Yakîn Tiyatro Topluluğu’nun harika festival projesi Başka Oyunlar Haftası’nı bu portalda “Başka Oyunlar Haftası'nda Bambaşka Oyunlar” başlıklı yazımla duyurmuştum (https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/baska-oyunlar-haftasi-nda-bambaska-oyunlar/3768/ Erişim: 24.12.2025). Söz konusu festivaldeki etkinlikler Yakîn Tiyatro’nun Mesafe Sahnesi’nde yer aldı (Koru Mah, EMA Asma Bahçe Çarşısı, Söğüt Sok. D:3/E No:1). Yakîn Tiyatro bu haftayı şöyle duyurmuştu: “Mesafe Sahne’nin kapıları; yaygın, kabul gören oyun türlerinden farklı bir türde sergilenen, seyircilerin tuhafına giden ve ben ne izledim diye salondan çıktığı oyunlara açılıyor. Daha prova aşamasında nasıl bir saçmalığın içindeyiz, salon kirasını nasıl ödeyeceğiz, bu oyun bilet satmaz diye dertlendiğiniz ve haklı çıktığınız oyunlarınızı sahnemize davet ediyoruz. Tiyatronun “başarısızları” bu çağrımız size, gelin bir defa da birlikte “başarısız” olalım, Mesafe Sahne’de tiyatroya olan tutkumuzu paylaşalım.”
Bu ilginç ve cezbedici duyuruya seyirci olarak da kayıtsız kalmak elbette mümkün değildi. Böylece 5 Ocak’taki ilk temsille bazı gün bir, bazı gün üç oyun seyrederek bu maratona katılıp altı gün boyunca 11 temsil izledim ve temsil sonrası sohbetlere katıldım. Festivalden önce izlediğim “Körler” adlı oyun hakkında izlenimlerimi daha önce bu portalda paylaşmıştım (https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/tiyatroda-korler-ve-korluk/3522/ Erişim: 15.3.2025).
Festivale katılan oyuncuların çoğu “alaylı”, azı konservatuvar öğrencisi veya mezunuydu, Ankara dışından da topluluklar katılmıştı. Kadın çoğunluklu seyircilerin arasında, oyuncuların aile efradı haricindekilerin arasında “saçına ak düşmüş tek teyze” bendim!
Bu yazıda misafir toplulukların temsillerini ele alıyorum. Festivale ev sahipliği yapan Yakîn Tiyatro’nun “Dava” ve “Übü” adlı temsilleri ile nevi şahsına münhasır olması nedeniyle “Sappho'yu Dinlerken + Köklere Doğru” adlı performans ayrı bir yazı konusu olacak.
GODOT'YU BEKLERKEN'İ BEKLERKEN: Sisifos Sanat (6 Ocak, saat 20.00)
Künye: Yazan: D. Hanson, Çeviren: Ekin Tunçay Turan; Yönetmen: Suda Özdemir, Furkan Çil; Reji asistanı ve Koreograf: Öykü Yedinci; Ses tasarım: Bülent Durusoy. 2 perde, ara dahil 110 dakika, Komedi.
Oyuncular: Berkay Yazar, Tuğkan Öztürk, Burcu Öztürk.
Konu: Oyunda, Samuel Becket’in “Godot'yu Beklerken” adlı oyununda sahneye çıkma şansı olamayan iki yedek oyuncunun makyaj odasındaki kâh sabırlı kâh sabırsız bekleyişleri anlatılıyor. Bekledikleri veya umdukları sahneye çıkmak mı kendilerini gerçekleştirmek mi? Daha da önemli soru Godot’nun kim olduğu veya neyi temsil ettiği?

İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Dokuzuncu temsilleri olmasına rağmen oyuncuların rollerine bilinçli şekilde çalışmış oldukları ve konuyu özümsedikleri en başından belliydi. Diksiyonları ve sahne yorumları öyle beğenildi ki “tiyatro uzmanı” bir seyirci “ifa”larını özellikle kutladı. Biraz yavaş ve uzunca metin “yelek aksesuarıyla kimlik ve kişilik tanımlaması” ve benzeri etkin sahneleme öğeleriyle zenginleştirilmişti.

Hayatın “taş at, yakala, sonra tekrar at” çemberinden ibaret yönü ve anlatılanın sadece genç sanatçıların kaderi olmadığı, kararsızlık ve konfor mıntıkasından çıkamayan herkesin sorunu olduğu net şekilde sunuldu. Fuayede konserve şişelerinin içine konulmuş oyuncu fotoğrafları zekice bir analojiyle ben dahil seyircilere “hangi kavanozda neden sıkışıp, neyi beklediğimiz” sorusunu sordurttu.
BERZAH: Tiyatro Gabriel (7 Ocak, saat 20.00)
Künye: Yazan, Yöneten, Kostüm ve Işık Tasarımı: M. Kayra Güngör; Sahne Tasarımı: Ziya Berk Alaş, Kayra Güngör; Yönetmen Yardımcısı: Ziya Berk Alaş; Işık-Ses: Sinem Dursunoğlu; Teknik: Ziya Berk Alaş, Yiğit Faruk Solmaz, Mohammad Ali Alraggad, Sinem Dursunoğlu. 1 perde, 65 dakika. 16+, Kara komedi.
Oyuncular: Kayra Güngör, Suat Gökbaş, Gökay Palamut, Pelin Zaim, Elçin Bozkurt, Eren Akbaba, Ece Ersan, Defne Meryem.
Konu: “Berzah” ölenlerin ruhlarının kıyamete kadar beklediği, sorgulandıkları ya da tercihlerini yaptıkları âleme verilen isim. Berzah bu oyunda ölümden sonra başlayan yolculuğun değil, yolun ta kendisinin hikayesi olarak ele alınmış. Büyülü ormanın içindeki meşakkatli yollarda ne geçmiş vardır ne gelecek. Sadece ölülerin karar anı söz konusudur ki o karar, insanın yaşarken kim olduğunu gösterir. Yolcular “Ȃşık ile Maşuk”, “General ile Prenses”; yolda bazen bir “deli kadın”a, bazen de bir “bilge kadın”a rastlarlar. Öte yandan bir an önce “iyi” ve “kötü” arasında seçimlerini yapmaları gerekmektedir. Yolcuların çoğu onlara yol gösterenlerden “iyi” davrananı, azı “kötü” davrananı tercih eder. Oysa “iyi” sonluluğu, “kötü” ise sonsuzluğu temsil etmektedir.

İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Her karakterin kendi içinde bir oyun barındıran soyut masal tarzında felsefi konusu itibarıyla sahneleme açısından basit bir oyun değildi. Deneysel sahneleme yer yer doğaçlama da içeriyordu. İzlediğimiz temsilin, dünya prömiyerinden sonraki sekizinci temsil olmasına karşın üzerinde çok düşünülecek ve konuşulacak bir soyut masal eseri ve performanstı. Dekor açısından bir tuvale dayanmış orman tabloları; kostüm ve aksesuar açısından heybe, palto, baston, maskeler ve benzeri yalın ama sembolik unsurlar içeriyordu. “Yol ince ve uzundur, Yol zamansızdır, Yol her şeyi görür, Ölüm hatırlanmaz” ve buna benzer replikler öylesine düşündürücüydü ki bilinçaltımda Amin Maalouf’un “Uzaktan Aşk” adlı eserinin bende yarattığı duyguyla tam tanımlayamadığım bir bağlantı kurmama yol açtı.

