Erken Cumhuriyet Döneminin Medar-ı İftiharı
Reklam
  • Reklam

Erken Cumhuriyet Döneminin Medar-ı İftiharı

Musiki Muallim Mektebi Binası'nın mimarî projesinin arkasındaki felsefe ve elde edilen sonuç hakkında bir irdeleme.

23 Mart 2020 - 16:42 - Güncelleme: 24 Mart 2020 - 12:59

ANKARA'DA ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ'NİN MEDAR-I İFTİHARI:

MUSİKİ MUALLİM MEKTEBİ BİNASI

 

1. Musiki Muallim Mektebi, Genel Görünüm (ETHZ)

Giriş

2. Musiki Muallim Mektebi Öğrencileri (Fotoğraflarla Türkiye Albümü, 1934)

Modern”in Türkiye’deki ilk temsilcilerinden olan Musiki Muallim Mektebi, bu özelliğini sadece binasının modernist çizgisinden değil, eğitim programından yetiştirdiği öğretmen ve sanatçı bireye, kent içindeki konumundan kentsel kimliğe katkısına kadar bütün dinamiklerinden alır.1 (Resim 1,2) Musiki Muallim Mektebi, İsviçreli mimar Ernst Egli’nin tasarımı olan binasının (1927-1929) yapımından çok daha önce, 1924 yılında açılmıştır. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin kültür ve eğitim politikalarının öncelikli yapısı dikkate alındığında, müzik öğretmeni yetiştiren bir okulun Cumhuriyet’in ilanından hemen bir yıl sonra kurulması, yönetimin hangi kazanımlara öncelik verdiğine açıklık kazandırmaktadır. Atatürk’ün çağdaş bir ulus kurma kararlılığı, yeniliklerin temelini her türde ve kademedeki eğitimin oluşturacağı düşüncesini güçlendirmiş, “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşma” hedefinde müzik konusu önemsenmiştir.2

Musiki Muallim Mektebi binası, simetrik kütle özellikleri, teras çatısı, kolonlu giriş düzenlemesi ile 1920’lerin sonunda kesinlik kazanan modern mimarlık biçimlerinin öncülerinden olduğu kadar Türkiye’ye özgü yeni bir mimarlık anlayışı üretme peşinde olan Egli’nin “sentez” çabasında önemli bir dönüm noktasını oluşturur.3

Klasik Osmanlı medrese şemasını göndermesinin arkasında, işlevsel ve zarif çözümler barındırır. Müzikte de mimarlıkta olduğu gibi Avrupa’dan doğrudan aktarılmış bir modernlik değil, ulusal kültüre dayalı sentez amaçlanmaktadır. Atatürk’ün, Anadolu’nun halk ozanlarından esinlenen çok sesli Türk müziği düşüncesi aslında bütün alanlardaki Batılılaşmanın yönünü ve niteliğini tanımlar.4 Egli de benzer şekilde mimarlıkta Anadolu’ya özgü arayışlara girişmiş, modern bir Türk mimarlığı için çıkış noktası aramıştır. Musiki Muallim Mektebi, müzik ile mimarlık arasındaki bu ortak arayışın bir ürünü olarak şekillenmektedir.

Makalede, Musiki Muallim Mektebi binasının Türk modern mimarlığı içindeki özgün kimliğinin, kentin bileşeni olarak işlevsel ve biçimsel değerlerinin tanıtılması, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin mimari yönelimleri içindeki öncü rolünün tartışılması amaçlanmıştır.

Ernst Egli ve Musiki Muallim Mektebi

Cumhuriyet yönetimi, daha başından beri çok sesli Avrupa müziğini, bir ilerleme göstergesi olarak araçsallaştırmıştır. Toplumun kültüründe derin bir yere sahip olan Türk Halk müziği ve Türk Sanat Müziği ya da alaturka müzik, nitelik bakımından Avrupa müziğine neredeyse tamamen yabancıdır ve hızlı bir dönüşüm beklenmesi olanaksız görünmektedir.5 Bu sorunların çözümüne katkı sağlamak üzere, Batı müziğini esas alan çalışmalar yapılması, bunu yurda tanıtıp yaygınlaştıracak müzik öğretmenlerinin eğitilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na sanatçı yetiştirilmesi için 15 Eylül 1924 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak Musiki Muallim Mektebi kurulmuştur.6

