Mülteci çocukların eğitiminde müzik eğitiminin rolü
Reklam
  • Reklam

Mülteci çocukların eğitiminde müzik eğitiminin rolü

Bir Türk ve bir Brezilyalı akademisyenin yoksul-mülteci çocukların eğitimi hakkındaki araştırmaları ISME tarafından İngilizce olarak yayımlanarak tartışmaya açıldı.

30 Aralık 2017 - 17:23
Reklam

Küresel akışların etkisi altındaki eğitim sanat anlayışı ve Türkiye’de Iraklı / Suriyeli Çocukların Sorunları Çerçevesinde Verilen Eğitimde Müzik Eğitiminin Rolü. (Bolu Örneği)

Günümüze özgü süreç içinde yaşam koşullarının değişimi, o güne özgü dayatmalar ve gerçekler nedeniyle, ülkelerin kendine özgü stratejilerine ilişkin belli duyarlılıklar içermesi beklenir. Bu nedenle halk kavramına ilişkin pek çok yaklaşımın geliştirilmesi doğal bir durumdur.

Aynı ülkede yaşayanlara, aynı soydan gelenlere, farklı soylardan gelip aynı ülkede yaşayanlara, belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütününe, yöneticilere göre bir ülkede yaşayan yurttaşların bütününe, aydınların dışında kalan topluluğa halk tanımlamasında özel olarak yer verilir.”(TDK 1988: 601) (1). Bu saptamaların dışında yeni düşüncelerin de geliştirilebileceğini vurgulamalıyız. Kültürel, sosyo ekonomik, siyasal anlamda günümüze ilişkin yaşam koşullarının da göz önünde bulundurulduğu, tarihsel/güncel, soyut/somut, maddi/manevi paylaşımda bulunan herkesi kapsayıcı ve farklı disiplinlerle birlikte geliştirilebilecek anlayışlarla, bu konuda daha doğru tanımlamaların yapılabileceği düşünülmektedir.

Halk kavramına ilişkin çok boyutlu değerlendirmeler, ancak çok yönlü ve derinlikli incelemeler sonunda ortaya konulabilir. Kültürel sınırlarını Türk kültürü ile doğrudan veya dolaylı biçimde etkileşerek çizen her türlü gelişme, Türk halkının kültürel kapsamını etkilemiştir. Günümüzde göçlerin etkisi, iletişimin önemli ölçüde artması, ülkesel yapıların ve coğrafyaların değişimi ve bu değişkenlerin yanı sıra; küresel akışların etkisindeki kültürel boyutların da göz önünde bulundurulması sonucunda, Türk halkının kapsamına ilişkin yeni değerlendirmelerin ve tanımlamaların gerekli olduğu söylenebilir(2).

Sözlü ve yazılı kültür ile bunlar arasındaki geçişimler; yaşayan toplumun birincil zenginliklerini oluşturduğu gibi, aynı zamanda birincil sorunların kaynaklarını da oluşturmaktadır.

Müziğin doğuşuna ilişkin teorilerde tartışıldığı gibi, müziğin evrimi toplumun evriminden ayrı tutulamayacağı için, bireysel başarıların düzeyi yüksek olsa bile, bu başarıların ortaya çıkışının toplumsal nedenleri mutlaka vardır. Müzik duyumunun, birikimle ve çalışmayla yetkinleşen becerinin, insanoğluna tanrı ya da doğa tarafından verildiğini kabullensek bile, müzik tek başına bir uğraş olmaya insanoğlunun toplumsal gelişmesiyle başlamıştır. Günümüzde toplum ölçüsünün kültürel anlamda yalnızca “Batı”ya dayandırılamamasının pek çok gerekçesi vardır. Modernizm anlayışının insanoğlunu taşıdığı nokta; küçülen dünyaya karşın, “Batı” ile sınırlandırılmayacak zenginliklere kaçınılmaz biçimde ulaşan insanoğlunun sorgulaması ve yeni yönelimlere doğru gitmesi gereken çizgiyi çoktan aşmış gözükmektedir. Adı ne olursa olsun, modernizm karşısında yer alıyor gibi gösterilen, sanatsal ve eğitimsel yaklaşım biçimlerinin; toplumun geçmişi, bugünü ve yarınıyla ilintili olduğu ve çağı bütünsel bakımdan kavrayıcı, iyi planlanmış tasarımlar oluşturduğu sürece, şimdiye değin görülmemiş ölçüde değerleneceği anlaşılmaktadır(3),

