KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEYOĞLU / 27
Reklam
  • Reklam

KAF DAĞININ ARDINDAN BİR BEYOĞLU / 27

27 Mayıs 2020 - 00:03

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”


27

TİFLİS: KÜÇÜK BİR MÜCEVHER

Tiflis (Foto: Levan Gökadze)

2008 yılında, dedem İbrahim Bey’in yaşadığı toprakları görmek, onun yürüdüğü yollarda yürümek için çıktığım Kafkasya yolculuğunda Tiflis’e de uğradım. Ne Çarlık başkenti Petersburg’daki, ne de petrol başkenti Bakü’deki görkem ve gösteriş vardı burada. Ama yeşil bir vadi boyunca akan Kura ırmağının iki yamacına kurulmuş, yüksek dağlarla çevrili küçük bir mücevherle karşılaştım: ister inci deyin, ister elmas- öylesine değerli, ama alçakgönüllü…

Yunan mitolojisindeki Altın Post’un bulunduğu Kolkhis ülkesiydi burası. Şehrin kuruluşuyla ilgili iki Kafkas söylencesi var: 5. yüzyılda Gürcü kralı, Kura boyunda avlanırken bir kuş vurmuş; kuş gökten suya düşmüş ve pişivermiş; meğer düştüğü su sıcakmış. Bunun üzerine kral bu sıcak suların olduğu yere bir şehir kurmaya karar vermiş. Benim yeğlediğim öteki söylenceye göre ise, Kral bir geyik vurmuş, yaralı geyik yer altından çıkan kükürtlü suların içine düşmüş. Bakmışlar ki, suda yaraları iyileşmiş; kral hemen o suların yanıbaşına bir şehir kurulmasını buyurmuş.

Rusça ve Türkçe’de Tiflis denilen Tbilisi şehrinin adı Gürcüce “sıcak, ılık” anlamındaki “tpili”den geliyormuş, “sıcak yer” demekmiş.

Tiflis’in eski bölümünün silüetinde yöreye özgü kiliseler öne çıkıyor. Dar sokaklardaki çıkma balkonlar, evlerin kapı önündeki merdivenlere oturup söyleşenler, insana bir Ege kasabasındaymış duygusu veriyor. Evlerin ortasında yer alan avluları (hayatları) ise dışarıdan göremiyoruz. Ama Derbent gibi, bu şehrin de her yerden görünen bir kalesi var. Üstelik adı bile neredeyse aynı: Derbent’inkine Narin Kala deniyor, Tiflis’inkine Narikala… Narikala’ya dağın yamacından yavaşça yükselen teleferikle de çıkılabilir, Meydan denilen yerden başlayıp tırmanarak da…

Peki, bu Kal’a ve Meydan sözcükleri nereden geliyor?

Tiflis de Kafkasya’nın stratejik bir noktasında bulunduğu için pek çok devlet arasında el değiştirmiş. Roma İmparatorluğu’ndan Perslere, Araplara, Bizans’a ve Selçuklulara değin pek çok güç, kenti ele geçirmek için birbirleriyle çatışmışlar. 6. yüzyıldan başlayarak önce Pers, sonra Arap yönetiminde kalan şehir 11. yüzyılda Selçuklu Sultanı Alparslan’ın eline geçmiş. 54 yıl sonra Gürcü Kral David şehri Selçuklular’dan alıp Gürcü Krallığı’nın başkenti yapmış. Böylece başlayan ve Gürcü Altın Çağı ya da Gürcü Rönesansı denilen dönemde Tiflis ekonomik yönden gelişmiş; dericiliği, silâh yapımı, ipek kumaş ve mücevher üretimiyle ünlenmiş. Şehir Ortodoks dünyasında önemli bir merkez olurken sanat ve kültür alanında da ilerlemiş.

Tiflis'temi Rustaveli Caddesi, 1900'ler..

En uzun caddesine bugün adı verilmiş olan ozan Şota Rustaveli, epik şiiri Panter Kılığındaki Şövalye’yi 12. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başında -yani Avrupa Orta Çağı yaşarken; Dante’nin İlahî Komedya’yı yazmasından 100, Chaucer’ın Canterbury Masalları’nı yazmasından 200 yıl kadar önce- yazmış.