 

 

 

 

 

 

 

 

3. Genel Görünüm (BelKo Arşivi)

Musiki Muallim Mektebi eğitimine Cebeci’de mevcut birkaç kerpiç binada başlamış, daha sonra bu binalar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından satın alınıp yıktırılarak yerine yapılacak yeni binanın tasarımı Ernst Egli’ye verilmiştir.7 (Resim 3) İnşaatın temeli 1927’de atılarak 1929 yılında tamamlanır.8 Yapı mimarın ilk tasarımları arasında yer almakla birlikte, yapıldığı dönemin yayınlarında, modern mimarlığın memleketteki ilk ve öncü örneklerinden biri olarak övülüyor, mimarlık alanında Batı’dan hiç de geri kalınmadığının göstergesi olarak yüceltiliyordu. “Asri” görünüşünün yanında binada Batı müziğini temel alan çalışmalar yapılacak olması, devrimlerin yapıldığı bu ilk yıllarda Musiki Muallim Mektebi’ne yüklenen anlamı bir kat daha artırıyordu.

“…1930’dan önceki ve sonraki bu yıllarda yapacağım binalar benim için çok büyük önem taşıyordu. Bunlar öncelikle şu ikisi idi: Ankara’daki Ticaret Orta Okulu (Lisesi) ve Ankara Cebeci’deki Musiki Muallim Mektebi ki bu daha sonra Müzik Yüksek Okulu, daha sonra Karl Ebert’in yönetiminde Konservatuvar (tiyatro-opera okulu) oldu. Planı ve büyük çatısı ile Ticaret Okulu, izleyeceğim mimari yolda benim halâ kararsız kaldığımı gösterir. Buna karşılık Müzik Okulu ile beni sevindiren (sadece beni değil) bir yola girdim.” (Egli 1969)

Egli'nin ilk tasarımları hakkında vurguladığı “kararsızlık” bir Avrupalı olarak kendisinden beklenen “modern” ile “geldiği kültüre özgü olma” arasındaki sentez isteğinden kaynaklanıyordu. “İzleyeceğim mimari yol” dediği bu sentezi yakalama isteği ama bir yandan da tasarımın bu amacı karşılamadığı düşüncesini taşıyordu.

4. Ticaret Lisesi (ETHZ)

1927-30 yılları arası, Egli’nin bu duyguyu yaşadığı ve aştığı bir zaman dilimidir. “Müzik Okulu” ile beni sevindiren bir yola girdim” sözleri, aslında neredeyse eşzamanlı olarak tasarladığı Marmara Köşkü, Ticaret Lisesi, Etimesgut Yatı Mektebi ve Jimnastik Okulu’nun kimi biçimsel özelliklerine ilişkin memnuniyetsizliğini ya da kendisinden beklenenin bu olmadığı rahatsızlığını artık giderdiğinin ve Türkiye’ye özgü modern mimari arayışında bir yol bulduğunun haberini verir.9 (Resim 4). Bu kendisini ve herkesi memnun eden tasarım karakteri, aynı zamanda modern olanı da formüle etmekte ve bu yönü ile dönemin Türkiye ve Avrupa yayınlarında örnek gösterilmektedir.10

Ankara’nın en güzel binalarından biri” ve “Cebeci semtinin sureti” olarak kabul edilen yapının 1931 yılında Ankara İmar Müdürlüğü tarafından çevresinin düzenlenmesi için girişimlerde bulunulduğu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulun önünde açılmasını tasarladığı bir meydanla sonradan inşa edilerek ön kısmı kapatan birtakım küçük binaların yıktırılmasının düşünüldüğünü belirtmiştir.11

5. Genel Görünüm

Musiki Muallim Mektebi Binası

Yapı Cebeci’de Talât Paşa Bulvarı üzerinde, düzenli ve bakımlı bir bahçe içinde yer alır. (Resim 5)

Havuzlu bir iç avlu etrafında şekillenen yapı kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen bir kütleye sahiptir.(Resim 6,7)

Eğimli bir arazide yer aldığı için önden iki, arkadan üç katlıdır. (Resim 8)

9. Giriş                                                                                     10. Giriş

11. Giriş Holü                                                    12. İç Avlu (ETHZ)       

Yapının batısındaki ana girişin dört bölümlü sütunlu düzenlemesinin ardındaki metal şebekeli büyük kapılar doğrudan iç avluya bakan revaklı hole açılmaktadır. (Resim 9,10,11).