Günümüz koşullarında, kültürlerarası yabancı düşmanlığına son vermenin yolu, ülkelerin kendi kültürlerine sahip çıkmaları ile onları etkili yöntemlerle diğer kültürlerin ilgisine sunmaktan geçmektedir.

Yine bu saptamaların altının çizilerek yordanması, bizlere  günümüz eğitsel, sanatsal ve  politik stratejilerinin ülke ve insanlık yararına, birlikte anlaşılması ve çözümlenmesi eyleminin gerekliliğini duyumsatmaktadır. İnsancıl ve başkalarına saygı gösteren demokratik açılımların özlü olması ve doğu ile batının iç içeliği ile gelişerek, günümüzde yeniden değerlendirilmeye ve değerlenmeye başlayan medeniyet ölçülerinin kültürel boyutlarında, sağlıklı ve olumlu tepkiler verilmesi giderek daha fazla önem kazanmalıdır (4).

KÜRESEL AKIŞLARIN ETKİSİNDE EĞİTİM / SANAT ANLAYIŞI

1960’lardan sonra Avrupa’da sömürge dönemi sonrası göçlerle birlikte hızla değişen sosyal doku, farklı kültürlerle iç içe gelişen öngörülemez gelişmeleri de beraberinde getirdi. Bu yeni doku diğer kültürlerin tartım (ritm) farklılıkları ile zenginliklerinden popüler müzik türlerine değin açılım gösterebilen yoğun bir paleti içermektedir. Toplumsal gelişmelerin zorlamasıyla Avrupa müzik eğitimi uygulamalarının içerisine son 30–40 yıl içerisinde yeni müzik öğeleri kaçınılmaz biçimde girmiştir. Böylece Avrupa müzik eğitimi içerisinde giderek yabancı müzik öğelerinin çeşitli yöntemlerle harmanlanması olağan bir durum haline gelmiştir. Söz konusu gelişmeler farklı kültürlerin paylaşımını ve her geçen gün artan ölçülerde ortak eğitim paydası içerisinde değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Türkiye’de ise iletişim dünyasındaki tüm gelişmelere karşın nüfus yapımızın ve yaşam koşullarımızın farklılığından kaynaklanan nedenlerle, yabancı kültürlere göre kendimize özgü kültürel özelliklerimiz daha çok öne çıkmaktadır. Bu durum, Avrupa kültürü ile aynılık taşımayan Anadolu’ya özgü medeniyet katmanlarını üzerinde taşıyan çarpıcı karakteristik özelliklerimizden ve komşu ülkelerle tarihe dayalı sosyolojik ilişkilerimizden kaynaklanmaktadır. Anadolu’nun doğu ve batı arasındaki kültürel rüzgarların etkisinde öteden gelen özgün bir müzik kültürüne sahip olduğu bilinen bir durumdur. Günümüzün önlenemez koşullarında ise yabancı unsurların müzik kültürümüzdeki etkilerinin göz ardı edilmesi olanaksızdır.

Avrupa’dan çok farklı özellikler taşıyan toplum ve kültürel yapımız nedeniyle müzik eğitimimizin otantikten klasiğe, moderne ve popülere uzanan kendine özgü hedefler ve yönelimler üretmesi kaçınılmaz bir gerçektir.

