KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 29
Reklam
  • Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 29

Gürcü, Ermeni ve Müslüman delegeler arasındaki güvensizlik, Trabzon-Tiflis arasında gidip danışmalar yapılmasına yol açıyordu.

29 Mayıs 2020 - 00:08 - Güncelleme: 01 Haziran 2020 - 20:16

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

Bu bölüme Trabzon danslarıyla başlayabiliriz: Kuzeyin Uşakları, 2014’te Slovenya’da katıldıkları şenlik kapsamında, bir parkta sevimli izleyicilerinin karşısında…

https://youtu.be/JmqrXcE9-8Q

ya da anlattığımız olaylardan 101 yıl sonra, Trabzon yaylalarındaki şenlikte dans eden halkı izleyerek...

https://youtu.be/RE8QSAfIckM

29
 

TRABZON'DA KARAYA ÇIKMA SORUNU

Güney Kafkas heyetinin Trabzon Konferansı serüveni, yola çıktıkları andan sonlandığı ana dek sorunlarla geçecektir. 9 Mart günü Güney Kafkasya heyetinin karaya çıkması, törenle karşılanması, kalmaları için kendilerine hazırlanan Trabzon evlerine yerleşmeleri planlanmıştır.

Ancak, konuk heyet hep birlikte evlerden birinde, Kostaki’nin konağında (yanda), kalma kararı alır. Bu kararda yine birbirini denetleme isteğinin payı olsa gerektir. Heyetin dileği yönünde Kostaki’nin konağı yeniden düzenlene dursun, Güney Kafkasyalılar 55 kişiden oluşan korumalarını silâhlı olarak şehre çıkaracaklarını bildirirler. Konukların yerleşimi ve karşılanmasından sorumlu olan 37. Kafkas Fırkası Kumandanı Miralay Kâzım Bey devletlerarası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bunu kabul etmez. Güney Kafkasya heyeti de, bunun üzerine, Osmanlı heyeti Trabzon’a gelene değin gemide kalmaya karar verir. Silâhlı korumaların karaya çıkıp çıkamayacağı Osmanlı heyetiyle görüşülecektir.

 

 

 

 Kostaki Konağı bugün Trabzon Müzesi olarak kullanılıyor.

 

Ertesi gün, heyet başkanı Çenkeli birkaç heyet üyesiyle birlikte karaya çıkarak valiyi ziyaret eder. 55 silâhlı korumayı neden getirdiklerini açıklar. Yola çıkarken Trabzon’u hâlâ Rus işgalinde sandıkları için kendilerini Rus Bolşeviklerden korumak amacıyla yanlarına bu muhafız kıtasını aldıklarını söyler. Türk tarafı konuya olumlu yaklaşır, III. Ordu Komutanlığı’na danışılacağını belirtir. Ertesi gün III. Ordu Komutanı Vehip Paşa’dan gelen yanıtta muhafızların silâhlarının teslim alınıp ayrılırken kendilerine verilmek üzere bir depoda saklanması ve kendilerinin şehirde konuk edilmesi yönünde bir talimat vardır.

Ancak, muhafızlar silâhlarını bırakıp gemiden çıkmaya razı olmazlar. Bu konunun gemideki delegasyon arasında hafif de olsa bir anlaşmazlık konusu olduğunu, İbrahim Bey’in de aralarında bulunduğu Müslüman delegelerin Osmanlıların önerisine uygun davranılmasını savunduklarını, başka delegelerinse buna karşı çıktığını düşünebiliriz.