13. İç Avluda Öğrenciler (İ.Aslanoğlu Arşivi)

Burası yapının diğer birimlerine geçişi sağladığı gibi konser salonunun fuayesi olarak avludan yarım kat yükseltilmiş ve bu özelliği ile de öğrencilerin kullandığı iç avludan bir miktar soyutlanmıştır.(Resim 12,13)

Girişin karşısında üç katlı kanatta derslikler, yatakhane, yemekhane, mutfak ve depolar, kuzeydeki iki katlı kanatta derslikler ve ofisler sıralanırken, güneyde büyük bir konser-tiyatro salonu yer alır. Tek katlı giriş kanadının üstünde ise özgününde pergola ile kapatılmış teras bulunmaktadır. (Resim 14)

 

14. Teras Çatı (ETHZ)

15. Avlu                                                                           16. Avluya geçiş

Avludan yarım kat daha yüksekte olan revak düzeni kuzeyde ve doğuda da devam ederek bu kez dersliklerin ve ofislerin önündeki dolaşım alanını oluşturur ve iç avluya dolaysız ulaşımı sağlar. (Resim 15,16).

17. Kuzey revak

Yapının dört kanadı farklı bir görsel etkiye sahip olduğu gibi ön ve arka cephe simetriktir. Öndeki giriş kanadı, Ankara taşı ile kaplı, dışa taşkın sütunlu giriş düzenlemesi, iki yanındaki simetrik olarak yerleştirilmiş iki kat boyunca yükselen düşey portikler ve özgününde pergolalı teras çatı ile ön cepheye etkileyici bir görünüm kazandırırken biçimsel açıdan hafif bir etkiye sahiptir. (Resim 1,17)

18. Arka Cephe (ETHZ)

Diğer yandan iki yandaki kanatlar düz çatıları ile hareketsiz ve masif bir kütle etkisi taşırken arkadaki yüksek kanat, dışa ve yukarı taşkın simetrik kuleleri ve saçaklı kırma çatısı ile yapıya diğerlerinden tümü ile farklı bir ifade katar. (Resim 18)

Yapıda iç avluyu kuşatan revaklı kanatlar düzeni Osmanlı medrese şemasını hatırlatmaktadır. Bu benzerlik, avluyu kuşatan düzenin simetrik olmayışında da göze çarpar. Arkadaki kanatta revak diğer iki kanadın önündekilere göre dar ve yüksek tutulmuş, konser salonunun olduğu kütlede ise yer verilmemiştir. (Resim 19)

Avluyu kuşatan mekanların düzeni, açık alanlar ile kapalı alanlar arasında dolaşım kolaylığı sağladığı gibi, fıskiyeli havuzlu avlunun daha derinde kalması, mekanların kullanımları arasında keskin olmayan bir soyutlamaya yol açmıştır. Giriş revağı aynı zamanda düzenli konserlerin verildiği salonun fuayesi olmakla, okul işlevinin dışında kullanılabilen bir konumlanmaya ve düzene sahiptir. Avlu, ancak dersliklerin olduğu taraftan doğrudan ulaşılabilen, dolayısıyla dışarıdan gelenlere değil öğrenci olan kullanıcılarına hizmet eden bir mekan olarak yarım kat aşağıda tutulmuştur. İki yöndeki revakta, hafifçe dışa taşkın korkuluklu zarif düzenleme, havuzlu bahçeyi, bu konumdan izleme olanağı sunmakta ancak revak, avluya her yönden inme olanağı tanımamaktadır. Avluya iniş ancak iki kanat boyunca uzanan revağı katettikten sonra, yine zarif ve etkileyici bir merdivenden sağlanır. (Resim 15, 20)

21. Derslik Koridoru

Bu merdivenin, derslikleri ve ofisleri içeren iki kanadın birleştiği köşede yer alması, avlunun kullanımına kontrol kazandırmakta, bu kullanımı okul çalışanları ile öğrencilere açmaktadır. (Resim 21)

22. Konser Salonu

Karşısına simetrik olarak yerleştirilmiş diğer bir iniş ise sadece konser salonunun sahne arkasına ve devamındaki koridora geçişe izin verir. (Resim 22) Yapı iç avlu düzeneği ile Klasik Osmanlı medrese şemasını hatırlatıyor olmakla birlikte, işlevinin gerektirdiği akılcı çözümlerin üretildiği bir tasarıma dönüştüğü açıktır.

