Muammer Sun’un Türk Müzik Devrimindeki Yeri ve Önemi:
  • Reklam

Muammer Sun'un Türk Müzik Devrimindeki Yeri ve Önemi:

Akortlu doğdu, akortlu yetişti-çalıştı ve devrimi yeniden akortladı...

Reklam
19 Ocak 2021 - 11:58 - Güncelleme: 19 Ocak 2021 - 12:17
Reklam

MUAMMER SUN’UN TÜRK MÜZİK DEVRİMİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ:

AKORTLU DOĞDU, AKORTLU YETİŞTİ-ÇALIŞTI VE DEVRİMİ YENİDEN AKORTLADI

Prof. Dr. Ali UÇAN

1. Giriş

Türkiye olarak eğitimdeki ilk yenileşme hareketlerinin başladığı 1773’ten bu yana yaklaşık iki yüz elli yıldır istençli bir değişim ve dönüşüm içindeyiz. Başka bir deyişle yaklaşık çeyrek binyıldır yaşanan bu süreçte Türk ulusu ve ülkesi olarak Nizâm-ı Kadim ve Nizâm-ı Âlem’den Nizâm-ı Cedîd’e ve Nizâm-ı Cedid’ten Muasır Medeniyet’e doğru akıp giden bir yoldayız. Öz Türkçe deyişle Eski-Dünya Düzeninden Yeni Düzene ve Yeni Düzenden Çağdaş Uygarlıka uzanan bu yolun son yüz yılında Büyük Türk Devrimi denilen bir süreci yaşıyoruz. Bu devrimi oluşturan alt devrimlerin kimi hedeflerine epey yaklaşmış, kimilerine kısmen erişmiş, kimilerinin ise epey gerisinde bulunuyoruz. Böyle olduğumuz başlıca alt devrimlerden biri Türk Müzik Devrimidir. Türk müzik devriminde, kurucu kuşakın ardından öncü-ilkçi kuşak denilen 1900’lü-1910’lu kuşaklar ve onları izleyen 1920’li kuşaklardan sonra görev alan 1930’lu kuşak müzikçilerimizden Muammer Sun’un ayrı bir yeri vardır.

Son bir ay içinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 1 Kasım Yeni Türk Harfleri Yasasının Kabulü ve Musiki Muallim Mektebi’nin Açılışı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma ve dün itibariyle 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinliklerini gerçekleştirdik. Büyük Türk Devrimi sürecinde her biri ayrı bir anlam, önem ve değer taşıyan bu ulusal olaylara ilişkin etkinliklerden sonra bugün de burada başka bir anlamlı etkinlik gerçekleştiriyoruz. Bu etkinliğimizde Türk Müzik Devriminin yılmaz eri, yorulmaz savaşçısı ve ulu çınarı, Atatürk ve Cumhuriyet tutkunu, anıt insan Muammer Sun’a en çok hak ettiği ödüllerden biri olarak Ulusal Eğitim Derneği’nin 2017 Eğitim Onur Ödülü sunulmaktadır.

Bu sunum, gerçekleştiği zamanın, içerdiği soylu anlamın ve gördüğü tarihsel işlevin yanı sıra, doğal olarak kendiliğinden, çok önemli başka bir boyutu da kapsıyor. Şöyle ki Büyük Türk Devriminin baş önderi ve kapsadığı Türk Müzik Devriminin baş yönderi Başöğretmen Atatürk’e Öğretmenler Haftası’nda Muammer Sun yoluyla bir hesap verme özelliği de taşıyor.

Şunu hemen çok rahatlıkla ve açık yüreklilikle belirteyim ki, bugün burada, Türk Müzik Devrimine hizmet etmiş olanlara ilişkin genel değerlendirmelere göre en ulusal bestecimiz olarak nitelendirilen bir bestecimize ödül sunuyoruz. Bu bakımdan Türk Müzik Devrimine ilişkin olarak Atatürk’e Muammer Sun üzerinden; onun söylem, eylem, çalışım, yaratım ve başarımları yoluyla hesap vermemiz hem çok kolay, hem olağanüstü yüz ağartıcı, hem de eşsiz onur verici bir olaydır. Bunun nedenleri bu konuşmamın akışı içinde kendiliğinden ortaya çıkacak ve açıkça anlaşılacaktır.

Konuşmamda önceki konuşmada belirtilenlere dayanarak Muammer Sun’un Türk Müzik Devrimindeki Yeri ve Önemi başlığı altında Genel Bir Muammer Sun Saptaması, Çözümlemesi ve Değerlendirmesi yapacağım. Bunu yaparken Atatürk’ün önderliğindeki Büyük Türk Devrimi için öngördüğü genel amaç ile Türk Müzik Devriminin oturduğu çağdaş kültürel çerçeve, güttüğü genel amaç ve taşıdığı temel özelliklerden yola çıkacağım. Yanı sıra kendisini 57 yıl önce coşkulu bir koro çalışmasına Gazi Eğitim’den bir öğrenci olarak katılıp ilk kez tanıdığım 1960’dan 2017’ye uzanan yarım yüzyılı aşkın süre içinde Sun’un kendisine ilişkin gözlem ve izlemlerimi de işe koşacağım.

2. Türk Devriminin Atatürkçe Amacı, Oturduğu Kültürel Çerçeve ve Kültürel Arka Planı

Atatürk’e göre Büyük Türk Devriminin amacıTürkiye Cumhuriyeti halkını, devletini ve ülkesini tümden çağdaş ve tüm anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum, devlet ve ülke durumuna getirmek”tir. Bir tarih dersi programında, alanlar yönünden yapılan bir genel sınıflamada Büyük Türk Devrimi (1) siyasal devrimler, (2) toplumsal devrimler, (3) kültürel devrimler ve (4) ekonomisel devrimler olmak üzere dört ana kümeye ayrılır (KEP 2004: 136, 280). Bu ayrılıma göre Türk Müzik Devrimi, uygarlık ve eğitim boyutları ile bir bütün olarak başlıca kültürel devrimlerden biridir. Türk Müzik Devrimi öz olarak Atatürk’ün çağdaş kültür anlayışına ve öz Türk kültürümüze temellenir.

Nitekim Atatürk, kurduğu yeni devleti “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür, yüksek Türk kültürüdür” (1933) diyerek tanımlar. Bu tanımı yaparken kültürün çağdaş anlam, kapsam ve işlevlerinin tam bilincindedir. Bu bilinçledir ki çağdaş kültürün ana bileşenlerini İnsan odaklı ve Yaşam eksenli spor, bilim, teknik, sanat ve felsefe olarak belirler. Kültürü çağdaş anlamda ulusal yaşam biçimi olarak gördüğünü açıkça belli eder. Yaşam bilgisi temelli Çağdaş yaşamda kültürün beş ana bileşeninden Sporu sağlam bedenli-sağlam kafalı olmayı ve sağlıklı yaşamayı sağlayıcı, Bilimi ‘yaşamda en gerçek ve güvenilir yol gösterici’, Tekniği yaşamı en etkili ve en kullanışlı kolaylaştırıcı, Sanatı ’ulusun ve bireyin başlıca insanca yaşam damarlarından biri’ olarak nitelendirir. Felsefeyi bunları yaşamın gerekleri ile bireyin ve toplumun gelişmesi doğrultusunda birbiriyle buluşturan, bağdaştıran, birleştiren-kaynaştıran ve bütünleştiren bir genel akılcı düşünme, gerçekçi değerleme ve yararcı kılma yolu olarak görür. Müziği ise “güzel sanatlar içinde en çabuk ve en önde götürülmesi gereken dal” olarak belirler. Bunların tümünü çağdaşlaşma sürecinde, başka bir deyişle çağdaş anlamda uygarlaşma sürecinde bir bütün olarak işe koşar, kullanır, değerlendirir. Yaşamı ve görevleri boyunca böyle davranmayı ilke edinir. Bu süreçte uygarlık ile kültürü ve kültür ile eğitimi birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütün olarak görür. Bu görüşü müzik yaşamı, müzik kültürü ve müzik eğitimi görüşüne de tam yansır. (Uçan 2005a: 290; 2005b: 261, 495; 2010: 38; 2015: 197, 215, 291, 330, 359).