Trabzon Konferansı delegeleri

GÜNEY KAFKASYALILAR KUŞKUYA DÜŞÜYORLAR

Konuk heyetin üç günlük bekleyişi sonunda, 12 Mart 1918 sabahı saat 8.30’da Osmanlı heyetini getiren torpido Trabzon limanına girer. Ancak, aynı saatlerde Güney Kafkasya delegasyonuna Tiflis’teki hükümetlerinden bir haber gelir: Osmanlı III. Ordu Kumandanı Vehip Paşa bir telsiz telgrafla Brest-Litovsk Antlaşması gereğince Kars-Ardahan-Batum’un askerden boşaltılmasını istemektedir. Bu koşullarda Osmanlı’yla görüşme yapmanın bir anlamı olmayacağı için Güney Kafkasya heyetine Tiflis’e dönme çağrısı yapılmıştır. Osmanlı heyetini getiren torpidonun ardından öğleden sonra 2 sularında Akdeniz adlı bir Osmanlı gemisi daha girer limana. Bu gemi Rusların yakın zamanda boşaltmış olduğu Trabzon’a asker getirmiştir. Kendi gemilerinden durumu izleyen Güney Kafkasyalı heyette huzursuzluk iyice artar. Osmanlı’nın niyetinden kuşku duyan Tiflis hükümeti onları geri çağırmışken Osmanlı heyeti onlarla görüşmek için sonunda gelmiştir. Osmanlı’nın niyetini çözmeye çalışırlarken şimdi bu yeni gelen gemi de neyin nesidir? Gemiden limana asker indirildiğini gören Karol Karl yardımcı kruvazöründekiler telâşa düşerler. Bu olanların anlamı nedir? Ne yapmaları gerekir? Endişeli tartışmalar sürerken Bolşevik mürettebat Akdeniz’in topa tutularak batırılmasını gündeme getirir.

Oğlu Minnetullah Haydaroğlu’nun aktardığı anı (İbrahim Bey’in “Öyle bir şeye kalkışırsanız kendimi buradan denize atarım” demesi) ya bu sırada ya da –ileride anlatılacağı gibi-daha sonra İbrahim Bey’in Tiflis’e gemiyle dönmek üzere Trabzon limanından ayrıldığı sırada yaşanmış olabilir.

Güney Kafkasyalılar Tiflis’le sürekli haberleşirler. Osmanlılar gerçekten barış görüşmesi istemekte midir; yoksa Kars, Ardahan ve Batum’un boşaltılması talebi barış görüşmelerinin askıya alınacağını mı göstermektedir?

UZLAŞMA

Nemlizade Konağı

Durumun açıklığa kavuşması gerekir. Güney Kafkasya heyetinin Gürcü başkanı Çenkeli’nin Osmanlı heyeti başkanı Rauf Bey’le görüşüp olan biteni anlaması uygun bulunur. İki heyet başkanı, Trabzon’da heyet buluşmaları için düzenlenmiş binada (işgalci Rus komutanından boşalmış olan Nemlizade konağında) bir araya gelirler.

Bu toplantıda Çenkeli, Tiflis’ten gelen telgraftaki soruyu Rauf Bey’e yöneltir. Rauf Bey de ona Güney Kafkasya’nın yönetim biçiminin ne olduğunu, barış anlaşmasını kimin ne sıfatla imzalayacağını sorar. Bu karşılıklı sorular konferans boyunca yinelecek ama tam olarak yanıtlanamayacaktır. Rauf Bey, üç vilayetin boşaltılması talebinden haberleri olmadığını söyler. Çenkeli de merkezî Bolşevik Rusya hükümetini tanımayıp kendi hükümetlerini kurduklarını, Seym’in (parlamentonun) göreve başlamasından sonra egemenliğin ona bırakıldığını, zamanla bağımsız Cumhuriyet yönetimi kuracaklarını anlatır. Olumlu bir havada geçen görüşmenin ardından Güney Kafkasya heyetinin gemiden çıkıp şehre yerleşmesinde anlaşılır. Aynı gün akşamüstü karaya çıkarken törenle karşılanan Kafkasyalı heyetin kalabalık muhafız kıt’ası gemide kalmıştır.

Aslında her iki heyetin de, birbirlerine belli etmek istemeseler bile, yetkileri sınırlıdır. Osmanlı heyetinden beklenen, karşı tarafı tanımak, gücünü ve niyetini anlamak, zaman kazanmaktır: Rauf Orbay bu durumu daha sonra “idare-i maslahat” sözleriyle anlatacaktır.