Betonarme iskelet sistemine sahip olan yapıda, dışa taşkın giriş düzenlemesi, giriş holü ve avluyu kuşatan sütunlar, arka ve yan cephelerde subasman düzeyi Ankara taşı ile kaplanmıştır. Diğer bölümler ise edelputz sıvalıdır. Duvarlar, müzik çalışmalarına uygun olarak çift çeperlidir. Dersliklerin kapıları maroken döşelidir. Konser salonu, bazı bürolar ve merdiven kovasının duvarları ahşap lambri kaplanmıştır.

23. Giriş (ETHZ)                                                                      24. Doğu kanat, merdiven

Yapıda geometrik motiflerin yer aldığı yalın demir şebekeler merdiven korkuluklarında, iç avlunun parapet duvarlarının arasında ve ana girişlerde yer almaktadır. (Resim 23,24) Okulun amblemi olan iç içe geçmiş üç “M” harfi yapının dört büyük girişinin metal şebekelerinin arasında ve konser salonunun duvarlarına yalın ve sade bir dekoratif etki de kazandırmıştır.

Paul Hindemidt, 1936 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduğu raporda 1927-1928 ders yılına göre sayıları oldukça artan öğrencilerin, müzik dersliklerinin küçük oluşu, avlusunun ve bahçesinin darlığı sebebi ile öğrencilerin müzik çalışmalarını eş zamanlı olarak sürdürmelerininimkansızlığından sözetmektedir.12

25. Teras Çatı, kat ilavesi

Bu sorunun çözümlenmesi için girişin üzerinde yer alan terasa Egli’nin tasarımı olduğunu düşündüğümüz bir kat eklenmiş, daha önce doğusundaki uzun kol dışında düz çatılı olan yapı, girişin üzerine yapılan kat ilavesi sırasında tamamen kiremit kaplı kırma çatı ile örtülmüştür.(Resim 25) Aynı yıl Hindemidt’in raporuna uygun olarak, klasik batı müziğinin yanında opera,bale ve tiyatro alanlarında da eğitim verilmeye başlanmıştır.13 1938-1939 öğretim yılında müzik öğretmeni yetiştiren bölümün Gazi Eğitim Enstitüsü’ne taşınmasıyla, okulun adı 1940 yılında Ankara Devlet Konservatuarı olarak değiştirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

26. Musiki Muallim Mektebi ve ekler, zemin kat planı (Aslanoğlu 1985, s.31)

27. Ek yatakhane bloğu, Sedat Hakkı Eldem, 1953.

1953 yılında öğrenci sayısının giderek artması dikkate alınarak ana yapının doğusuna, ünlü mimar Sedat Hakkı Eldem’in tasarımını yaptığı doğu-batı yönünde konumlanan öğrenci yatakhanesi eklenmiştir. 1957’de ise ana yapının güneyine bir kütle, doğusuna yine Eldem’in tasarladığı “döner odalar” olarak adlandırılan sekizgen biçimli çalışma odaları bloğu eklenmiştir. (Resim 26, 27) Bu eklere karşılık, Egli’nin tasarladığı, ana yapının kuzeyine bitişik olan yönetim bloğu ise yapılmamıştır.

Böylece üç aşamada tamamlanan yapı, 1984 yılına kadar Devlet Konservatuarı olarak kullanılmış, 1984’ten itibaren Mamak Belediye Başkanlığı’nın kullanımına verilmiştir. Bu sırada, yapının tekrar konservatuar olması konusunda girişimlerde bulunulsa da gerçekleşmemiştir. Yapı Mamak Belediyesi buradan taşındıktan sonra belediyeye bağlı Kültür Merkezi olarak kullanılmaya devam etmiştir.

