KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 13
Reklam
  • Reklam

KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 13

Bakü'ye, tüm binalar müslüman kapitalist yerli zenginler tarafından kazandırılacaktı.

13 Mayıs 2020 - 00:12 - Güncelleme: 13 Mayıs 2020 - 14:53

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”


13

PETROLÜN BAŞKENTİ BAKÜ

Üniversiteyi bitirdikten sonra Kafkasya’ya dönen İbrahim Bey’i kâh ailesinin yaşadığı Dağıstan’da, kâh Dağıstan’ın güneyindeki Azerbaycan’da görüyoruz. Oğlu Minnetullah Haydaroğlu’nun belirttiğine göre, çok dilli, çok uluslu Dağıstan’ın Derbent şehrinde doğmuş bir Türk olarak kendini anadilin Türkçe olduğu Azerbaycan’a yakın bulurmuş. İleride göreceğimiz gibi, bu durum, siyasete atıldıktan sonra siyasî hasımları tarafından kullanılacak. Bazen Azerbaycanlılar onu “Dağlı” olmakla dışlayacak, bazen da Dağıstan’da “yarı Acem bir ilin adamı” (Azerbaycanlı) sayılacak.

TÜRKÇE KONUŞAN ŞAH AİLESİ

İbrahim Bey’in diplomasını alıp Kafkasya’ya döndükten sonra demiryollarında stajyer mühendis olarak görev yaptığını, oğluna aktardığı şu anısından dolayı biliyoruz:

Rusya- İran sınırında çalışıyormuş. Bir Rus mühendisle birlikte demiryolu boyunca at üstünde giderlerken borazan sesleri işitmişler. İran Şahının konvoyunun geçişini duyuran bu sesler üzerine atlarını dağa doğru çevirmişler. Başlarında kasket biçiminde Rus şapkası, üzerlerinde mühendis üniforması varmış. Konvoy geçerken trendeki çocukların arkalarından Türkçe olarak seslenişini duymuş: “Ermeniii! Ermeniii! Dağda döğer harmanııı!…”İran’ın o zamanki Şah ailesi Kacar’lar Türk oldukları için çocukları böyle temiz bir Türkçe ile konuşuyorlarmış. Hıristiyan giyimli gördükleri iki kişiye “Ermeni” diye lâf atmalarını ise şöyle açıklamış İbrahim Bey: “Müslüman ülkelerde Hıristiyanların hepsine Ermeni derler.”

“ ‘Hem Paris’te gibiyim, hem de evimdeyim’ duygusu içinde ışıl ışıl Bakü caddelerinden geçerek İçeri Şeher’deki otelimize vardık” yazmışım not defterime Bakü’ye ikinci kez gittiğim 5 Ekim 2011’de. Gerçekten de, şehrin Çarlık döneminden kalan kesimi bir yandan 100-150 yıllık binaları, geniş bulvarları, şık vitrinleriyle Paris’i andırıyordu; bir yandan da evimde olmanın sıcaklığını yaşıyordum burada.

Bu Paris benzetmesi yüz yıl önceki Bakü için de yapılmış. Genç Stalin kitabının yazarı Simon Sebag Montefiore, 20. yüzyıl başındaki Bakü şöyle tanımlıyor: “(o sırada Osmanlı yönetiminde olan) Orta Çağ şehri Bağdat ile sanayi şehri Pittsburgh ve Avrupa’nın en ışıltılı kenti Paris’in bileşimi”… O tarihte şehre gelen gezginler, “yeniliğe açık” ve “gelecekten umutlu” bir halkın varlığından söz ediyorlar.

20. YY başında Bakü.. Denize doğru görünüş.

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye Haziran 2008’de ilk gidişimde hemen dikkatimi çeken havadaki tuhaf koku olmuştu. Daha önce hiç duymadığım bu kokunun ham petrol kokusu olduğunu söylediler. Hazar Denizi kıyısındaki bu en önemli liman şehri, yazın sıcağına ve denizin nemine karşın hiç de bunaltıcı değildi; çünkü sürekli esintiliydi. Petrol kokusunu da bu esinti yayıyordu şehrin üzerine. Azerbaycan Türkçesinde Bakı olarak söylenen şehrin adının Fars dilindeki Badkube sözcüğünden geldiği, “rüzgârlı şehir” anlamı taşıdığı söyleniyor.