3. Atatürk’ün Öngördüğü Türk Müzik Devriminin Genel Amacı, Özellikleri ve Muammer Sun

3.1. Türk Müzik Devriminin Genel Amacı: Türk ulusal müzik yaşamını, kültürünü ve eğitimini çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmek ve o düzeyin üstüne çıkarmaktır. Başka bir deyişle Türk ulusal müziğinin çağdaşlaşması, çağdaşlaşarak yükselmesi ve evrensel müzikte yer almasıdır. Bu, çağdaş anlamda müziksel uygarlaşma demektir. Müziksel çağdaşlaşma, müzikte ulusallığı koruyup geliştirerek çağın anlayışına, gereklerine ve tutumuna uyma, uygun duruma gelmeyle olanaklıdır. Muammer Sun müziksel çalışmalarında bu duruma gelmeyi gecikmeksizin gerçekleştirmiştir.

3.2. Türk Müzik Devriminin Genel İlkeleri-Ölçütleri: Türk ulusal müzik yaşamında, kültüründe ve eğitiminde Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşma, biri temel, diğerleri ona dayalı veya onun üzerine kurulu on ilke ve ölçüte odaklanır. Bunlar sırasıyla şunlardır (Uçan 2005a: 40; 2005b: 262, 320; 2015: 292, 361, 373):

(T) Temelde Yaşamsallık,

(1) Özde Ulusallık,

(2) Biçimde Anlaşılırlık,

(3) Kapsamda Özgürlük,

(4) Anlatımda Özgünlük,

(5) Yöntemde Çağdaşlık,

(6) Teknikte Çağcıllık,

(7) Düzeyde Çağdaş Uygarlık.

(8) Nitelikte Evrensellik, (“Evrensel müzikte yer alabilir niteliktelik”)

(9) Yaşayışta Bütünsellik.

Bu ilke ve ölçütler bir bütündür. Bu bütün içinde her ilke ve ölçüt ayrı bir anlam, önem ve değer taşır; ayrı bir işlev görür. Müziksel çağdaşlaşmada başarı, bu ilke ve ölçütlere ne denli temellenildiği ve dayanıldığına; bu ilke ve ölçütlerden ne derece kaynaklanıldığı, yönlenildiği ve kılavuzlanıldığına; kısacası bu ilke ve ölçütlere ne kadar uyulduğuna veya uyulabildiğine bağlıdır. Sun’un müziksel çağdaşlaşmada elde ettiği olağanüstü başarı, bu ilke ve ölçütlerin gereklerini hem ayrı ayrı, hem küme küme, hem de bir bütün olarak yerine getirmiş olmasına dayanır.

3.3. Türk Müzik Devriminin Genel Ölçüleri: Atatürkçe deyişle “Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.” Ancak buradaki “alabilme, kavrayabilme” müzik devriminin ilk aşamasına ilişkin ölçülerdir. Tüm aşamalarına ilişkin ölçüler sırasıyla şunlardır: Müzikte değişikliği;

1. Aşama: Alabilme, Kavrayabilme,

2. Aşama: Uygulayabilme, Uyarlayabilme,

3. Aşama: Yaşayabilme, Yaşatabilme,

4. Aşama: Sindirebilme, Özümseyebilme,

5. Aşama: Çözümleyebilme, İrdeleyebilme,

6. Aşama: Bileştirebilme, Bireştirebilme,

7. Aşama: Değerlendirebilme, Değerseyebilme.

Bu ölçülerin tümüyle gerçekleşmesi uzun bir zaman içinde ve eğitimle olanaklıdır. Çok yönlü, geniş kapsamlı, sabırlı-özenli ve uzun süreli bir müzik eğitimini gerektirir. En az üç-dört kuşağın böyle bir müzik eğitiminden geçmesini zorunlu kılar. Bu da yaklaşık olarak, üç kuşak için en az 75 yıl, dört kuşak için en az 100 yıl demektir. Ancak çağdaş uygarlığın tam etkin ve yaratkan-üretken bir ortak üyesi olmak amaçlanınca bu ölçüler yeterli olmaz. Daha başka ve ileri ölçülere de gerek vardır. Sun gördüğü müzik öğreniminde ve yaptığı müziksel çalışmalarda bu ölçülerin tümünü ve daha ilerilerini gerçekleştirme yeterliliğine erişmiş ve kararlılığını göstermiştir.

3.4. Türk Müzik Devriminin Genel Yöntemi: Türk müzik devriminin genel yöntemi ulusal öze ve temele dayalı müziksel çağdaşlaşma yöntemidir. Atatürk bu yöntemle müziksel çağdaşlaşmayı öngörür, tasarlar ve gerçekleştirmeye çalışırken izlenen yolda şöyle davranmayı yönerir:

(1) Ulusun müziğe sevgisini sürekli olarak, her türlü araç ve tedbirlerle besleyerek geliştirme.

(2) Dünyanın her türlü biliminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanma.

(3) Fakat asıl temeli kendi içimizden bulup ortaya çıkarma ve o temel üzerinde çalışma.

(4) Her çığırda açılarak yükselme ve evrensel müzikte yer alabilir bir ulusal müzik yaratma.

(5) Bunun için ulusal gereç ve ögeleri toplayıp genel son müzik kurallarına göre işleme.

(6) İşlerken ulusal öze en uygun modern tekniki bulup en geçerli teknik olarak uygulama

(7) Kurallara göre ve modern teknikle işlerken her türlü öykünmeden kaçınma ve özleşme.

(8) Bütün bunları yaparken Türk kalmaya çalışma.” (Sun: Türk kalarak çağdaşlaşma.)

Kısacası; öze dönme, asıl temeli içte bulma, o temele dayanarak ve o özden yola çıkarak, o özü genel son müzik kurallarına göre en uygun modern teknikle işleyerek çağdaşlaşma. Sun kendini, öğrencilerini ve çevresini müzikte çağdaşlaştırırken sürekli ve ödünsüz olarak böyle davranmaya büyük özen göstermiştir. Çünkü ulu önder Atatürk üstüne basa basa diyor ki: “Türkiye hiçbir ulusu taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır, o sadece özleşecektir.” (29.10.1930, ABE C. 24 2008: 299). “Türk kalmaya gayret edeceğiz.” (30.11. 1930, ABE C. 23 2008: 272). Bütün bunlar ‘Türk kalarak çağdaşlaşacağız’ demektir (Sun-Katoğlu 1974; 1993).

3.5. Türk Müzik Devriminde Çağdaş Uygarlıkla İlişkiler: Bu yöntem çok aşamalı, açık uçlu bir süreç olarak işler. Bu süreçte çağdaş uygarlıkla ilişkiler şöyle sıralanır (Uçan 2010: 49):

Müzikte çağdaş uygarlığa;

(1) Duyarlı ve ilgili olma,

(2) Bilgili ve bilinçli yönelme,

(3) Eleştirel ve seçici açılma,

(4) Tam girme ve etkin katılma,

(5) Yapıcı ve kalıcı biçimde konuşlanma-yerleşme,

(6) Ongun, saygın ve seçkin bir üye olma,

(7) Yaratkan ve üretken bir ortak-paydaş durumuna gelme,

(8) İleri düzeyde erişme ve sonunda

(9) Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkma, ilerisine-ötesine geçme.