Tiflis’in Altın Çağı uzun sürmüyor. Moğol saldırısının ardından Gürcü yönetimi bir süre Moğollara bağlı olarak ayakta kalırken ara sıra bağımsızlığını elde eder gibi olsa da Timur, Tebrizli Cihan Şah, Karakoyunlu Uzun Hasan, Gürcü halka soluk aldırmıyor.

16. yüzyıldan sonra bu kez Safevîler şehre egemen oluyor. Kısa sürelerle egemenlik sağlayabilen Gürcüler bu arada, 1709’da ülkenin ilk matbaasını kuruyorlar. 18. yüzyılda Tiflis’i salt kendi gücüyle kurtaramayacağını düşünen Gürcü Kralı II. Erekle Rusya’dan yardım istiyor. Ancak, bundan sonra Tiflis’in Rusya Çarlığı’nın kucağına düşmesi güç olmayacaktır. 1801’de Gürcü Krallığı sona erer, Gürcistan Rusya Çarlığı’na bağlı bir eyalete dönüşür; İran yönetimi ise Rusya’yla on yıl süren savaşın sonunda Kafkasya’dan vazgeçer: 1813’te Gülistan Antlaşması’yla -içinde Bakü, Gence gibi şehirlerin olduğu- Kuzey Azerbaycan ile Dağıstan ve Gürcistan toprakları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyeceği konusunda Rusya’ya güvence verir.

Ruslar, Tiflis’i alıp eyalet merkezi yapıyorlar. Kafkasya Genel Valisi, buradan yönetiyor bütün Kafkasya’yı. Rusların ele geçirdiği öteki şehirlerde olduğu gibi, Tiflis’te de eski şehre dokunmadan, yeni binaları, geniş caddeleriyle Batı örgüsünde bir şehir kuruluyor. 19. yüzyılın ikinci yarısında şehirde fabrikalar yükseliyor: debbağhaneler ve tütün fabrikalarının yanında Güney Kafkasya demiryollarının imalât atölyeleri de buradadır. Bu atölyelerde işçi olarak çalışan Maksim Gorki, ilk öyküsünü Tiflis’te kaleme alacaktır.

Güney Kafkasya Parlamento binası, günümüzde Çocuk-Gençlik Kültür Merkezi olarak kullanılıyor Tiflis'te

1918 yılında Güney Kafkasyalı Gürcü, Ermeni ve Türklerin ortak yönetiminin (Maverayı Kafkas Komiserliğinin) merkezi olarak açıklanan Tiflis’in nüfusu 200,000’i aşmaktaydı. Bugün Rustaveli Caddesi olarak bilinen 1,5 kilometre uzunluğundaki Golovin Caddesi üzerinde bulunan anıtsal yapılardan biri, Güney Kafkasya Parlamentosu Seym’in binası idi. Daha önce Çar’ın Kafkasya Genel Valisi’nin sarayı olan bu şık ve zarif bina, günümüzde çocuk kültür merkezi olarak kullanıldığından içinde çocuklar koşturuyor.

İbrahim Bey Haydarov, 1918 yılında bu binada Güney Kafkasya parlamentosunun milletvekili olarak bulundu. Peki, Güney Kafkasya parlamentosu ne için, nasıl kurulmuştu?

GÜNEY KAFKASYA KENDİ PARLAMENTOSU SEYM’İ KURUYOR

Önceki bölümlerden anımsayabiliriz: Şubat 1917’de Çarlığın yıkılmasından sonra yeni anayasayı belirleyecek bir Kurucu Meclis’in oluşturulması benimsenmişti. Ancak daha Kurucu Meclis seçimlerine kalmadan, Ekim Devrimi’yle Bolşevikler Petrograd’da iktidara gelmişlerdi. Bu gelişme üzerine, -Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın yer aldığı- Güney Kafkasya’da Bolşevik yönetimi tanımayan bir yerel yönetim kurulmuştu: Mavera-i Kafkas hükümeti Maverayı Kafkas)… Bu hükümet henüz bağımsızlığını açıklamamıştı. Kurucu Meclis’in toplanmasına umut bağlıyordu. Gönülsüz de olsa Kurucu Meclis için seçimlerin yapılmasına razı gelen Bolşevik yönetim ise seçim sonuçlarından hoşnut kalmamıştı. (Meclis’in nasıl dağıtıldığına tefrikamızın 26. Bölümünde değindik.)

