Kayıp yıllara bir yenisi daha nasıl eklendi?
Reklam
  • Reklam

Kayıp yıllara bir yenisi daha nasıl eklendi?

Şefik Kahramankaptan, kültür-sanatta 2016'nın çoktan unutulan bazı gelişmeleriyle, 2017'ye taşınan belirsizlikleri anımsatıyor:

16 Ocak 2017 - 22:18 - Güncelleme: 16 Ocak 2017 - 22:34
Reklam

Bu bir “arşiv” çalışması değil, geride bıraktığımız bir yılda kültür-sanat alanında gözlediklerimden usumda kalanları özetleyeceğim bir yazı. Çok “hızlı” geçen, yaratılan veya ortaya çıkan “gündem”lerin daha dumanı tüterken yenilerinin gelip önümüze konulduğu bir yıldı 2016...

Siyasal gündemdeki hızlı değişiklikler, bunların yönetsel sisteme yansıması, kadro değişiklikleri kültür sanat alanına da doğal olarak yansıdı.

En başta, Ahmet Davutoğlu'nun Cumhurbaşkanı'ndan gelen “istifa et” talimatını uygulamasıyla görevden ayrılması, Binali Yıldırım'ın kurduğu yeni kabinede Kültür ve Turizm Bakanlığı'na Mahir Ünal'ın yerine Nabi Avcı'nın getirilmesiyle bir “beklenti veya beklentisizlik değişikliği” ortaya çıktı. Ünal'ın hazırlatıp, gün bulunamaması nedeniyle uzun bekleyiş sonrası Davutoğlu tarafından 21 Nisan 2016'da açıklanan "64. Hükümet Sürdürülebilir Kültürel Kalkınma Eylem Programı" ortadan kalkıverdi. Belki bunda 15 Temmuz 2016 Kalkışması sonrasında gündeme ilk madde olarak bu kalkışma ve ardındakilerle mücadelenin oturması da bir miktar etkili oldu.

Yıldırım Hükümeti'nde Avcı'nın Kültür Bakanlığı'nda birkez olsun adı bile anılmayan bu planda her eylem takvime bağlanmıştı. Bazıları belki sessizce yürüyordur. Örneğin sanat kurumlarındaki kadrosuzluğun aşılması, kimine göre de sanat kurumlarının içinin boşaltılmasının kolaylaştırılmasını amaçlayan “sanatçı emekliliğinin düzenlenmesi” Eylül 2016 takvimindeydi!

Kültür Bakanlığı'nda bakan yardımcısı birkaç ay milletvekilliği yapan akademisyen-yorumcu Hüseyin Yayman yerinde kalırken, bir süre boş kalan müsteşarlık makamına Erzincanlı avukat Ömer Arısoy ve müsteşar yardımcılıklarına biri vekaleten olmak üzere iki yeni isim getirildi. Yerinde kalan iki müsteşar yardımcısı ise TÜSAK'çı Nihat Gül ile Selman Ada'nın Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Vekilliği'ne getirilmesini organize eden Ali Şahin'di.

Devlet Orkestra ve Korolarının bağlı bulunduğu Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılıklarından boş bulunana da, geleneksel müzik şarkıcısı Necmeddin Akben getirildi. Böylece GSGM üst yönetiminde tümüyle “geleneksel saray (makamsal) ve halk müzikçiler” yerleşmiş oldu.

KARİKATÜR AFİŞTEN DÜZGÜN GRAFİK AFİŞE, AMA...

Andante okurları anımsayacaktır, bu genel müdürlüğün nasıl “karikatür afiş”lere orkestraları zorladığı, kendi genel müdürlüklerine yaptırdıkları bir amblemi de dayattıklarını bu sayfada yazmış, www.sanattanyansimalar.com'da da yayımlamıştım. Aradan hayli zaman geçtikten sonra, bu eleştirimin dikkate alındığını, bu kez internetten indirme değil, bir grafiker elinden çıkmış olduğu düşünülebilecek daha derli toplu bir afiş prototipinin hazırlanıp orkestralara gönderildiğini gördüm. Bazı orkestraların haftalık duyurularına ekledikleri afişten anladım değişikliği...