Bu liman şehri ile çevresinde Paleolitik Çağ’dan beri yerleşimler bulunduğunu bugün Tarih Müzesi’ndeki sergilenen bulgular da kanıtlıyor. Kent, Romalılardan Şirvanşahlara, Selçuklulara kadar pek çok gücün eline geçmiş, Moğol saldırılarından payını almış. 16. yüzyılla birlikte İran hükümdarlarının egemenliğine girmiş, birkaç kez Osmanlıların eline geçse de çoğunlukla İran egemenliğinde kalmış. 18. yüzyılda Rusya Hazar Denizi’nin bu en önemli kıyı şehrine göz koymuş, 19. yüzyıl başında da şehri kesin olarak ele geçirmiş.

Şehrin yeraltından fışkıran alevleri 5. yüzyıldan bu yana yazılı kaynaklara girmiş. 8. yüzyıldan beri burada petrol çıkarıldığı kayıtlarda yer alıyor. Marko Polo, adına ‘petrol’ demese de tanımlamasından petrol olduğu anlaşılan bir sıvının develerle taşındığını, develerin yaralarına iyi geldiğini yazıyor.

"İçeri Şeher" surları

UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine aldığı kale içindeki şehre bugün “İçeri Şeher” deniyor. Şehir, 1806’da Rusların eline geçtikten sonra kale dışına taştı. 1859’da Şamahı’da meydana gelen büyük deprem, Bakü’nün eyalet merkezi olmasına yol açtı. Rus yönetimi Kafkasya’yı dört eyalete bölmüştü. Şamahı, bunlardan Yelizavetspol (Gence) eyaletinin merkeziydi. Bakü de bu eyalete bağlıydı. Şamahı depremde yıkılınca, Kafkasya Genel Valisi Baryaçinski’nin eyalet merkezini Bakü’ye taşıma önerisi kabul gördü. Genel Vali, petrol üretilen bu şehre bir liman yapılırsa Bakü’nün Rusya için çok önemli bir konuma geleceğini öne sürüyordu. Bakü, Aralık 1859’da Çar fermanı ile eyalet merkezi yapıldı; bütün eyalet devlet daireleri buraya taşındı.

Bakü’nün Rus ekonomisi için önemi o tarihte dünya petrol üretiminin yarısını sağlamasından kaynaklanıyordu.

Petrol kaynağı Bakü’nün iletişim ve ulaşımda Rusya’nın merkezine bağlanması gecikmedi. 1868’de bütün Kafkasya telgraf ağlarıyla kaplanmıştı. Bakü’ye ilk telefon ise 1886’da geldi. 19. yüzyılın son çeyreğinde Bakü, dünyanın en hızlı gelişen şehriydi. 1900’de demiryolu ağının şehre ulaşmasıyla, o tarihe dek denizyoluyla taşınan petrol ürünleri, artık demiryoluyla Rusya’nın merkezine taşınmaya başlandı.

İbrahim Bey’in zamanında, 20. yüzyılın başında, Kafkasya’nın sanayi merkezi yine Bakü idi.

Başat iş kolu petrol ve petrol ürünleri olmakla birlikte, şehirde başka sanayi dalları da gelişmişti: yörede ipekçilik, balıkçılık, şarapçılık yapılıyordu; tütün, iplik ve dokuma fabrikaları vardı; gıda endüstrisi ile bakır madenciliği istihdam yaratan sektörlerdi. Buna bağlı olarak da kalabalık bir işçi nüfusu barındırıyordu. 1904 yılında şehrin 266,000 olan nüfusunun 65,000’ini işçiler oluşturmaktaydı. Bu işçilerin durumunun Rusya’nın başka yerlerinden farklı olmadığını söylemeye gerek yok. Ancak, Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in işçilerinin ayrıcalıklı olduklarını belirtmeden geçmemek gerek: kendi de yoksulluktan gelmiş olan Tagiyev, işçilerine lojman, sağlık merkezi, kütüphane, işçilerin çocuklarına da okul yaptırmıştı.

