KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 35
Reklam
  • Reklam

KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 35

Dağıstan'ın bağımsızlık hayalleri Paris Konferansı devam ederken sönüp gidecek, İbrahim Bey cebinde parfüm şişesi memleketine İstanbul üzerinden dönecekti.

04 Haziran 2020 - 00:09 - Güncelleme: 04 Haziran 2020 - 10:54

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

35

İBRAHİM BEY PARİS BARIŞ KONFERANSI'NDA

Osmanlı askerlerinin Kafkasya’dan çekildiği tarihlerde, savaş sonrası yeni dünya düzenini oluşturmak üzere Paris’te bir toplantı hazırlanıyordu. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, varlığını uluslararası topluluğa benimsetmek için Paris’teki bu konferansa katılma kararı aldı. Kuzey Kafkasya’yı Paris’te temsil etmek üzere gidecek dört kişilik heyet1 içinde İbrahim Bey de vardı. O sırada eşi ikinci çocuğunu bekliyordu.

Kuzey Kafkas Cumhuriyeti temsilcileri Paris yolundayken Osmanlı 15. Tümen’i Kafkasya’dan bütünüyle çekilmişti.


1. Dünya Savaşında taraflar: Turuncu ile gösterilenler savaşı yitirdi, yeşille gösterilenler kazandı, gri ile gösterilenler tarafsız kaldı.

Birinci Dünya Savaşı dünya haritasını altüst etmişti. 1914’ten 1918’in Kasım ayına kadar dünyayı yakan bu savaşın sonunda dört imparatorluk dağılmıştı: Osmanlı, Rus, Alman ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları… Galip devletler, yeni Avrupa haritasını belirlemek üzere Paris’te toplanmaya karar verdiler. Ne de olsa Paris, zaferin mimarı, zafere giden yolda Ortak Komutanlık düşüncesinin ısrarlı savunucusu Fransa Başbakanı Georges Clemenceau’nun şehriydi.

Paris’te Versaille Sarayı’nda yapılacak barış toplantısına gelenleri gösteren filme göz atabiliriz. O tarihte henüz sinema yeni bir buluş sayılır, bu film de sessiz çekilmiş. Önce Polonya’nın piyanist başbakanı Paderevski geliyor ekrana; ardından sırayla Fransa Başbakanı; İngiltere Başbakanı eşiyle; İtalyan Dışişleri Bakanı; en son da ABD Başkanının Bayan Wilson’la birlikte gelişinin ardından sevinçli kalabalıklar görülüyor: Versailles War officially over 1919: https://youtu.be/pXrbwoG4mdo

1919’un Ocak ayından Temmuz’una kadar altı ay boyunca, yeni dünya haritasının biçimlenişinde söz sahibi olanlarla olmak isteyenler Paris’te bir araya geldi. Dünyanın o güne dek gördüğü en kalabalık konferanstı bu. Yıkılan imparatorluklardan kopan parçalardan devletler çıkarmayı amaçlayanlar da soluğu Paris’te almışlardı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson’ın açıkladığı 14 maddelik “ilkeler” ve bu arada “milletlerin kendi kaderini tayin hakkı” ilkesi, bağımsız devlet kurmak isteyenler için umut ışığı olmuştu.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti adına Paris’e gidecek olan heyette yer alan İbrahim Bey, yola çıkmadan “Ben görevimizin başarıya ulaşacağına inanıyorum, çünkü bizim uğrunda çalıştığımız dava bir demokrasi davasıdır” diye demeç verdi. Bağımsızlık düşünün Paris’te gerçeğe dönüşeceğine inanıyordu.

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti hükümet üyeleri

Paris Konferansı’na umut bağlamayan var mıydı ki? Galip devletlerin sömürgeleri bile umutlanmışlardı! Önce gemi mutfaklarında, sonra İngiltere’de otel mutfaklarında çalışmış olan Ho Şi Min de, o sıralar şehrin görkemli oteli Ritz’in mutfağında çalışıyordu. Konferans’a Hind-i Çini’nin (Vietnam’ın) Fransa’dan bağımsızlığı için dilekçe veriyor, böylece halkının gözünde birden kahraman olup çıkıyordu.

Ama galip güçlü devletler, yeni dünya haritasında yer almak isteyenlere söz hakkı tanımadılar. Onların gündemi başkaydı. Dağılan imparatorluklardan üçünün topraklarında bazı yeni devletlerin oluşmasına zemin hazırlarken Rusya topraklarında yeni devletlerin kurulması konusunda yan çizdiler.

Dört galip devletin temsilcisi Paris'te: Soldan Sağa: İngiltere Başbakanı Llyod George, İtalya Başbakanı Orlando, Fransa Başbakanı Clemenceau, ABD Başkanı Wilson

Kuzey Kafkas heyeti, Clemenceau ile yalnızca bir kez, kısaca görüşebilmiş. O görüşmede de bir yardımcısının adını vererek, “Siz ona anlatın, o bana aktarır” demiş Clemenceau. Heyetin yine de asıl barış görüşmelerine katılmayı beklediği, bu arada -Rusya’dan bağımsızlıklarını onaylatmak için -Paris’te bulunan başka temsilci gruplarıyla görüştüğü biliniyor. Kuban temsilcileriyle bir anlaşma yapıp, Azerbaycan temsilcileriyle son ikisi Haziran’da olmak üzere üç kez bir araya geliyorlar.