Vazgeçilen karikatür afiş (2016)              Tüm orkestraların uygulaması istenen fotoğrafsız tek tip afiş (2017)

Üzerinde sadece bakanlık ve orkestra amblemi yer alan bir afiş prototipi bu. Doğrusu “Ben yaptım oldu”cuların bu eleştiriyi kendiliklerinden mi, yoksa yukardan gelen emirle mi dikkate alıp, yeni bir afişe yöneldiklerini bilmiyorum. Ama hangi etkiyle olursa olsun, hiç değilse “hatalı ve çirkin”den geri adım atılmış olması olumlu..

Sadece bu grafiker ya aşırı islamcıydı, fotoğrafı günah sayıyordu, ya da talimat gene yukardan verilmişti. Çünkü bu prototipte de sanatçı fotoğrafı kullanılmaması gereği GSG Müdürü Murat Salim Tokaç imzasıyla ilgili yerlere bildirildi!!!

ÖNCELİK AKP'Lİ BELEDİYELERİN ETKİNLİKLERİNE

Bakan Nabi Avcı'ya gelince, turizm ve turizm etkinliklerine biraz daha ağırlık veren bir profil çizdi. Ankara'da pek durmadı, sürekli yurtdışı ve yurtiçi gezilere gitti. Yurtiçinde tercihi, artık “geleneksel kültür” etkinliklerine hayli ağırlık veren AKP'li belediyelerin düzenlediği programlara katılım şeklindeydi.

 

Örneğin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın 190. Yıl Konseri'ne gelmeyen Sayın Bakan, daha önce AKP'den Belediye Başkanı olan Menderes Türel 'le birlikte Uluslararası Antalya Müzik Festivalinin açılışına katılmıştı. Bu açılışı, kendi kulağımla duymadığım ama çok kişiden dinlediğim için doğruluğuna kanaat getirdiğim Festival Sanat Yönetmeni ve Şef Gürer Aykal'ın “İlk defa beni bir Kültür Bakanı öptü” sözleriyle anımsayacağım hep...

Sürekli “yeni yol haritası” arayışlarıyla geçen ama 14 yılda daha çok “geleneksele yönelim” ve “özelleştirme isteği”nin ön plana çıktığı kültür sanat alanında Bakan Nabi Avcı'nın, selefinin hazırlattığı “eylem planı” yerine, bir başka yaklaşım içinde olacağı 3. Milli Kültür Şurası'nın hazırlık çalışmalarının talimatını vermesiyle anlaşıldı. İstişarelere başladığı isimler daha çok edebiyat , düşün ve tarih alanındandı. Milli Savunma Üniversitesi Rektörü bile vardı ama “klasik müzik ve sahne sanatları” alanından kimsenin adına yapılan açıklamalarda rastlanmadı. Kapalı kapılar ardında görüşülenler var ise, onları bilemem!

Zaten resmi açıklamada sadece “Toplantılarda, ülkemiz kültür ve sanat alanındaki çalışmalarda yaşanan sıkıntılar ve çözüm yolları konularında fikir alışverişinde bulunulduğu” cümlesinde “sanat” sözcüğü yer alıyordu. Bakalım bu Şura toplanırsa, neleri “sıkıntı” olarak kabul ettiğini göreceğiz.