Bu ilişkiler bütünü içinde müziksel çağdaşlaşma açık uçlu ve bitimsiz bir süreçtir. Sun müzik öğreniminin orta, yüksek ve ileri aşamalarında, müziksel görev, çalışma ve etkinliklerinde çağdaş uygarlıkla her zaman böylesine ilişki içinde olmayı şaşmaz bir tutum hâline getirmiştir.

3.6. Türk Müzik Devriminin Genel-Ortak-Temel Dili: Atatürk’ün öngörüş, ulusun kurtuluş, cumhuriyetin kuruluş ve çağdaş uygar insanlığın yöneliş felsefesine uygun Türk müzik devriminde genel-ortak-temel dil Türkçe, Atatürkçe ve Müzikçe’dir. Bu üçlü dilden Türkçe müzik devriminin ana, ulus ve kamu dili; Atatürkçe düşün, ilke ve ülkü dili; Müzikçe ise alan, söylem ve eylem dilidir. Bu üçlü dil ya da dil üçlüsü birlikte ve iç içe bir bütündür; birlikte ve iç içe çok güçlü, sağlam ve etkilidir. Üçlü bütünlük içinde birbirini besler, destekler ve tamamlar; birbirine güç katar, birbirinden esin ve katkı alır (Uçan 2005b: 286). Bu üçlü dil aynı zamanda devrimle yoğrulup biçimlenen çağdaş Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin genel-ortak-temel dili işlevi görür. Sun’un dili bu üçlü dildir. Bu üç dilin bir toplamı, tümü-bütünü, bileşimi-bireşimi ve bileşkesidir.

4. Atatürk’ün öngördüğü Türk Müzik Devrimi ve Muammer Sun

Türk müzik devrimi birçok alt devrimlerden oluşur. Bunların başlıcalarını şöyle sıralamak olanaklıdır: (1) Müzik Eğitimi Devrimi. (2) Müzik Öğretmeni/Eğitimcisi Yetiştirme Devrimi, (3) Müziksel Örgütleşme-Kurumlaşma Devrimi, (4) Müzik Derleme-Araştırma Devrimi, (5) Müzik Bilimi-Kuramı Devrimi, (6) Müziksel Aydınlanma Devrimi, (7) Müziğe Kitlesel Erişme-Eriştirme Devrimi, (8) Müziksel Halk Eğitimi Devrimi, (9) Çoksesli Müzik Sanatçısı Yetiştirme Devrimi, (10) Çağdaş Bağdama-Besteleme Devrimi, (11) Çağdaş Seslendirme-Yorumlama Devrimi, (12) Müzikte Üniversiter Yapılanma Devrimi.

Muammer Sun bu alt devrimlerin tümünde 1950’ler-1960’lardan bu yana tam etkin, katkı sağlayıcı ve belirleyici bir konumda bulunmaktadır. Bunun bir sonucu ve göstergesi olarak sözcüğün tam anlamıyla çok etkin ve seçkin bir çağdaş-ulusal Cumhuriyet (1) Müzik aydınıdır. (2) Müzik düşünürüdür. (3) Müzik yazarıdır-bestecidir. (4) Müzik eğitimcisidir. (5) Müzik derlemecisi-araştırmacısıdır. (6) Müzik örgütleyicisi-örgütleştiricisidir. (7) Müzik kurumları-kuruluşları kurucusu-yöneticisidir. (8) Müzik toplulukları oluşturucusu-yöneticisi-eğiticisidir. Tüm bu nitelikleriyle bir bütün olarak sözcüğün tam anlamıyla ilkeli-ülkülü-tutkulu bir Atatürk ve Cumhuriyet insanıdır. Kendine özgü bir Atatürk ve Cumhuriyet tutkunudur (Sun 2011: 268). Tüm bu nedenlerle kısacası-özcesi Türk kalarak Çağdaşlaşma yolunda öncü-önder-yönder bir söylem-eylem insanıdır.

M. Sun’un tüm bu nitelikleriyle Türk müzik devrimindeki yerini ve önemini “Türk Müzik Yaşamı”, “Türk Müzik Kültürü” ve “Türk Müzik Eğitimi” boyutlarıyla ele almak doğru olur. Böyle ele alınınca (1) Türk Müzik Yaşam Devrimindeki Yeri ve Önemi, (2) Türk Müzik Kültür Devrimindeki Yeri ve Önemi, (3) Türk Müzik Sanat Devrimindeki Yeri ve Önemi, (4) Türk Müzik Eğitim Devrimindeki Yeri ve Önemi daha açık seçik ortaya çıkar. Ancak bugün burada genel bir saptama, çözümleme ve değerlendirme yapacağımdan konuya bir bütün olarak yaklaşılmaktadır.

5. Muammer Sun’un Doğum, Çocukluk-Gençlik, Öğrenim Evreleri ve “Zamanın Ruhu”

Kendine, çevresine ve yaşadığı döneme duyarlı bir insan kimliğinin ve kişiliğinin oluşması ve gelişmesi ile zamanın ruhu arasında anlamlı bir ilişki vardır. Muammer Sun, bir “halk devleti” olarak nitelendirilen Cumhuriyetin başkenti Ankara’da Cumhuriyetin Onuncu Yılının eşiğinde köy kökenli bir ailenin “halk çocuğu” olarak doğdu (1932). Doğuştan müziksel bir varlık idi. Doğumda çıkardığı ilk ses çok büyük bir olasılıkla 440 Hz değerinde “La1 sesi idi. Buna göre doğuştan “tam akortlu” idi. Demek oluyor ki “tam akortlu” doğdu ve yaşama “tam akortlu” olarak başladı. Cumhuriyetin İkinci On Yılı ortamında büyüdü. Çocukluğunun ilk altı yılı (1932-1938) Atatürk’ün yaşamının son altı yılına rastladı. Atatürk yaşama gözlerini yumduğunda altı yaşındaydı. O kara haberin tüm yurdu ve tüm Türk ulusunu büyük yasa boğmasından bir yıl sonra okula başladı.

Anafartalar İlkokulu’nda ulusal Öğrenci Andı ile ilköğrenimine başlarken yepyeni bir yaşam kuralıyla etkilendi ve yoğun bir biçimde duygulandı. Ortaöğrenim yıllarında Atatürk’ün Gençliğe Söylevi (Hitabesi) ile çok yönlü ve güçlü bilinçlendi. (Sun’u Öğrenci Andı tanımlar, Gençliğe Söylev ödevler.) İlkokulu bitirince kendi isteğiyle Sanat Okuluna yöneldi ve İkinci Sanat Okuluna girdi. Burada bir yıl ilk temeli bir tür ‘kaba sanat’ olan marangozluk öğrendi.

Oradan genel olarak ‘ince sanat’ diye nitelenen musikiye yöneldi ve sınavla Askerî Mızıka Okuluna girdi (1946). Sınavda ilk kez gördüğü piyanodan verilen sesleri istenen biçimde “a, a, a” diyerek yineledi (Sun 2011: 37). Yinelediği ilk ses ya da sesler, bu tür sınavların doğal bir gereği olarak, çok büyük olasılıkla 440 Hz değerindeki “La” sesiydi ve onunla başlıyordu. Bu, doğarken çıkardığı ilk sesi sanki 14 yıl sonra bu kez piyanodan çıkan biçimiyle vermesiydi. Böylece 14 yaşında müzik öğrenimine başladı. Bu okul bir tür ‘kaba saz’ okulu idi. Sun akortlu doğduktan sonra akortlu yaşamış, akortlu büyümüş ve her nasılsa akordu bozulmamış idi. Bu okula başlamasının hemen ardından kendini keşfederek besteler yapmaya başladı. İçten gelen bir itkiyle ve el yordamıyla başlayan bu denemeler hızla çoğaldı ve çeşitlendi. Yanı sıra küçük ölçekli denemelerden orta ve büyük ölçekli denemelere doğru gelişti. Askerî müzik eğitimi aldığı bu okulda 3 + 3 = 6 yıl öğrenim gördü. Son sınıftayken bir öneriye uyup öğrencilikten istifa dilekçesi verdi ve okuldan ayrıldı.