Sonuç

Sibel Bozdoğan’ın belirttiği gibi Hakimiyet’i Milliye gazetesinde 1930’da yayımlanan ve Modern Mimarlık Kongresi’nin 1928 tarihli La Sarraz bildirisinden alıntı yapılan bir yazıda, Walter Gropius, Adolf Meyer gibi isimlerin yanında Musiki Muallim Mektebi’nin fotoğrafı ile Türkler’in modern mimarinin ruhunu yakaladığının ve Avrupa’dan geri kalmadığı’nın mesajı veriliyordu.14 Bu müjdenin Musiki Muallim Mektebi binası ile verilmesi, yapının Avrupa ve Türkiye için taşıdığı anlam bakımından önemlidir. Celal Esat Arseven’in 1931’de yayımladığı “Yeni Mimari” adlı kitabında da Musiki Muallim Mektebi binası modern mimarinin örneği olarak gösteriliyordu.

1927-30 yılları arasında Ankara’da halihazırda yürüyen iki büyük inşaatın Arif Hikmet Koyunoğlu tasarımı olan Türk Ocağı Merkez binası ve Etnografya Müzesi olduğu düşünülürse, bu yapı Milli Mimarlık üslubu dışında yepyeni ve modern bir mimarlık anlayışını haber vermektedir.15 Egli bu projeleri ile aynı zamanda Cumhuriyet başkentinin moderni temsil eden ve kolay tanınan özelliklerini belirlemiş olmaktadır. Teraslı düz çatı, dizi oluşturan pencereler, kolonlu ve böylece vurgulu giriş düzenlemeleri, yalın ve sade yüzeyler, bu özellikler arasındadır.

Musiki Muallim Mektebi binası, Egli’nin Ankara’da gerçekleştirdiği diğer okul tasarımları gibi modern olmakla birlikte, uluslararası modern mimarlığın kurallarına bütünü ile bağlı kalmadığı gibi avangard bir modernizmi de temsil etmez.16 Yapı bezemesiz yalın ve sade yüzeyleri, kübik kütle biçimlenmeleri, simetrik cephe düzeni, düz çatısı ve terası, kolonlu giriş düzenlemesi ile anıtsal bir etkiye sahiptir. Atalay Franck, betonarme taşıyıcı sistem ve mekânsal çok katmanlılığa, açık bir plan kompozisyonu ile çalışılmasına rağmen, Egli’nin yapı kütlesinde bunlardan fazla etkilenmeden Birinci Ulusal Mimarlık akımı ve öncülü Beaux art anlayışındaki gibi ekleme prensiplerine bağlı kaldığını öne sürmektedir.17 Ancak Alman mimar Bruno Taut’un yapılarını ayırırsak ülkedeki uluslararası mimarlık üslubunda yapılan kamu binalarının hemen tümü bu karakteri taşır. Biçimleri kübik olanı temsil etse de, kamu yapısı ağırbaşlılığını vaad eden simetriden, Türkiye’deki modern mimarlık örneklerinde vazgeçilmemiştir.18

Egli’nin hemen tüm tasarımlarında olduğu gibi Musiki Muallim Mektebi binasındaki katı simetri, görsel etkide aranan bir durum iken, parçalı kütle anlayışı içinde işlev dağılımını bu simetrik etkinin arkasında çözümlemiştir. Burada Egli saf bir biçimsel gönderme değil, akılcı bir işlevsellik ile çağdaş bir yoruma gitmiştir. Osmanlı medrese şemasını hatırlatan havuzlu iç avluyu kuşatan revaklı düzene son derece işlevsel ve çağdaş bir yorum katar. Egli’nin bu tarihsel göndermeleri, yapının ayrıntılarında başka boyutları ile okunabilir. Örneğin medrese şemasında, dershane olarak işlev gören ana eyvanın zeminden yüksek tutularak açık ya da kapalı avludan soyutlanmasına benzer bir hiyerarşiden Musiki Muallim Mektebi kurgusunda da sözedilebilir. Böylece yapının işlevselden biçimsele birbiri içine akan ayrıntılarında, Egli’nin aradığı sentezi yakaladığı okunabilmektedir.19

Musiki Muallim Mektebi binası, sonradan yapılan değişikliklere ve çevresindeki olumsuz yapılı çevreye rağmen, müzik eğitiminin gerektirdiği ses geçirmeyen odaları, akustik etkinin hesaplandığı özenli konser salonu, geniş koridorları ve merdivenleri, sağlam ve kaliteli malzeme ve tekniği ile başkentin temsil gücü yüksek önemli yapılarından ve estetik nesnelerinden biri olmaya devam etmektedir.