GÜNEY KAFKASYA HÜKÜMETİNDE BAKAN

Trabzon’da heyetler arası resmî görüşmelerin başlamasından bir gün önce, 13 Mart günü, Tiflis’te Seym’in 17. Oturumu toplanır. Bu oturumda, Gürcü Yevgeni Gegeçkori’nin* başkanlık ettiği Güney Kafkasya hükümetinde İbrahim Bey’e umumi müfettişlik (devlet denetimi bakanlığı) görevi verilir. Tarihçi Adalet Tahirzade’nin açıkladığına göre, Çarlık Rusya’sında ve sonraki bağımsız cumhuriyetlerde Devlet Denetimi Bakanı devlet hayatının en önemli alanlarını denetlemekle görevlidir. Gürcü tarihçi Rahtan Guruli’den öğrendiğimize göre, bu denetim maliyeyi, tüm kamu kuruluşlarını, okulları ve fabrikaları kapsamaktadır. Ancak İbrahim Bey’in, bu bakanlığı “icraî” bir bakanlık olmadığı için önemli bulmadığı, aşağıda aktarılacak Osmanlı heyetiyle yaptığı gizli görüşmedeki sözlerinden anlaşılıyor. Yevgeni Gegeçkori

TRABZON KONFERANSI’NDA GİZLİ, AÇIK GÖRÜŞMELER

Konferans’ın resmî görüşmelerinin başlamasından bir gün önce, biri İbrahim Bey olmak üzere Kafkasyalı heyetin iki Müslüman üyesi ile Osmanlı heyeti gizlice bir araya gelir. Bu toplantıda Kafkasyalılar, Osmanlılara önemli bilgiler verirler: Müslüman, Gürcü ve Ermenilerin birlikte bir Cumhuriyet kurup bunu sürdürebileceklerine inanmamaktadırlar. Ermenilerin İngiliz desteğiyle örgütlendiklerini, Kafkasya’da Bolşeviklerin günden güne güç kazandıklarını anlatırlar; Müslüman ahalininse Osmanlı ordusunun Kafkasya’ya gelişini beklediğini söylerler.

14 Mart 1918’de öğleden sonra başlayan Trabzon görüşmeleri bir ay sürecek, bu süre içinde altı oturumdan başka kimi gündem dışı, kimi gizli, çok sayıda görüşme yapılacaktır.

Resmî görüşmelerde Osmanlı heyeti Brest-Litovsk Antlaşması’nı tanımadıklarını dile getiren Güney Kafkas heyetinin hukukî statüsünü sorarak konuk heyeti sıkıştırır; sürekli kiminle görüştüklerini -Rus eyaletlerinden biriyle mi, yoksa bağımsız yeni bir devletle mi görüştüklerini- bilmek istediklerini dile getirirler.

İlk oturumun ardından Kafkas heyetindeki Müslümanlarla yine gizli bir görüşme yapılır. Müslüman delegeler, Bolşeviklerin bir gün yenileceğini, o zaman Ruslardan yardım alabilmek için Rusları şimdi gücendirmekten kaçınıldığından bağımsızlık ilân edilmediğini anlatırlar; Bolşeviklerin güçlenmesinden Gürcülerin de rahatsız olduğu, Ermenilerin Güney Kafkas yönetiminden bağımsız olarak üçer bin kişilik yedi alay oluşturmuş oldukları bilgisini verir; ısrarla Osmanlı ordusunu Kafkasya’ya çağırırlar.

Daha sonra, Kafkas heyetindeki Müslüman delegelerden birinin Bakü’deki akrabası aracılığıyla, İngilizlerin şehri ele geçirme hazırlıkları içinde olduğu haberi gelir. Ermenilerin Van’da İngiliz güçleriyle buluşmayı planladıklarına ilişkin duyum alınır.