Özellikle müzik eğitiminde kişisel başarıların yolu belirgin bir biçimde bilişsel ve duygusal alanların kendine özgü ve kişiye özgü biçimde bütünleşmesinden geçmektedir. Öğrenci bir yandan kendini tanırken bir yandan da ileride içselleştireceği bu karmaşık yapıyı giderek kristalize ederek başarıyı yakalayabilecektir. O nedenle, öğrencilere verilecek eğitimin her bakımdan çok yönlü, bilgilendirici, çağrıştırıcı, pekiştirici ve dönüt verici özelliklerle donanık bir kapsama sahip olması beklenilir.

Sanat eğitiminde bireysel kolaylıklardan yola çıkmak başka bir şeydir. Bireysel kolaylıkların gelişmeyi durdurucu ve beslenmeyi önleyici biçimde kullanılan yöntemlerle sabitlenmesi, sınırlanması ve eğitimde çok yönlü gelişim süreçlerinin önünün kesilmesi ise ayrı şeylerdir. Adı üzerinde “kolaylıklar” bireysel gelişimin varacağı sonuçlara destek sağlayıcı ve oluşacak bireysel sanat kimliğine zenginlik ve genişlik kazandıracak unsurlardır. Ancak bireysel kolaylıkların tek başına yön verecek ve sonuca varılacak unsurlar olarak algılanması sığ bir anlayışa hizmet eder.

Bu oyalayıcı taktikler Türkiye’nin öteden beri getirdiği “Milli Eğitim” ilkelerine uymayan bireysel gelişimi öngörür. Giderek çocuklarımıza ve gençlerimize geri dönüşsüz zararlar verebilir. Ülkemize özgü olmayan ve bireysel gelişimimizi eğitim ilkeleri doğrultusunda gözetmeyerek dışarıdan olduğu gibi transfer edilen her türlü eğitim yaklaşımının ayrıca dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Ne yazık ki, bu yönde moda, taklit vb. gerekçelerle yerleştirilmek istenen basit yönelimlerin göz boyayıcı sunuşlarla okullarımız içerisine süzülmeden sokulması giderek artan bir ivme izlemektedir.

Kültürel paylaşım süreçleri ve kendi kültürünün derinliklerine girebilme yetisi hiç kuşkusuz öğrencilerin okul yaşantısına dayalı bütüncül eğitim anlayışından geçmektedir. Bu noktada dayatılmaya çalışılan parçalanmış eğitim modellerinin sorgulanması gerekir (5).

DÜNYA MÜZİĞİ ÜZERİNE

1992’de Seul’de “Dünya Müziğini Paylaşmak” konulu 20. Dünya Uluslararası Müzik Eğitimi Konferansı düzenlenmiştir. Dünya Müzik Eğitimcileri Birliği’nin (International Society for Music Education) üstlendiği bu konferansta çok sayıda müzik eğitimcisi ve araştırmacısı kültürlerarası müzik ilişkilerine ve kültür çeşitliliğine ilişkin belirlemeler ile bu konudaki sorunların çözümüne yönelik bildiriler sunmuşlardır. (ISME, 1992) (6).

Batı merkezli, “küresel” seyir özelliğine sahip ve postmodern yapılaşma içeriğine sıkıca bağlı “çok kültürlü” eğitim modeline dayandırılan son gelişmeleri, adeta büyük bir otobanda batıdan doğuya görülmemiş biçimde ilerleyen tek yönlü bir trafiğe benzetebiliriz.

Bu stratejinin ve çabanın derinlerine inildiğinde ne tür ilişkiler söz konusudur? Bu çalışmaların olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir? Üzerinde durulacak bu tür sorular, söz konusu küresel gelişmelerin değerlendirilmesini ve sürekli gözden geçirilmesini önemli kılan duyarlılıklar içermektedir.

Günümüz koşulları, küresel kültürün etnik, teknolojik, finansal, medya ve ideolojik akışları/dalgaları karşısında müzik eğitimcilerini pasif seyirci konumunda tutmamalıdır(7).