Sonra sınavla Devlet Konservatuvarı’na girdi (1953). Bu kurum besteci de yetiştiren bir ‘ince saz’ ve ‘kaba saz’ okulu idi. Burada sivil müzik eğitimi almaya başladı. Böylece sanatın önce kabasına, sonra incesine, daha sonra daha incesine bir yöneliş-giriş-açılış süreci izlemiş oldu. O yıl Atatürk’ün naaşının Etnoğrafya Müzesi’ndeki geçici kabrinden alınarak Anıtkabir’e taşınıp sonsuz vatan toprağına verildiği görkemli Ulusal Cenaze Töreni’yle yeni bir duyunç-bilinç yoğunluğu yaşadı. ADK’de özellikle ileri bestecilik yükseköğrenimindeyken Atatürk’ün ivedilik-öndelik verip önderlik ettiği Türk Müzik Devrimi’ne ilişkin Söylev ve Demeçleri ile sıkı ilgilendi, bilgilendi ve bileylendi.

6. Türk Müzik Devriminin Kurucu, İlkçi, Öncü ve Süzücü Öğretmenlerinden Eğitim Alış

Muammer Sun, Cumhuriyetin başkenti Ankara’daki en önemli okullarda, mimarî yönden en güzel okul yapılarında, en donanımlı-deneyimli-birikimli, en güçlü öğretmenlerin elinde eğitim ve öğrenim gördü. Atatürk ve Cumhuriyet kültürüyle yoğruldu ve biçimlendi. Bu kültür çağdaş, ulusal ve evrensel ögeler içeren bir bütün özelliği taşıyordu. İlköğreniminin başından yükseköğreniminin sonuna dek tüm öğrenimi boyunca içten içe ve derinden derine Atatürk ve Cumhuriyetle çok güçlü, kopmaz bir bağ oluştu. Bu bağ oluşurken kişiliğinin özünü oluşturan duyunç, devinç, bilinç ve sezinç dünyasını kökten ve derinden etkileyen durumlar, olaylar ve olgular yaşadı. Bunları yaşarken sürekli olarak bir yandan doğruya, iyiye ve yararlıya, öbür yandan yeniye, özgüne ve güzele yöneliş içindeydi.

Anafartalar İlkokulu’ndan itibaren okumaya, öğrenmeye çok meraklıydı; ders kitaplarının dışında kitaplar alır-edinir ve okurdu. Sanat Okulu’nda ilk yaratıcı çalışma ürünü olan “geçme masa” öğretmenlerce çok beğenildi ve sergilendi (Sun 2011: 33). Askerî Mızıka Okulu’nda öğrenciyken derste öğrendikleriyle yetinmiyordu; ders dışı, ders ötesi kitaplar alıp okuyor, inceleme, besteleme ve seslendirme çalışmaları yapıyordu. Bu çalışmaları, çoğu öğretmenlerinin yanı sıra, Cumhuriyet müzik devriminin Osman Zeki Üngör başkanlığındaki kurucu kadrosunun üyelerinden İhsan Künçer’in de dikkatini çekiyor, ilgisine konu oluyor ve beğenisini kazanıyordu (Sun 2011: 44). Ama o besteci olmak istiyordu. Başka türlü-çeşitli öneri ve yönlendirilere karşın besteci olmaya kesin karar verdi. Ve kimi zorluk ve engelleri aşarak sınavla Devlet Konservatuvarı’na girdi.

Besteci olma tutkusuyla girdiği Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Kompozisyon Bölümünde Ahmed Adnan Saygun’un öğrencisi oldu. Ruşen Ferit Kam ile geleneksel Türk sanat müziği, Muzaffer Sarısözen ile geleneksel Türk halk müziği çalışmaları yaptı. Ayrıca özel olarak Kemal İlerici’den Türk müziği makamlar sistemi ve armonisi dersleri aldı (Say 2005: 387). Yanı sıra Mahmut Ragıp Gazimihal’den müzik tarihi, Mithat Fenmen’den piyano dersleri aldı. Böylece uluslararası sanat müziği, çağdaş Türk sanat müziği, geleneksel Türk sanat müziği ve geleneksel Türk halk müziği dallarında, geleneksel Türk müziğinin yapısından bulunup ortaya çıkarılmış dörtlü armoni sistemi ile müzik tarihi ve piyano konularında dönemin en büyük ve ana kaynak yetkelerinden eğitim aldı. Böylece çok güçlü bir donanım, deneyim ve birikim edindi. Bu seçkin öğretmenlerin her biri kendi alanında kendi özel süzgeci olan ve öğrencilerine süzülmüş bilgi ve beceri aktaran kişilikler idi. Sun onlara içtenlikle değerbilir davrandı. Bu ana kaynaklardan birinci elden süzülmüş-damıtılmış olarak edindiği kazanımlarını çok geçmeden kendi öz süzgecinden de geçirerek daha da damıttı, daha da süzük-damıtık bilgilere dönüştürdü. Bu bilgilerle sürekli ve ödünsüz bir çalışmaya koyuldu.

Sun tümüyle yurt içinde öğrenim gördü. Yedi yıllık bestecilik öğreniminden sonra ADK İleri Kompozisyon Bölümü’nü bitirirken (1960) büsbütün Türk malı (“Made in Turkey”) bir çağdaş besteci niteliği taşıyordu. Sonunda kendine özgü bir Atatürk ve Cumhuriyet kültürcüsü, sanatçısı, müzikçisi ve eğitimcisi oldu. İlerici’den öğrendiği Türk müziği kuramlı dörtlü armoniyi ete kemiğe büründürerek yaptığı kendi özgün bağdamalarıyla ölümsüz yapıtlara dönüştürdü. 1900’lü, 1910’lu, 1920’li, 1930’lu ve sonraki kuşaklardan çok farklı olarak yaptığı sözlü, yazılı, basılı, seslendirimli-yorumlu ve yayınlı/yayımlı çalışmalarıyla Türk müzik yaşamına, kültürüne ve eğitimine özgün damgasını vurdu.

7. Sun’un Kimlik ve Kişilik Özellikleri: Kendi Yolunu Kendi Çizen Özgür-Özerk İnsan

Muammer Sun, Çubuk ilçesinin Yenice köyünden Ankara’ya gelmiş ve kentte evlenerek yuva kurmuş bir ananın-babanın kentte doğmuş çocuğu. Bu bakımdan “köy kökenli” ama “yarı köysoylu” bir temele sahip. Eğer ana-babanın köyünde doğup büyüyüp ilkokulu orada bitiren bir “tam köysoylu” olsaydı herhâlde Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne giderdi. O dönemde böyle bir öğrenim de hem kendisine, hem enstitüye çok yakışırdı. Sun çocukluğundan itibaren atılgan-girişken-çalışkandır. Gerektiğinde tartışkan, savungan, savaşkandır. İçinde bulunduğu zorluk, yokluk-yoksunluk onu erken yaşlarda yaratkan-üretken-türetken yapıyor. Öğrenmeye-okumaya çok ilgili, istekli ve meraklı. Sürekli bir arayış, deneyiş, sınayış içinde; irdeleyici, sorgulayıcı, çözümleyici

Okul çağına girince hem kimi işlerde çalışıyor, hem okula gidiyor. Çeşitli işlerde kazandığı azıcık parasıyla kitaplar alıp okuyor. Yaşı ergenliğe doğru ilerledikçe yaşam, geçim ve öğrenim koşullarının üstesinden gelme bilinci ve sorumluluk duygusu hızla gelişiyor. Atatürk’ün “Türk! Öğün, Çalış, Güven.” sözünün anlamına tam uygun bir kişilik oluşturuyor. Onun erken yaşlarda başlayan yaşam deneyim ve kazanımlarıyla oluşup gelişen bu kimlik ve kişilik özellikleri sonraki tüm yaşam, öğrenim ve uğraş dönemlerinde daha da gelişiyor. Gelişirken kendini, edinimlerini, yapım ve yaratımlarını sürekli eliyor, süzüyor ve damıtıyor. Ve elenmiş, süzülmüş, damıtılmış varlık ve birikimler olarak ortaya koyup öğrencileri, çevresindekiler, meslektaşları ve erişebildiği yurttaşlarıyla paylaşıyor. Herkese hoşgörücül ve insancıl, sevgicil ve saygıcıl davranıyor. Sonunda kendine özgü bir yaşam, kültür, sanat ve müzik devrimcisi oluyor.