Üçüncü oturumda Osmanlılar hâlâ Güney Kafkasya heyetine, temsil ettiklerini öne sürdükleri hükümetin biçimini, resmî dini ile dilini, toprak egemenliğinin sınırlarını sormaktadırlar. Gecikmeyle de olsa bu soruların yanıtı gelir: Güney Kafkasya’nın yönetim şeklinin parlamentoda (Seym’de) tartışılmakta olduğu; topraklarının Bakü, Yelizavetpol (Gence), Erivan, Tiflis ve Kütays vilâyetleriyle Batum-Kars havalisini, Sohum, Ahıska, Zakatala sancaklarını kapsadığı; Dağıstan havalisi ile Çernomorski vilâyetini de içermesinin bu yörelerin milletvekillerinin Seym’e katılmalarıyla kesinleşeceği; resmî dilin şimdilik Rusça olduğu ama hazırlanmakta olan anayasada Gürcüce, Türkçe ve Ermenice’nin resmî diller olarak belirtileceği; resmî din yerine vicdan hürriyetinin benimsendiği, anayasanın dinle devlet işlerinin ayrılığını belirteceği açıklanır.

Tiflis’ten gelen ve Osmanlı heyetine verilen bildiride Rusya’da iç savaş sürdüğü için, bütün ülkede egemenliğini kuramamış Rus hükümetinin yaptığı bir anlaşmanın geçerli olamayacağı, bu nedenle Osmanlı ile yapılan Brest-Litovsk Barış Antlaşması’nın da geçersiz olduğu bir daha öne sürülür.

Bu arada İbrahim Bey’in de içlerinde bulunduğu Kafkasyalı Müslümanlar, Osmanlı heyetiyle bir gizli görüşme daha yaparlar. Gürcülerin Batum’u bırakmaya yanaşmayacakları, Osmanlı’yla savaşı göze alarak Bolşeviklerin elinde bulunan silahları satın aldıkları, Ermenilerin Gürcüleri masayı terk etmek için iknaya çalıştıkları gibi gizli bilgiler sızdırırlar.

Gizli görüşme talepleri Osmanlılarca kabul edilmeyen Ermeni heyeti ise Kafkas heyetinin Osmanlı heyetine verdiği bir çay davetinde şu görüşü iletme fırsatı bulur: Türkiye’den kaçıp Kafkasya’ya gelen Ermeniler kendilerini çok sıkıştırmaktadır; sayıları 400,000 kadar olan bu ahalinin Türk topraklarına dönmeleri sağlanabilirse kendileri Elviye-yi Selâse (Üç sancak: Kars, Batum, Ardahan) konusunda tüm güçleriyle Osmanlı’dan yana çalışacaklar, Gürcüleri etkilemek için ellerinden geleni yapacaklardır.

Osmanlılar Gürcü heyetiyle de gizli görüşmeler yaparlar. Batum konusunda ısrarlı olduklarını belirten Gürcüler, Güney Kafkasya’da “zararlı unsur” olarak niteledikleri Ermenilerin Doğu Anadolu’da bir Türk Ermenistanı kurulması yönündeki istekleri konusunda ise kendilerinin ısrarlı olmayacaklarını belli ederler. Ancak, heyet başkanı ve Dışişleri Bakanı olan Çenkeli, Kafkasya’daki ticaret ve sanayinin büyük bir kısmını ellerinde tutmaları nedeniyle Ermenilere göz yumulduğunu dile getirir.**

Bu gizli görüşmelerde dile gelenler bir yana, oturumlarda Kafkas heyeti de Osmanlı da duruşlarını değiştirmezler, hiçbir ilerleme olmaz, görüşmeler çıkmaza girer.