Öte yandan Rusya’da iç savaş sürmekteydi. Yerel halklara “Bağımsız olun, ama Bolşevik olun” diyen Kızıl Ordu ile Bolşevik karşıtı, “Tek ve birleşik Rusya” ilkesiyle yola çıkan Beyaz Ordu birbirleriyle kıyasıya savaşıyordu.

Kuzey Kafkas Cumhuriyeti’nin tanınması için Paris’te bulunan heyet, gelişmeleri uzaktan endişeyle izliyordu. İbrahim Bey, Paris’ten o sırada Kuzey Kafkas Cumhuriyeti Devlet Başkanı olan Pşimaho Kosok’a (Kotsev)2 telgraf çekti: “Hiç olmazsa devletin fasadını (dış görünümünü) koru” diye. Paris’te bağımsızlık için bir yol kat edebilmeleri buna bağlıydı. Ama galip güçlerin dünyanın neresinde neyin nasıl olduğunu bilmemeleri olanaksızdı.

Nisan ayı geldiğinde Sovyetler, Çarlık yanlısı Rus güçlerinden bir adım öne çıkarak Kafkasya’da Sosyalist Grup’un kurulmasını başardılar. Buna karşılık, Beyaz Ordu da yerli halk arasında yandaş bulmakta gecikmedi. Kafkasya’ya gönderilen Beyaz Ordu’ya komuta eden, kendisi de Kuzey Kafkasyalı bir Oset olan General Biçerahov, Çerkes General Kılıç Girey’den3 destek aldı. Bu destekle ibre Beyaz Ordu’dan yana döndü. Mayıs’ta Beyaz Ordu Dağıstan’ı artık ele geçirmişti. Bunun üzerine, Paris Barış Konferansı’na temsilci göndermiş olan Pşimaho Kosok (Kotsev) hükümeti istifa etti; yerine Beyaz Ordu’ya yakın duran General Mihail Halilov4 geldi. Artık, bağımsızlığı istenecek bir devlet kalmamıştı görünürde. Paris Konferansı’na bağımsızlık hakkı koparmak için gitmiş olan Kuzey Kafkas heyeti kısa bir süre sonra dağıldı. Heyet üyelerinin üçü ülkelerine dönmemeyi seçip Avrupa’da kaldı.

Versaille Sarayı'nda barış antlaşması imzalanıyor.

MİTSOUKO”

İbrahim Bey, umutla gittiği Paris’ten, belirsizlikler içinde, tek başına dönecektir yurduna. Paris’ten ayrılmadan önce, aylardır kendisini bekleyen eşine armağan olarak bir koku seçer: Guerlain’in yeni çıkardığı parfüm, o sıralarda bütün Paris’in konuştuğu bir romandan adını almıştır: Claude Farrere’in “Savaş” adlı romanında bir İngiliz subayıyla Japon amiralin genç ve güzel karısı arasındaki aşk anlatılmaktadır. Parfüm üreticisi Guerlain, son çıkardığı parfüme Mitsouko adını vererek bu çok sözü edilen gözüpek aşk öyküsü ile onun kadın kahramanı Mitsouko’ya gönderme yapmaktadır. Bu parfüm, Nisa Hanım’ın ömrünün sonuna kadar kullandığı parfüm olacaktır. Ortanca kızı da bir süre aynı parfümü kullanacaktır.

İŞGAL İSTANBUL’UNDA

İbrahim Bey, geldiği yoldan memlekete dönmek üzere yola çıkar. Demiryoluyla İtalya’ya, oradan gemiyle İstanbul’a, İstanbul’dan yine deniz yoluyla Batum’a geçerek Kafkasya’ya varacaktır.

Yol üstünde uğradığı İstanbul’un artık yenik bir imparatorluğun başkenti olduğu belliydi. Şehrin Batılı kesimi olan Beyoğlu her ne kadar hiçbir zaman Petersburg’un yada Bakü’nün ışıltısına sahip olmadıysa da şimdi büsbütün karanlık, durgun ve kederliydi.

Sonradan İstiklal Caddesi adını alacak olan Grande rue de Pera’da işgal kuvvetlerinin varlığı, sadece halkın üzerine çökmüş kasvetli havadan sezilmiyor; gözle de görülüyordu: değişik ülkelerin subayları kendilerinden hoşnut ve küstah tavırlarla dolaşıyorlar, belli binaların önünde yabancı üniformalı nöbetçiler duruyordu. Büyük oteller işgalci ülkelerin subaylarıyla doluydu.