Aslında eserin yazarı Güngör’ün hem sahnelemeyi, hem rollerden birini de üstlenmiş olması genç bir omuz için ağır bir sorumluk. Eserin konusunun felsefi olması, soyut konunun deneysel sahneleme ile yorumlanması, sahne deneyimi azlığı ve benzeri zorluklara rağmen tüm oyuncuların “birlikte sanat yapma seçimi” beni öylesine etkiledi ki bu yapımın evrimini merak ediyorum.
DÜŞİŞLERİ BAKANLIĞI: Düşişleri Tiyatrosu (9 Ocak, saat 19.30)
Künye: Yazan: Muhammet Ali Bilgiç, Süpervizör: Şükran Ketenci Bilgiç; Dekor - Kostüm: Rukiye Havva Özeskilli. Tek kişilik oyun, 1 perde, 60 dakika. Komedi.
Oynayan: Muhammet Ali Bilgiç.
Konu: ’Bir Yazarın Olağaniçi Mesaisi'' olarak tanımlanmış olan performans, bir tiyatro ve sanat yazarının günlük yaşamı üzerine. İşi, düşlemek ve düşlerini kaleme alarak eser yaratmak olan bir yazar, “hangi koşullarda çalışır, neler ona ilham verir veya engel olur”, sorusu üzerine saptamalar ve eleştiriler içeren “manifesto” biçiminde bir bakış açısı söz konusuydu. Bilgiç performansının sonunda seyircilerle “Siz tiyatro yazsaydınız adı ve konusu ne olurdu” konulu doğaçlama yaptı.

İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Performans, 2025 Dünya Tiyatrolar Günü'ne özel tek seferlik proje olarak tasarlanmış ve beğeniyle karşılanınca 25’incisine ulaşmış. Ne de olsa bir yazar tarafından, yazarlarının yaratım sürecinde neler yaşadığının anlatımı herkesin ilgisini çeker. Sohbet geleneksel, tuluat ve çağdaş tiyatronun sentezlenmesi konusunda sürdü. “Tuluat ile tiyatro” denirken Bilgiç’in sahneye astığı “Ferhan Şensoy” sembolü tişört ile üstadının anılmasını sağlaması takdir edildi. Özel tiyatroların güncel dertleri tartışıldı ve tiyatronun gelişmesi için bu tür gösterilerin öneminin üzerinde duruldu.

Ses, müzik ve aksesuarların yerinde ve etkileyici katkısının yanı sıra “usta işi oyunuyla” Bilgiç, konservatuvarların tiyatro ve opera bölümlerinde “Sarhoş rolü oynama atölyesi” verse, diye düşündüm.
HİZMETÇİLER: Tiyatro Hara (10 Ocak, saat 17.00)
Künye: Yazar: Jean Genet; Çeviren: Ayberk Erkay; Yönetmen: Dilara Karagülle, Ilgım İpekçi; Asistan ve Teknik Ekip: Aden Atik, Sudelal Göçmen; Işık Tasarımı: Zühtü Emirhan Kırık. 1 perde, 50 dakika, Dram.
Uyarlayanlar ve Oyuncular: Dilara Karagülle, Ilgım İpekçi.
Konu: Bir hanımefendinin hizmetçilerinin bastırılmış arzularının, duraksız tutkularının ve yalancı zarafetin yol açtığı bir vahşetin hikâyesi. İki hizmetçi kız kardeş; nefretle hayranlık arasında sıkışmış, hanımefendilerine duydukları patolojik bağlılığı birbirlerinin bedeninde ve sesinde yaşıyorlar.

İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Ulaşabildiğim kaynaklara göre “Hizmetçiler” ülkemizde ilk kez 1964’te Ekmel Hürol’un rejisiyle Devlet Tiyatroları tarafından Ankara’da sahnelenmiş. Esas metinden farklı olarak olay akışında “geri dönüşler” içeren izlediğimiz uyarlamada “hanımefendi” karakteri yer almıyordu. Oyuncuların replik ve mizansenleriyle yorumları çok başarılıydı. Öylesine ki, konunun akışında ne hanımefendinin eksikliği hissedildi, ne de oyuncuların konservatuvar öğrencisi olup oynadıkları ilk oyun olduğu anlaşıldı.
CİCİ MEMO / … NUMARALI SOKAK: En Gerekli Yer (10 Ocak, saat 19.30)
Künye: Yazan, Yöneten, Müzik: Musa Doğanay; Süpervizör: Ulaş Mehmet Dönmezer; Dramaturg: Mehmet Salih Sezgin; Hareket Danışmanı: Aslınur Sarıca Ünal; Işık tasarım: Abrek Bayseç; Kostüm tasarım: Eda Düzgün; Video-fotoğraf: Arda Zengin, Samet Can Özdemir, Nil Gürkaynak; Grafik tasarım: Büşra Doğanay; Medya İletişim: Eliz Büşra Kaya. Tek Kişilik Oyun, 1 perde, 70 dakika, 16+, Dram-komedi
Oynayan: Musa Doğanay.
Konu: Oyunun açıklamasında şöyle yazılmış: “Bu sokak merkezli bir karşılaşma; her gün görüp hiç konuşmadığın o insanla. Gittiği her yeri ev yapmaya çalışan biri var.” Kalabalık ailesiyle yaşadığı tek odalı evden kaçan-çıkan Cici Memo karnını doyurabilmek için sokaklarda çiçek satmak için bir köşe kapmaya çalışır. Ancak sokaklarda satıcı mafyaları, yabancı çeteler ve kolluk kuvvetleri kol gezmektedir. Başına olmadık işler gelir ama o neşesini de umudunu da kaybetmez. Satış için girdiği veya saklandığı sokakların numaralarıyla oyun oynar.
İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Oyun fuayede bir elinde gül demeti, öbür elinde gül şeklinde ekmek olan bir satıcı karakterinin dolaşmasıyla başladı. Sahneye çıktığında gül göstererek “hadi siz de gülün” esprisi hepimizi gülümsetti ve böylece Cici Memo’ya kanımız ısındı, anlatacaklarına inanarak olaylara onun açısından bakmaya karar vermiş şekilde oyunu izlemeye başladık. Cici Memo karakterini yaratan ve yorumlayan Doğanay, stand-up tadında ve rap müziği ve adımları eşliğinde usta işi çağdaş tiyatro oyunu sundu. Doğaçlama bölümleri de içeren oyunda en ufak bir sapma, kayma, aksama, çarpıtma olmadı. Birbirinden farklı türlerin sentezlendiği böyle bir oyun daha önce izlememiştim. Doğanay, olayların içinde adı geçen ama gözükmeyen diğer karakterleri onlara özgü jest, mimik ve ses tonlamalarıyla yansıttı, Memo’ya döndüğünde asimile Roman aksanına da geri döndü. Mekân değişimi ise sadece ışıklama ile tanımlandı. Bu minimallik seyircinin hayal gücünü üst düzeyde harekete geçirdi. En azından benim şimdiye kadar hiçbir şey satın almadığım yığınla sokak satıcısı gözümün önünden geçti. Sokakta sandalye ve sehpanın mantığı konusundaki tartışmalara benim bakışım, bu öğelerin yalnız başına yaşadığı “sokağı” “evi kılma” şeklinde olumluydu. Hatta S. Becket’in “Godot’yu Beklerken” adlı oyununun A. Giacometti tarafından yapılmış “kuru ağaç” dekoru gözümün önüne geldi ve sokak lambalarının ışığında ısınmaya çalışan kimbilir kaç insan var diye düşünüp üşüme hissettim. Bu boyutta ikinci temsil olmasına rağmen inandırıcılığı, Doğanay’ın detaycı ciddiyeti ve sahne yeteneğinin yanı sıra Memo kostümü ve beden diliyle sokaklarda yaptığı “deneyim prova”larına da bağlı olmalı. Doğrusu Memo’nun evrimini merak ediyorum.
STRİPTİZ: Tiyatro Eşik (10 Ocak, saat 19.30)
Künye: Yazan: Slawomir Mrozek; Çeviren: Neşe Taluy Yüce; Yöneten: Yusuf Öztürk; Dramaturg: Can Topal; Işık tasarım: Umut Barış Saral; Dekor tasarım: Cengiz Bağlan; Ses tasarım: Murat Arıca; Reji asistanı: Dilara Şamlı; Afiş: Ezgi Çakmak, Nazlıcan Şahin. 1 perde, 50 dakika, Absürd deneysel dram.
Oyuncular: Nejmettin Şahinoğlu, Yağız Kağan Özer.
Konu: Sokakta özgürce yürürken beklenmedik bir anda bilmedikleri bir yere hapsedilen iki adamın öyküsü. Oradan kurtulmak için verdikleri ödünler aralarındaki kişilik farkını ortaya seriyordu. Bu arada onlara bunu kimin ve neden yaptığı belli değildi.