8. Türk Müzik Devriminin İki Ana-Temel Müzik Öğretim Kurumunda Müzik Eğitimciliği

Sun, İleri Kompozisyon Bölümünü bitirdiği yıl (1960) Ankara Devlet Konservatuvarı (ADK) öğretim kadrosuna alındı, solfej ve koro öğretmenliği görevine atandı. ADK Sun’un (2011: 184) deyişiyle “Atatürk’ün yoktan var ettiği bir kurumdu”. Sonra İzmir Devlet Konservatuvarı’nda (1975), daha sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda (1980) görev yaptı. En sonunda yeniden HÜ ADK’ye öğretmen oldu (1987). Burada 1993’te Profesörlüğe yükseltildi, 2001’de emekli oldu ve 2004’e dek Kompozisyon dersleri vermeyi sürdürdü. Bu üç kurumun ilki özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur, öbür ikisi onun türevidir.

Öbür yandan önce Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde, sonra İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde daha sonra İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde öğretmen olarak görev aldı. Bu üç kurumun ilki özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur, öbür ikisi onun türevidir. GEE Müzik Bölümü de Atatürk’ün yoktan var ettiği MMM’nin bir devamıdır.

Ayrıca Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Basın-Yayın Yüksek Okulunda (BYYO) öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Bu fakülte de özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur.

Sun böylece ülkemizin en büyük üç kentinde altısı müzik, biri basın/yayın olmak üzere yedi önemli öğretim kurumunda müzik eğitimciliği yaptı. Bu kurumlarda çok yönlü, yoğun ve derin çalıştı; kalıcı iz ve eser bıraktı. Müzik devrimine ilişkin birçok sorunu yerinde gördü. ADK’de bestecilik-GEE MB’de öğreticilik görevleri onun besteci eğitimci ve eğitimci besteci yönlerini yeniden yoğurup biçimlendirmesinde ve her iki yönden yetkinleşmesinde etkili oldu. BYYO’da iletişim yönü gelişti.

9. Türk Müzik Devriminin Öbür Ana-Temel Kurumlarındaki Çeşitli Görevleri-Çalışmaları

Danışmanlık Çalışmaları: Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) Kültür Müsteşarlığı Danışmanı (1967-1970). Bu görevdeyken 1968 İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı’nı Hazırlama. İlköğretmen Okulları Müzik Semineri Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyma. Müzik Öğretmenleri için hizmet içi yaz kurslarında eğitici olarak görev alma. Müzik öğretmenlerinin koro eğiticiliğine-yöneticiliğine hazırlanması için düzenlenen kurslara eğitici olarak katılma. Kültür-Eğitim Politikası Kuramlama-Uygulama Çalışmaları: Andıç (1963), Türkiye’nin Kültür, Müzik, Tiyatro Sorunları (1969), Türk Kalarak Çağdaşlaşma: Türkiye’nin Kültür Sanat Sorunları (Murat Katoğlu ile1974, 1993).

Kuruculuk Çalışmaları: TRT Müzik Dairesi, Ankara Radyosu Çoksesli Korosu ve Bilim-Kültür-Sanat Ödülleri Sistemi’nin kuruluş çalışmaları. 166 Çocuk ve Gençlik Korosu’nun kuruluşu. İzmir Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nün kuruluşu. Sun Yayınevi’nin kuruluşu (2004). Yöneticilik Görevleri: ADK Öğrenci Derneği Başkanlığı, TRT’de Yönetim Kurulu Üyesi (1969-1972), ADK Müdürlüğü Vekilliği (1974), İzDK Kompozisyon Bölümü Başkanlığı (1975-1980). Yönetmelik ve Program Hazırlama Çalışmaları: TRT Çocuk ve Gençlik Koroları Yönergesi’nin çıkarılışı (1969-1972). Devlet Konservatuvarı Sanatkârları Yönetmeliği (1973) ve Devlet Konservatuvarları Kuruluş ve İşleyiş Yönetmeliği (1974) ile Konservatuvarlarda ‘Nota Yazım Dalı’ ve ‘Çalgı Yapım Dalı’nın kuruluş yönetmeliklerin ve ders programlarının (1975) hazırlanması.

Derleme Çalışmaları: İstanbul Halk Oyunları Festivali’nde oyun havaları derleme (1955). TRT-Halk Müziği Derlemeleri (1967 ve 1969). ODTÜ’nün düzenlediği halkbilim araştırmalarına katılma. Ankara ve İstanbul’da çeşitli derlemeler. Araştırma-İnceleme Çalışmaları: Kültür, sanat ve müzikte bilimsel araştırma ve incelemenin yanı sıra sanatsal araştırma ve inceleme yapma. Sun’un en küçük ölçeklisinden en büyük ölçeklisine, her besteleme çalışması aynı zamanda kendine özgü bir sanatsal araştırma-inceleme çalışmasıdır ve ona dayalı besteleme çalışmasının ürünüdür. (Örneğin Bebek adlı eserinin yaratımı). Bu çalışmalarında özü-temeli arayış, buluş ve bulduğu özden-temelden yola çıkış, kaynaklanış ve böylece yeniyi ve özgünü yaratış.

Ödüller: Sun şimdiye değin çeşitli kurum ve kuruluşlardan nice ödüller aldı; nice ödüllerle ödüllendirildi. Kuşkusuz bunların her biri çok anlamlıdır, çok değerlidir. Ama onun için en değerli ödül, müzikte Türk kalarak çağdaşlaşmanın tam gerçekleştiğini görebilme ödülü olsa gerektir.

10. Sun’un “Türk Kalarak Çağdaşlaşma” Düşünce Sisteminin Atatürkçe Temelleri

Atatürk, Türk ulusunu, ülkesini ve devletini; Türk yaşamını, kültürünü ve eğitimini tümüyle çağdaşlaştırma yolunun daha başında Türk ulusu, Türk Devleti ve Türk ülkesini genel tanımlarken “Biz bize benzeriz!” diyordu. Ve ardından ekliyordu: “Hiçbir ulusu taklit etmeyeceğiz [“Hiçbir ulusa öykünmeyeceğiz”]. “Sadece özleşeceğiz.” (ABE 2008b: 299). Ulusça, ülkece ve devletçe yaşam, kültür ve eğitimde çağdaşlaşırken “Türk kalmaya çalışacağız.” (ABE 2008a: 272). Öbür yandan uluslararası olarak nitelenen “bilim ve teknik nerede ise oradan alınmalı” derken, ayrıca “müzikçilik almak”tan da söz ediyordu. Çünkü müzikçilik almak müziksel yol, yöntem ve teknik almak demekti.