Sorunların temelini oluşturan başlıca etmenler arasında, göçlerden kaynaklanan sorunlar ile izinsiz biçimde Batı ülkelerine kaçan göçmenlerin yarattığı ortam; genç nüfus özelliğini giderek yitiren Batı ülkelerinin iş gücüne olan gereksinimi nedeniyle bu ülkelere yabancı işçilerin yerleşmesi, sömürge döneminin yirminci yüzyılın ortalarında uğradığı değişikliklerden kaynaklanan nüfus yapısındaki sosyolojik değişimler sayılabilir.

Çok kültürlü müzik eğitimi ortamına uygun olması amacıyla uygulanan bu yöntemin giderek yüzeysel bir eğitim içeriğine zemin hazırlayacağı söylenebilir. Öğrencilerin kültürlere dışarıdan bakma zorunluluğunun kaçınılmaz olması, eğitim malzemesinin yabancı öğelerden oluşması nedeniyle öğrencilerin bunları kanıksamasının uzun ve zorlu bir süreç gerektirmesinden kaynaklanır.

Kültürlerin kendi bağlamında ele alınan müziğin kendine özgü müziksel öğeler ve dinamikler taşıması öğrencilere kültürel bakımdan uzak bir olguyu ortaya koyar. Öğrenciler için, kendine özgü bir müziği ve kültürü içselleştirmek çok yönlü yöntemleri ve sabırla ele alınması gereken bir eğitim sürecini gereksindirir.

Sözlü kültüre dönük çalışmalarda önemsenmesi gereken notasyonun olmaması konusu, öğrencilerin yaratıcılık, duyumsama ve bireysel kolaylıklarının geliştirilmesi gibi konularda çok yararlı ve gerekli olan bir yöntemdir. Bu yolla, öğrenciler çalışmalar yoluyla içine girdikleri kültüre daha fazla yaklaşabilirler. Örneğin, üzerinde çalışılan konu “Türk halk ezgileri” ise eksene alınan ve üzerinden soyutlamalar yapılması gereken “bağlama” gibi bir çalgının ve Türk halk ezgilerinin kendine özgü müziksel öğelerinin çok büyük önemi vardır. Kuşkusuz, yabancı kültürden gelen öğrencilerde “kendisine yabancı olan dil bilgisi”, “benlik” ve “bellek” gibi bulunması gereken temel kültürel özelliklerin olmaması, başlı başına engelleyici bir konudur.

Tüketim kültürünün müzik alanında en önemli temsilcisi ve simgesi sayılabilecek pop müzik çalışmalarını merkez alan bir müzik eğitimi anlayışı, ne derece kalıcı veya iz bırakıcı olabilir? Doğu ve batı etkileşiminde otantik ve klasik yönelimlerle evrilerek gelişen binlerce yıllık müzikal birikim; yeni eğitim ortamını oluşturan yapılandırılmış pop kültürü içerisinde nasıl algılanabilir? Sosyal, politik, ekonomik ve tarihsel gerçeklikler içerisinde çatışmalar, uzlaşmalar veya alışverişler içerisinde yoğrulan kültürel hareketler; post modern yönelimlerle biçimlenen popüler kültür içerisinde nasıl bir potada eritilebilir? Çocuklarımız ve gençlerimiz, müzik yoluyla tüketmeleri gereken enerjiyi yalnızca tüketim kültürünün ve yüzeyselliğin bir parçası olarak gerçekleştirmek zorunda mıdır? Bu gelişimi etkileyen diğer etkenler neler olabilir?

Bu sorular, müzik eğitimi ve müzik kültürü bakımından belki de 21. yüzyılı kapsayıcı çok önemli bir süreç içerisinde bulunduğumuzu göstermekte ve cevaplandırılması için kapsamlı araştırmalara ve stratejiler geliştirmeye gereksinim duyduğumuzu vurgulamaktadır(8).