İzlenimlerim: Yazarın, 1960’lardaki Polonya yönetimine eleştiri amaçlı politik taşlama türündeki oyun 2019’da Yakîn Tiyatro tarafından da sahnelenmiş. “Striptiz” deyince insanın aklına önce ve sadece soyunan bir kadın imajı düşüyor. Oysa bu oyunda kapatıldıkları yerden kurtulma pahasına hem fiziksel olarak soyunmayı hem de kişiliklerinin en zayıf yönlerini ortaya sermeyi göze almak zorunda kalan iki insan sunuluyor. Oyuncuların etkileyici şekilde yorumladıkları oyun bana “Kapandakiler” adlı dramatik baleyi hatırlattı (beste: Frank Martin, koreografi: Kenneth MacMillan. Devlet Opera ve Balesi, Ankara, 1965). Kapandakiler’in konusu “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”ne dayanır. Bir sanat eseri diğerini çağrıştırdığında etkisi katlanarak artar. Ben de bu yüzden, hızla soğuk da olsa sokağa fırlama ihtiyacı hissettim ve temsil sonrası sohbete kalamadım.
MEZARCI: DR. ZAMAN: Tiyatro Aporia (11 Ocak, saat 15.30)
Künye: Yazan, Yöneten, Afiş Tasarım: İsmail Akçaoğlu; Yönetmen Yardımcısı, Kostüm Tasarım: Müge Kocaay; Dramaturg: Yalın Batın Özdemir; Işık Tasarım: Akif Bulut; Reji Asistanı, Fotoğraf ve Video: Elif Abaza; Ses Tasarım: Demirkan Bakar. Tek oyuncu, 1 perde, 50 dakika.
Oyuncu: Demirkan Bakar.
Konu: Yüzyıllardan beri ölenleri gömen bir mezarcının anlatımı. İşi devraldığı babası da mezarcıymış, annesi ise bir ışık huzmesiymiş. Mezarcı bir elinde kürekle ölülerle sohbet ediyor, tartışıyor; onlara kemiklerinin, mezarlarının durumunu, daha da önemlisi geride bıraktıkları hayatta olanları anlatıyor. Onun mezarcılık nöbeti ne zaman bitecek belli değil.

İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Batı felsefesi odaklı metin, ”zaman tarihin en büyük yalancısı, en güvenilmez olanı”, “ölünün ve ölümün saklanması”, “hayatta öldürülerek saklanan şeyler” ve benzeri düşündürücü cümlelerle bezeliydi. Dahası metin Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “zaman tanımlamaları” değerinde bölümler içeriyordu. Öylesine ki seyirciler de daha geniş coğrafya ve dönemin ölüm-mezar algıları ve ritüellerini kapsamasını diledi. Temsilin başında mezarcı salonun kenarından mızıka çalarak sahneye geçti. Mızıka yerine oyunun başında ve sonunda İsrafil’in sûr'ası benzeri kaval çalsaydı kendimizi ölmüş de mezarımızdan doğruluyormuş gibi hisseder miydik, diye düşündüm. Adını “felsefi çıkmaz; çözümsüzlük, belirsizlik veya tereddüt hali anlamında Aporia’dan alan genç topluluk, bu ilk oyununun üçüncü temsili olmasına rağmen hem sahnelemede hem de oyunculukta gelişmeye açık olduğunu kanıtladı.
KENDİNİ SUÇLAMA: Baküs Sahne (11 Ocak, saat 17.30)
Künye: Yazan: Peter Handke; Uyarlayan-Yöneten: Mert Yılmaz
25 dakika, Monolog performans.
Oyuncular: Aleyna Erdoğan, Buse Canan İlaslan.
Konu: Yeni doğan ve büyümeye başlayan iki çocuğun kendilerine öğretilenleri tekrarlayıp bunlardan ne anlam çıkardıkları üzerine monolog tarzı bir metin. Büyümenin her aşamasında onlara söylenenler, onların anladıkları, uyabildikleri veya uyamadıkları kurallar değişti. Bazı kurallara da canları istemediği için başkaldırdılar. Ve her aşamada hataları nedeniyle kendilerini suçlamamayı tercih ettiler. Olay örgüsü içermeyen ve tam anlamıyla lineer bir hikayesi de olmayan parçalı, hareket temelli bir anlatı.

İzlenimlerim ve Temsil Sonrası Sohbet: Her şeyden önce yazar Peter Handke denilince benim için akan sular durur. Çünkü Handke, Wim Wenders’ın Arzunun Kanatları (Der Himmel über Berlin) adlı filminin senaryo yazarlarından biridir ve bu film yaşamımın yönünü değiştirmiştir. Kendini Suçlama’nın metni tekrarlamalar ve zıtlıklar içeren, içten söylenme halini yansıtan basit bir metin gibi durmakla beraber evrensel bir mesaj. Oyun ise düz metnin dansla yürüme şeklinde tiyatrolaştırılmış haliydi. “Dansla yürüme ve söz eşliğinde” anlatım denemesi bir tür “hareketin kendisini de içerik yapma” denemesiydi.

İki oyuncunun rap gibi ritimle müzikal hareket dizgesi bana John Adams bestelerini ve Erdal İnci’nin “Tökezleyenler” adlı video yapıtını çağrıştırdı (https://www.instagram.com/reels/DL61rHHslA1/). Sohbette bu tür soyut sahne performansın söz ve hareket tam senkron olduğundan “fiziksel veya beden ağırlıklı ansambl oyun” olarak tanımlanabileceği üzerinde duruldu.
SONUÇ
Frida Kahlo ilk tanıştıklarında Diego Rivera’ya resimlerini göstermiş ve “Sizce ben sanatçı olabilir miyim?” diye sormuş. Rivera “Eğer her gün resim yapmaktan kendini alamıyorsan, sen zaten sanatçısın demektir”, diye cevap vermiş. Bu cümleyi Başka Oyunlar Haftası Festivaline katılan tüm oyunculara ithaf ederim.
Yakîn Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Öncü Alper’i ve Yakîn Tiyatro Topluluğunun tüm üyelerini içtenlikle kutlarım. Başka Oyunlar Haftası konseptini düşünmek başlı başına dahiyane bir fikirken, planlamak, hayata geçirmek ve hafta boyunca canla başla çalışarak en ufak bir aksaklık olmamasını sağlamak, sanata ve sanatçıya olduğu kadar sanatsevere de saygı ve sorumluluktur. Hep beraber sanatla yaşamaya devam…!
Notlar: Başka Oyunlar Haftası’ndan haberdar olmamı sağlayan İdil Özyurt’a teşekkür ederim.
“Dava”, “Übü” ve “Sappho'yu Dinlerken + Köklere Doğru” ile bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle.
Pınar Aydın O’Dwyer
16 Ocak 2026, Ankara





