Atatürk 1929’da batılı bir gazeteciden Batı müzikçiliğinin o günkü durumuna gelinceye kadar yaklaşık dört yüz yıl geçtiğini duyunca “bizim bu kadar süre beklemeye vaktimiz yoktur” diyerek “Batı müzikçiliğini almakta olduğumuz”u vurgular (Oransay 1985: 32-33). Bu sözleriyle Batının çoksesli müziği oluşturma ve geliştirmede izlediği yol, yöntem ve tekniğini almakta olduğumuzu belirtir. 1934’te ise Batı müzikçiliği yöntemiyle yetinmez, onu da içeren Genel son yöntemlere yönelir. Türk ulusal müziğinin çoksesli gelişerek yükselebilmesi ve evrensel müzikte yer alabilmesi için “Genel son müzik kuralları”nı içselleştirip “Türk ulusal müziğini genel son müzik kurallarına göre işlemek gereklidir” der. Bunları derken işlenecek gerçek-ulusal müziğimiz konusunda şunları söyler (ABE):

Bizim gerçek müziğimiz Anadolu [ve Rumeli] halkında işitilebilir.” (30 Kasım 1929). “Osmanlı musikisi Türkiye Cumhuriyeti’ndeki büyük devrimleri terennüm edecek güçte değildir. [Bu nedenle] Bize yeni bir müzik gereklidir ve bu [yeni] müzik özünü halk müziğinden alan çoksesli bir müzik olacaktır. (Eylül/Ekim 1934). “Ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son müzik kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu güzeyde [sayede] Türk ulusal müziği yükselebilir, evrensel müzikte yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığı’nın buna değerince özen göstermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.” (1 Kasım 1934). “Ulusal müziğimizi modern [çağdaş, çağcıl] teknik içinde [işleyerek] yükseltme çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir.” (1 Kasım 1935).

Ancak gerçek ulusal müziğimizi işlerken uygulanacak “genel son müzik kuralları” ile birlikte bir de “ulusal temel” kuralı vardı. Atatürk’e göre gerçek-ulusal müziğimizi genel son müzik kurallarından yararlanarak, o kurallara göre işlerken “asıl temelin kendi içimizde olması”, “kendi içimizden bulunup ortaya çıkarılması” ve işleme işinin bu temele dayandırılması, oturtulması, yerleştirilmesi gerekiyordu. Bu da çok önemli bir kuraldı. Çağdaş uygar dünyada bu kurallar ve uygulanışları ile onların kaynaklandığı anlayış ve yaklaşımlar bütününe kısaca “ulusal akımlar, ulusal ekoller, ulusal okullar” deniliyordu. Bunlar genel son müzik kuralları içinde çok önemli bir yer tutuyordu. Atatürk’ün öngördüğü Türk müzik devriminde ilke ve yöntem olarak her ikisi de gerekli görülmekle birlikte ulusallık genellikten daha ağır basıyordu. Sun ulusallığı yeğleyip seçti.

11. Sun Besteci Olarak Kendini Nasıl Görüyor, Tanımlıyor ve Nitelendiriyor?

Nitekim Sun, kendini “ulusal müzik yolunu seçip o yolda çalışan-yaratan bir besteci” olarak tanımlıyor. Çağdaş çoksesli Türk müziğimizde “klasik Türk müziği yazan bir besteci ve [Türk] halk müziği yazan bir halk ozanı gibi görüyor.” Çünkü onları “gerçekten içinde duyuyor ve yaşıyor” (Sun 2011: 280, 282). Bestelemede bu müziklerden bütünsel yararlanmanın, esinlenmenin daha ötesinde kaynaklanmayı ve kaynaklandıklarını eleyip-süzüp damıtarak yeniden mayalanmayı-tohumlanmayı ilke ediniyor. Halkın kolay anlayacağı bir çoksesli müzik yazmaya önem veriyor. Böylece yazdığı tüm müzikleri içerik olarak ilkin kendi insanlarımızla paylaşmayı önemsiyor ve yeğliyor. Bu da öncelikle, içtenlikle, çabuklukla gerçekleşiyor. Çağdaş çoksesli Türk sanat müziğimizde kendini açıkça böyle gören, tanımlayan, nitelendiren başka bestecilerimiz çok azdır, hatta tam Sun gibisi neredeyse yok gibidir.

Sun, baştan ulusalcı bir kavrayış ve kaynaklanışla yola çıkmış, yoluna hep öyle devam etmiş ve etmekte olan bir bestecimizdir. Böylece kendini ve çalışmalarını baştan ulusalcı akım, amaç, ilke, yol ve yöntemle çerçeveleyerek kendine özgü bir biçem oluşturmuştur. Ancak, bunu oluştururken ulusaldan kaynaklanma ve kaynaklandığından süzerek mayalanma-tohumlanma, uluslararasıldan yararlama ve evrenselden esinlenme biçiminde bir anlayış ve yaklaşım içinde olmuştur. Bu anlayış ve yaklaşım yöreselden ulusala, ulusaldan evrensele ya da kısaca “yöreselden evrensele” ilkesini de esas alır.

Sun’un “Yurt Renkleri” Adlı Eseri: Sun bu eseri için şöyle der: “Yurt Renkleri, Ankara Devlet Konservatuvarı’na öğrenci olduğum yıl (1953-54’de) piyano için bestelenmiş; TRT Yarışması için hazırlanan orkestra partisyonu Mart 1966’da tamamlanmıştır. Yurt Renkleri halk küğünün belirli yapıtlarından derlenen bir demet değildir; bir ‘âşık’ın türkü yakması gibi, bir bağdarın yaptığı halk küğüdür. ‘Halk Küğü Bağdamak’ ya da ulusal olmak bu yapıtta özenti değil, ‘kendiliğinden’dir. Bunun için, öyle sanıyorum ki Yurt Renkleri bir Mey Havası, Bağlama Havası kadar halk küğü olan bir ‘Orkestra Havası’dır.” (Sun 2011: 283). Sun onu geleneksel oyun havası, halk havası gibi “Çoksesli Halk Havaları, Piyano Havası ve Orkestra Havası” olarak niteler. “Türk müziği makam ve dizilerinde ve Kemal İlerici’nin sistemleştirdiği dörtlü armoni anlayışı içinde bestelenmiş”, “geleneksel Türk müziklerinden kaynaklanan özgün kompozisyonlar” olarak tanımlar. Ve ekler: “Türk insanının müziksel duyarlığı bütün parçaların ruhunu oluşturur.” (Sun 2011: 285, 288). Bu eser Sun’un sonraki tüm yaşamı için ilk ana temel oluşturur, eşik aşar ve ilk kilit-kapı-açar eseridir.

12. Sun’un Müzik Eğitimciliği ve Eğitim Müziği Besteciliği

Sun doğuştan akortlu olmasının yanı sıra âdeta doğuştan müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisidir. Onun bu niteliği birlikte, birbiriyle iç içe ve birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütündür. Ve bu bütünlük içinde örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere iki boyutludur. Bu bakımdan Sun’u (1) genel müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi, (2) özengen müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi, (3) mesleksel müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi olarak görmek ve nitelendirmek doğru olur. Genel müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği hem örgün hem yaygın eğitim ağırlıklıdır. Özengen müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği daha çok özengen korolar yoluyla gerçekleşir. Mesleksel müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği ise hizmet öncesi ve hizmet içi olmak üzere daha çok devlet konservatuvarlarında müzik sanatçısı ve eğitim enstitüleri müzik bölümlerinde müzik öğretmeni yetiştirme ağırlıklıdır.

Bunların yanı sıra kurslarda ve radyolarda da benzer görev ve işlevler görür. Bütün bunlar bir yandan “tüzük, yönetmelik, yönerge ve plan-program”; öbür yandan “ilke, amaç, kapsam-içerik, yöntem ve teknik”; başka bir yandan da “kitap, araç ve gereç” bakımlarından çok yönlü, çok boyutlu ve geniş kapsamlıdır. İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı (1968) ile Şarkı Demeti (1969) ve Solfej (1974) adlı kitapları öncelikle genel-temel müzik eğitimi, bireysel-toplu şarkı söyleme eğitimi ve müziksel işitme-okuma eğitimi alanlarında devrimsel değişim-dönüşüm-gelişim sağlayan eğitsel çalışmaları, yapıtaşları ve yapıtlarıdır.