19 Ocak 1918’de (Rus takvimiyle 6 Ocak’ta) Kurucu Meclis dağıldığında, bu Meclis’e seçilmiş temsilcilerin tümü henüz Petrograd’a varmamıştı. Kurucu Meclis’e Dağıstan temsilcisi olarak seçilen İbrahim Bey de, başka Kafkasyalı temsilciler gibi, Meclis’in dağıtılması üzerine Petrograd’a gitmedi.

Bu durumda, Güney Kafkasya hükümeti, Güney Kafkasya’dan ve Dağıstan’dan Kurucu Meclis’e seçilmiş milletvekillerini Tiflis’e çağırdı. Tiflis’te bir araya gelen milletvekilleri, bütün Rusya’da Kurucu Meclis yeniden yaşama geçinceye dek, bölgeyle ilgili tüm konularda yasama yetkisini kullanmak üzere bir bölgesel parlamento oluşturulmasına karar verdiler.* Güney Kafkasyalı milletvekilleri, 23 Şubat 1918’de Tiflis’te ortak parlamentolarının (Maverayı Kafkas Seymi’nin) ilk toplantısını yapmayı kararlaştırdılar.

İbrahim Bey’in bu tarihlerde Bakü Belediyesi’ndeki (Şehir Duması’ndaki) görevini bırakacağı için yerine başkasının seçilmesini istediğini gösteren belgeler var. O artık Güney Kafkasya parlamentosu Seym üyesi olarak Tiflis’e gidecektir.

TİFLİS’TE GÜNEY KAFKAS PARLAMENTOSU SEYM’İN OLAYLI AÇILIŞI

Güney Kafkasya’da bağımsız yerel bir parlamento açılacağı haberi merkezdeki Bolşevik hükümeti rahatsız etti. Kafkasya’daki Bolşevik Bölgesel Komitesi bu Meclis’in kurulmasını önlemek için yoğun propagandaya başladı. Ancak, Maverayı Kafkas hükümeti yerel Bolşevik yöneticileri tutuklayıp gazetelerini kapattı.

Güney Kafkasya parlamentosunun açılacağı gün, Bolşevikler Tiflis’te büyük bir protesto gösterisi düzenlediler. Kızıl bayraklarla Seym aleyhine sloganlar atanlar polisin dağılma çağrısına uymayınca protestoculara ateş açıldı. 5 kişinin ölümü, 15 kişinin yaralanmasıyla sonuçlandığı kaydedilen bu olaydan sonra Bolşevik önderler Tiflis’i terk ettiler. Böylece, Maverayı Kafkas hükümetinin yerini sağlamlaştırdığı söylenir.

Tiflis’ten ayrılan Bolşeviklerin Mart başında Kuzey Kafkasya’ya ve güneydeki Bakü’ye gittikleri biliniyor. Tiflis’ten kaçmak zorunda kalarak Bakü’ye gidenler arasında, Güney Kafkasya hükümetinin hakkında tutuklanma kararı çıkardığı Kafkasya’daki en yüksek Bolşevik görevli, Lenin’in atadığı Kafkasya Genel Valisi Stepan Georgiyeviç Şaumyan da bulunuyor. (Yanda)

23 Şubat 1918’de dışarıdaki protestolara karşın ilk oturumunu yapan Güney Kafkasya parlamentosu Seym, 110’dan fazla milletvekilinden oluşuyordu. Seym’de yalnızca yörenin “asıl unsurları” olan Azerbaycanlı, Gürcü ve Ermeni temsilciler yoktu; yörede sayıca daha az olan Rus, Yahudi ve Almanlardan da seçilmiş temsilciler vardı.