TİFLİS’E ZORUNLU DÖNÜŞ

O arada Güney Kafkas heyeti beklenmedik bir durumla karşılaşmıştır: Kendilerini Batum’dan Trabzon’a getirmiş olan Bolşevik mürettebatlı Karol Karl yardımcı kruvazörü, limanı terk edip gitmiştir! Oysa, delegasyonun Kafkasya’yla bütün haberleşmesi gemideki radyo-telsiz-telgraf istasyonundan sağlanagelmiştir. Konuk heyet, evsahiplerinden Osmanlı heyetini Trabzon’a getirmiş olan Berk-ı Satvet torpidosunun haberleşme istasyonunu kullanmak ister. Bu istek kabul edilse de Trabzon’la Tiflis arasında iletişim bir türlü kurulamaz. 21 Mart’taki 5. oturumdan sonra, heyetlerin yeni yönergeler almalarına dek konferansa ara verilmesine karar verilir. Bunun üzerine, görüşmeleri ayrıntılı olarak Seym’e aktarmak, Seym’in yönergelerini Trabzon’a getirmek üzere Tiflis’e bir heyet gönderilmesine karar verilir. Üç milletten birer kişinin yer aldığı bu heyette İbrahim Bey, Azerbaycan temsilcisi olarak bulunur. (Güney Kafkas heyetinde danışman ve çevirmen olarak yer alan Müsavat Partisi başkanı ve Seym üyesi Mehmet Emin Resûlzade de bu küçük heyete katılır.) Heyet, Batum’dan gelen bir römorkörle 22 Mart’ta Trabzon’dan ayrılır.

Tiflis’e dönünce, Seym’in 25 Mart’taki birleşik oturumunda, önce Ermeni delege Haçaznuni, Trabzon’da Osmanlıların kendilerini oyaladıklarını anlatır. Onun görüşmelere ilişkin yorumlarını aktardığı konuşmasının ardından İbrahim Bey söz alır ve Trabzon Konferansı’ndaki beş oturumun kararlarının okunmasını önerir. Bu öneri benimsenince tutanaklar okunur. İbrahim Bey konuşmasında Osmanlıların Güney Kafkasya’nın bütünlüğüyle bağımsızlığına karşı olmadıklarını, Güney Kafkasya’ya yönelik işgalci ya da savaşçı bir yaklaşım içinde olmadıklarını söyler ve şöyle der: “...Brest-Litovsk barışına dayanan Türkiye, Batum, Kars ve Ardahan’dan vazgeçmek fikrinde değildir; çünkü Türkiye’nin geçmişte ele geçirilmiş vilâyetlerini geri alması halkın ve ordunun moralinin yükselmesine sebep olmuştur.”***

Ertesi gün Gürcü ulusundan Başbakan Gegeçkori (yanda) yeni bir hükümet kurar ve Seym’den güvenoyu ister. İbrahim Bey bu kabinedede devlet denetimi bakanlığı görevinde kalır. Tiflis’e gelmiş olan delegeler, Trabzon’a dönmek üzere yola çıkarlar. Ancak 29 Mart’ta Trabzon’a varan İbrahim Bey 30 Mart’ta yeniden Tiflis’e çağrılır. Trabzon’dan ayrılmadan önce Osmanlı heyeti ile özel ve gizli bir görüşme yaparak Kafkasya’daki son durumla ilgili düşüncelerini açıklayıp bilgi verir: “Yeni kabinede Müslümanlara verilen vazifelerin gerçek bir kıymeti yoktur. İcraat Gürcülerle Ermenilerin elindedir... Ermeniler Sarıkamış yolunda çalışan 500 Osmanlı esirini katletmişler. Bütün Kafkas Müslümanları Osmanlı ordusunun gecikmeden Kafkasya’ya girerek anarşiyi durdurmasını arzu ediyor. Ermeni ve Gürcüler ise Osmanlı ordusunun gelmesindense Alman ordusunun gelmesini tercih ediyorlar...”

İbrahim Bey, yola çıkmadan önce heyet başkanı ve Dışişleri Bakanı olan Akaki Çenkeli’ye de Gürcülerle Ermeniler Osmanlılarla savaşacak olurlarsa Kafkas Müslümanlarının onlara kesinlikle katılmayacaklarının mutlak olarak bilinmesi gerektiğini söyler ve Tiflis’e dönmek üzere denize açılır. Bu sırada ortamın gergin olduğu anlaşılıyor. Gemideki denizcilerin Türk kıyılarına ve gemisine ateş açmayı görüştükleri bilgisi kendisine verilince hemen oracıkta kendini denize atmakla onları tehdit ettiğine ilişkin anının bu sırada yaşanması da bir olasılık olarak beliriyor.