Günümüzün önlenemeyen savaş koşullarında, Türkiye’de yaşayan Mülteci Çocuklarının Eğitim Sorunları (Bolu Örneği)

Sayıları 3.5 Milyonu bulan mülteciyi barındıran Türkiye’de; mülteci çocuklarının yeni geldikleri veya içine doğdukları ülkede baş edilmesi gereken önde gelen sorunlarının merkezinde ‘Örgün Eğitim’ uygulamaları bulunmaktadır.

Mülteci çocuklardan yaklaşık üç yüz bini Türkiye’de doğmuştur. Bu sayılara her yıl ortalama yüz otuz bin yeni doğmuş bebeğin katıldığını düşündüğümüzde, konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bolu ili, Ankara ve İstanbul arasında Doğal güzellikleriyle ünlenmiş bir ildir. Mültecilerin belli oranlarda yerleşimine izin verilen Bolu’da, diğer şehirlerimizde olduğu gibi son üç yılda giderek artan bir Mülteci akınına tanık olunmaktadır.

MÜZED (Müzik Eğitimcileri Derneği), Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Abant İzzet Baysal Üniversitesi ve Bolu Bağışçılar Vakfı ile birlikte yürüttüğümüz ve desteğe muhtaç çocuklar için sürdürülen (Okullar Hayat Olsun projesi kapsamında Çocuk Sanat Atölyeleri) Sosyal sorumluluk projesi dışında Mülteci çocukların genel eğitimlerini içeren bir takım değişkenlere bakmak gereksinimini duydum.

Bolu’daki mülteci çocukların çoğu Iraklıdır. Diğerlerini ise, başta Suriyeliler olmak üzere, Afganistan ve İran gibi çeşitli ülkelerden gelen çocuklar oluşturmaktadır.

Araştırmada Değerlendirilmek İstenilen Değişkenler, İlgili Kurumlar ve Araştırılan Konular/Sorular şunlardır:

1-Mülteci öğrencilerin Bolu’da nicel durumları.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden alınan verilere göre Bolu ilinde İlk, Ortaokul ve Lise seviyesinde eğitim gören 47000 öğrencinin1146’sını yabancı uyruklu öğrenciler oluşturmaktadır. Çocukların okullara yerleşmesi konusunda Türk çocuklarına yapılan aynı uygulama gerçekleştiriliyor.

Adresleri e-okul sistemine tümü kayıtlanan çocukların, hangi ayda gelirse gelsin hiçbirisi okul dışında kalmamaktadır.

Bu tablo Bolu ili genelinde sınıflarına göre kayıt işlemleri yapılan mülteci öğrenci sayısını göstermektedir.

Anasınıfı

58

1.Sınıf

150

2.Sınıf

137

3.Sınıf

139

4.Sınıf

85

5.Sınıf

95

6.Sınıf

102

7.Sınıf

86

8.Sınıf

71

9.Sınıf

77

10.Sınıf

59

11.Sınıf

46

12.Sınıf

41

Kasım 2017 tarihi itibariyle toplamda 1146 mülteci öğrenci.

2-Bolu İl Müdürlüğünün baş etmek zorunda olduğu eğitsel konular ve zorluklar.

Mülteci çocukların genelinde okula devam sorunları var. Ayrıca kayıtlar konusunda sürekli bir değişkenlik gözleniyor. Gelen ve giden öğrenciler gibi. Okul idareleri ve Bolu İl Milli Eğitim çocukların devam durumlarını sürekli kontrol ediyor. 7. Gün-12. Gün-17. Gün ve 20. Gün olmak üzere çocukların ailelerine uyarı amaçlı mektuplar gönderiliyor. 20. Gün ise nedenini anlamak üzere çocukların evlerine ziyarette bulunuluyor. Bolu İl Milli Eğitim içerisinde iletişim sorunlarına çözüm bulmak amacıyla Rehberlik ve Araştırma kapsamında okullara rehberlik hizmetini vermek üzere Arapça bilen öğretmen ve memur bulunuyor. Kıyafetleri serbest bırakılıyor. Okul Aile Birlikleri gerektiğinde destek olarak çocukların kıyafet sorunlarını çözüyor. Çocuklarda genel olarak sınıf ve okul kurallarına uymama, rahat davranışlar, “hiperaktivite” gibi davranış farklılıkları veya kültürel farklılıklar ortaya çıkıyor. Özgüvenleri yüksek, ancak davranışlarda eğitim ortamına göre zaman zaman kontrolsüz bir tutum gözleniyor. O nedenle, eğitim sayesinde çocukların davranışlarında kurallara uymak ile rahatlığı ayırt etmelerinin sağlanması önem kazanıyor. Bunların yanı sıra, velilerle okul idaresi arasında iletişim sorunları dikkat çekiyor. Devlet tarafından öğrenci başına maddi yardım yapıldığından, çocukların öğrenci belgelerini alabilmeleri için okullara kayıt oranları ise oldukça yüksek olmaktadır.