3. Milli Kültür Şurası için 2017'yi bekleyeceğiz . Milli Kültür Şuralarının ilki 23-27 Ekim 1982'de İlhan Evliyaoğlu'nun, ikincisi 1989 yılında Namık Kemal Zeybek'in Kültür Bakanlığı döneminde yapılan Millî Kültür Şurası, yasa ve yönetmeliklerde “Bakanlığın en yüksek danışma organı” diye tanımlanıyor, üç yılda bir normal, gerek görüldüğünde olağanüstü olarak toplanabileceği belirtiliyor. Ancak bu şura, 27 yıllık aradan sonra ve 14 yıllık AKP iktidarında ilk kez toplanacak. Bir hatırlatmada bulunmakta yarar var: İlgili ve yürürlükteki yönetmelikte kurulun görevleri arasında “Atatürk ilkeleri ışığında kültür politikası hakkındaki görüşleri belirlemek, Kültürel konularda yönlendirme, teşvik ve işbirliği esaslarını tespit etmek, Kültürümüzün korunmasını, geliştirilmesini, tanıtılmasını ve yayılmasını sağlayıcı tedbirleri belirlemek” de yeralıyor.

ORKESTRALARDAKİ GELİŞMELER: YOK OLMALARI MI BEKLENİYOR?

Kültür ve Turizm Bakanı'nın 2016'da attığı bir imza ise Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü üzerinden Bakanlığa bağlı devlet orkestralarımızdan Adana'da yerleşik Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası'nı ilgilendiriyordu. Bugüne kadar çalıştığı Bursa ve Antalya orkestralarından hep “hadiseli” şekilde ayrılmak zorunda kalan ve bu hadiseler nedeniyle hep öngörülen en hafif cezanın verildiği, Bakanlığın maaşını alması için Devlet Çoksesli Korosu'na yerleştirdiği Orhan Şallıel'i, boşalan Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası şefliğine Nabi Avcı bizzat kendi imzasıyla atadı. Şallıel de Adana'ya gidip işe başlama imzasını atıp, İstanbul'a döndü! Program çoktan açıklanmış olduğu için zaten yapabileceği bir şey yoktu!

Peki ÇDSO'nun şefliği nasıl boşaldı? Kültür Bakanlığı kaynaklarından sızan bilgilere göre şef Emin Güven Yaşlıçam, İzmir'e atanması konusunda GSGM'ne dilekçesini vermiş, sonra da gereğinin yapılması için araya çeşitli kişileri koymuş. Sonunda GSGM de “baskılara” dayanamayıp “gereğini yapmış”, ayrıca şefin kemancı oğlu Sonat Onur Yaşlıçam'ı da İzmir'e nakledivermiş! Adana'dan bu tür atamalarla 2007'den bu yana tam 10 kişi İzmir'e kaçmış durumda. ÇDSO'da kadrolu müzisyen sayısı giderek 40'ın da altına düşüyor gibi. Gidenin yerine yenisi de gelemiyor çünkü 9 yıldır orkestkralara boş kadrolara giriş için sınav açılma izni verilmiyor! Üç Büyükşehir'deki kadroları 90 civarındaki A sınıfı orkestralarda çalgıcılar münavebe dinlenmelerini yapabilirken, öteki orkestralar “taşra”da oldukları için, bırakın münavebeyi, her hafta “takviye” almak zorunda kalarak programlarını icra edebiliyorlar! Bakanlık ve GSGM sınav açılmasına izin verip, konservatuvar mezunlarına fırsat sağlamak yerine, bu manzarayı seyretmekle yetiniyor! Yakıştırmak istemiyorum ama sanki bu boşalmayı içten içe bir sevinçle seyrediyor!

2016'da başında 1. Şefi bulunmayan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'na yıllardır çeşitli orkestraların son olarak da İstanbul'un “şef yardımcısı” kadrosunda tutulan Ender Sakpınar'ın getirildiğini kaydetmekte yarar. Antalya ve Bursa Orkestraları programlarını konuk şeflerle sürdürüyorlar.