LEYLA ALPAGUT, Mimarlık Tarihçisi, Prof. Dr.

Kaynaklar:

Alpagut, Leyla, 2012, Cumhuriyet'in Mimarı Ernst Arnold Egli, Boyut Yayınları, İstanbul.

Aslanoğlu, İnci, 1985, Musiki Muallim Mektebi, Mimarlık, s.1, ss.31-33.

Aslanoğlu, İnci, 2001, Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı, Ankara.

Bozdoğan, Sibel, 2002, Modernizm ve Ulusun İnşası, Metis Yayınları, İstanbul.

Cengizkan Ali, Bancı Selda, Cengizkan Müge (ed.), 2017, Ernst A. Egli: Türkiye'ye Katkılar, Yerel Yorumlar, Eğitimde Program, Pratiğin Muhasebesi, TMMOB Mimarlar Odası Yayını, Ankara.

Egli, A.Egli, 2013, Genç Türkiye İnşa Edilirken, Çev. Güven Göktan Uçer, (ed.) Emre Yalçın, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

Franck Atalay, Oya, 2015, Politika ve Mimarlık, Ernst Egli ve Türkiye'de Modernliğin Arayışı, çev. Ogün Duman, TMMOB Mimarlar Odası Yayını, Ankara.

Nicolai, Bernd, 2011, Modern ve Sürgün, Çev. Yüksel Pöğün Zander, TMMOB Mimarlar Odası, Ankara,

Soyak, H. Rıza, 2014, Atatürk'ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Saint Aix, Robert, 1935, Levolution De La Musique En Turquie, La Turquie Kemaliste, Haziran, s.7, ss.16-20.

Resim Kaynakları:

Eidgenössische Technische Hochschule Zürich (ETHZ)

Ankara Posta Kartları ve Belge Fotoğrafları Arşivi (BelKo)

1 Yapıldığı dönemde Ankaralılar'ın yaşamında, her hafta düzenli konserler verilen bir kültür merkezi işlevi görmektedir.

2 Başkent Ankara’da ve Anadolu’nun her yerinde hızla açılan her kademe ve her türdeki okulun eğitim programları çağdaş ilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenirken, müzik derslerinin bu programlarda önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu okulların bünyesinde, müzik eğitimi mekanlarının ya da müzik dersliklerinin ve konferans/konser salonunun bulunması, hatta ilkokullarda bile birer piyanonun varlığı bu düşünceyi güçlendirmektedir.

3 Egli’nin bu konudaki düşünceleri 1969 yılında kaleme aldığı anılarında yer almaktadır.

4 Musiki Muallim Mektebi’nin ilk müdürü Zeki Üngör'ün 1935’te görevinden ayrılmasının ardından Alman besteci Paul Hindemith’in önerilerine uygun olarak okulun programı yeniden düzenlenir.Hindemith ile henüz genç denebilecek bir yaşta (d.1895), modern çalışan bir kompozitör olduğundan, çok daha fazla yararlanılabileceği düşünülerek, ”musiki işlerimizin memleket ölçüsünde bir görüşle ele alınması” için ilk kez 27 Mart 1935’te Berlin’de bir anlaşma yapılmıştır. 1936 ve 1937’de aralıklı olarak anlaşması yenilenmiştir. Hindemith, müzikteki modernleşmenin halk müziğinden bağımsız düşünülemeyeceğini savunmuştur. Hindemith’den sonra, çıkış noktası Türk Halk Müziği olan yeni bir müzik anlayışı oluşturmak üzere 1936 yılında Bela Bartok, Macaristan’dan Türkiye’ye davet edilmiştir. Bartok Türkiye seyahati sırasında ikibin kadar hak türküsünü derlemiş, kendi bestelerinde de kullanmıştır.