3-Okullarda ve Halk Eğitimde Mülteci öğrencilerin, ailelerinin kültürel ve işlevsel açıdan uyumları çerçevesinde, Türkçe eğitimi almaları ve Müzik Eğitiminin bu öğretime olabilecek katkılarının ortaya konulması.

Mültecilerin en önemli sorunu Türkçe bilmemelerinden kaynaklanıyor. Yabancı dil (Türkçe) eğitim veren bir okula ara sınıflar dahil koşulsuz kabul edildiklerinden derse ve Türk arkadaşlarına uyum sorunu başlıyor. Dil öğreniminde, mülteci çocuklar açısından ilk sınıfların ve görece mülteci öğrencisi az olan sınıfların daha başarılı oldukları biliniyor. Sınıf içerisinde bir grup oluşturabilen mülteci çocukların, kendi aralarında sürekli Arapça konuşmaları Türkçe öğrenmelerini geciktiriyor. Diğer yandan Halk Eğitim Merkezinde ise, öğrenci velilerine kurslar veriliyor. Özellikle Türkçe Öğretimine yönelik çalışmalar yapılıyor. Müzik eğitimi gibi beceri gerektiren ve dil kullanmalarını gerektiren şarkı öğretimi ve Koro gibi diğer müzik aktivitelerinin Türkçe öğrenimine olan katkıları biliniyor. Ancak, bu konularda çocukların dikkat dağınıklığı, uyum sorunları, öğretmenlerin dil, kültür ve seviye farklılıkları arasında bocalamaları istenilen düzeyde davranışları kazandırmayı ve sınıfla birlikte bütünleştirmeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle, dil öğrenimine yönelik müzik aktivitelerinin genel sınıf ortamında gerçekleşmesinin zorluğu gözleniyor. Mülteci çocukların ayrı sınıflarda eğitilmesinden kaçınılmasının başlıca nedenleri; eğitimin “yabancılaştırma” ve “ayrımcılık yapma” gibi tehlikeli yönlere gitmesi gibi zararlarıyla ilgilidir. Bu durumda, mevzuatın yeniden gözden geçirilerek düzeltilmesi ve kişilere, gruplara özel etüt saatlerinin konulması sayesinde, bu tür tehlikelerden uzaklaşılmasıyla, genel olarak eğitimde niteliğin artabileceği düşünülebilir.

4-Çocukların Türk öğrencilerle kaynaşma sorunun üstesinden gelinmesinde Müzik Eğitiminin rolü.

Müzik öğretmenleri tarafından, özellikle, ritm çalışmaları, ortak şarkı söyleme ve “Orff” çalgılarıyla etkinlik yapma gibi uygulamalı dersler içinde, mülteci çocukların arkadaşlarına çok daha fazla uyum sağlamaya çalıştıkları belirtiliyor. Ancak aynı isteği ve ilgiyi nota öğretimi, müzik öğretimine ilişkin kuralların öğrenilmesi gibi teorik konularda gösteremiyorlar. Yine çabuk sıkılma, kendi kabuğuna çekilme gibi sorunlu bir tablo çiziliyor. Genel iletişimde olan sıkıntılar ve bireysel farklılıklar nedeniyle derste misafir gibi oturuyorlar. Konulara ilgileri dağılıyor. 10 çocuktan 2’sinin okula nota bilerek geldiği gözlenmiş. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanmasına yönelik görevlendirilen 50. Yıl İzzet Baysal İlkokulu’nda; gösteriye çıkacak olan 100 kişilik koroya 15-20 Mülteci çocuğun da katılması planlanmış ve şu sıralar konserin içerikleri konusunda öğretmenler özenle çalışmalarını yürütmektedir.