Sun, müzik eğitiminde “etkin katılımcı, özgün yaratımcı ve taban genişletimci” bir yaklaşım izler. Bunu izlerken genel, özengen ve mesleksel müzik dinleyicisi yetiştirme sürecini ve tabanını da olabildiğince genişletmeye çalışır. Bunun için örneğin “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” film müziklerini filmden bağımsız ‘konser müziği’ olarak da düzenler ve yapılandırır. Bu eserler Anadolu’da ilgi gören seslendirmelere uzanır (Say 2005: 388). Aynı yaklaşımı Müzikaller ve Tiyatro Müzikleri için de izler ve uygular.

13. Sun’un Temel Görüşü, Ana İlkesi, Ülküsü ve Tutkusu: “Türk Kalarak Çağdaşlaşma”

Atatürk 10 Ekim 1925’te “Devrimin temellerini her gün derinleştirmek, sağlamlaştırmak gereklidir.” diyordu. O’nun bu yönerisi kuşkusuz öbür devrimler gibi Türk müzik devrimi için de geçerliydi. On yıllar sonra Muammer Sun bu devrimle ilgili Cumhuriyet öncesi ön oluşumları da göz önüne alarak 1950’lere-1960’lara kadar olan dönemlerde yapılanları-edilenleri irdeleyip değerlendirdi. Bu bağlamda (1) Batı müziğini alma, (2) Batı müziğinden uyarlama, (3) Batı müziğine öykünme, (4) Batı müziğine göre armonize etme, (5) Batı müzikçiliğinin alma, (6) Genel son müzik kurallarını göre işleme, (7) Öz müziğimizden kural-yöntem-sistem geliştirme ve uygulama aşamalarını ele aldı, elekten geçirdi.

Sun, 1960’ların ikinci-1970’lerin ilk yarısında Türk müzik devriminin temellerini gerçek anlamda ulusal öze dönük ve ondan kaynaklanan bir anlayış ve yaklaşımla yeniden düşünüp yapılandırarak âdeta yeniden oluşturdu ve devrimi yeniden akortladı. Çünkü o bilinçli çalışmalarının başından beri Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşmaya ilkeli, ülkülü, tutkuludur. Bunun için almacı, aktarmacı-öykünmeci-yamacı, uydurmacı-uyarlamacı yöntemlerle sözde batılılaşmayı bırakıp (Sun-Katoğlu 1974, 1993), kendi öz yapımıza, öz kişiliğimize, öz koşullarımıza, öz amaç ve ereklerimize uygun yeni ve özgün yaratıcı-yaratmacı yol ve yöntemlerle gerçek çağdaşlaşmayı erekler. Bunun adı Sun’un deyişiyle Türk Kalarak Çağdaşlaşmaktır.

Ülkemizde ana ilkesi, ülküsü, tutkusu Türk kalarak çağdaşlaşmak olan bir müzikçinin dili kendiliğinden Türkçe, Atatürkçe, Müzikçe olur. Sun işte böyle bir müzikçidir. Ayrıca o Türk kalarak çağdaşlaşma yolunda elbette yalnız değildir, o yolda yürüyen başka bestecilerimiz de vardır. Ancak bunların arasında dili en Türkçe, en Atatürkçe, en Müzikçe olan ya da görünen Sun’dur.

14. Muammer Sun’a Armağan Kitabında Hakkında Yazılanlardan Kimi Seçmeler

“Karnında güneş olan adam…” (Orhan Peker, s. 15)

Bu topraklara kök salmış bir ulu çınarımızdır.” (Erdoğan Okyay, s. 26)

“Her zaman sizin kendi gerçekliğinizle yüzleşmenize yol açan bir çınardır.”(B. Tongur, s. 347)

“Soyadının izinde bir bestecidir.” (Burhan Önder, s. 348)

“Cumhuriyet Türkiye’sinin savaşan bir aydınıdır.” “Türk Kalarak Çağdaşlaşmak… Bu başlık Muammer Sun’un dünya görüşünün özetidir.” (Ahmet Say, 337, 344)

“Bütün eserleriyle bir ‘Yurt Renkleri’dir.” (Cihat Aşkın, s. 357)

Muammer Sun ‘her kurum içinde kurum’, ‘her okul içinde okuldu.” (Ersin Onay, s. 363)

“Her şeyim olan öğretmenim.” (İvan Çelak, s. 393)

“Üretmekle yaşamayı iç içe yoğuran bir kişilik…” (Koral Çalgan, s. 403)

“Besteciliği yanında sorgulamanın önderleri arasında yer alır.” (Önder Kütahyalı, s. 425)

“Bir Türkiye sevdalısıdır.” (Sarper Özsan, s. 443)

“Anadolu’nun rengi, nefesi… Açık yürekli, açık sözlüdür. Sevecen ve hoşgörülüdür. Dik durur, eğilip bükülmez. İlkeli, kararlı ve cesurdur. Ulusalcıdır.” (Ş. Kahramankaptan, s. 463-465)

“Muammer Sun yalnız besteci ve öğretici olarak değil, aynı zamanda düşünür ve eylem adamı olarak da seçkinleşmiştir.” (Yalçın Tura, s. 471)

Çağdaş Türk müziğinin ozanıdır.” “Eğitim müziği eserleri Türk toplumunda bir tür anonimlik düzeyine ulaştı.” (Yiğit Aydın, s. 477)

15. Özet, Sonuç ve Öneriler

15.1. Özet: Buraya kadar yapılan genel saptama, çözümleme ve değerlendirmelerden sonra Muammer Sun’un Türk müzik devrimindeki yeri ve önemi en kısa, en özet ve en özlü biçimde şöyle belirtilebilir: Akortlu doğdu, akortlu yaşadı, akortlu yetişti ve oluşturduğu öz yetişimle devrimi yeniden akortladı. Bu, olağanüstü önem ve yaşamsal değer taşıyan, yadsınamaz bir tarihsel gerçekliktir. Bu gerçeklik ya da olgu Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin yakın geçmişini kökten ve derinden etkiledi, bugününü etkilemekte olduğu gibi yakın geleceğini de etkileyecektir. Bu bakımdan açık yüreklilikle diyoruz ki “Türk müzik devriminde kendine özgü bir ‘Muammer Sun olgusu’ vardır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk müzik devriminin etkin ve seçkin insanı Muammer Sun önce bu devrimle kendine özgü biçimlendi, sonra bu devrimi kendine özgü biçimledi. Buna göre Türk müzik devriminde önce biçimlenen, sonra biçimleyen oldu. Atatürk’ün öngördüğü “Türk Müzik Devrimi”ne ilişkin düşünce sistemi ile Sun’un tasarladığı “Türk Kalarak Çağdaşlaşma” ilkesiyle tanımladığı düşünce sistemi tam tamına örtüşür (Okyay 2011: 25). Bu saptama da gösteriyor ki Sun, ulu önder Atatürk’ün öngördüğü Türk müzik devriminin özünü birkaç on yıl sonra en iyi kavrayan, tanımlayan ve uygulayan katıksız ve ödünsüz bir Türk müzik devrimcisidir.

Sun, tasarladığı Türk Kalarak Çağdaşlaşma amacını, ilkesini, ülküsünü ve yolunu-yöntemini kendisine, çevresine ve toplumuna uyguladı. Böylece kendisini Türk kalarak çağdaşlaştırırken çevresini ve toplumunu da aynı biçimde çağdaşlaştırmaya koyuldu. Birçok engeli ve zorluğu aşarak bunda da çok başarılı oldu. Çünkü tüm çalışmalarında ellerini, beynini ve yüreğini birlikte kullandı. Kullanırken alın terini, akıl terini ve gönül terini birlikte akıttı. Böylece elinin erdiğine ve gönlünün çektiğine aklı ve gücü yetti, gücünün yettiğini elinden geldiğince, aklınca ve gönlünce yaptı, yarattı.