5 Oysa ki çoksesli Avrupa müziği ilerleme idealinin sembollerinden biri olarak görülmekte, Atatürk 1Kasım 1934 tarihinde yaptığı bir konuşmada bu konu ele alınmaktadır (Soyak 2014, s.27).

6 Bu okulun modern binasını tasarlayacak olan Ernst Egli’nin Musiki Muallim Mektebi’ne ve Türkiye’de müzik konusundaki yeni yönelimin çıkmazlarına ilişkin düşünceleri, onun içinde bulunduğu ortamı izleyen iyi bir gözlemci olduğunu orta koyduğu gibi dönemin kültürel yapısına da ışık tutar: “…Müzik okulu ile beni sevindiren (sadece beni değil) bir yola girdim. Okulun müdürü Zeki Bey beni çok destekledi, fakat maalesef kendisi yöneteceği müzik ile ilgili açık, kesin bir görüşe sahip değildi. Burada da Atatürk mutlaka Avrupa müziğini ve onun öğretimini istiyordu. Zeki Bey de O’na ister istemez itaat ediyordu. Fakat buradaki problem mimarlıktakinden farklıydı.Türkler’in %99’u sadece kendi müziklerini tanıyor ve çok seviyordu. Kendilerine ters gelen Avrupa müziği ile ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bu isteksizlik sadece halka mahsus da değildi. 1929-1930 yıllarında Yüksek Öğretim Genel Müdürü ile birlikte Avrupa’ya bir seyahat yapmış ve yol arkadaşımı Berlin’de Mozart Operası’na götürmüştüm. Daha gösteri sürerken arkadaşım, bu müziğe tahammül edemediğini söyleyerek operayı terketti (Egli, 1969).

7 İsviçreli mimar Egli, Milli Eğitim Bakanlığı İnşaat Bürosu yöneticiliği ve Güzel Sanatlar Akademisi hocalığı için 1927 yılında ülkeye davet edilmişti. Hasan Ali Yücel 1941 yılında yaptığı mezuniyet töreni konuşmasında, Musiki Muallim Mektebi’nin 1924 -25 ders yılında şimdiki binanın hemen yakınındaki küçük eski evlerde kurulduğunu belirtmektedir(Anonim 1941, 7).

8 Yaklaşık aynı sıralarda Alman kent plancısı Hermann Jansen tarafından Ankara’nın taksimatında okul binaları için Cebeci’nin tercihinde bu önemli okulun varlığı belirleyici olmalıdır. Ankara'da yaptırılacak "Muallim Mektebi için ayrılan arazinin kamulaştırılması" konulu Bakanlar Kurulu Kararı için bkz. TCBCA 030.18.01/019.43.17.

9 Egli Ticaret Lisesi tasarımında, yerleşim şeması ve büyük çatısı nedeni ile izleyeceği yolda içine sinmediği sonucuna varmıştır. Marmara Köşkü’nde anılarında gerekçesini belirtmese de Anadolu seyahatine çıkmadan önce Müteahhit Galip’e projeyi henüz emin olmadığını belirterek teslim ettiğini ama kendisi gelmeden kesinlikle inşaata başlamamasını tembihlediğini, yine de Galip’in sözünü tutmadığını anlatır. Egli belki de modern mimarinin Avrupalı formülüne aykırı olan kemerli revak düzenlemesini kullanmanın doğru olup olmadığı kararsızlığını yaşamış olabilir. Etimesgut Yatı Mektebi ve Jimnastik Okulu da yine Ticaret Lisesi gibi memnun kalmadığı dik eğimli çatıya sahiptir.

10 Bernd Nicolai, Egli’nin arkitektonik bakış açısı ile tam olarak hangi yönde ilerlemesi gerektiğini kestiremediğini, Musiki Muallim Mektebi(1927-28) ve Ticaret Lisesi (1928-29) binalarının, yerleşim şeması ve çatıları ile seçilecek yol konusunda kararsızlık sergilediğini, herşeye rağmen muhafazakâr kaldığını düşünmektedir (Nicolai, 2011, ss. 41).