Şef Rengim Gökmen ise DOBGM görevinden alınışı karşısında açtığı tüm davaları “kesin olarak” kazanmasına rağmen “feragat ederek”, CSO'nun 1. Şefliğine getirildi. Opera'da açtığı davaları kazanarak makamına oturmuş olan İstanbul Müdürü Suat Arıkan dışında herkes “vekil”... Bakan Avcı, Opera'ya bir kez “15 Temmuz Şehitleri” anısına verilecek konserin “provası”nı izlemeye geldi. Herhalde provayı izleyip “onay” verdi ki, Ankara Devlet Opera ve Balesi bu konseri yaptı!

İDİL BİRET VE FAZIL SAY

Diğer taraftan 2016'da sıkça konuşulan iki sanatçı, aralarında iki kuşak farka karşın, piyanistlerimiz İdil Biret ve Fazıl Say oldu.

İdil Biret, tüm orkestralarımızla 75. Yaş konserleri verdi, hâlâ 40 yaşının enerjisiyle çalmakta olduğunu tüm kentlerimizde ve Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında, İngiltere'de ve Kıta Avrupasında klasik müzik dinleyicisine gösterdi. IBA etiketi altında Dünyada bir piyaniste ait en geniş kayıt külliyatını zenginleştirmeyi de sürdür, tam altı büyük kutuya ulaştı.

46 yaşındaki Fazıl Say ise “yazılı olmayan devlet yasağı” nedeniyle devlet orkestralarımızla çalamaz, eserleri programa alınmazken, özel orkestralarla verdiği geniş katılımlı konserler ve yeryüzündeki başarılarıyla gündemdeydi. Hakkında düşmanca duygularla açtırılan malum davada beraat etti.

2015'te Fransa'da Paris Belediyesi'nin “Uluslararası Laiklik Ödülü” ile gündeme gelen Fazıl Say'a 2016'da Bonn'daki devlet destekli Beethovenakademie'nin bestecinin adını taşıyan ödülü verildi. Say bu ödül töreninden önce anlamlı bir çağrı yaptı Türkiye'ye yönetenlere, herkesi törene davet etti... Bu davete yanıt Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'dan, telefonla arayıp Fazıl'ı kutlamasıyla geldi. Ama burada şöyle bir incelik var. Avcı bu konuda ne bir sosyal medya paylaşımında bulundu, ne de Bakanlığından bir basın açıklaması yapıldı. Demek ki sessizce geçiştirmeye çalıştı bu kutlamasını. Fazıl bir soru üzerine açıklamasa, kamuoyunun haberi olmayacaktı!

Şimdi 2017 için sardı beni bir merak. Acaba bu uygar davranışı sergileyerek Fazıl'ı uluslararası ödül nedeniyle kutlayan Bakan Nabi Avcı, dahili telefondan Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nü arayıp “Fazıl Say için sözlü olarak uygulattığınız devlet orkestraları ambargosunu kaldırtın” diyecek mi? Ya da GSGM ya da orkestra yöneticileri “yeni duruma göre pozisyon alıp” kendiliklerinden yasağı uygulamayacaklar mı? Yoksa gene sessizce bu “de facto” durum devam mı ettirilecek?

Geleneksel, Türk, Batı, Doğu ayrımı yapmadan tüm müzik ve sanat camiasına, barış içinde, birbirlerine saygılı, düşmanlık beslemeden, sanatlarını yetkinlikle ve huzurla icra edebilecekleri bir 2017 diliyorum. Umarım çok şey istemiyorum!

Şefik Kahramankaptan

Yazılış tarihi: 24 Aralık 2016

Yayım tarihi: Bu yazı Andante dergisi'nin Ocak 2017 sayısında yayımlanmıştır.

 

Bu haber 5979 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
ADK'da büyük coşku ve 100. Yıla İdil Biret damgası
ADK'da büyük coşku ve 100. Yıla İdil Biret damgası
Eskişehir'de “Doğum Günüm 1919” sahnelemesi
Eskişehir'de “Doğum Günüm 1919” sahnelemesi