Okyay’ın (2011: 24) deyişiyle “İster orkestra eserleri olsun, ister yazdığı başka türlerdeki zengin dağar olsun, Sun’un müziği kolay algılanan, benimsenen ve geniş kesimlerce hemen özdeşleşilen ve sevilen, çabucak yayılmaya yatkın eserlerdir. Çünkü onlar, ulusal kültürümüzün özgün ögeleriyle örülmüş, o köklerden beslenmiş ve çağımıza taşınmış eserlerdir. Bu müzikleri Sun’a esinleten düşünce sistemi ise onun ‘Türk Kalarak Çağdaşlaşma’ ilkesiyle tanımladığı ve Atatürk müzik devrimiyle tam tamına örtüşen bir düşünce sistemidir. Sun’un müziği bu devrimin hedefine çok uygun düşen bir örnek oluşturmaktadır.” Bu durum Sun’un müzik eğitiminde de aynen geçerlidir.

15.2. Sonuç: Sun, doğuştan akortlu ve âdeta doğuştan besteci ve eğitimcidir. Müzik öğrenimi ve meslek yaşamı boyunca bu üç niteliği birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütün olarak taşır. Bunun çok somut bir göstergesidir ki, ülkemizde sanatsal bestecilik ile eğitsel besteciliği birbirine eşdeğer ve birbiriyle uyumlu olarak olağanüstü bir ustalıkla birleştirip kaynaştıran ve bütünleştiren eşsiz bir örnektir.

Sun’un çağdaş ulusal müzik yaklaşımı, Say’ın (2005: 388) deyişiyle “geleneksel müziğimiz ile batı müziği ögelerini birleştirerek onlardan bir bireşime ulaşmak değil, gelenekten kaynaklanan yeni bir [çoksesli] Türk müziği yaratma yönelimidir.” Kütahyalı’nın (1981: 118-119) deyişiyle “Sun’a göre çağdaş Türk müziği yerel kaynaklarımızın çağdaş verilere göre işlenmesinden oluşacaktır.” Sun, müzikte evrenselliğe giden yolun ulusallıktan geçtiği görüşündedir. Bu nedenle onun müzikteki ulusallığı içe dönük ve kapalı değildir; hem içe hem dışa dönük ve açıktır; uluslararasıllığa ve evrenselliğe dönük ve açık uçlu bir ulusallıktır. Çağdaş çoksesli ulusal müzik konusunda yapıcı, yaratıcı, onarıcı-geliştirici-dönüştürücü, yol gösterici ve yüceltici bir kişiliktir; yok edici değil, var edici, var kılıcıdır. Sun’un imgesi bir yandan çağdaş çoksesli Türk ulusal müziğini yaratmada olağanüstü bir besteci olarak, öbür yandan Türk müzik yaşamında, kültüründe ve eğitiminde Türk kalarak çağdaşlaşma düşüncesinin uygulamalı kuramcısı, kuramlamalı uygulamacısı ve simgesi olarak şimdiden ölümsüzleşmiştir. Şimdiden sonra da hep ölümsüz kalacaktır…

15.3. Öneriler: (1) Muammer Sun’un yaşamı, öğrenimi, görevleri, çalışmaları, sanatsal yaratıları ve öbür eserleri ayrı ayrı, küme-küme ve tümü bir bütün olarak çok yönlü araştırılmalı ve incelenmelidir. (2) Türk müzik yaşamına, kültürüne ve eğitimine yaptığı unutulmaz hizmetlere, yarattığı ölümsüz yapıtlara ve paha biçilmez değerlere yerel, bölgesel ve ulusal bir şükran simgesi olarak, en uygun görülecek yer, kurum ve kuruluşlara adı verilmelidir (“MÜZED Muammer Sun Koroları” adı verildi). (3) Muammer Sun adına başta sanatsal bestecilik, eğitsel bestecilik, eğitimcilik ve kuramcılık olmak üzere müziğin belli dallarında ödüller kurulmalıdır (ihdas edilmelidir).

16. Bitiriş

Türk müzik devriminde çok özel, çok ayrı ve ayrıcalıklı bir yeri olan Muammer Sun ile ne denli övünsek azdır. Çünkü o 85 yılını doldurduğu yaşamında ilköğreniminin ilk günlerinde öğrendiği Öğrenci Andı’nın ilk dizesinde-tümcesinde coşkuyla söylediği gibi “Türk’tür, doğrudur, çalışkandır.” Tüm içtenliğiyle ortaya koyduğu gibi her yönüyle “Türk kalarak çağdaşlaşmıştır.” Çağdaşlaşırken tüm emeği, alın teri ve göz nuruyla yarattığı değerlerden oluşan “Tüm varlığını Türk varlığına armağan etmiştir.” Ne mutlu Sun’a! Ne mutlu “Sun’un öğrencisiyim, meslektaşıyım, dinleyicisiyim, izleyicisiyim” diyenlere!

Kendim, Türkiye ve Türk Dünyası Müzik Eğitimi Ailesi adına Atatürk önderliğindeki Türk müzik devriminin yılmaz eri, Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin eşsiz yüz akı, anıt insan ve ulu çınar Muammer Sun’u candan yürekten kutluyorum. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisine ve ailesine daha nice sağlıklı, verimli ve mutlu yıllar diliyorum...

Ankara, 25 Kasım 2017

KAYNAKÇA

ABE (2008a), Atatürk’ün Bütün Eserleri [ABE] C. 23, (1929-1930), İstanbul: Kaynak Yayınları.

ABE (2008b), Atatürk’ün Bütün Eserleri [ABE] C. 24, (1930-1931), İstanbul: Kaynak Yayınları.

KEP (2004), Köy Enstitüleri Programları[KEP], Ankara: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yay.

Kütahyalı, Önder (1981), Çağdaş Müzik Tarihi, Yay. Nejat İ. Leblebicioğlu, Ankara: Varol Matbaası.

Okyay, Erdoğan (2011), “SCA Müzik Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Erdoğan Okyay’ın Konuşması”, içinde: Muammer Sun’a Armağan, Sinemis Adige Sun, Ankara: SCA Müzik Vakfı Yay., s. 21-26.

Oransay, Gültekin (1985), Atatürk İle Küğ, Genişletilmiş ikinci basım, İzmir: Küğ Yayını.

Say, Ahmet (2005), Müzik Ansiklopedisi C. 3, Ankara: Müzik Ansiklopedisi Yayınları.

Sun, Muammer (1969), Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları, Ankara: Ajans Türk Yay.

Sun, Muammer ve Murat Katoğlu (1993), Türk Kalarak Çağdaşlaşma, Ankara: Müzik Ansiklop. Yay.

Sun, Sinemis Adige (2011), Muammer Sun’a Armağan, Ankara: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yay.

Uçan, Ali (2005a), İnsan ve Müzik/İnsan ve Sanat Eğitimi, Genişletişmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzikevi.

Uçan, Ali (2005b), Müzik Eğitimi, Genişletilmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzikevi.

Uçan, Ali (2010), Başöğretmen Atatürk ve Cumhuriyet Öğretmeni, Yay. Haz. Sibel Karakelle, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.

Uçan, Ali (2015), Türk Müzik Kültürü, Genişletilmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzik ve Yayınevi.

 

Editörün Notu: Bu makale tam metin olarak Öğretmen Dünyası Dergisi, Yıl 39, Ocak 2018, Sayı 457, s. 36-43'te yayımlanmıştır. (Öğretmen Dünyası [Dergisi], Yıl 39, Ocak 2018, Sayı 457, s. 36-43).

Bu haber 6235 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
CRR Genç Oda Orkestrası
CRR Genç Oda Orkestrası
Uzun Aradan Sonra İlk Kez AKM'de Konser
Uzun Aradan Sonra İlk Kez AKM'de Konser