Şehirdeki işverenler gibi işçiler de farklı etnik kökenlerden geliyorlardı: Azerbaycanlı Türkler tüm işçilerin %44’ünü oluşturuyordu.

YEREL HALK ŞEHRİN YÖNETİMİNDEN UZAK TUTULUYOR

Türkler en kalabalık etnik grup olmayı sürdürmelerine karşın şehrin yönetimine katılımları Rus devletince sınırlanıyordu. 1870’te çıkan bir yasa ile bütün Rusya’da yerel halka daha fazla söz hakkı tanınması öngörülmüştü. Ancak, Kafkasya gibi “uç bölgeler”deki şehirlerde böyle bir durumun söz konusu olamayacağı, çünkü yetişmiş yerel kadrolarının bulunmadığı öne sürülüyordu. Bakü şehir meclisinde (Duma’sında) yer alacak yerel Müslüman temsilci sayısını belirlemek, temsilcileri seçecek seçmenler arasında Müslümanların oranını düşük tutmak için sık sık yasal düzenlemeler yapılıyordu. Yönetim Rus asker ve memurların elindeydi; yörenin Hıristiyan halklarından Ermeniler de yönetici görevlerine getiriliyordu. Yerli Müslümanlar ise, Rus eğitim sisteminde yetişmiş olsalar bile, yönetimin dışında tutulmaya çalışılıyordu.

Petrol, şehre çok sayıda yabancıyı çekmişti. Önceleri, İsveçli Nobel kardeşler ile Fransız Rothschield ailesi petrol kuyusu sahipliğinde ilk sıralarda geliyorlardı. Ancak, kısa zamanda yerli Müslüman ahali içinde petrol zengini olanların sayısı arttı: toprağını kazan petrol buluyordu. Bakü petrolleriyle yükünü tutmuş Nobel kardeşler, 20. yüzyıl başlarken Nobel Ödülleri’ni dağıtmaya karar verdiler. İlk ödüller 1901 yılında İsveç’te verilirken bu ödüle temel olan servetin biriktiği Bakü’de hâlâ kozmopolit bir nüfus yaşıyordu ama artık petrol zenginlerinin çoğu yerli Müslümanlardı. Bu burjuvazi hem batılı kapitalistler gibi yaşamak, hem de şehrin yönetiminde söz sahibi olmak istiyordu. Çarlık yönetimi ise getirdiği yönetim, seçim ve temsil kurallarıyla onların söz hakkını kısıtlamaya çalışıyordu. Örneğin, yalnızca iki yıl önce şehre yerleşmiş ve emlâk sahibi olmuş kişiler ile kurumlara belediye meclisi seçimleri için oy hakkı verilmesi yerlilerin zararına oluyordu. Bu düzenlemeler nedeniyle, 1905’te belediye meclisindeki temsilcilerin ancak beşte biri Müslüman halktan seçilebiliyordu.

İŞ BAŞA DÜŞÜNCE...

Bakü’de üretilen katma değerin yüksekliğine karşın, Çar yönetimi şehrin gelişimine gereken önemi vermiyordu. Rus yöneticiler düzeni sağlamak ve petrolün akışını güvence altına almaktan başka bir yükümlülük taşımıyorlardı. Örneğin, 1894 yılı şehir bütçesinde Çar’ın heykelinin yapılması için 2470 ruble ayrılırken temizlik ve sağlık hizmetlerine toplam 3500 ruble ayrılmıştı.

1900'lerin başında Bakü Tiyatro Binası... Bina Nizamî'nin adını taşıyordu.

Bu durumda “iş başa düşüyor” diye düşünen yerli girişimciler, şehirlerini geliştirip güzelleştirme görevini üstlendiler. Hacı Zeynel Abidin Tagiyev’in başı çektiği yerli kapitalistler şehre su getirmekten okullar, tiyatro ve konser salonu gibi yapılar kazandırmaya dek pek çok hizmeti yüklendiler.

Yerli zenginler tarafından yaptırılan Bakü Operası

Çar’ın yaptığı yalnızca bunlara onay vermek oldu. Bu onayları almak da her zaman kolay değildi; Çar’ın uygun gördüğü yerlere bağışlar yapmak, vb gerekebiliyordu. Bakülü Müslüman kapitalistler Çarlık yönetiminin desteğini arkalarına almadan, kösteğini engellemeye uğraşarak şehirlerini çağdaşlaştırmaya çalıştılar. Öte yandan, şehir yönetiminin dışında tutulma çabaları, yerel halkta ulusal bilinci uyandırıyordu.