SEYM’DE SERT TARTIŞMALAR

İbrahim Bey Tiflis’e döndüğünde, Seym’de Gürcü, Ermeni ve Azerbaycanlı temsilcilerin birbirlerini suçladıkları sert tartışmalar yaşanır. Gürcüler Almanya’nın, Ermeniler İngiltere’nin desteğiyle Osmanlıların ilerlemesinin durdurulabileceğini savunurlar. Azerbaycan Türkleri ise Brest-Litovsk Antlaşması’nın Osmanlıların önerdiği gibi kabulü gerektiğini belirtirler. Parlamentoda Osmanlı ile olası bir savaş konusu ele alınır.

TÜRKLÜK UĞRUNA ÖLÜME RAZIYIM”

Osmanlı ile savaş konusu Seym’de gizli görüşmelerde ele alınmış. Çarlık Rusya’sında üst rütbeli subay olarak görev yapmış kişilerin de bulunduğu Güney Kafkas parlamentosunda Osmanlı’nın nasıl durdurulacağı tartışılmış. Bazıları Osmanlı Devleti’nden çekinilmemesini, Kafkasya’ya yürümeye çalışan Osmanlı’nın gerçekte ölüm döşeğinde olduğunu dile getirmişler. Öte yandan, askerî uzmanlardan biri, 93 Harbi’nde aslında Rusların yenilmesine ramak kaldığını anlatmış.

İbrahim Bey, bu konuşmaları ve Türk ordusuna karşı önlemler konusunu o sırada Tiflis’te bulunan Türk askeri ataşesi İttihatçı Binbaşı Remzi’ye iletmekte gecikmez.

Binbaşının: “Bana bu bilgiyi verdiğiniz duyulursa, bunun cezası idamdır; biliyorsunuz, değil mi?” sözleri üzerine İbrahim Bey’in karşılığı kesindir:

Ben Türk’üm. Türklük uğruna idama razıyım.” ****

***

Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türk’ün bayrağına... Azerbaycan, Başkurdistan, Özbekistan, Kazakistan ve Türkiye’den müzisyenler söylüyor:

https://youtu.be/s3IBPzmyi44

DEVAMI YARIN

(Yarın: Bakü’de Tutuklanma)

*Gürcistan’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Gegeçkori (1881-1954), RSDİP’nin Menşevik kanadındandı; İbrahim Bey’in de görev aldığı 3.Duma’da Gürcistan milletvekili olarak görev yapmıştı. Kızıl Ordu’nun Gürcistan’ı ele geçirmesinden sonra Fransa’ya gitti. Orada sürgündeki Gürcü hükümetinin başı ünvanını taşıdı.

** Yüz yıl sonra durum pek değişmemişti anlaşılan: Haziran 2008’de Tiflis’te görüştüğüm bir diplomat da Ermenilere “bir bakıma Kafkasya’nın Yahudileri” denebileceğini, Ermenilerin “tüccar, esnaf, sanatkâr” ve varlıklı olduklarını söylemişti.

*** O tarihlerde uluslararası toplumda Osmanlı Devleti’nden Türkiye olarak söz edildiğini anımsayalım.

**** İbrahim Bey’in oğlu Minnetullah Haydaroğlu, daha sonra Avcı soyadını aldığını sandığı Binbaşı Remzi’nin Bağımsızlık Savaşı’na katılmadığı için Cumhuriyet döneminde pek su yüzünde olmadığını söyledi. İbrahim Bey Türkiye’ye geldikten sonra, Remzi Bey TBMM Başkanı Kâzım Karabekir’e onu övgüyle anlatan bir mektup yazmış, “Bunu Kâzım Karabekir Paşa’ya ver” demiş; İbrahim Bey vermemiş. Eski Türkçe yazılmış bu mektup İbrahim Bey’den kalan -çocukları tarafından sağa sola verilenlerden sonra elde kalan- belgeler arasında bulunuyor.

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”


 

Bu haber 1058 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Brezilya'da Piyano / 19
Brezilya'da Piyano / 19
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5