Seym’de aralarında Gürcülerin Menşevik, Azerbaycan’ın Müsavat Partisi, Ermenilerin Taşnaksütyun ve Hınçak Partileri, Rus Kadet Partisi gibi siyasal partilerin de bulunduğu 10 parti temsil edilmekteydi. Menşeviklerin 33, Müsavat’ın 30, Taşnaksütyun’un 27 üyeyle temsil edildiği bu parlamentoda Müslüman Sosyalistler 7 üyeyle 4. parti konumundaydılar. İbrahim Bey, kendi kurduğu Müslüman Sosyalist Blok’un üyesi olarak Seym’de yer aldı.

GÜNEY KAFKASYA MECLİSİ’NDE SOSYALİST TALEPLER

Tiflis’te toplanan Güney Kafkasya Meclisi Seym’in Şubat 1918’deki 3. oturumunda İbrahim Bey Müslüman Sosyalist Blok adına söz alıyor. Konuşmasına şöyle başlıyor: “Mutlakiyet yönetiminin esaretinden en çok çekmiş kitle olan Müslüman emekçileri, özgürlüklerini kazanarak Rusya Devrimi ideallerinin ve sosyalizmin zaferi için bütün Rusya halklarının demokrasileriyle el ele vermek arzusuyla Transkafkasya Seymi’ne (Güney Kafkasya Meclisi’ne) katılıyorlar.” Burada sözünü ettiği “Rus devrimi idealleri”, Bolşevik devrimi ile ilgili olmayıp Şubat 1917’de Çar’ı deviren devrimin demokrasi, halklara özgürlük, vb amaçları… “Sosyalizm” derken de sınıf temelli, işçi sınıfının egemenliğini savunan Marksist sosyalizmden farklı bir kavram kullanıyor.

Konuşmasında partisinin dünya savaşı konusundaki görüşünü açıklıyor: dünya savaşının hiçbir toprak ilhakı talebi olmaksızın ve halklara kendi kaderlerini belirleme hakları verilerek sona erdirilmesini istediklerini belirtiyor.

Toprak reformu konusunu gündemde tutuyor. Bir yıl önce merkezî hükümetçe açıklanan ama bir türlü gerçekleşemeyen toprak reformunun Seym’de ivedilikle görüşülüp gerçekleşmesini talep ediyor. Bu konunun gecikmesi yüzünden Kafkasya’nın çeşitli yerlerinde ortaya çıkan talan, kundaklama ve adam öldürmelere ancak böylece bir son verilebileceğini savunuyor. İbrahim Bey, işçiler için de somut sosyal haklar talep ediyor: çalışma saatlerinin 8’le sınırlanmasını, sosyal sigortanın yaygınlaştırılmasını ve işsizlikle mücadele edilmesini istiyor.

Öte yandan, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın ortaklaşa kurdukları bu parlamentonun temel sorununu da gördüğü anlaşılıyor. Güney Kafkasya Meclisi’nin (Seym’in) önündeki en çetin sorunun “millî meseleler” olduğunu söylüyor; milletlerin hem kendi bağımsız devlet birliklerini korumak için tam ayrılmaya can attıklarını, hem de ekonomik gelişmeleri açısından komşu milletlerle güçbirliği yapmak zorunda olduklarını belirtiyor.

BAKÜ BOLŞEVİK YÖNETİMİNDE

Tiflis’i elinden kaçırmış olsa da petrolün başkenti Bakü’yü elde tutmak Lenin için çok önemliydi. Daha Ekim Devrimi ile yönetimi ele alır almaz, Şubat Devrimi’nden sonra Bakü Sovyeti’nin başkanlığına gelmiş olan Ermeni Bolşevik Şaumyan’ı tüm Kafkasya’da Bolşevik iktidarını kurmak göreviyle Kafkasya Genel Valiliğine atamıştı. Ancak, bu arada Bakü Sovyeti için yapılan seçimlerde en çok oyu %40 ile Müsavat Partisi alırken Bolşevikler 4. parti konumuna gelmişlerdi. Bunun üzerine, Bolşevikler “genişletilmiş” bir Sovyet toplantısı düzenlemiş, bu toplantıda seçim sonuçlarının geçersiz olduğu kararını çıkartmışlardı. Böylece, Bakü Sovyeti, Bolşevik yönetimine girmişti. Ocak 1918’de, yukarıda anlattığımız gibi, Güney Kafkasya’da Bolşevik karşıtı bir parlamento açıldıktan sonra Güney Kafkasya yönetiminin merkezi olan Tiflis’ten kaçan Bolşeviklerin de katılımıyla Bakü, artık “Bolşevizmin Kafkasya’daki merkezi” konumunu pekiştirecekti.