İbrahim Bey, caddede yürürken Cercle d’Orient binasından sokağa taşan müzik sesleri duymuş. Binanın kapısında bekleyen görevli kimliğini sorunca, gösterip girmiş. İçerisi hıncahınç doluymuş, oturacak yer yokmuş. Bir askerî bando coşkuyla marşlar çalıyormuş; salondaki kalabalık neşe içindeymiş. Çalınan müziğin galip milletlerden birinin marşı olduğu belliymiş; ama hangisinin olduğunu bilmiyormuş. Yanında, ayakta duran yaşlıca bir adama Fransızca olarak sormuş: “Bu hangi ulusun marşı?” Adam yanıtlamış. İbrahim Bey teşekkür etmiş. Orkestra daha sonra bir başka marşa geçince yine aynı soruyu sormuş. Adam yine yanıtlayınca yine teşekkür etmiş. Üçüncü kez çalan marşın hangi ulusun olduğunu sorduğunda bu kez yaşlıca adam ona “Siz nerelisiniz?” sorusunu yöneltmiş. “Dağıstanlıyım” diyen İbrahim Bey verdiği karşılıktan sonra bir türlü rahat edememiş: “Siz bana biraz önce bir şey sordunuz. Ne sordunuz?” demiş adama. “Nereli olduğunuzu sordum.” “Ben ne dedim?” “Dağıstanlı olduğunuzu söylediniz.” “Hayır, ben size yalan söyledim! Ben Türk’üm.” İbrahim Bey bu sözlerden sonra kapıya yönelmiş. Ancak, yaşlı adam, “Şimdi çalmakta olan marş, filanca ulusun marşı” diyince gülümsemiş; durup o marşı da sonuna kadar dinledikten sonra salondan çıkmış.

Yıllar sonra, o akşam Türklüğünü yüreğinin ta derinlerinde duyumsadığını anlatmış oğluna.

Bu bölümün sonunda galip devletlerin marşlarını dinleyebiliriz…

İngiliz Kraliyet Donanma Marşı:     https://youtu.be/TcSIgxGm1-I

Fransız Lorrain Marşı:      https://youtu.be/N_2H2Zjhww8

2013’te Roma sokaklarında askerî bandodan marş:     https://youtu.be/cXwqRjd3Sm4

DEVAMI YARIN

( Yarın: Memleketten Kaçış Başlıyor)

(1) Heyet, bir önceki devlet ve hükümet başkanı Abdülmecit Çermoyev, Dışişleri Bakanı Haydar Bammatov, Ulaştırma Bakanı İbrahim Bey Haydarov ile Dr. Hasan Hadzaragtı’dan oluşuyor.

(2) Pşimaho Kotsev (Kosof) (1887-1962): Çerkes hukukçu. Kuzey Kafkasya’nın birleşmesi, örgütlenmesi ve bağımsızlığı için çalıştı. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nde bakanlık ve başbakanlık yaptı; Kafkasya Bolşevik yönetimine girdikten sonra Türkiye’ye iltica etti. Önce Samsun’da, sonra İstanbul’da yaşadı. Türk hükümeti Kuzey Kafkas Cumhuriyet’nde ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nde görev almış kişilere ev ve maaş veriyordu. Kosok da bu olanaklardan yararlandı. (İbrahim Bey, Türkiye’de mühendislik yaptığı için böyle bir yardım başvurusunda bulunmadı.)

(3)Sultan Kılıç Girey (1880-1947): Çerkes general. Ukrayna’da Süvari Okulu’nu bitirdi. Dünya Savaşı’nda gönüllü askerlerden kurulan Kafkas Süvari Tümeni’nin Çerkes Alayı’na yüzbaşı rütbesiyle komutan olarak atandı. İç Savaş başlayınca, Kafkasya’nın Kuban bölgesindeki yerel hükümete bağlı olarak Kızıl Ordu’ya karşı savaştıktan sonra Aralık 1918’de Beyaz Ordu içinde yer almakla birlikte bağımsız karar almayı sürdürdü: Kuzey Kafkas Cumhuriyeti başbakanı Pşimaho Kotsev’in öldürülmesine vb karşı çıktı; 1920 baharında Beyaz Ordu’nun ülkeyi terk etmesinin ardından Kuban’da direnişi örgütlemeye çalıştıysa da önce Türkiye’ye, sonra Paris’e kaçtı. 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyetlere karşı Almanlarla birlikte savaştı, 1947’de Moskova’da asıldı.

(4) Tefrikamızın 36. bölümünde anlatılacak.

Bu eserin tüm yayın hakları Sanattan Yansımalar internet sitesiyle yazarı Mina Tansel’e aittir. Tanıtım için dahi olsa kısa alıntı veya bütünüyle yayın yazarın ve yayıncı internet sitesinin yazılı izni olmaksızın yapılamaz.”

Bu haber 1129 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Brezilya'da Piyano / 19
Brezilya'da Piyano / 19
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5
Klasik Müzik Dünyasından Pandemiye Bakış -5