11 Aslanoğlu 13.04.1931 tarihinde Ankara İmar Müdürlüğü’nden şehir plancısı HermannJansen’e gönderilen resmi yazışmadan alınan bu bilgiyi kendisine Gönül Tankut tarafından verildiğini belirtmiştir(Aslanoğlu, 1985, s.32). Egli’nin 1969 yılında kaleme aldığı anılarında Musiki Muallim Mektebi binası ile ilgili olarak tasarım ile ilgili olmayan bir bilgi vermektedir. Atatürk, henüz bitmiş olan binayı ziyareti sırasında Avrupa tarzında yaptığı tuvaletler dışında herşeyden memnun kalmıştır. “Müzik Okulunun inşaatı bittiğinde Kemal Paşa’nın okulu görmek için geleceğini, benim de orada bulunmamı istediğini bildirdiler. Kemal Paşa tarafından çok titiz ve ayrıntılı bir denetime tabi tutuldum. Tuvaletler hariç herşeyden memnun kaldı. Tuvaletleri Avrupa tarzında yapmıştım. Bu konudaki Avrupalı anlayışla Türk-oryantal anlayışı arasındaki farka dikkatimi çekti ve temizlenmek için kağıt değil su ve her tuvalete de bir bide istedi. Kısa zamanda Kemal Paşa’nın ne kadar haklı olduğunu anladım. Öğrenciler de lavabolardaki duran suda yıkanmak istemiyorlardı. Burada da akan suyun kullanılabilmesi için giderlerdeki tıpaların kaldırılması gerekli oldu. Türkler için sadece akan su temiz ve sağlıklıdır.” (Egli 1969).

12 Aslanoğlu, 1985, ss.33.

13 Bakanlar Kurulu’nun “Müzik Öğretmen Okuluna bağlı olarak açılacak konsevatuvar ve temsil şubesi için okula ilavesi icap eden ders pavyonu inşaatına ancak Mart 1937 de başlanabileceği” konusundaki 6.11.1936 tarihli kararı, yapının güneyine sonradan eklenen blokla ilgili olmalıdır.(TCBCA 030.18.01/02.69.86.11)

14 Bozdoğan, 2002, ss.172.

15 Musiki Muallim Mektebi, bu mimari anlayışın Ankara’daki ilk örneği olmamakla birlikte, diğer kamu yapılarından farklı bir anlam yüklendiği dikkati çeker. Özellikle eğitim yapılarının kent içindeki konumları ve mimarilerinin modernliği ile Cumhuriyet’in prestij yapıları olarak görüldüğü açıktır. Dönemin La Turquie Kemaliste dergilerinde yayımlanan Egli yapılarından Yüksek Ziraat Enstitüsü, Ticaret Lisesi, Siyasal Bilgiler Okulu da benzer gerekçeler ile Türk modern mimarlığını Batıya kanıtlayan örnekler olarak gösterilmektedir.

16 Erken Cumhuriyet’in sanatsal ve mimari kültürünün merkezinde, bunların bireysel deneylerden önce ve ötede toplumsal ve işlevsel ideolojisi olması gerektiği fikri vardı. Sibel Bozdoğan bunu “pozitif özgürlük” anlayışı ile açıklamaktadır (2002, 167).

17 Atalay Franck, 2015, ss.47.

18 Bu durum, Osmanlı’nın son döneminden beri modernleşmenin kimi çıkmazlarını ya da Türkiye’ye özgü olanı hatırlatır. Güzel Sanatlar Akademisi’nin (Sanayi Nefise Mektebi) resim ve heykel bölümlerinde de “müfredat programı”na aktarılan batılı üslupların geleneği ile hesaplaşmış bir felsefenin ya da iç dinamiklerinden üretilmiş bir sonuç olarak uygulanmadığı, örneğin empresyonizm, kübizm gibi akımların daha çok “yeni” ve “sıradaki” olması nedeni ile, modernleşme kararının bir parçası olarak aktarıldığı görülmektedir.

19 Nicolai’nin saray bahçesine benzettiği ya da Oya Atalay Franck’in Akdeniz villalarına benzeterek zamana yabancı kaldığını düşündüğü havuzlu iç avlu, aslında Egli mimarlığının bir başka döneme ait eğitim yapısı tipolojisinin özgün ve modern bir yorumundan ibarettir.

 

Bu haber 2875 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Rengim Gökmen
Rengim Gökmen "İşin Ehli ile Muhabbet"te...
KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 36
KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 36