5-Kültürlerarası ortak şarkıların ve eğitim materyallerin saptanması.

Kültürlerarası ortak şarkıların ve eğitim materyallerinin saptanmasına yönelik bir soru sorulduğunda, müzik öğretmenlerin popüler şarkılara yönelik cevaplar verdikleri anlaşılmakta. Oysa farklı kültürlerin ortak beğenilerine hitap etmiş şarkılar olduğu bilinmektedir. Örneğin “Ada Sahillerinde”, Erkin Koray “Şaşkın” gibi bilinen birkaç ortak şarkıyı yaklaşık on yıl önce Anadolu Güneşi Müzik Grubumuzla birlikte Ürdün ve Suriye’de seslendirdiğimizi oldukça net hatırlamaktayım. Bu konuda daha titiz bir çalışmanın yürütülmesi ve öğretmenlere geri dönütler verilmesinde fayda görülmektedir.

Öğretmen, enstrüman, araç, gereç ve materyal gibi desteklerin sağlanmasıyla, konunun öneminin iyi anlaşıldığı ve çözümlendiği eğitim ortamlarının yaratılması gerekmektedir.

Müzik Eğitimi Dersi Yoluyla yaşadıkları çevreyle daha fazla uyumlu bir duruma gelebilmeleri için, bahsedilen konuların üzerine gidilmesi ve çok sayıda Mülteci çocuğun ülkeye gelişi ile mevcut durumda ortaya çıkan sorunların çözümü için, daha detaylı çalışmaların yapılması önerilmektedir.

* Bu konuda sayısal verilere ve okullara ulaşmamda, verilen araştırma izniyle katkı sağlayarak, konuyu ISME’nin (International Society for Music Education) ilgisine taşımama olanak sağlayan “Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü”ne teşekkürlerimi sunarım.

Kaynaklar / References

1)Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988.

2)Alpagut U. “Extending The Music Education During The First Years Of The Republic”, Milli Folklor, 2013, Year 25, Number 97. http://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=97&Sayfa=207

3)Alpagut U. Journal of Science and Utopia (Bilim ve Ütopya Dergisi) October 2005, (Issue: 136, Page: 51-55)

4)Alpagut U, Journal of Science and Utopia (Bilim ve Ütopya Dergisi) September 2006, (Issue: 147, Page: 62-66)

5)Alpagut U. Müzik Sorunlarına Bakışta Atatürk’ün İzleri. Birinci Basım. İstanbul: Bilim ve Ütopya Kitaplığı, 2010

6)Isme. (1992). Isme Proceedings of the 20th World Conference of the International Society for Music Education. Seoul, Korea.

7)Aslanoğlu, R. (1998). Biri Kültürel Karışım Olarak Küreselleşme, A. Yaşar Sarıbay, E. Fuat Keyman, (Der.), Küreselleşme, Sivil Toplum ve İslam, Vadi Yayınları, Ankara.

8)Alpagut U. “Dünya Müziği”nde Son Yirmi Yıla İlişkin Değerlendirmeler: Hollanda Örneği”, Folklor / Edebiyat cilt:16, sayı:62, 2010/2

Bu haber 8299 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Fazıl Say, Truva Sonatı, Cumhurbaşkanı, Tekçilik…
Fazıl Say, Truva Sonatı, Cumhurbaşkanı, Tekçilik…
Ve, Fazıl Say da konuştu...
Ve, Fazıl Say da konuştu...