İBRAHİM BEY’İN SİVİL TOPLUM ÇALIŞMALARI

Çarlık despotizminin baskısının Rus olmayan halklarda sivil toplumun gelişmesine yol açtığı görülüyor. Devletten bir beklentisi olmayan halkın aydın kesimi kolları sıvıyor. Genç mühendis İbrahim Bey’in de sorumlu bir aydın olarak halkının eğitimi için gönüllü çalışmalara giriştiğini bugün Azerbaycan’daki belgelerden öğreniyoruz. Kendisi bu çabalarından, bu tür çalışmalarından hiç söz etmezmiş.

1907 tarihli iki belgede İbrahim Bey şehrin ileri gelen isimleri arasında yer alıyor.* Bu belgelerden birinde İbrahim Bey Haydarov, Bakü’de Neşr-i Maarif Cemiyeti (Eğitimi Yaygınlaştırma Derneği) yönetim kurulu üyeleri arasında sayılıyor. Neşr-i Maarif Cemiyeti, Azerbaycan’ın Müslüman halkının kendi dilinde -Türkçe- eğitim almasını sağlamak için kurulmuş bir dernekti. Dernek 1907’de bir öğretmen okulu açmış, okulun müdürlüğüne İstanbul’dan Mehmet Cevdet Bey getirilmişti. 1920 yılına kadar, ikisi kız okulu olmak üzere 20 okul açan dernek, öğrencilerin eğitim, eğitim araçları ve giyim harcamalarını da karşılıyordu. Ayrıca, hem Bakü’de, hem Erivan ve Tiflis’teki Rus okullarında okuyan Müslüman öğrencilere; hem de Moskova Ticaret Enstitüsü, Harkov Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Varşova Politeknik Üniversitesi’nde okuyan Azerbaycanlı Müslüman gençlere burs veriyordu. Kütüphaneler ve okuma salonları da açan Derneğin çalışmaları arasında tiyatro gösterilerinin de önemli bir yer tuttuğu belirtiliyor.

Bu döneme ilişkin ikinci belge ise Hazar-Kür Gemiciliği Şirketi’yle ilgili bir fotoğraf... Kalabalık bir grubu gösteren bu fotoğrafta önde, ortada, masa başında oturan üç kişiden biri İbrahim Bey, ortadaki ise Azerbaycan’ın en büyük kapitalist ve hayırseverlerinden Hacı Zeynel AbidinTagiyev’dir.** Bu şirketin yöneticileri arasında görünen İbrahim Bey’in orada gemi sahibi sıfatıyla mı, yoksa iyi yetişmiş bir yönetici sıfatıyla mı bulunduğunu bilmiyoruz.

O tarihte, o koşullarda, halkının, ülkesinin durumunu iyileştirmek isteyen donanımlı bir gencin siyasete katılmasından doğal ne olabilir? Derbent’te Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kurucuları arasında yer alacaktır.

Bu bölümün müziği Raşit Behbutov’un sesinden bir halk türküsü olsun: Küçelere Su Serpmişem (Türkiye Türkçesiyle: Sokaklara su serptim, yar gelirken toz olmasın) https://youtu.be/-WwrO-yGL3g

DEVAMI YARIN

(Devamı Yarın: İbrahim Bey Siyasete Atılıyor)

*Bu belgeleri bana ulaştıran değerli tarihçi Adalet Tahirzade’ye teşekkür borçluyum.

**Hacı Zeynel Abidin Tagiyev, bu fotoğrafın çekilmesinden üç yıl sonra, ülkesine yaptığı hizmetlerden dolayı, Çar II. Nikolay tarafından ileriki kuşaklara da geçebilecek soyluluk belgesi alacaktır.

 

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın


 

Bu haber 958 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Aspendos'ta 20 Haziran'da 7 Tenor Konseri
Aspendos'ta 20 Haziran'da 7 Tenor Konseri
Muammer Sun'un Düşünce Dünyası
Muammer Sun'un Düşünce Dünyası