TUTSAKLIKTAN KAÇAN OSMANLI SUBAYININ GÖZÜNDEN BAKÜ

1915’te Sarıkamış Meydan Muharebesi’nde Çarlık Ordusu’na tutsak düşüp Sibirya’ya götürülen, iki buçuk yıl sonra oradan kaçmayı başaran genç Osmanlı teğmeni Hüsamettin (Tuğaç), yurduna dönerken Bakü’de üç gün kalmış. Bolşevik yönetimindeki Bakü’yü şöyle anlatıyor:

Mir Mehmet adında bir kılavuz (… ile) birlikte Bakû’nun çarşı pazarını dolaştık. Buralarda sözde muhafız kuvveti olan ve Ruslar İran’ı boşaltırken buraya gelmiş bulunan Piçerehof (Biçirahof) çetelerinin taşkınlığı ve tecavüzü herkesi yıldırmıştı. Türklerin dükkânlarına ve mallarına el uzatmak sakıncalı sayılmıyordu. Bunlar ve bunlara katılan silâhlı Ermeni askerleri Bakû halkı için ciddî bir tehlike halinde idiler.

Bakû o sıralarda (….) bir asker-amele şûrasının (Bakü Sovyeti’nin) sert idaresi altındaydı. Bakû petrol amelesine ve onun yanında cephelerden gelip Bakû’ya dolan Ermeni askerinin ve Piçerehof (Biçirahof)** çete kıtasının vücuda getirdiği bir kuvvete dayanıyordu. Bunlar yerli Müslüman ve Türklere düşmandılar.

Bakü’de gördüğüm bu durum beni üzdü. Anladım ki, bu çete güruhunun ve Ermeni askerlerinin hâkim olduğu bu yerde Türklerin güven ve selâmet içinde yaşamaları zordur. Şu kadar var ki Millî Şûra’nın halk üzerinde az çok olumlu bir etkisi vardı. Ve bura halkı Taşkent’te olduğu gibi kara ve geri düşünceli insanların tesiri altında değildi. Bu da bence bir ümit kaynağı idi.” ***

***

Bu bölümün müziğini Gürcü seslerinden dinlemeli: Gürcü polifonik koro topluluğu Basiani 2017’de Petersburg’da verdiği konserde Tiflis’i anlatıyor:

https://youtu.be/fK9fsAexSxE

Basiani’den -sevdiğinin mezarını ararken bülbülle karşılaşmanın anlatıldığı- eski bir Gürcü şarkısını da dinlemeden geçmeyelim: Suliko… “Suliko” ruh ya da can anlamına geliyor, kadın ve erkek adı olarak da kullanılıyormuş.

https://youtu.be/FPjf8E6tk78

DEVAMI YARIN

*Rusya Kurucu Meclisi’ne yöreden yalnızca 36 milletvekili seçilmişti. Bu sayının Güney Kafkasya parlamentosunu oluşturmak için yeterli olmayacağı düşünülerek, seçimlere katılmış ama gerekli 60,000 oyu alamamış adayların da milletvekili olabilmesinin sağlanması, partilere aldıkları her 20,000 oy karşılığında bir sandalye verilmesi konusunda anlaşıldı. Böylece, geniş bir temsil sağlanmış olacaktı.

** İbrahim Bey’le Biçirahof bir yıl sonra Dağıstan’da karşı karşıya gelecekler.

*** Hüsamettin Tuğaç, Bir Neslin Dramı, (Çağdaş Yayınları, 1975), s.175-176

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”


 

Bu haber 921 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Aspendos'ta 20 Haziran'da 7 Tenor Konseri
Aspendos'ta 20 Haziran'da 7 Tenor Konseri
Muammer Sun'un Düşünce Dünyası
Muammer Sun'un Düşünce Dünyası