12 yaşındaki çocukların emekleri var. Onların ördükleri taşlar, çattıkları çatılar, açtıkları kapılar ve Cumhuriyetin onlara sağladığı düşler ve bizim için unutulmaz bir gelecek var."

Nisan 1940’da çıkan bir yasayla hayata geçen Köy Enstitüleri, Tezcan Karakuş Candan’ın sözleriyle “Sonsuzluğun ve sessizliğin coğrafyası olan Anadolu bozkırı”ndaki sessizliği ülkenin dört bir yanında 21 noktadan gelen seslerle “bir eğitim senfonisi”ne dönüştürüyor.

Enstitülerin açılacağı yerler saptanırken yurdun dört bucağında il merkezlerinden uzak, demiryollarına yakın, tarıma elverişli ama boş toprakların olduğu köyler seçilmişti.
21 köy enstitüsünün tümünden çeşitli resimlerin yer aldığı sergide Candan’ın farklı iki işi daha sergileniyor: “Karanlığın ortasında emekle birbirine bağlanan aydınlanmanın yıldızları” olarak tanımlanan 21 köy enstitüsünün dağılımı da deri üzerine nakşedilerek gösterilmiş. Serginin küratörü İbrahim Karaoğlu şöyle diyor: “Candan’ın işlerinde, unutulmak istenen bir geçmişin izleri dikkat çekici bir malzemeyle, deri üzerine nakşedilerek günümüze taşınıyor. Bu tercih, hafızanın hem kırılgan hem de kalıcı doğasına işaret ediyor. Sergi metninde ifade edildiği gibi, ‘Unutturulmak istenen belleğin, deri üzerine nakşedilmiş göçüdür bu.’”
Küratör, serginin “kısa manifestosu”nun UNUTMAMANIN GÖRSEL AFORİZMALARI olduğunu belirtiyor: “(Her bir resim) bir anlatıdan çok birer görsel aforizma gibi; yoğun, yalın ve çarpıcı. Söylenmeyeni sezdiriyor, unutulmuş olanı görünür kılıyor. Çünkü bazı şeyler anlatılarak değil, ancak yeniden duyumsanarak anımsanır.”

Konu üzerine, sanatçının -Tezcan Karakuş Candan’ın- kendi şiirsel anlatımına kulak vermek gerek. Köy Enstitüleri’nde emeği geçen mimarların da adlarını anarak değerbilirlilik gösterdiği bu pod-cast konuşmasında ilk kadın mimarlarımızdan Mualla Eyüboğlu ile yaptığı söyleşiye de yer veriyor. Diplomasını aldıktan hemen sonra –enstitü öğretmenlerini yetiştiren- Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde inşaat öğretmeni olarak çalışmaya başlıyor Eyüboğlu. Bir kadın olarak yaşadıkları da ayrıca ilginç:

Geçmişe bakıp umutsuzluğa değil umuda kapılmak gerekir. Halkın %25’inin okuyup yazabildiği, % 80’inin köyde yaşadığı bir dönemde, üstelik dünya savaşı sürerken hayata geçirilen ne müthiş bir projedir Köy Enstitüleri! Yeryüzünde eşi benzeri olmayan bu eğitim modeliyle ilgili en önemli araştırmanın ABD’den Fay Kirby’nin (1926-1990) 1950’lerde yazdığı “ Türkiye’de Köy Enstitüleri Hareketi: Toplumsal Değişim için Bir Eğitim Seferberliği” başlıklı doktora tezi olduğu bilinir. Bu büyük seferberliğin ortadan kaldırılması nedeniyle kişilerin, kurumların suçlanması, tarihten, siyaset biliminden habersiz olunduğunu gösterir. Bir toplumun iç dinamikleri dünyadaki gelişmelerden ayrı düşünülemez. (Bu gelişmelere bağlı olarak -ama erken ama geç- içeride de bazı gelişmeler, değişimler yaşanır. İçerdeki değişimler, büyük ölçüde dünya koşullarının elverişli ya da elverişsiz olmasına bağlıdır. O koşulları kollayabilenler büyük önderler olarak belirir.) Bugün kırsal alanda yaşayanların %6’ya düştüğü ülkemizde, Köy Enstitüleri projesini bulanların araştırmacılığı, yaratıcılığı ve inancıyla yine –gerekirse bize özgü- bir çağdaş eğitim modeli bulabiliriz.
. 
Umutlanmak, yüreklenmek isteyenlerin, mimar-yazar-sanatçı Tezcan Karakuş Candan’ın 9 Mayıs’a dek Ankara Nurol Sanat Galerisi’nde sürecek “Unutulmaz Gelecek” sergisine uğramalarını öneririm. Ayrıca, bir dilek tutup oracığa asıvermeniz bile mümkün! (Bunu daha fazla açıklamıyorum, gidenler görsün!)
Bir güzel haber daha: Galerinin yöneticisi Yüksel Önder Maden, bu serginin kataloğunun basılabileceğini söyledi! Hem Ankara dışında olup da sergiyi kaçıranlar hem de gelecek için ne büyük bir hizmet! İyi ki böyle iş adamlarımız da var, diye geçiyor içimden.
MİNA TANSEL
1 Mayıs 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: